10. bölüm / 30
Çevrimdışı10. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 10. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime
- 23 23. Bölüm781 kelime
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime
- 29 29. Bölüm881 kelime
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rüzgâr geçti; dal eğildi,
yaprak düştü usul usul.
Kalbim de öyle sustu,
kimse duymadı o uğultuyu.
Meğer ayrılık, gidenin değil;
Kalanın içinde büyüyen uzun bir kışmış.
_______________________________________
Helen Sancak
Sabahın 6'sında telefonumun alarmı ile uyandım. Tüm eğitim hayatım boyunca sabahın köründe uyanmaya alıştığım için pek sorun etmedim. Yatağımda doğrulduktan sonra bir anlık hayatı sorguladım. Daha sonra kalkıp her zamanki rutinimi uygulamaya başladım.
...
Hazırlanmam genelde uzun sürmezdi. Saçlarımı doğal dalgasıyla bırakmıştım. Üzerime salaş beyaz bir tişört, altıma baggy bir pantolon giymiştim. Çantamı ve anahtarlarımı alıp evden çıktım. Kendime ait bir arabam vardı. Babam üniversiteye gitmeden önce almıştı. Arabayı çalıştırıp kampüse doğru ilerledim.
Hava bugün sıcaktı. Güneş, evlerin camlarından yansıyor, insanlar ellerinde minik pervanelerle dolaşıyorlardı. Yaz aylarını çok sevmeme rağmen bazen o sıcaklara katlanmak zor oluyordu. Evde ve arabada pencere açamıyor, sürekli klimalara sarılıyordum.
Sessizce araba sürmek bana göre değildi. Sevdiğim bir sanatçının şarkısını açıp yoluma devam ettim.
...
Kampüsten çıktığımda çok yorulmama rağmen alışveriş yapmak zorundaydım. Evde hiçbir şey kalmamıştı. Büyük bir alışveriş gerekliydi. İlk durak olarak bir süpermarkete geçtim. Paketli gıda reyonuna geçtiğimde gözüm raflarda dolaştı.
Paketli gıda reyonuna geçtiğimde ilk işim makarna, pirinç ve bulguru sepetime attım. Evde neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Birkaç paket noodle da aldım. Yoğun geçen günlerde yemek yapmaya üşendiğimde hayat kurtarıyordu. Ardından kahve reyonuna geçip her zaman ki filtre kahvemi aldım. Günümün yarısı kahveyle geçiyordu zaten. Kahvesiz bir Helen düşünemiyordum.
Tam reyondan ayrılacakken gözüm istemsizce abur cubur rafına kaydı.
Harika...
Tam iki haftadır diyetteydim.
Ve iki haftadır her market alışverişimde bu reyonun önünde irademle savaşıyordum.
Gözlerim önce bitter çikolataya, sonra fındıklı olana, ardından cipslere kaydı. Sanki hepsi özellikle beni bekliyordu. Birkaç saniye öylece durup bakışlarımı başka yöne çevirmeye çalıştım. Başarılı olamadım.
Sonunda iç çekerek bir paket bitter çikolatayı sepetime bıraktım.
"Sadece bu." diye düşündüm.
Yaklaşık üç saniye sonra karamelli olanı da aldım.
Kendime sinirlenmeye başlamıştım.
Diyet yapmaya çalışıyordum ama markete her gelişimde bütün iradem kasada kalıyordu. Üstelik en komik kısmı da buydu; eve gidince bunları yediğim için pişman oluyor, ertesi gün yeniden diyete başlıyordum. Aynı döngüyü aylardır yaşıyordum.
Derin bir nefes alıp çikolatalardan birini tekrar rafa bırakmayı düşündüm. Elim pakete gitti, birkaç saniye havada asılı kaldı. Sonra vazgeçtim.
"Yarın sporumu biraz daha uzun yaparım." diye geçirip sepeti önümden ittim.
Bu cümleyi kendime kaçıncı kez söylediğimi hatırlamıyordum.
Dondurulmuş ürünler kısmından gerekli malzemeler için dolabın önüne geldiğimde...Uzun boylu, kumral, benim yaşlarımda olduğunu düşündüğüm bir adam duruyordu. O da benim alacağım dolabın önünde duruyordu.
Gözüm bir yerlerden ısırıyordu. İstemsizce kaşlarım çatılmıştı. Nereden tanıdığımı kestiremedim.
Onunda bana baktığını fark edince önüme döndüm. Bakışlarını hâlâ üzerimde hissedebiliyordum. Garip bir şekilde çocuk çok tanıdık gelmişti. Ama hatırlayamadım. Belki benzetmişimdir diyerek bende dolaba yöneldim. Aramızda iki, belki de bir adımlık mesafe vardı. Dondurulmuş pizza paketlerini bulunca adamın önüne doğru uzanıp dolabı açmak zorunda kalmıştım. Garip bir şekilde bana bakmayı sürdürdüğünü fark etmiştim. Umursamamaya çalışarak pakete uzandığımda, o da hemen yanındaki dondurulmuş sebzelere elini uzattığında ellerimiz kesişti. Birkaç saniye o şekilde durduktan sonra mahçup bir tebessümle elini geri çekti.
"Çok pardon," diye mırıldandığını duydum. Etraf sessiz olmasa sesi duyulmazdı. Ayrıca...Sesi de aşırı tanıdık gelmişti. Zihnimi ne kadar zorlarsam zorlayayım kim olduğunu hatırlamadım.
Kafamı hafifçe aşağı yukarı sallayarak sessiz bir, 'Sorun yok' mesajı verdim.
Paketi kavrayıp market arabasına attığımda hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Adam ise olduğu yerde kalmış, donuk bakışıyla bir yere odaklanmıştı. Bir anlığına neye bu kadar şaşırdığını anlamaya çalıştım. İlkel bir dürtüyle aniden durup arkama baktım. Adamında bana baktığını gördüm. Kesişti bakışlarımız birkaç saniyeliğine.
Gözlerini birkaç saniye daha üzerimde tuttu. O an garip bir his çöktü içime. Sanki o bakışları daha önce de bir yerde görmüştüm. Tanıdıktı... Ama nereden? Hafızamın en ücra köşesinde kalmış, üstü tozlanmış bir anıyı zorla hatırlamaya çalışıyormuşum gibiydi. Ne kadar düşünsem de bir sonuca varamıyordum. İnsan bazen bir yüzü unuturdu ama hissettirdiği duyguyu unutamazdı. İşte onun bakışları da bana tam olarak bunu hissettiriyordu. İçimde sürekli "Bu kişiyi tanıyorsun." diyen bir ses vardı ama o sesin gösterdiği kapıyı bir türlü açamıyordum.
Gözlerinin önünden birçok kelime geçti fakat hiçbirinin ucunu tutamadım. Hızla tekrardan önüme döndüm ve büyük adımlarla kasaya doğru ilerledim.
Markette yaklaşık yarım saat oyalanmıştım. Yol üstünde bir manavdan sebze ve meyve alıp evime doğru ilerledim. Gerçekten aşırı yorulmuştum. Hayır yani ne diye zorluyorsun Helen? Kampüsten zaten akşam üzeri çıkmışsın üstüne birde alışverişe ne gerek vardı ya? Kendimle olan tartışmama son verdim. Çünkü apartmanımın önüne varmıştım.
Ayakkabılarımı çıkarıp kendimi eve attım. Yorgunluktan gerçek anlamda tükenmiştim.
Poşetleri mutfağa taşıyıp dizmeye başladım.
Sebzeleri ve meyveleri dolaba dizdikten sonra deterjanları ve temizlik malzemelerini banyoya yerleştirdim.
Mutfağa geri döndüğümde geri kalan poşetleri yerleştirirken elime aldığım çikolata paketi geldi. Gözlerimi kapatıp irademe hâkim olmaya çalıştım
"Hayır Helen. Şimdi olmaz. Bu bir ödül." diyerek kendimi avutmaya çalıştım. Her ne kadar çabalasamda sözümün arkasında durmayıp paketi açtım. İrademe hayrandım. Umursamaz bir tavırla omuzlarımı silkip diğer eşyalarıda yerlerine dizdim.
Sabah yıkamaya üşendiğim bulaşıklar gözüme dağ gibi görünüyordu. Mecburen onlarıda bir çırpıda yıkadıktan sonra banyoya geçtim.
Ilık su omuzlarıma değdiği anda günün bütün yorgunluğu yavaş yavaş akıp gidiyordu. Dakikalarca suyun altında öylece durdum. Markette gördüğüm o çocuğun gözleri ise aklından çıkmıyordu. "Nereden tanıyorum ben onu?" diye düşünüp durdum.
Duştan çıktıktan sonra kafama bir havlu sardım. Kendime bir kahve yapıp balkonuma geçtim. Ufukta ağır ağır batan güneş, gökyüzünü turuncuya boyamıştı. Balkonumda ki saksılara ektiğim Yasemin çiçeklerine doğru ilerledim. Kokuları tüm balkonumu sarıp sarmalıyordu. Severdim bu çiçekleri. Balkon demirliklerinin arasına koyduğum uzun ağızlı sulama kabını eline alıp saksıları tek tek sulamaya başladım. Yüzümde belirginleşen tebessüme engel olamadım.
"Ne güzel büyümüşsünüz siz öyle ya." diye kendi kendime mırıldandım.
Çiçekleri suladıktan sonra kuşların cıvıltıları eşliğinde yerime tekrardan oturdum.
Telefonumu sessizde kullandığımdan, gelen bildirimlere ancak telefonu elime aldığımda bakabiliyordum. Telefonumu açıp uygulamaya girdim. Yine o tanıdığım yabancıdan bildirim gelmişti. Sahiden her akşam aynı saatte yazmaya özen gösteriyordu. Bildirime tıkladım...
Ege Demiray
Bugün, iki yıl sonra onu ilk kez görmüştüm. Bazen insan yıllarca beklediği ana hazırlanamazmış; bunu bugün öğrendim. Bir marketin dondurulmuş ürünler reyonunda, elinde alışveriş arabasıyla öylece duruyordu. Değişmişti... Ama gözleri değişmemişti. O kahverengi gözler hâlâ aynı canlılığı taşıyordu. İki yıl önce içime işleyen bakışlar, bugün yine tek bir saniyede bütün dengemi bozmuştu. O ise beni tanımadan yanımdan geçip gitti. Sanırım en acısı da buydu. Sana kilometrelerce uzak olan birini özlemek kolaydı. Ama birkaç adım öndeyken seslenememek... İşte buna insan kendini nasıl alıştırabilirdi, bilmiyordum. Üzerimde öyle bir etkisi vardı ki gözlerinin...Helen gerçekten anlatılmaz yaşanırdı.
Her akşam yaptığım gibi bu akşamda balkonuma çıkıp uygulamayı açtım ve Helen'e bir mesaj attım.
Ben:Bu sefer tam vaktinde yazdım. Gecikmedim bak bu kez:) (19.50)
Yaklaşık 15 dakika sonra yanıt gelmişti. Duyduğum bildirim sesiyle bakışlarımı daldığı yerden irkilerek kaldırıp telefonu açtım.
Helen🍂:Gerçekten hergün aynı saatlerde yazıyorsun. Bunu nasıl yapabiliyorsun? Yani hiç mi işin olmuyor?(20.06)
Ben:Bu saatlerde tek işim seninle konuşmak olduğu için geri kalanları pek önemsemiyorum diyebilirim.
Helen🍂:Hatırlıyor musun? Dün gece bana bir soru sormuştun. Tanıdığın bir yabancı ile konuşmak nasıl bir his diye...Şimdide ben sana soruyorum. Yıllardır cevap alamadığın biri ile konuşmak nasıl bir his?(20.07)
Ben:Emin ol bende bilmiyorum. İçimde hiç umut yoktu engeli açacağına dair...Ve ne yaptım da engel yedim hiç bilmiyordum. Hâlâ bilmiyorum ve bu sorunun cevabı sende saklı...Sana alıştığım için tek taraflı konuşuyordum. Cevap alamasamda iyi hissettiriyordu. Birden cevap almak beni biraz afallatmıştı ama verdiği hissiyatı açıklamak gerekirse...Dünyadaki tüm duygular, o an hissettiğim kadar yoğun hissettiremezdi...(20.08)
Helen🍂:Gerçekten hiç sıkılmadın mı?
Ben:Bazı insanlardan sıkılmazsın.
Helen🍂: Ama ben sana cevap vermiyordum...
Ben:Yine de yazıyordum. Bırakamıyordum...
Helen🍂: Hiç vazgeçmeyi düşünmedin mi?
Ben: Çok düşündüm.
Helen🍂: Sonra?
Ben: Yazmamayı denedim...
Helen🍂:Başarabildin mi?
Ben:Hayır. Çünkü vazgeçmeye çalıştığım kişi senden çok, sendeki umuttu.
Helen🍂:Ben...Ben sana böyle hissettirdiğimi bilmiyordum.
Ama inan bana senin kim olduğunu öğrendiğimde...Biraz düşüneceğim. Ve aklındaki tüm soruları cevaplayacağım. Söz veriyorum.
Acaba gerçekten kim olduğumu öğrense bana aynı sıcaklıkla konuşmaya devam eder miydi? Yoksa yüzündeki o tebessüm yerini öfkeye bırakır, beni yeniden hayatından çıkarır mıydı? İki yıldır beklediğim bu konuşmaları, tek bir gerçekle kaybetmekten korkuyordum. Ama gerçeği sonsuza kadar saklamak da mümkün değildi. Ne kadar ertelesem de o gün gelecekti... Ve ben, ilk defa o günün gelmesinden korkuyordum.
Bölüm etkileşimi
