23. bölüm / 30
Çevrimdışı23. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 23. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime
- 23 23. Bölüm781 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime
- 29 29. Bölüm881 kelime
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 Ay Sonra
Helen Sancak
Aynanın karşısında kaçıncı kez kontrol ettiğimi sayamadığım bir şekilde saçlarıma ve giyindiklerime bakıyordum.
Üzerime beyaz crop ve onunla takım beyaz bir eşofman giyinmiştim, saçlarımıda her zamanki gibi salık bırakıp hafif şekillendirmiştim.
Ege gelecekti.
Birbirimize alıştıktan sonra evlerimize git gel yapmaya başlamıştık. Aramızdaki bağ ve samimiyet artık yüksek seviyede hoşuma gidiyordu.
Salona geçip koltuğa oturdum.
Çok geçmeden kapı çaldı.
İçimdeki garip ama her seferinde olan heyecanla kapıya koştum. Açtığımda Ege'nin neşesi tüm evi doldurmuştu.
"Selam, güzelim! Ben geldim!"
Uzanıp yanağına bir buse kondurdum. O da karşılıksız kalmayıp alnıma derin bir öpücük kondurdu.
"Hoşgeldin!"
Elindeki poşetleri ve çiçek buketini bana uzattı. Her geldiğinde bir demet çiçek ve hediyeler getirmeden gelmezdi. Bu adamı gerçekten çok seviyordum. Hemde tahmin ettiğimden daha fazla...
"Al bakalım, bunlar sana. Bu çiçekler de senin yanında halt etmiş ama olsun."
"Ege, çok teşekkür ederim ama her gelişinde getirmene gerek yok." Dedim harfleri uzata uzata.
"Olur mu öyle şey? Duymamış olayım. Benim olanı hediyelerimle mühürlerim ben." Dedi ve göz kırptı.
Kalbim yerinden çıkarcasına çarparken kelimelerimi toparlamaya çalıştım.
"Kapıda çok durduk. Hadi gel."
Ben önde, o arkamda salona geçtik.
Koltuğa yayılınca minik adımlarla ilerleyip yanına kıvrıldım. Kolunu arkamdan sardı.
"Eee bugün için aktiviten nedir, birtanem?"
"Aslında...Film izleyebiliriz."
"Tamamdır. Hangi film?"
"Bilmem. Onu da sen seç."
Televizyondan netflix'e girip kumandayı ona uzattım.
Filmi onun seçmesini istemiştim çünkü benim aklıma izleyebileceğimiz bir film gelmiyordu. Seçtiği şey de tam tahmin ettiğim gibi romantik komedi olmuştu.
(...)
Yaklaşık 1 saattir film izliyorduk.
Tabii buna izlemek denirse...
Ben izliyordum ama Ege'nin izlediğinden hiç emin değildim.
Sürekli bana bakıp duruyordu.
En sonunda dayanamayıp sert bakışlarımla ona döndüm.
Yüzlerimizin yakınlığından nefeslerimiz birbirimize çarpıyordu. Bu kadar yakın olmayı beklemiyordum ama geri adım atmadım.
"Ne diye bakıp duruyorsun, Ege? İzlesene filmi!"
"Sen dibimdeyken film pek dikkatimi çekmiyor desem, ne dersin?"
Yüzünü yüzüme yaklaştırınca nefesimin kesildiğini hissettim.
Elini usulca kaldırıp yüzüme düşen hırçın saç tutamlarını kulağımın arkasına çekti.
İlkel bir dürtü ile utanma hissettiğimde başımı öne eğdim.
Yanaklarım cayır cayır yanıyordu! Sinirliyken yapma bunu Ege ya! Parmaklarını saçlarımdan çekip çenemin altından başımı kaldırdı.
"Eğme başını. Hiçbir yerde. Hiç kimsenin karşısında eğme, Helen. Ne olursa olsun başın hep dik gez."
Dediklerinden gram şey anlamıyordum. Büyülenmiş gibi bön bön suratına bakıp kızarmaktan başka hiçbir şey yapamıyordum. Bir süre bakıştıktan sonra...Bakışları önce gözlerimde birkaç saniye oyalandı. Ardından istemsizce dudaklarıma kaydı. O an nefes alışının bile değiştiğini hissedebiliyordum. Biraz daha devam ederse kendime hâkim olamayacağım kesindi. Yüzünü yavaşça yüzüme yaklaştırmaya başladığında tek temennim göğüs kafesimde çırpınan kalbimin sesinin duyulmamasıydı. Aramızdaki mesafe yavaşça azalırken...Bir şey oldu...
Tek başıma yaşadığım şehirde evimin kapısı çalmıştı! Üstelik burada arkadaşım da yoktu. Komşularımla da yakın değildim. Ateşe değmiş gibi kendimi geri çekip telaşla sağa sola bakınmaya başladım. Tabii ben bunu yaparken Ege'de ağız dolusu küfür ediyordu.
Koşarak kapı dürbününden dışarı baktığımda ciğerlerimdeki tüm hava çekilmiş gibi hissettim. Ailemin sürprizi için gerçekten tam zamanıydı! Şaka gibi bir olay yaşıyordum. Kapı üst üste çalmaya başladığında sessiz ama hızlı adımlarla salona geçtim.
"Ege! Annemler gelmiş! Soru sorma hemen git bir köşede saklanıver. Koş!"
"Nereye gideyim?!"
"Nereden bileyim ben!"
"Şşt bağırma, Helen! Duyacaklar!"
"Ne yapacağız!"
"Bilmiyorum!"
Kolundan tutup evdeki çalışma odasına sürükleyip içeri ittirdim. Koca cüssesi ile onu itmem zor oldu biraz ama o da sağolsun üstelemedi. Telaştan ne yapacağımı bilemediğim için adamın üzerine kapıyı kilitlemiştim. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum ama sorgulayacak vakitte yoktu. Üzgünüm Ege biraz dayanman gerekecek!
Arkamı dönüp kapıya ilerlediğimde içeriden Ege'nin sesi geldi kulağıma.
"Helen!"
Dişlerimi sıkarak cevapladım.
"Sus, duyacaklar, Ege!"
Kapıyı açtığımda annemin söylentileri doldurdu evi.
"Kızım, ağaç olduk burada!"
O an aklıma gelen bahaneyi hızlıca söyledim. Tabii konuşurken bile ecel terleri döküyordum.
"Eee lavabo! Lavabodaydım anne. Ondan açamadım."
"Kızım hasta mısın? Ateşin mi var yoksa?!"
Ah annem ah. Bir şeyi anlamasan ne olur ya. Kıpkırmızı olduğum için anlamamasını düşünmem çok anormaldi zaten.
"Yok anne yok. Terledim ya. Sıcak biraz."
Yüzüme aptal bir sırıtış koyup konuşmaya çalıştım.
"Eee baba! Babacığım! Sen nasılsın?!"
"Kızım ben iyiyim de...Ocak ayının ortasında terlediysen sen iyi değilsin sanırım..."
Dudaklarımdaki sırıtışı bozmadan yüzümü düşürdüm.
Neden bu kadar salaktım ben ya! Yüksek sesli kahkaha atıp konuyu dağıtmaya çalıştım.
"İlâhi babam! Bayağı komik olmuşsun sen görüşmeyeli ha! Hadi kapıda kalmayın geçin!"
Sesimi kontrol etmekte bile zorlandığım için bağırarak konuştuğumun farkına çok geç varmıştım.
Annemle babam birbirlerine bir bakış atıp içeri geçtiler. Onları yönlendirip salona geçirdim.
"Siz burada oturun ben bir çay koyayım hemen geliyorum. Sizde bana bu büyük sürprizinizin nereden estiğini anlatırsınız, tamam mı?"
İkiside onaylarcasına mırıltılar çıkarıp Ege ile açtığım filme daldılar.
Koşar adımlarla salondan çıkıp mutfağa geçtim. Çaydanlığı ocağa koyup Ege'nin olduğu odaya bir göz attım. Parmak uçlarımda ilerleyip kapıya kulağımı yasladım. İçeriden en ufak bir ses gelmiyordu. Adam resmen esir hayatına alışmıştı.
Biraz dayanması gerekecekti.
İçinde bulunduğumuz duruma gülmemek için dişlerimş dudaklarıma geçirmek zorunda kalmıştım.
Çayları alıp salona geçtim.
(...)
Bölüm etkileşimi
