26. bölüm · Fırtına İçimizde
Bölüm 26
Telafi edeyim dedim. Alin size uzun bi bölümm. Hadi okuyunmm. Keyifli okumalarrr💃🏻🩷
𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Fadime bir süre daha yerinden kıpırdamadı. İso’nun nefesi yeniden ağırlaşmıştı; bu kez gerçekten uykuya geçmişti. Kolunun ağırlığı hâlâ belindeydi ama artık uyanık bir tutuş değildi bu, alışkanlıkla kalmış bir yakınlıktı.
Yavaşça, dikkatle yerinden çıktı. Yatağın kenarından kalkarken bile arkasına baktı; sanki İso uyanır da “gitme” der gibi. Demedi. Sadece uyudu.
Banyo kapısını sessizce kapattı. Su açıldığında çıkan ses, evin sessizliğinde fazla gelmişti ama geri kapatmadı. Ilık su omuzlarından aşağı aktığında, geceden ve sabahtan kalan her şey yavaş yavaş çözüldü. Saçlarını yıkadı, yüzünü yıkadı. Aynaya baktı. Gözleri uykusuzdu ama yüzünde garip bir yumuşaklık vardı. Alışık olmadığı bir hâl.
Duştan çıktığında havluya sarıldı. Saçlarından damlayan su, fayanslara küçük sesler bırakıyordu. Fön makinesine uzandı, fişini eline aldı… sonra durdu. Bir an düşündü. O ses bütün evi ayağa kaldırırdı. İso’yu uyandırırdı.
“Gerek yok,” diye mırıldandı kendi kendine.
Havluyla saçlarını biraz kuruladı ama tam değil. Islak, ağır ve ensesine yapışık kaldı. Üzerine temiz kıyafetlerini giydi; sade, ev hâli. Ne özellikle güzel görünmeye çalıştı ne de saklandı. Olduğu gibiydi.
Odaya döndüğünde İso hâlâ yatıyordu. Yatağın kenarına oturdu, saçlarının suyunu tişörtünün omzuna silmeden, olduğu gibi bıraktı. Pencereye baktı. Hava serindi. İçinden bir ürperti geçti ama fönü yine de çalıştırmadı.
İso o sırada kıpırdandı. Gözlerini araladığında ilk gördüğü şey Fadime oldu. Saçları ıslak, omuzlarına dökülmüş, üstüne koyu lekeler bırakmıştı. Bir süre hiçbir şey söylemeden baktı. Bu, alışık olduğu bakışlardan değildi; uykuyla uyanıklık arasında, filtresiz bir bakıştı.
“Sen…” dedi boğuk bir sesle, “neden saçlarını kurutmadın?”
Fadime döndü. Onu uyanık görünce bir an duraksadı. “Uyuyordun,” dedi sakinlikle. “Uyandırmak istemedim.”
İso doğruldu. Kaşları hafifçe çatıldı ama kızgınlıktan değil. “Hava soğuk,” dedi. “Hastalanırsın.”
Fadime omuz silkti. “Bir şey olmaz.”
Ama İso’nun içi rahatlamadı. Yataktan kalktı. O birkaç adımı atarken içindeki kıpırtıyı kendisi bile tam adlandıramadı. Koruma değildi sadece. Alışkanlık da değildi. Daha sessiz, daha derin bir şeydi.
Fadime fark etmeden yanına geldi ve kollarını ona doladı.
Bir anlık afalladı Fadime. Kasları istemsizce gerildi. Sonra refleksle İso’nun göğsüne elini koyup itti. “Hoop, Furtunacık,” dedi. “Uzak dur.”
İso durdu. Geri çekildi ama gülümsemeden. “Alıştım,” dedi. “Sen böyle yapınca şaşırmamayı öğrendim.”
Fadime bakışlarını kaçırdı. “İyi. Alışmaya devam et.”
Birlikte odadan çıktılar. Merdivenlerden inerken yan yana ama aralarında küçük bir mesafe vardı. Bu evde her şeyin bir dengesi vardı; fazla yakınlık da dikkat çekerdi, fazladan kaçış da.
Mutfakta kahvaltı masası çoktan kurulmuştu. Şerif baş köşedeydi. Şirin Furtuna çayı karıştırıyordu. Esme masanın bir ucunda, Zarife diğer ucunda oturuyordu. Oruc pencereye yakın sandalyeye kurulmuştu.
Fadime ve İso içeri girince bakışlar bir anlığına onlara döndü, sonra herkes normaline döndü. Kimse bir şey sormadı. Bu evde sorular çoğu zaman yutulurdu.
Oturup kahvaltıya başladılar. Tabaklar doldu, çaylar tazelendi. Konuşmalar gündelikti; hava, iş, ev. Ama masanın altında İso’nun dizinin Fadime’ninkine hafifçe değdiği anlar oldu. Bilerek mi, bilmeden mi, belli değildi.
Kahvaltı bitince Zarife ayağa kalktı. “Fadime,” dedi. “Gel bakayım buraya.”Fadime duraksadı ama itiraz etmedi. Yanına gitti. Zarife onu baştan aşağı süzdü; bakışı sert değildi ama doğrudandı.“Ben torun istiyorum,” dedi pat diye.
Fadime’nin gözleri büyüdü. Bir an ne diyeceğini bilemedi. “Zarife ana…” dedi zorlukla. Hiç ana diyeceğu yokdu o kadina. Sonra. “Biz şimdilik bebek düşünmüyoruz.”
Zarife kaşlarını çattı. “Şimdilik mi var bunun? Torun torundur.”Fadime gülümsedi, yumuşatmaya çalıştı. “Zamanı var.”Ama Zarife bırakmadı. “Ev, düzen, adam var. Daha neyin zamanı?”
Fadime başını eğdi, lafı uzatmadı. Birkaç bahane daha söyledi, geçiştirdi. Sonra izin isteyip odasına çıktı.
Kapıyı kapattığında içindeki gürültü dışarıda kaldı. Yatağa uzandı. Tavana baktı. Zarife’nin sözleri kulağında yankılandı.
İso’nun da hakkıydı bir çocuk sahibi olmak. Bunu inkâr etmiyordu.
Ama ya sonra?
Ya yollar ayrılırsa? Ya bir gün yalnız kalırsa?
Kendi çocukluğunu düşündü. Eksik büyümeyi. Anne-baba boşluğunu. Bir çocuğun yoklukla büyümesinin nasıl bir iz bıraktığını çok iyi biliyordu. Aynı şeyi kendi bebeğine yaşatmak istemezdi.
“Belki sonra,” diye düşündü. “Belki her şey daha sağlamken.”Ama zaman dediğin şey… bazen beklemezdi.
Fadime gözlerini kapattı. Yatağın sessizliği, evin gürültüsünden daha ağırdı. İçindeki soru cevap istemiyordu henüz. Sadece orada duruyordu.Ve bu sabah, her şeyden biraz fazlaydı.
