1. bölüm · Çevrimdışı
1. Bölüm
Gece, saçlarına yaslanmış bir kederdi,
Ay, sustu yüzünün kıyısında.
Ben seni sevmeyi bir ömür sandım,
Sen beni bir mevsim kadar andın.
Rüzgâr geçti; adını taşımadı.
Çiçekler açtı; sana benzemedi.
Bir tek kalbim, usulca eğilip
Yokluğunu su gibi içti.
________________________________________
Ege Demiray
İnsan, hayatını değiştiren anların peşinden koşardı. Oysa kimseyi değiştiren şey anlar değildi. Tekrarlardı. Aynı alarm sesi. Aynı sokaklar. Aynı sınıf. Aynı yüzler. Ve her gün, fark edilmeden biraz daha ağırlaşan aynı his... İnsan bir duyguyu ne kadar uzun süre içinde taşırsa, o duygu artık his olmaktan çıkar, karakterine dönüşürdü. Belki de bu yüzden bazı insanlar geçmişlerini unutamaz, bazıları ise geleceklerini değiştiremezdi. Ben ikisini de başaramayanlardandım.
Sabahın yedisinde çalan alarmımla uyandım. Okul için sabahın köründe kalkmaya alışmıştım. Hayatım uzun zamandır aynı döngünün içinde ilerliyordu. Uyanıyor, hazırlanıyor, okula gidiyor, eve dönüyor ve ertesi gün her şeyi yeniden yaşıyordum. Garip olan, bundan şikâyet etmememdi. Çünkü insan, değiştirecek bir sebebi olmadığında en çok rutinlerine tutunuyordu. Uyuşuk bir hâlde yatağımdan kalkıp odamdaki banyoya geçtim. İçeri girer girmez gözüm aynadaki yansımama kaydı. Karşılaştığım görüntüyü her gün gördüğümden, artık şaşırmıyordum. Uyku mahrumu kahve gözlerim, dalgalı kumral saçlarım her zamanki gibiydi.
Yüzüme soğuk su çarpıp ayılmayı başardıktan sonra üzerime siyah bir tişört ve gri baggy pantolonumu giyindim. Saçlarımı doğal dalgalı ve dağınık hâliyle bırakıp aşağı indim.
Mutfaktan sesler geliyordu.
Büyük ihtimalle Alya yine son anda çantasını hazırlıyor, Eymen de her zamanki gibi söylenerek kahvaltısını yapıyordu. Aramızda sadece iki yaş olmasına rağmen pek iyi anlaşabildiğimiz söylenmezdi. Gariptir, evin en küçüğü olan Alya'yla anlaşmak her zaman daha kolay gelirdi.
Babam ise muhtemelen hâlâ uyuyordu. Erkenden kalkıp şirketine gitmek hiçbir zaman huyu olmamıştı.
Bu durumda mutfakta olan kişinin annem olduğunu tahmin etmek zor değildi.
Hızlı adımlarla mutfağa geçtim.
"Günaydın Ege'm. Bak, kahvaltını hazırladım kardeşlerini de çağır. Bir şeyler atıştırıp gidersin."
Yaklaşıp annemin yanağına bir buse kondurdum.
"Üzgünüm anne ama kahvaltı edemeyeceğim bu saatte. Yine de istersen Alya ve Eymen'i çağırabilirim."
"Tamam oğlum nasıl istersen."
Sabahları iştahım olmadığını bilen annem artık bu konuda ısrar etmiyordu. Kardeşlerimin odalarına girip kahvaltıya inmelerini söyledim ve kulaklığımı takıp evden çıktım. Okul ile ev arasında pek mesafe yoktu. Havada güzel olduğundan yürümek istedim. Sevdiğim sanatçılardan oluşan çalma listemden bir şarkı açıp okula yürümeye başladım.
...
Sınıfa geçtiğimde onu gördüm.
Helen Sancak.
Benim belki de ilkim ve sonumdu. Benden sebebini anlayamadığım bir şekilde nefret etmesine rağmen...
Liseye ilk başladığım zamanlarda aynı projedeydik. İletişim halinde olmamız gerektiği için numaralarımızı birbirimize vermiştik. Birlikte vakit geçirdiğimiz zamanlarda sessizlik bile rahatsız etmiyordu. İçimi rahatça dökebildiğim sayılı kişilerdendi. Ta ki mesajlarım ona gönderilmediği güne kadar...Bir sabah mesajlarım ona ulaşmamaya, okulda beni görmezden gelmeye başlamıştı. İşte o zaman anlamıştım. Beni engellemişti. Fakat ben iki senedir onun numarası ile tek taraflı konuşuyordum. Hiç bakmayacağını bile bile... Bunu yaptığımı hiç kimseye söylemiyordum fakat biri görse takıntılı olduğumu düşünürdü. Aksine, bağlanmıştım ona. Sanırım hayatımda ilk ve son kez birini çok sevmiştim fakat o nedenini bilmediğim bir şekilde bir anda iletişimi kesmişti. Aslında bu benim için yeni değildi. Ne zaman biriyle gerçekten yakınlaşsam, bir süre sonra mutlaka benden uzaklaşıyorlardı.
Bir tek Helen ve Berk beni kabullenmişti fakat Helen'de pes edip bırakmıştı beni. İki yıl geçmişti. Ama "neden?" sorusu hâlâ ilk günkü kadar cevapsızdı.
En arka sıraya Berk'in yanına oturdum.
Her zamanki gibi muzır ve neşeli kişiliğini ortaya çıkararak konuşmaya başladı.
"Selam!" dedi sabah sabah nereden geldiği belli olmayan bir neşe ile.
"Selam." diye mırıldanabildim.
"Bir sorun mu var, Ege? Ne bu somurtkanlık!"
Şiştiğini hissettiğim gözlerimi ovuşturarak konuştum.
"Sabahın köründe mis gibi uykumdan uyanıp okula gelmişim. Horon tepmemi mi bekliyorsun Berk?"
Anlamsız mırıltılar çıkararak baş ve işaret parmağını çenesine koyup düşünüyor gibi yaptı.
"Hmm...Horon tepmek kulağa fena gelmiyor aslında."
Elini sıraya sertçe bırakarak konuşmaya devam etti.
"Keşke oynamayı bilsek ama değil mi? Ne iyi olurdu be!"
Çok ve boş konuştuğundan karşılık vermedim. Eğer verseydim bu saçma konuşma sonsuza kadar sürerdi sanırım. Susmak bilmeyen ve her gün katlanarak artan neşesi benimle tamamen zıt yöndeydi.
Çok geçmeden zil çaldı ve hoca içeriye girdi.
İlk derse matematik koymak hangi arzın talebiydi, cidden?
İlk derste birçok denklem çözüp durduk. Hiçbir şey anlamasam da sonunda matematik dersinden kurtulmuştum. Berk ise tüm ders uyumuştu ve uyurkenki sessizliği muhteşemdi. Sanırım bir tek uyurken sessiz kalabiliyordu bu herif!
Teneffüs zili çalınca onu uyandırmamaya çalıştım fakat onca çabam boşa gitmişti. Zil çaldıktan en fazla 2 dakika sonra uyanmıştı! Uyandığı an bitmek bilmeyen sohbeti sarmıştı etrafımı. Ve konuşması bitince kantine sürüklemişti. Bu adamı öldürmemek elde değildi ama dostundu işte. Atsan atılmıyordu, satsan satılmıyordu. Zorla beni kantine getirmeyi başarmıştı.
...
Dersler her zamanki gibi sıkıcı, teneffüslerde Berk'in zırvaladıklarıyla boğucu geçmişti. Okul çıkışı bahçedeki çardakta oturan Helen'i gördüm. Adımlarım istemsizce yavaşlamış, kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine hızlanmıştı. Gözlerim onun, kahvelerinde oyalandı. Omzuna dökülen açık kumral, dalgalı saçlarıyla harika görünüyordu.
Her zaman takıldığı arkadaşları ile komik bir şey konuşuyor olmalılardı ki onun nahif kahkahası duyuluyordu. Tam anlamıyla büyüleyici gözüküyordu. Helen'in büyüsünden zor da olsa sıyrılıp okulun bahçesinden çıktım. Eve doğru yürümeye başladım.
...
Eve vardığımda hızlıca odama çıktım. Çantamı odama fırlatıp dolabımı açtım. Evde rahatça gezebileceğim eşofman takımımı giyindim. Odamın dağınıklığını umursamamaya çalıştım ama annem görse tonlarca laf işiteceğim kesindi.
Ağzımda anlamsız mırıltılar çıkararak aşağı indim.
Annem ve Babam mutfakta masayı diziyorlardı. Ben de salona geçmiştim. Tekli koltukların birinde Eymen oturuyordu. Karşısındaki koltuğa kuruldum. İkimiz de hiç konuşmadan telefonlarımıza gömülmüştük. Alya ise odasından hiç çıkmamıştı.
...
Yemekten sonra her zamanki gibi odama geçip, odamdaki terasıma çıktım. Orta büyüklükte bir teras olduğu için iki sandalye ve ortaya bir masa kolaylıkla sığmıştı. Karşımdaki deniz manzarasına bir süre daldıktan sonra kendimi toparlayıp sandalyeye oturdum. Telefonumu cebimden çıkardım. Uygulamaya girip yazmaya başladım...
Ben:Merhaba...Yine ben geldim.
(19.52)
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Hiç mesajlarıma bakmayacağını biliyorum ama bırakamıyorum işte...
*Mesaj gönderilmedi*
Ben: Belki bir mucize olur da engelimi kaldırırsın.
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:İmkansızı istediğimi biliyorum.
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Bugün okul yine berbat geçti.(19.54)
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Berk'in saçma konuşmaları, matematikçinin sınıfı susturmak için haykırışları ve gıcık ingilizceci...
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Hepsi ayrı ayrı günümü mahvetmeye yetmişti.
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Ama gözlerim ne zaman senin gözlerinle buluşsa...İşte o zaman tüm neşem yerine geliyor. Bunu bilmesende olur...
*Mesaj gönderilmedi*
Ben: Bana nasıl hissettirdiğini bir bilsen keşke.(19.57)
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Sana bakınca tüm moralim düzeliyor...Sen beni umursamasan bile.
*Mesaj gönderilmedi*
Ben:Yarın tekrardan aynı saatte görüşürüz o zaman. Hiçbir zaman bakmayacak olsan bile...Seni seviyorum...İyi geceler suskun prenses...(20.01)
*Mesaj gönderilmedi.*
Uygulamadan çıkıp telefonu kapattım. Benim döngümde buydu işte. Okula git, eve gel ve Helen'le konuş.
Karşılıksız konuş.
Belki de benim yerimde olan çoğu insan gider, sebebini sorardı veya kendisi de engellerdi. Bana gelince...Hiçbir şey yapamıyordum. Elimden birşey gelmiyordu. Onu görünce bile olduğum yere çakılıyor, kalp ritimlerim tavan yapıyordu. Gidip sebebini sorunca rahatsızda olabilirdi. İhtimaller her yanımı sarmıştı. Bu düşünce savaşımı susturan tek şey ise derdimi ona yazılarımla dökmekti...
