37. bölüm · Fırtına İçimizde

Bölüm 37

Aysun Vibesel✨️

Merhabaaa efenimmm özlediniz mi beniii😁 Yeni bölümle karşınızdayimm. Keyifli okumalarrr🙏🏻✨️

𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡

AKŞAM – FURTUNA KONAĞI (DEVAM)

Akşam, konağın içine ağır ağır çökmüştü. Gün boyu odanın penceresinden süzülen ışık yerini loşluğa bırakmış, perdelerin ardında gölgeler uzayıp kısalmaya başlamıştı. Aşağıdan yemek kokuları gelmişti bir ara; sonra tabak sesleri, konuşmalar… Ama İso’nun sesi yoktu.

Fadime pencerenin önünde durdu. Camın aralığından dışarı baktı. Avluda hareket yoktu. Kapı hâlâ kapalıydı.

“Bu adam nerede?” dedi kendi kendine. Sesi boşluğa çarpıp geri döndü.

Odanın içinde bir ileri bir geri yürüdü. Adımlarının ritmi bozuluyordu; bazen hızlanıyor, bazen durup kalıyordu. Saatine baktı. Sonra tekrar baktı, sanki ilk bakışta yanlış görmüş gibi.

“Bu saate kadar da iş mi olur?” diye söylendi. “Anası çağırdı diye gitti, tamam… da bu kadar mı sürer?”

Bir sandalyeye oturdu, sonra duramadı, kalktı. Yatağın ucuna ilişti, yine olmadı. Elini saçlarına attı, geriye doğru itti. Aynadaki yansımasına takıldı gözü. Kaşları çatık, dudakları ince bir çizgi olmuştu.

“Kendini yiyip bitiriyorsun Fadime,” dedi aynadaki kendine. “Belki de cidden bir şey yok.”

Bir an durdu. Sonra içinden başka bir ses yükseldi.

“Varsa?”

Göğsünün ortasında ince bir sızı hissetti. Elini bastırdı, sanki susturmak ister gibi.

“Yok yok,” dedi hızlıca. “İso öyle biri değil.”

Ama zihni susmuyordu.

O “özelim” sözü…
Telefonu göğsüne çekişi…
Gülerek çıkıp gidişi…

Dişlerini sıktı.

“Ula adam bir açıklama yapar,” dedi. “İki kelime eder.”

Saat ilerledikçe öfkesi yerini yorgunluğa bırakmaya başladı. Omuzları düştü. İç çekti.

“Pes,” dedi sonunda. “Ne yapayım, sabaha mı kadar ayakta bekleyeyim?”

Dolabın kapağını açtı. Üstünü değiştirdi; hareketleri sertti, aceleciydi. Lambayı kapattı, sadece komodinin üstündeki küçük ışık kaldı. Yatağa girdi ama uyku yoktu. Tavana bakıyordu.

Tam gözlerini kapatacakken—

Aşağıdan bir kapı sesi geldi.

Net. Ağır. Konağın kapısı.

Fadime’nin kalbi bir anda hızlandı.

“Geldi…” diye fısıldadı.

Yorganı üstünden attı. Yataktan fırladı. Ayakları yere değer değmez kapıya döndü. Bir saniye durdu. Saçını düzelttiğini fark etti, sonra sinirlendi kendine.

“Niye düzeltiyorum ki?” diye söylendi.

O sırada kapı kolu oynadı.

Kapı açıldı.

İso içeri girdi.

Fadime’yi ayakta, karşısında görünce bir an duraksadı. Adımı yarım kaldı, hafifçe tökezledi. Gözleri kocaman açıldı.

“Fadime?” dedi şaşkınlıkla.

Fadime kollarını göğsünde birleştirdi. Sesini sakin tutmaya çalıştı ama tonu buz gibiydi.

“Tilki kürkçü dükkânına dönermiş,” dedi.
“Hoş geldiniz İso Bey, şeref verdiniz. Neredeydiniz bu saate kadar acaba?”

İso elini ensesine attı. Gülümsedi ama o gülümseme tutmadı.

“Fadime, yapma be güzelim,” dedi, yanına yaklaşmaya çalışarak. “Söyle…”

“Ne yapmayayım İso?” diye kesti Fadime.
“Sabah öylece çekip gitmeni mi, yoksa bir tek açıklama bile vermemeni mi?”

İso’nun yüzü ciddileşti. Bir adım geri attı.

“Bak güzelim,” dedi, “boş ver sen onu… kim olduğunu.”

Fadime’nin kaşları çatıldı.

“İso,” dedi yavaşça, “söylemezsen seni dışarda uyuturum.”

İso’nun gözleri büyüdü.
“Fadimee… hayır,” dedi, ısrar eder gibi. “Büyütme.”

“Söyle,” dedi Fadime. Tek kelime. Net.

İso bir an durdu. Sonra derin bir nefes aldı. Cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı açtı, uzattı.

“Al,” dedi. “Bak kim yazmış.”

Fadime telefonu aldı. Parmakları hızlıydı ama kalbi gürültülü atıyordu. Ekrana baktı.

İlk isim gözüne çarptı:
Sahra – Hala Kızı

Bir an durdu. Sonra mesajlara girdi. Okudu. Satır satır.

Yüzündeki ifade değişmedi ama içi karıştı.

Telefonu indirip İso’ya baktı.

“Ben,” dedi, “nasıl emin olcam mesajları silmediğine?”
“Ve cidden yazanın hâlâ kızın olduğuna?”

İso yatağın kenarını gösterdi.

“O zaman,” dedi, “otur da anlatayım.”

İkisi de yatağa oturdu ama aralarında mesafe vardı. İso Fadime’nin elini tutmak istedi. Fadime hemen çekti.

“Temassız anlat,” dedi soğukça.

İso iç çekti.
“Tamam,” dedi, pes edercesine.

Bir an sustu. Sonra konuşmaya başladı.

“Bak güzelim,” dedi yumuşak bir sesle,
“Sahra çocukluktan beri bana âşık. Ben onu her defasında reddettim. Hâlâ kızım olduğu için olmaz bizden dedim. Hem…”
“Ben onu cidden kardeş olarak görüyorum.”

Fadime’nin içinden sanki kaynar sular geçti. Yüzü ısındı, kulakları uğuldadı.

İso devam etti:

“Bana yazdı ki… iki gün sonra Trabzon’a gelicem. Beni karşıla, hem yeni gelinle de tanış olucam dedi.”

Fadime başını hafif yana çevirdi. Dudaklarını bastırdı.“Geleceği varsa,” dedi sakin ama keskin bir sesle,
“göreceği de var.”

İso bu hale güldü.
“Sen beni mi kıskandın?” dedi sırıtıp.“Hayır,” dedi Fadime hemen.“Neyini kıskanayım?”İso inanmış gibi yaptı. Başını salladı.

Fadime derin bir nefes aldı. İso’nun anlattıklarına inanmak istiyordu. Zorladı kendini. Daha fazla uzatmadı. Yatağın diğer tarafına geçti, uzandı.

İso da yanına yattı.“Barıştık demi?” dedi.Fadime yorganı biraz daha çekti üstüne.“He he,” dedi.“Barıştık.”Ama gözleri kapalıydı… Ve içindeki fırtına, tam olarak dinmemişti.