29. bölüm / 30
Çevrimdışı29. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 29. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime
- 23 23. Bölüm781 kelime
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime
- 29 29. Bölüm881 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Helen Sancak
Ege'lerin evinin salonunda, ailesi ile sohbet ediyordum. Tanışıp kaynaşmıştık ve gerçekten çok tatlı insanlardı. Garip bir his vardı içimde. İşlerin bu noktaya geleceğini tahmin edemezdim sanırım. Mutluydum. Ege gibi birine sahip olabildiğim için çok mutluydum hemde.
Ege'nin kız kardeşi, Alya'nın konuşmasıyla romantik düşüncelerimden sıyrıldım.
"Ay ben seni çok sevdim Helen abla! Yani ağabeyimi bir tek sen yola getirebilirsin sanırım."
Kocaman tebessüm ettim. On beş yaşlarında çok güzel bir kızdı.
"Bende seni çok sevdim, canım. Ama ağabeyin zaten mükemmel biri. Yola getirmeme gerek kalmaz bence."
"Sana karşı öyle ama eve gelince âdeta bir canavara dönüşüyor. Ayrıca herşeyime karışıyor! Geçen bir çocukla flörtleştiğim için çocuğun suratını dağıtmıştı!"
Kendimi tutamayıp minik bir kahkaha attım.
"Seni korumaya çalışıyordur. Olur böyle şeyler kardeşler arasında. Oysa ki ağabeyin senden ve diğer ağabeyin Eymen'den çok bahsetti. Hep sizi sevdiğini söylüyor."
Bu söylediğimle büyük, kahverengi gözleri parıldamıştı. Ağabeyine bağlı bir kız olduğu her halinden belliydi. Yan koltukta oturan Eymen'de başını telefonundan kaldırıp hafif bir tebessümle bana baktı. Daha sonra konuştu,
"O sever zaten. Ama pek belli edebildiğini sanmam."
Tam o sırada ellerinde çaylar ile Ege'nin annesi Sevim Hanım ve hemen arkasında elinde ikramlıklarla gelen Ege girdi içeri. Ege'nin babası, Ahmet Bey ise az önce şirketten aradıklarını ve acilen gitmesi gerektiğini söylemişti. İşkolik bir insan olduğu her hâlinden belliydi. Ama o da en az Ege kadar iyi bir insandı.
Önümdeki sehpaya çayımı bırakan Sevim Hanım'a teşekkür edip, elindeki tabakları dağıtıp yanıma kurulan Ege'ye göz ucuyla baktım. O da bana bakıyordu. Göz kırparak kısık bir sesle konuştu,
"Nasıl? Sevdin mi bizimkileri?"
Gerçekten çok sevmiştim. Ege'nin neden böyle biri olduğunu sürekli düşünürdüm. Bu devirde sağlam kalan tek kişi olduğunu sanırdım. Sebebini artık daha iyi anlıyordum. O, aslında büyüdüğü yerin yansımasıydı.
"Çok sevdim. Bu kibarlığın da genetikmiş sanırım. Ailen çok tatlı insanlar."
"Bak gördün mü? O kadar heyecan yapmana gerek yokmuş işte,"
Haklıydı. Buraya gelmeden önce stresten soğuk terler atıyordum. Ama hiç düşündüğüm gibi olmamıştı. Aksine, onların samimiyetleri karşısında içim ısınmıştı resmen.
(...)
Geç bir saate kadar sohbet edip tanışma faslına devam etmiştik. Ama en sonunda üzerime çöken yorgunluk yüzünden istemesem de ayrılmak zorunda kalmıştım. Şimdi de Ege ile arabada, evime doğru ilerliyorduk.
"Neyin var, güzelim? Moralin bozuk sanki?"
"Yok canım. Yorgunum sadece."
"Yarın sahile gidelim mi?"
Güzel bir teklifti aslında. Son birkaç günün yorgunluğunu atabilirdik en azından.
"Olur, gidelim. Ama soğuk olmaz mı? Kışın ortasındayız."
Cevap için hiç gecikmedi.
"Hava durumuna baktım. Yarın güneş var. Öğlen gider geliriz. Hem üşürsen ben seni ısıtırım,"
İçten bir gülüş doldu yüzüme. Anlamsız bir şekilde gözlerim dolmuştu fakat yaşların dökülmesine izin vermedim.
"Seviyorum seni ya! Gel öpeyim seni kocaman."
Sırıtarak cevap verdi.
"Durman hata,"
Uzanıp derin bir öpücük bıraktım yanağına. 'Oh' diyerek geri çekildim.
O sıralarda ikimizin de sevdiği bir şarkının sesi yankılandı radyodan. Uzanıp şarkının sesini açtım. Gülerek şarkıya eşlik edince içimdeki sevinç ve sevgi tohumları büyüdükçe büyüdü.
En sonunda evime varmıştık. Yüzümdeki ifade hâlâ aynıyken bakışlarımı ona doğru çevirdim.
"İyi geceler birtanem."
"İyi geceler!" dedim harfleri uzatarak.
Eve geçtiğimde bizimkiler uyumuştu. Fakat salonun loş ışığı yanıyordu. Gökay uyanık olmalıydı. Onun dışında anne veya babamın bu saatte uyanık olması pek muhtemel değildi. Eşyalarımı holdeki vestiyere bırakıp salona geçtim. Tahmin ettiğim gibi Gökay koltuğa uzanmış bir halde kitabını okuyordu. Zeki ve başarılı çocuktu. Aramızda iki yaş vardı. 20 yaşındaydı henüz. ODTÜ' de sosyal bilimler alanında okuyordu. Ama kafası sadece derslere çalışıyordu sanırım.
Geldiğimi görünce başını okuduğu kitaptan kaldırıp birkaç saniye yüzüme baktı. Daha sonra kitabı bırakıp yana doğru kaydı. Oturmam için alan açmıştı. İfadesiz yüzüme hafif buruk bir tebessüm kondurarak ilerledim.
Hafif kalın ve tok sesini duyduğumda gözlerimi yerdeki halının desenlerinden, ona çevirdim.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
"Nasıl geçti?"
"İyiydi."
Aramızda kısa bir sessizlik oldu. En sonunda aramızdaki sessizliği bozup konuştu,
"Sen bu adamla mutlusun yani, öyle mi?"
Bunu sorarken bana bakmıyordu. Yerde, bir yere odaklanmıştı. Dirseklerini bacağına dayamıştı ve ellerini önünde birleştirmişti. Konuşuyordu fakat inatla yüzüme bakmıyordu.
"Evet. Ama sen anlaşamadın galiba."
"Bunun bir önemi var mı, abla?"
Haklıydı. Bir önemi yoktu ama iyi anlaşmalarını isterdim. Başını kaldırıp gözlerini gözlerime kilitledi.
"Sen mutlu ve huzurluysan, benim için hiç problem değil abla. Ama olur da bir gün seni üzgün görürsem...İşte o zaman acımam."
Beni korumaya çalışıyordu. Çocukluğumuzdan beri bu böyleydi. Ortaokulda aynı okulda olduğumuzu hatırlıyorum. Ben üst sınıflarda o iki alt sınıfımdaydı. Bana sataşan bir çocuğa 'Ablama dokunma' diye bağırıyordu. Hemen sonrasında kavga ettiği için annemler onu başka okula alıp bizi bir daha aynı okula yazdırmamışlardı.
Aklıma doluşan anılarla yüzümdeki tebessümüm buruk bir hal aldı.
Fakat Ege ile beraberken beni korumasına hiç gerek kalmayacaktı. Başkası olsa belki bu ihtimal olabilirdi. Gökay iri cüsseli biriydi ve gerçekten sinirlenince nevri dönüyordu. Bu bakımdan neredeyse Ege ile aynıydılar.
"Büyüdün de ablanı mı koruyorsun sen ha?"
Kafasını ağır ağır salladı.
"Bizde biliyoruz birşeyler. Erkeklerin çoğunun aklı başka yerlerde. Ve Ege denen şahısın da aklı öyleyse uçururum onu, ona göre."
"Ege benimleyken beni korumana gerek kalmaz, Gökay. Sen bunu düşünme."
"Nasıl düşünmeyeyim, abla? Benden bunu isteyemezsin. Ben ilk defa böyle bir şey yaşıyorum ve tabii ki seni korumaya çalışacağım."
Gözlerim nedensizce dolmuştu. Dalgalanan bakışlarımı ona çevirdim. Elimi omzuna koydum.
"Anlıyorum, tedirginsin ama tanıdıkça sende seveceksin Ege'yi. Aklın bende kalmasın ablam."
Birşey demeden bakışlarını yere imdirdi. Benimle böyle ciddi konuştuğu nadir anlardan biriydi. Aramızdaki hüzünlü anı bozmamak adına ayaklanıp odama geçtim.
Üzerimi değiştirip kendimi yatağıma attım. Kısa süre sonra etrafımdaki herşey karanlığa bürünüp, derin bir uyku beni içine çekmişti...
(...)
Bölüm etkileşimi
