8. bölüm / 30
Çevrimdışı8. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 8. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime
- 23 23. Bölüm781 kelime
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime
- 29 29. Bölüm881 kelime
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kırıldı göğün mavisi, gözlerinde akşam oldu,
Bir kuş göç etti içimden, kanadında adın kaldı.
Ne bahar teselli etti, ne de kış unutturabildi;
Seni bir kere sevdim, ömrüm o mevsimde kaldı.
_______________________________________
Uzun zamandır Berk ile görüşememiştim. Özlemiştim aslında. Sonuçta herşeyimi bir tek ona anlatıyordum ve sağlam dostluğumuz vardı. Fakülteden çıktığımda hava yakıcıydı. Berk okul için Muğla'ya taşınmıştı bu yüzden yüz yüze görüşemezdik. Eve gider gitmez aramayı planlıyordum. Kampüse araba ile geldiğim için kampüs otoparkından arabamı çıkardım. Çarşıda halletmem gereken birkaç işten sonra eve dönüp Berk'i arayacaktım.
Kampüs kapısından çıkarken asfalt sıcaktan dalgalanıyordu. Arabaların kaportaları güneşi yansıtıyor, öğrenciler gölge araya araya yürüyordu.
Kısa bir süre sonra çarşı alanına varmıştım. Ev için alışveriş yapıp bir kafeye oturdum. Okuldan sonra alışveriş kesinlikle yapmamalıydım. Yorgunluktan gebermiştim. Kendime bir kahve söyleyip telefonumla uğraşmaya başladım. Çok kısa bir süre sonra masama sarışın, ela gözlü, zayıf bir kız geldi ve karşımdaki sandalyeye oturdu.
"Boş mu? Oturabilir miyim?"
Ne diyeceğimi bilemeden boş boş yüzüne baktım. Kadın da bir şey söylemeden eşyalarını masaya bıraktı.
"Seni kampüsten tanıyorum. Tanışmak ister miydin diye soracaktım."
Karşımdaki kişinin güzel olup olmaması umurumda bile değildi. Gözüm yıllardır yalnızca tek bir insanı aramaya alışmıştı.Ve bence bu kadınında niyeti farklıydı. Sesimi nazik tutmaya çalışarak,
"Gerek yok." dedim.
Kadının suratı düştü. Bir süre yüzüme asık suratla baktı ama kalkmaya meyletmedi. Onu umursamamaya çalışarak bakışlarımı telefonuma yönlendirdim. Fakat kadının susmak gibi bir niyeti yoktu.
"Ben Asya. Senide tanımak isterim." dedi cilveli çıkarmaya çalıştığı sesiyle.
Böyle zoraki samimiyetler bana hep yapmacık gelmişti.
"Tanışmak istemiyorum." dedim zoraki bir tebessümle.
Yüzü yine asıldı fakat hâlâ inatla oturmaya devam ediyordu.
"Biraz utangaçsın sanırım ama sorun yok. Birbirimizle takıldıkça anlaşabileceğimize eminim." diye diretti.
Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım. O ise parmaklarını sürekli masaya vuruyordu. Derdi neydi? Kalp kırmamaya çalıştığım için sessiz kaldım. Sessiz kalınca gideceğini sanmam en büyük hataydı.
Elini yukarı doğru kaldırıp garsona seslendi. Garson gelince utanmadan siparişini verdi. Hemen ardından yüzüne düşen sarı saç tutamlarını kulağının arkasına attı.
Ona kalkmasını açıkça söylememi mi istiyordu?
Aynı umursamaz tavrıyla masadaki kutudan peçete çıkarıp çantasından çıkardığı kalemle bir numara yazdı. Peçeteyi bana uzatınca sabrımın son sınırındaydım.
"Bu benim numaram.Şey...Belki fikrin değişir diye."
İstemiyorum diyorum bacım, anlamak zor mu be? İlla kalp mi kıracağız? Bizim kalp başkasında yıllardır. Kimseye verecek başka kalbim yoktu valla. Uzattığı peçeteyi buruşturup masanın yakınındaki çöpe fırlattım.
"İstemediğimi söylemiştim. Üstelememeliydin."
Birşey demeden en sonunda sinirli gözlerle masada duran çantasını aldı ve kafeden ayrıldı. Sonuçta benim bi suçum yoktu. İstemiyorum dedim buna rağmen diretmeye devam etti. Bu tepkimi fazlasıyla hak etmişti. Ne diye üsteliyorsun be ablam?
Eve vardığımda yorgunluktan ölüyordum. Eşyaları mutfağa bırakıp odama çıktım. Üzerimi değiştirip telefonumu aldım. Ve gördüğüm manzara...Bunca zamandır ilk kez gördüğüm bir şeydi. Helen bana yazmıştı. Evet. Bu sefer kendisi yazmıştı. Saate baktığımda saat 20.30'du. Her seferinde yaşadığım kalp hızlanması ve ellerimin titremesi eşliğinde hızlıca mesaj bildirimine tıkladım.
Helen🍂:Bugün aynı saatte yazmadın. Bir şey mi oldu? Merak ettim.
Helen Sancak
2 saat önce
Evimin balkonunda oturmuştum. Kahvemi yudumlarken günler sonra ilk defa huzurlu hissetmiştim. Ve evren bu huzuru bir süre sonra kursağımda bırakmaktan hiç çekinmemişti. Emir bana yazmıştı. En son lisedeyken onunla takılmıştım. Daha doğrusu çardakta masum masum otururken Emir göteleği gelip sırnaşmıştı. Ayıp olmasın diye iki gülmüştük. Hayatımda hiçbir zaman o kadar yapmacık güldüğümü hatırlamıyordum yani o kadarına. Hemen yüz verdiğimi sanıp bana epey alışmıştı. Mezuniyette bile peşimi bırakmayıp her dakika dans etmek istediğini, beraber oturmak istediğini söyleyip durmuştu. Tabii bu tavırları bir tek banaydı. Başkalarına karşı oldukça zorba olan bu herifi alttan almak bana göre değildi bu yüzden kendimi bildim bileli hiç hazzedememiştim ondan. O zamanlar bayağı saf olduğumdan, üzülüp kırılır diye yanındayken mutlu rolü yaptığımı hatırlıyordum.
Şimdi ise selam falan yazmıştı numaramı nerden bulduğuna dair hiçbir fikrimde yoktu. Direkt engellemiştim zaten. Nefret ediyordum o çocuktan. Daha sonra...Nedenini bilmediğim bir şekilde saat 19.50 civarında o tanıdığım yabancıya mesaj atmıştım. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama yapmıştım bir salaklık. Kim olduğunu deli gibi merak ettiğimden yazma isteğime engel olamamıştım...
Ben:Bugün aynı saatte yazmadın. Bir şey mi oldu? Merak ettim.
Aradan yaklaşık 1 buçuk saat sonra cevap geldi.
■:Çarşıdaydım. Alışveriş yapmaya gitmiştim. Yazamadım bu yüzden. Bir şey olduğu yok yani. Sen...Beni mi merak ettin?
Adam haklıydı. Sen onu mu merak ettin, Helen? Vallahi salağım ben ya billahi salağım. Tanımadığın adamı niye merak ediyorsun ki?!
Muhteşem oyunculuğumu takınarak cevap yazdım.
Ben:Hayır. Sadece artık bana kimin gizliden yazdığını öğrenmek istiyorum.
■:Öğreneceksin ama lütfen biraz zaman ver olur mu? Uzun zamandan sonra ilk kez senden cevap aldım. Engelimi açtın. Lütfen zaman tanı olur mu?
Şimdi daha çok merak etmiştim. Bana neden uzun zamandır engel yediğini bilmesine rağmen yazmaya devam etmişti ki? Ve bu kişi kimdi! Bu kadar sadık biri olmasına gerçekten şaşırmıştım. Kim olduğunu öğrenir öğrenmez gerçekten sadıklığı için tebrik edecektim.
Ben:Tamam...Yani ne zaman hazır hissedersen söylersin ama...Geç kalma olur mu? Çatlayacağım meraktan çünkü...
■:Uzun sürmemesi için elimden geleni yapacağım emin ol :)
Ben:Peki. Bu arada sormayı unuttum. Tıp okuyorum demiştin...Hangi şehirde okuyorsun?
Gerçekten merak ediyordum. Belkide aynı şehirdeydik. Hatta belki aynı kafede defalarca aynı anda oturmuş, aynı marketlerde dolaşmıştık. Bir ihtimal evlerimizin bile yakın olabileceğini düşündüm fakat daha hangi şehirde okuduğunu bilmediğim için kafamı iki yana sallayarak toparlanmaya çalıştım.
"Kendine gel, Helen. Sana ne nerede oturduğundan? Bu kadar meraklı olma! diyerek kendime sitem etmeyi unutmadım.
■:Ben..Edirne'de okuyorum. Okul için buraya taşındım.
Bir dakika...Ne?! Edirne mi? Aynı şehirde mi yaşıyorduk yani?! İlk defa bir teorimin doğru olduğunu fark edince kendi kendime saçma bir çığlık attım. İnanamıyordum. Ağzımın farkında olmadan iki karış açıldığını fark edince elimle çeneme tokat atıp kapattım. Daha sonra elimin ayarı yüzünden acıyan çenemi sıvazladım. Gerçekten her anlamda bir ayarım yoktu. Dakikalarca ekrana bakmış olmalıydım ki kendisi tekrardan yazdı.
■:Bu sessizlikten korkmalı mıyım? Yoksa Edirne travman mı var?
Ben:Şey...Ben...Ben şaşırdım açıkçası,
■:Neden? Neden şaşırdın ki?
Ben:Bende Edirnedeyim o yüzden şaşırdım. Küçük bir şehir...
■:Sen..Edirne de mi okuyorsun? Ne okuyorsun? Tıp mı yoksa?
Ben:Hayır. Ben mühendislik okuyorum.
Ben:Belkide seni görmüşümdür ama tanımıyorum diye...Fark etmemişimdir.
■:Ben seni görsem...2 yıldır görmemiş olmama rağmen tanırdım.
Beni bu kadar mı önemsiyordu yani? Şaşırmamak gerçekten elde değildi. Kim bu kadar sadık olabilirdi ki? Eğer o kişi her kimse..Sadıklığı için bile nikahı basardım.
Ben:Şey...Belki kim olduğunu söylersen bende tanıyabilirim?
■:Söyleyeceğim. Biraz daha dayan...Söyleyeceğim. Ama şimdi kapatmam gerek. İyi geceler gizemli kız ;)
Ben:İyi geceler tanıdığım yabancı..
Telefonumu kilitleyip önce onu, sonra kendimi yatapıma fırlattım. Hayatım şaka gibi ilerliyordu. Kim olduğunu bilmediğim ama önceden tanıdığım biriyle konuşuyordum. Milyonda kimin başına gelirdi ki böyle bir olay!
Ege Demiray
Helen ile konuşmamız bitince telefonumu kapatıp masama bıraktım. Berk'i aramıştım fakat ulaşamamıştım. Tekrar denemek adına uygulamayı açıp numarasına tıkladım. Birkaç çalıştan sonra açıldı. Neşeli sesi olgunlaşmış fakat tınısı aynı kalmıştı.
"Ege! N'aber dostum!"
"İyiyim! Hemde çok iyiyim lan!"
Güldüğünü işittim.
"Hayırdır? Seni bu kadar mutlu eden şey ne?"
Sırıtmama engel olamadan konuştum.
"Oğlum, Helen engelimi açtı lan!"
Bir anlığına öksürdüğünü duydum. Tüm neşesi çekilmiş gibi artık kıkırtı sesi gelmiyordu.
"Ne oldu lan? Niye sustun?"
Boğazını temizledi.
"Sen ona mı yazdın lan?"
Güldüm. Ona tek taraflı yazdığımdan haberi yoktu.
"Uzun hikâye dostum. Bir ara anlatırım."
Gülüşünün neden kesildiğine anlam veremedim fakat bozuntuya vermek istemedim. Kısa süren sessizliğin ardından homurdanır gibi konuştu.
"Hı hı evet bencede öyle yapalım. İşim var kapatıyorum." dedi ve cevap vermeme fırsat bırakmadan hızla telefonu kapattı. Neden moralinin bozuk olduğuna dair tek bir şey anlamamıştım. Kötü bir gün geçiriyordur diye düşünüp umursamadım. Gerçekten yorgundum. Aşağıya inip kendime kahve yapmak oldukça cazip geliyordu.
...
Bölüm etkileşimi
