22. bölüm / 30
Çevrimdışı22. Bölüm
Bölümler 30Şu an: 22. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.088 kelime
- 2 2. Bölüm1.132 kelime
- 3 3. Bölüm901 kelime
- 4 4. Bölüm1.421 kelime
- 5 5. Bölüm1.243 kelime
- 6 6. Bölüm831 kelime
- 7 7. Bölüm891 kelime
- 8 8. Bölüm1.206 kelime
- 9 9. Bölüm766 kelime
- 10 10. Bölüm1.300 kelime
- 11 11. Bölüm1.106 kelime
- 12 12. Bölüm1.101 kelime
- 13 13. Bölüm1.132 kelime
- 14 14. Bölüm1.052 kelime
- 15 15. Bölüm1.098 kelime
- 16 16. Bölüm1.050 kelime
- 17 17. Bölüm924 kelime
- 18 18. Bölüm1.025 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm720 kelime
- 21 21. Bölüm783 kelime
- 22 22. Bölüm730 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23. Bölüm781 kelime
- 24 24. Bölüm741 kelime
- 25 25. Bölüm796 kelime
- 26 26. Bölüm701 kelime
- 27 27. Bölüm683 kelime
- 28 28. Bölüm901 kelime
- 29 29. Bölüm881 kelime
- 30 30. Bölüm(1. Kitap Finali)1.280 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Helen Sancak
Bir saat sonra istemesekte ayrılmak zorunda kaldık.
Bayağı bir süre oturduğumuz için hava hafiften kararmaya başlamıştı.
Bu geçen süre zarfı boyunca tek düşündüğüm Ege'nin Emir'i sevdiğimi sanmasıydı.
Bunu dediğinde başımdan kaynar sular dökülmüş gibi hissetmiştim.
Bende de yüksek seviye salaklık vardı o zamanlar.
Ege'ye hiçbirşey sormadan Berk'e inanmıştım...
Ve şimdi...Onda açtığım tüm yaraları sarmaya mecbur gibiydim.
Ama hiç kendimi zorlamıyordum.
Ege'yle biz birbirimiz için yaratılmıştık geçte olsa bunu fark edebilmiştim.
Kendimi Ege'den başka biriyle hayal bile edemiyordum.
Ah Helen ah! Ben sanırım sırılsıklam aşık olmuştum.
Arabayı çalıştırmama rağmen birkaç dakika boyunca yerimden kıpırdayamadım. Ellerim direksiyonun üzerinde duruyordu ama zihnim bambaşka âlemlerdeydi.
Ege'nin söyledikleri kulağımda yankılanıyordu.
"Ben sana hiç kızmadım, Helen. Kızmayı çok denedim ama her denediğimde seni özledim."
Bir insan yıllarca kırgın kalıp yine de böyle sevebilir miydi? Ege sevmişti. Hemde hiç pes etmeden sevmişti. Kırılmıştı belki de. Paramparça olmuştu fakat yaşlarını ve kanını içine akıtmıştı. Dikenlerini kendine batırıp dışarıya sessizliğini ve sakinliğini kuşanmıştı. Beni içten içe kahreden şey ise hepsinin benim suçum olmasıydı.
Deein bir nefes verip sakinleşmeye çalıştım. İyi şeyleri aklıma getirdim. Neticede bugün iyi geçmişti.
Biz güzel bir çift olmuştuk.
Dikiz aynasından kendime baktığımda yanaklarımdaki kızarıklığı ve dudaklarımdaki sırıtışı fark ettim.
"Tamamdır Helen," diye mırıldandım kendi kendime.
"Sen fena tutulmuşsun, kızım."
...
Arabamı apartmanın önüne park edip koşar adımlarla eve çıktım.
Keşke hiç bitmeseydi dediğim bir günün sonuna gelmiştim.
Üzerimde tatlı bir yorgunluk vardı.
Odama geçip üzerime pijamalarımı giydim.
Banyoya girip yüzümdeki hafif makyajı silerken bir yandan da buluşmayı baştan sona düşünüyordum.
Yüzümü yıkayıp havluyla kurularken olduğum yerde dikleştim. Aynadaki yansımama bakarken zihnimde Ege'nin utandığı anlar dönünce yüzümde oluşan tebessümümü fark etmemek imkânsızdı.
Fakat bu mutluluğum uzun sürmemişti. Aklıma gelen Emir meselesiyle yeniden yüzüm düştü.
Gerçek tokat gibi yüzüme çarptığında açıklama yapmam gerektiğini düşündüm.
Eğer bunu açıklamazsam Ege yıllarca yanlış bildiği şeyle yaşayacaktı.
Yaşadığım aydınlanmayla hızlıca odama geçtim.
Komodinin üzerinde duran telefonumu elime aldığımda parmağım istemsizce uygulamaya bastı.
Günümün yarısını onunla geçirmiş olmama rağmen saçma bir özlem vardı içimde.
Telefonumu elime aldığımda tam arama tuluna basacakken birden parmaklarımı geri çektim. Yine kendi kendime konuşarak, "Saçmalama Helen," diye homurdandım.
Daha yarım saat önce beraberdik ama özlemiştim işte.
Umursamaz bir tavır takınıp omuz silktim.
"Sevgilim değil mi sonuçta? Niye bu kadar gerildiysem..."
Ve ilk defa onu aradım.
Telefonu usulca kulağıma götüedüğümde sebepsiz yere dudağımı dişlemeye başlamıştım. Ağırlığımı bir ileri ve bir geri vererek kıpırdandım. Yerimde duramıyordum resmen.
Kalbim, arama sesiyle beraber hızlanıyordu.
Onunla konuşmaya başladığım günden beri hiç araşmamıştık.
Sebebi yoktu ama ikimizde mesajlaşmayı tercih etmiştik.
Telefon üçüncü Çalışta açıldı.
"Helen?"
Ege, biliyorum az önce görüştük ama aramam gerekti. Rahatsız etmiyorum değil mi?"
Cevabını tahmin edebiliyordum. Ne diyeceği netti.
"Sen beni rahatsız etmezsin, Helen."
Yüzümdeki koca gülüş yüzünden yanaklarım ağırmıştı fakat yine de surat ifademden ödün vermedim.
"Emin misin? Bak romantik olacağım diye yalandan cevaplar verme sabaha kadar susmam yoksa," diye direttim.
"İstersen hiç susma. Senin sesin benim için yaşam, Helen."
Dudaklarımı büzdüm. Gözlerimin buğulandığını hissettim fakat bu sefer üzüntüden veya vicdan azabından değil, yoğun sevgidendi.
Ben cevao vermeden o konuştu.
"Onu bunu boşver de senin niye araman gerekti birtanem? Bir sıkıntı mı var?"
Ege genelde sevgi sözcükleri kullanmazdı.
Bunu bana sormuştu.
Rahatsız olmam dememe rağmen beni rahatsız etmekten korkardı.
Fakat ilk defa ondan böyle bir hitap duymak içimi bir hoş etmişti.
Birkaç saniyeliğine sustum.
Saçma gelebilirdi ama içime büyük bir mutluluk dalgası yayılmıştı.
Dudaklarım istemsiz bir şekilde genişçe iki yana kıvrılmıştı.
Neyse ki bu ifademi göremiyordu.
Boğazımı temizleyip kendimi toparlamaya çalıştım.
"Ee yok ya şey...Emir için sana açıklama yapma gereği düşündüm."
"Yapmak zorunda değilsin, Helen. Benden öncekilere takılmam ben. O zamanlarda da çocuk aklı işte..."
"Geçmişe takılı kalan biri olmadığını biliyorum, Ege. Ama ben açıklık getirmek istedim çünkü hiçbir şey sandığın gibi değil. Benim Emir ile hiçbir geçmişim olmadı. Sadece...O bana biraz takık bir çocuktu. Pek ağzının payını veremediğimden genelde mutlu rolü yapardım ama yüz vermezdim. O da en sonunda vazgeçip pes etmişti."
İçimdeki bir yükün kalktığını hissedebiliyordum. Yıllardır yanlış bildiği bir şeyi düzeltiyordum. Bunun verdiği rahatlamayla sessizce derin bir nefes verdim.
Belki de Ege'nin cesaretinin ve umudunun tamamen tükenmesi bu yüzdendi. İnsanlar bizi yan yana görünce sevgili olduğumuzu sanmışlardı.
Berk bunu kullanmıştı. Neden böyle bir iftira attığını anlayamıyordum. Zihnimde herşey düğümlenmişti. Berk beni sevdip Ege'den kıskandığı için mi böyle bir yalan uydurmuştu bilmiyordum ama işin ucunda her ne olursa olsun benim susup hemen inanmam yanlıştı.
Şimdi ise geçmişe dönüp baktığımda, o gün biraz daha cesur olup etrafımdakikeri sorgulasaydım her şeyin daha kolay olacağını anlayabiliyordum.
(...)
Bölüm etkileşimi
