28. bölüm / 30
Çevrimdışı28. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 28. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime
- 23 23. Bölüm781 kelime
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 29. Bölüm881 kelime
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ege Demiray
1 ay sonra
Okulların kapanmasıyla Helen ile birlikte ilk uçakta İzmir'e gitmiştik. Ben buradaki aile evine gelirken, o da kendi evine gitmişti. Ve şimdi yemek odasında ailemi toplamış bir şekilde bulunuyordum. Tabii tüm ailem demek doğru olmazdı. Neticede benim ailem Helen'di...
"Sizinle bir şey konuşmak istiyorum."
Tüm bakışlar bana döndü. İlk konuşan annem oldu,
"Bir sıkıntı mı var, oğlum?"
"Yok anne sadece sizi biriyle tanıştırmak istiyordum."
Babam başını kaldırıp bana baktı. Eymen ve Alya'da bana kilitlenmiş bir şekilde bakıyorlardı.
"Kiminle tanıştıracakmışsın bizi?"
Boğazımı temizleyip konuştum,
"Sevgilim var."
Babam güçlü bir şekilde öksürdü. Annem bakışlarını kaçırdı ama tebessümü belli oluyordu. Eymen ve Alya ise aynı anda,
"Ne!" diye cırladılar.
İkisinin de şaşkınlık solu bakışları birkaç saniye yüzümde gezindi. Alya'nın şaşkınlığı pek uzun sürmemişti.
"Fotoğrafını göster, ağabey! Lütfen!" diye melül melül göz kırpıştırdı.
Eymen'in kaşları ise belli belirsiz havalanmıştı. Dudaklarında yarım bir tebessüm belirirken konuştu.
"Harbiden, bizden habersiz sevgili yapmışsın fotoğrafını göster bari." Kısa bir an masada oturan her aile üyesinde gözlerini gezdirdi. En sonunda yeniden bana baktı.
"Yani onlara değilse bile bana göstermeliydin!"
Minik bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. Çok komik bir hâlleri vardı.
"Sakin olun ya biraz. Canlı canlı tanışmadan size fotoğraf falan yok," diye alaycı bir ifadeyle konuştum.
Söylediğim cümle pek hoşlarına gitmemiş olacaktı ki ikisi de aynı anda bıkkınlıkla ofladılar.
Ben ise yüzümdeki ifademi hiç değiştirmeden onları izliyordum.
En sonunda babam konuştu.
"Tamam. Tanışalım o zaman. Gelsin akşam konuşuruz."
Soru sormalarını bekliyordum ama çok şükür ki böyle birşey yaşanmamıştı. Ta ki annem konuşana kadar...
"Kimlerden bu kız? Kaç yaşında? Okuyor mu? Anası babası kim? Nerede yaşıyorlar?"
Ardı ardına gelen soru yağmuruna karşı istemsizce kaşlarım çatıldı. Sorgulayan gözlerle anneme baktım.
"Anne bir sakin ol. İstersen kızın sicilini vereyim sana. Herşeyini didik didik ararsın, ha annem?" diyerek şaşkınlığımı cümlelerimle taçlandırdım.
"Sus cevap verme bana! Tanımaya çalışıyoruz herhâlde. Ve bence de, babanın dediği gibi gelsin akşama tanışalım."
Akşama tanışmaları imkânsızdı. Çünkü akşam ben onun ailesi ile tanışacaktım. Ufak çaplı bir çıkmazdaydım şu an.
"Eee, şöyle ki...Bugün akşam gelemez."
"Ne demek gelemez?"
"Gelemez işte, anne. İşlerimiz var."
Babam şüpheyle bana baktı.
"Ne gibi işler, oğlum?"
"Onun ailesi ile tanışmak gibi baba!"
İlla söyleteceklerdi yani. Sanırım ne benim taraftan, ne de Helen'in tarafından bize huzur yoktu.
Yemekten sonra odama çıktım. Herşey yerli yerindeydi. Ben gittikten sonra hiç dokunulmamış gibiydi. Bavulumdan giyinmek için lacivert polo tişört ve bej rengi bir chino pantolon çıkardım. Giyinip saçlarımı fön makinesi ile şekillendirdim. Çok ağır olmayan bir parfüm sıkıp saatimi taktım ve hızlıca evden çıktım. Telefonumu kontrol ettiğimde Helen'den bir mesaj vardı.
Helen🤍:Ege, nerede kaldın canım? Seni bekliyoruz. Geç kalma ;)
Ben:Şimdi yola çıktım, güzelim. Merak etme geç kalmam.
Telefonumu kilitleyip arabayı çalıştırdım.
Sakince yoluma bakmaya çalışıyordum fakat göğüs kafesimde çırpınırcasına çarpan kalbim buna engel oluyordu. Direksiyonun üzerinde gezinen ellerimi sıktım. İlk defa bir kızın ailesiyle tanışacak olmanın verdiği heyecanla yüzümde kocaman bir sırıtış belirmişti.
(...)
40 dakika sonra Helen'lerin evine varmıştım. Tek katlı müstakil bir evde yaşıyorlardı. Sade ve tatlı bir evdi. Arabamı uygun bir yere park edip bahçelerine doğru bir adım attım. Kapılarının önündeki saksılarda renk renk çiçekler vardı. Küçük bahçelerinin bie köşesinde masalar ve sandalyeler kurulmuşken diğer köşesinde bir salıncak vardı. Salıncağın ahşap kısımlarına Helen'in eseri olduklarını düşündüğüm, rengârenk çiçekler çizilmişti. Derin bir nefes aldığımda içime çiçeklerin hoş kokusuyla karışık yemek kokuları doldu. Dışarıya kadar yemek kokusu geliyordu. Oldukça sıcak bir ortamdı. Bahçeye girdiğim anda yüzümde oluşan tebessüm ise cabasıydı.
Yavaş adımlarla ilerleyip sakince kapılarını çaldım. Tabii ki elim boş gelemezdim. Helen'ime tahminimce elli yedi adet sarı yaseminlerden, annesine beyaz nergislerden oluşan birer buket almıştım. Kardeşi ve babası için ise saat almıştım. Heyecandan terleyen avuç içlerimi bacaklarıma sürttüm ve kapıyı çaldım. Çok bekletmeden açtılar. Karşımda kapıyı açan Helen, arkasında ise dizilen Gökay, annesi ve babası vardı. Helen yanıma yaklaşıp sarıldı.
"Hoş geldin!"
Yüzümdeki tebessüm daha da büyümüştü.
"Hoş buldum Helen'im."
Helen sarıldığı boynumdan ayrıldığında ona yasemin buketini uzattım. Hemen arkasında duran annesine de hediyesini verdikten sonra sıra babası ve Gökay'a gelmişti.
Babasına elimi uzattım. Elimi kavrayıp hafifçe sıktı.
"Hoş geldin, oğlum."
Yüzümdeki sırıtışı bozmadan konuştum.
"Hoş buldum,"
Elimdeki kutuyu ona ve Gökay'a uzattım.
"Ne gerek vardı, zahmet etmişsin."
"Olur mu öyle şey? Ne zahmeti? Elim boş gelmek istemedim."
Kapıda fazla beklemeden salona geçtik. Salondaki koltuklardan birine oturduğumda Helen'de yanıma tünedi. Kulağıma eğilip çok kısık bir sesle fısıldadı.
"Heyecan yapma. Seveceklerine eminim. Ben sevdiysem onlar hâyli hâyli sever."
Gülüşüm büyüdüğünde eş zamanlı olarak yoğun bir sevgiyle gözlerine baktım. Bu romantik ânı yine Gökay bölmüştü.
"Bakışmanızı bölmek istemem ama bence artık ablam bize kahve yapsın bizde tanışalım." dedi imâlı bir bakışla.
Helen ile ikimiz boğazımızı temizlediğimizde bozuntuya vermemeye çalışarak yanımda oturan Helen ayağa kalktı.
"Ben kahve koyayım o zaman. Sizde tanışırsınız o arada."
Helen odadan çıktığında ilk birkaç dakika sessizlik oldu. Uzun süren sessizlik boyunca Helen'in annesinin bakışlarını yüzümde hissettim. İfadesiz bakışlarla beni süzüyordu fakat bozuntuya vermemeye çalıştım. Babası dışarıdan sert gözükse de özünde babacan bir tavrı olduğuna emindim.
Bakışlarım Gökay'a takıldı. Yüzünde kurnaz bir sırıtış vardı ve doğrudan bana bakıyordu. Ne düşündüğünü anlamak zor değildi fakat umursamak istemedim.
Bu sessizlik biraz daha uzun sürerse heyecandan öleceğimi düşünüyordum ki, tam o sırada Helen'in babası konuştu.
"Tıp okuyorsun diye duydum Helen'den. Doğru mu?"
"Evet. 2. Senem üniversitede."
Hemen sonrasında annesi yüzündeki ifadesizliğin yerini sorgular bir ifadeye bırakarak konuştu.
"Hmm...Demek Helen'le yaşıtsınız."
Cevap vermek için havalanan ağzım öylece açıkta kalmıştı. Çünkü ben henüz cevap vermeye fırsat bulamadan babası konuştu.
"Nerede tanıştınız?"
Dudaklarım önce ince bir çizgi halini aldı. Derin bir nefes alıp konuştum.
"Aslında biz, liseden beri tanışıyoruz."
(...)
Bölüm etkileşimi
