15. bölüm / 30
Çevrimdışı15. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 15. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime
- 23 23. Bölüm781 kelime
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime
- 29 29. Bölüm881 kelime
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir mevsimdin; ansızın geçip giden,
Çiçekler bıraktın,
kokusu kalmayan.
Ben ömrümü bir gülüşe emanet ettim,
Sense bir vedayı bile çok gördün bana.
Ne yağmur teselli etti dallarımı,
Ne güneş içimde açtı yeniden.
İnsan, sevdiğini değil bazen;
Onunla kurduğu düşü özlermiş meğer.
_______________________________________
Helen Sancak
1 hafta...Dile kolay ama onsuz bir hafta geçirmiştim. Her gün eskiden onun yaptığı gibi aynı saatte yazıyordum. Çabalarımın nafile olduğunu bile bile...Ondan ne kadar özür dilesemde boşunaydı.
Çocuk benim tarafımdan neden reddedildiğini arkadaşının ihanetiyle öğrenmişti. Berk denilen iğrenç insana inanmıştım. Saçmalıktı..Tamamen.
Ege beni engellememişti ama mesajlarıma bakmıyordu. Uygulamaya bile girmiyordu.
Kendine zarar verme ihtimali bile beni çıldırtıyordu. Aynı şehirdeydik fakat elimden hiçbirşey gelmiyordu...
Tek ümidim ona yazıp dualar etmekti. Hiçbir şekilde ulaşamıyordum ve gün geçtikçe korkum katlanarak artıyordu. Bugünde son bir haftadır yaptığım gibi apartmanın bahçesindeki kamelyada oturuyordum.
Parmaklarım klavyenin üzerinde gezindi. Sonunda bir mesaj yazıp gönderdim. Tekrardan.
Ben:Günaydın...
*Gönderildi*
*Görülmedi*
Ben:Bak bugün de yazdım.
*Gönderildi*
*Görülmedi*
İçimde anlamsız bir sızı vardı. Kalbim, ona her mesaj attığımda göğüs kafesimi delmek istercesine çarpıyordu. Görülmedi yazısını her okuduğumda içimde bir şeyler kopuyordu.
Ben ona beş sene boyunca bunu mu yaşatmıştım?
İnsan yaşattığını yaşamadan ölmez derdi babam. İnanmazdım çok. Bunu insanlar belirlemiyor der geçerdim. Fakat şimdi anlıyordum babamı.
Ben:Sadece iyi olduğunu söyle...Tek bir mesaj at.
Bu çaresizlik her şeye bedeldi. Ve ben bu hissi ona senelerce yaşatmıştım.
Hepsi de bir yalan üzerine kuruluydu.
Ben:Ege...Mesajımı görüyorsan...Lütfen bunu yapma. Bana bir cevap ver artık. Korkuyorum..Bunu söylemekten nefret ediyorum ama ilk defa bu kadar saf korku hissediyorum. Kendine birşey yapma ihtimalin korkumu tetikleyen şey. Umarım böyle birşey yapmamışsındır...
*Gönderildi*
*Görülmedi*
Bakmıyordu..
Ne yazarsam yazayım bakmıyordu.
Her gün aynı saatte attığım onlarca mesajın altında tek bir şey yazıyordu. Ve bu tek kelime içimdeki huzursuzluğun katlanarak artmasını sağlıyordu.
Görülmedi...
Uygulamadan çıkıp kulaklığımı taktım.
Sabah, kahvaltı yapmadan direkt bahçeye inmiştim. Midemden gelen uyarıları umursamadım. İştahım yoktu. Göz altlarım geceler boyu doğru düzgün uyuyamadığım için morarmıştı.
Fakat isteyerek yapmıyordum bunca şeyi. Vücudum bu olaylara kendisi tepki veriyordu. Umursamaz Helen, zihnimi terk etmiş gibi her zaman onu düşünüyordum. Oysaki benim özür dileyip geçmem gerekiyordu. Neden yapamıyordum?
Derin bir nefes alıp ciğerlerimi hava ile doldurdum. Titrek bir şekilde aldığım nefesi verirken, aynı zamanda sert bir rüzgâr esti. Saçlarım yüzğme savrulduğunda sinirle ellerimi saçlarıma attım.
"Bir daha saçımı toplamadan inmeyeceğim," diye homurdandım. Şanslıydım ki, bahçede kimse yoktu. Biri olsa kendi kendime konuştuğum için deli muamelesi yiyebilirdim.
Saçlarımı geriye doğru toplayıp bileğimdeki açık sarı tokayla tutturdum. Bu sefer ellerimi önüme atıp iki yandan minik perçemlerimi çıkarıp tekrardan telefonuma döndüm.
Bir süre sosyal medyada gezindikten sonra içimdeki sıkıntı artmıştı. Hava sıcaktı. Tepemdeki güneş rahatsız etmeye başlamıştı fakat pek umursamadım. Elimi alnıma yerleştirerek kendime gölge yaptım ve etrafı izlemeye başladım. Bu sırada da kulaklığımdan, en sevdiğim şarkının nidaları yükseliyordu.
Boş boş etrafı izlerken o yanıma geldi. Gece tüylü kedi...Yemyeşil gözleriyle önce etrafına bakındı. Gözlerimiz kesiştiğinde beni hemen tanıyıp bana doğru ağır adımlarla ilerlemeye başladı.
Beni görür görmez kucağıma atladı. Bambaşka hissettiriyordu. Dertleşebildiğim tek varlık olabilirdi. Kucağıma uzandı. Dudaklarımda engel olamadığım bir tebessüm belirmişti.
Kafasını nahif bir şekilde okşamaya başladım. Tüyleri simsiyah ve yumuşacıktı. Her iki günde bir, aynı saatte kapıma gelirdi.
Ne bir dakika erken,
Ne de bir dakika geç.
Her iki günde bir, aynı saatte burada olur, ona bakmamı ve ilgi göstermemi beklerdi. Bu iki gün boyunca nereye gider, hangi kapıya dayanır bilmiyordum ama onu yanıma gelene kadar hiç görmüyordum. Hep kendisi geliyordu yanıma.
İnsanlardan daha sadık olduğu kesindi.
Saatini bile şaşırmıyordu.
"Merhaba...Hoşgeldin."
Kafasını elime sürttü. Bunu yaparken kendince miyavladı.
"2 gündür seni bekliyordum...Biliyor musun, başıma gelmeyen kalmadı."
İnsanlar siyah tüylü kedi görünce adeta onlardan kaçarlardı. Uğursuzluk getirdiklerine inanır, hep onlardan uzak kalırdı. Aynı apartmanda yaşadığımız komşularımız, buna en büyük örnekti.
Oysa ki masumlardı. Bu masum canlıların dış görünüşlerini uğursuz olmakla suçlamışlardı.
Kedinin tüylerini okşadıkça aklımdaki düşünceler daha çok artıyordu.
Pişmanlığım had safhadaydı. Ege aklımdan çıkmıyor, içim içimi kemiriyordu. Göğüs kafesimdeki huzursuzluk artmaya başladığında bakışlarımın titrediğini hissettim.
Kollarımın arasındaki kedi hareketlenip kucağıma iyice sokuldu.
Kendime engel olamadan sol gözümden bir yaş düştü.
Zihnimde, tozlu raflara kaldırdığım bir anı belirdi.
Eski lisemizin merdivenlerindeyiz.
Ege ile beraber kantine iniyorduk. Tam o an ayağım takılıyor ve kolumdaki çantamla beraber yere düşüyorum. Hiç itiraz etmeden benimle beraber topluyor ve dizimde oluşan yaraya bakıyor.
Adeta küçük bir çocukmuşum gibi bütün çiziklerime merhem sürüyor...
Aklıma doluşan anıların ağırlığıyla yanaklarıma doğru süzülen yaşlar çoğaldı. Unuttuğumu sandığım, zihnimde en ücra köşelere attığım anılar birer birer su yüzeyine çıktılar.
O kadar masum birinin bu şeyleri yaptığına inanmıştım.
Ben o çocuğu, başkasının cümleleriyle kaybetmiştim.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı. Hıçkırıklarıma engel olamamıştım. Başımı öne eğip sessiz olmaya çalıştım fakat şiddetli ağlayışım ve hıçkırıklarım buna engel oluyorlardı.
Kucağımda uzanan kedinin yeşil gözleri benim gözlerime kenetlendi.
Uzun sayılabilecek bir süre gözlerime odaklandıktan sonra ben ne olduğunu anlayamadan hızla göğsüme doğru tırmanmaya çalıştı. Bulanık bakışlarımla ne yaptığını izledim. Tişörtümün en üst ucuna tutunmayı başardığınsa minik patisini havaya kaldırdı.
Beni anlıyordu.
İki elimle bu masum canı kavradım. Dudaklarımı kedinin kara tüylerine bastırdım. Bu sırada hâlâ ağlıyordum fakat elimin tersi ile yanağımdaki ıslaklığı silmiştim.
Buruk bir tebessüm kondurdum dudaklarıma. Kediyi ise elimde tutmaya devam ediyordum.
"Sen...Sen beni anlıyor musun?" dedim ağladığım için çatallaşan sesimle. Oldukça kısık çıkmıştı fakat umursamadım.
Belli belirsiz mırıldandığını işittim. Bakışlarını benim üzerimden çekmiyordu. Normalde içimi ısıtmaya bu bakışları bile yetiyordu fakat bugün farklıydı. İçimdeki huzursuzluğu ancak o giderebilirdi.
Tekrardan konuşmaya çalıştım fakat sızlayan genzim yüzünden yapamadım.Gözlerimi sıkıca kapatıp titrek nefesler aldım.
"Çok akıllı bir canlısın..."
Bu sefer net duyulabilecek şekilde miyavladı. Hâlâ aynı pozisyonda durarak bana bakıyordu.
Bakışlarıyla bir şeyler anlatmak ister gibi bir hali vardı. Elimi tekrardan kafasına atıp parmak uçlarımla okşadım. Hüzünü dağıtmaya çalışarak,
"Sana bir isim bulmalıyız...Gece olmasına ne dersin?" diye sordum.
Hafifçe tekrardan miyavlayıp kafasını elime sürttü.
Yüzümdeki buruk tebessümü bozmadan konuştum.
"Bunu evet olarak kabul ediyorum. Bundan sonra adın Gece. Çok yakıştı bu isim bence..."
...
Ne kadar olduğunu bilmediğim süre zarfı boyunca Gece ile konuşmuştum. Beni bazı insanlardan daha iyi anlıyordu. Bir süre sonra hava iyice karardığı için eve geçmek zorunda kalmıştım.
Apartmanın merdivenlerini yavaşça ve donuk bakışlarla çıktım. Omuzlarıma yine bir ağırlık çökmüştü. Ege'den hâlâ mesaj yoktu. Dairemin kapısının önüne vardığımda hırkamın cebinden anahtarımı çıkardım. Eve geçip kapıyı arkamdan kapattım. Sırtımı, kapattığım kapıya yaslayıp ellerimi saçlarıma daldırdım. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Daha doğrusu anlamlandıramıyordum. Bir ümit diğer cebimden telefonumu çıkardım.
Bildirim kutusunu kontrol ettiğimde ise sadece annemden gelen cevapsız aramalar ve mağazaların indirim reklamları vardı. Boğazıma oturan yumru, nefes almamı engelliyor gibiydi.
Kızgınlığım kendimeydi. Ege gibi birinin o iğrençlikleri yapamayacak kadar masum olduğunu düşünememiştim.
İki günlük birine inanmıştım.
Aptal kuruntularım yüzünden üzmüştüm o çocuğu ben.
Beş yıl önce susturduğum bir insanın sessizliği, şimdi bana ceza olarak dönüyordu.
Bu kez bekleyen bendim. Ve insan, beklemenin de bir ceza olduğunu en çok sevdiği susunca öğreniyormuş...
(...)
Bölüm etkileşimi
