21. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Tsundoku .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 21. Bölüm

Tamamen harabe olmuş, insanlıktan kopmuş ve parçalanmış bu koskoca şehirde artık sadece bir reaktör patlamasının kazazedeleri yoktu, insanlığa adanmış ve insanlıktan çıkmış iki farklı taraf ve vahşi bir savaş patlak vermişti artık. Nitekim, artık bu savaş ve dövüş kolay yoldan nihayete ereceğe benzemiyordu. Fakat yine de Civan’ın tek umudu bu yöndeydi. En azından kendi yoldaşlarından yana büyük bir umudu vardı ve bu umuda bağlanmıştı artık. Hiç bu kadar aksiyon ve hareket yaşamamış sakin bedeninin bunları kaldırıyor olmasının nedenlerinden biriydi bu. Ve artık, işler istediği gibi gitmeye başlamıştı, artık bu tuhaf oyun onun alanında oynanacaktı, kartlar değişmişti. Hala güç ve yıkım üstünlüğü Baran’daydı ama en azından az biraz daha ümitleri vardı. Elini acıyla sıkarken bir yandan da kendisini çeken Metehan’a yetişmeye çalışıyordu Civan. Bir süre sonra dengesini buldu ve artık aynı süratte ilerlemeye başladılar. “Başka dahiyane bir planın var mı Civan?” diye ciddi yüz ifadesini bozmadan Civan’a takıldı Metehan. Bir yandan da Civan’ın sıktığı kıpkırmızı elini işaret etti: “Elini kırman yetmiştir umarım, iyi misin?” Civan dişlerini sıkarak cevapladı Metehan’ı: “Sorun yok… Şimdilik iyiyim. Sen koşmaya bak, hemen arkamızdalar.” Metehan da gülerek Civan’a döndü: “Peki… Ama sakın başka bir yerini falan kırma bu sefer ben yetişemem haberin olsun!” Civan da içindeki ürpertiye rağmen hafifçe gülümsedi ve tüm gücüyle koşmaya devam etti. Ne de olsa Baran ve ekibi ile aralarında birkaç metre bile yoktu. En ufak bir yavaşlamada hepsi saldırıya geçerdi. Oldukça büyük bir risk almıştı Civan ama en azından bu riske değmesini temenni ediyordu. Tam yanlarında ise Rin ve Yuta koşuyordu. Yuta’nın elindeki sapı parçalanmış katanayı görünce seslendi Metehan: “Yuta! Onu öyle kullanabilecek misin ya?!” Yuta kılıcı daha da sıkı kavrayarak olumlu anlamda başını salladı: “Kullanırım benim için pek sıkıntı olmaz merak etme!” Metehan eliyle ‘tamam’ işareti yapıp önüne baktı. Lale ise tüm bu koşuşturma esnasında tekrar görünür hale gelmişti. Yine de konuşmalara dahil olmayıp hızına odaklandı. Ahu da hala havadaydı ve tüm ekipten çok daha öndeydi. Arada bir arkasına bakarak durumu kontrol ediyordu ama şu anki nihai amacı kendine yukarılarda bir yer bulup tüm ekibe destek olabilecek bir konuma ulaşmaktı. Elbette Lale’ye daha yakın olmak birinci önceliğiydi. Rin ise her zamanki sessiz ve soğuk bakışlarıyla koşmaya devam ediyordu ama birkaç kez dönüp hüzünle Poyraz’a bakmaktan kendini alamamıştı. Onun adına üzülüyor olsa da yapması gerekenin bu olmadığını biliyordu. Hiçbir duygusal açık göstermemeye çalışarak diğerlerinin arasında yoluna devam etti. Baran tarafında da tuhaf bir çatışma ve yeni plan senaryoları dönmeye başlamıştı. Baran, bir kez daha arkasına, Savaş’a döndü: “Savaş sen bu dövüşe dahil olmadan dışarıda kalmaya devam edeceksin. Anlaşıldı mı?” Savaş’ın yüzü yine sinsi bir gülümsemeyle kaplandı, kısa bir süre sol tarafına bakıp sonra tekrar önüne dönerek cevapladı Baran’ı: “Elbette. Demek artık sizin jokerinizim?” Kısa bir kahkaha attıktan sonra ekibin en arkasındaki yerini tekrar aldı. Baran ise ciddiyetini elden bırakmadan, bir komutan edasıyla konuşmasına devam etti: “Sahada alan çok daha büyük. Bu onların da bizim de lehimize bir durum, bu yüzden kendi alanınızı açarken karşınızdakini sıkıştırmaya odaklanın. Saldırı esnasında da darbeler arasında rakibinize süre tanımadan sersemletin. Beklemek sizin sonunuza işaret eder.” Sözlerinin ardından Poyraz’a baktı Baran. Onun tamamen kendi tarafında olduğundan emin olmak istiyordu. “Anlaşıldı mı Poyraz?” diye sesini yükselterek uyardı Poyraz’ı. Poyraz ise o sırada dalıp gitmişti, adımları dengesizleşmiş ve daha sık nefes alır hale gelmişti. Düşünmeye, neden burada olduğunu anlamlandırmaya ve sorgulamaya başlamıştı. Baran’ın sesiyle biraz irkildi ama daha fazla beklemeden başını onaylar manada salladı. Baran bir süre daha tereddütle baktı ona ama sonrasında umursamadan yoluna devam etti. Kısa bir süre daha süren koşturmacanın ardından sonunda sahaya ulaşmışlardı. Ahu, daha öncesinde vardığı için kendine sahayla bitişik 2 katlı ve yıkılmaya yüz tutmuş bir binada yer bulmuştu. Onlardan hem yukarıda hem de yakınlarındaydı. Civan da Ahu’nun konumlanışını fark etmişti ve ekibi ona göre yönlendirip, o binaya yaklaştırmıştı. Herkes tekrar aynı düzenine geri dönmeye, aralar ise biraz daha fazla açılmaya başladığı sırada Asena binaların arasından nihayet çıkmış ve kendini göstermişti. Hemen Civan’ın yanına gitti vakit kaybetmeden. Asena’nın neden geldiğini açıklamasına gerek yoktu, Civan da onun amacını anlayıp acıdan titremeye başlamış elini uzattı. Asena da hemen eline temas ederek Baran’lar gelmeden hemen önce, birkaç saniyede iyileştirmeyi tamamlayıp geri çekildi. Civan da teşekkür amaçlı başını sallayıp uyuşmuş elini açmak için parmaklarını sıkıp bıraktı ve tekrar önüne, üzerine gelen rakibine döndü. Baran da bir süre sonra hemen önünde, Civan’a dalga geçer gibi bakarak yavaşça durdu. Sonra sahanın biraz sol tarafına doğru gitmiş olan Asena’yı işaret etti gözleriyle. “Bakıyorum ekibe destek almışsın? İyi bir seçim fakat yetersiz olduğunu biliyorsundur değil mi Civan?” Civan ise nefesini kontrol etmeye çabalayarak ellerini yumruk yaptı ve gardını aldı. “En azından elimden geleni yaptım Baran. Sonuna kadar da bırakmayacağım.” Baran’ın yüzündeki gülümseme daha da büyüdü ve ellerini iki yana açarak havayı tekrar kapkara bulutlarla kapladı. “Ne kadar direneceğini merak ediyorum doğrusu.” diyerek etrafı yine hafif bir sisle kapladı Baran ve Civan’ın üzerine doğru güçlü bir rüzgâr dalgası gönderdi. Civan, bunun olacağını elbette biliyordu ve öncesinde kolunu yine yüzüne siper etmişti. Sadece Baran’ın kendisine yaklaşmasını bekliyordu şimdi. Baran’da Civan’ın bu savunmasız kaldığı durumu boşa harcayamazdı. Rüzgârı biraz daha sertleştirerek üzerine gitti. Civan ise sessizce onun gelişini dinliyordu. Baran iyice yaklaştı ve aralarındaki mesafe çok daha kısalınca iyice gerindi ve yumruk atmaya hazırlandı Baran. Tam o anda Civan kolunu yüzünden çekti ve ellerini sıkıca yumruk yapıp Baran’ın üzerine atıldı, yumruğunu onun bir bacağına geçirdi. Baran da bunu fark etmişti ama Civan’dan kaçmaya çalışmadı. Sadece hazırladığı yumruğunu daha fazla beklemeden tüm gücüyle Civan’ın karnına geçirdi. Civan anında geriye savruldu ve öksürüğe boğuldu. Neyse ki kendi attığı darbenin etkisiyle vakit kazanabilecekti. Baran da nasıl bir etkiyle karşılaşacağını az buçuk kestirmişti. Civan’dan birkaç adım uzaklaştı ve çok geçmeden bacağına ağır bir acı saplandı, o da geriye sendeledi, bacağındaki acıyı susturabilmek için eliyle bacağını iyice sıktı. İkisi de birbirinden uzaklaşmıştı ama kendilerini çabuk toparlamaları gerekiyordu. Civan, öksürmeye devam ederek yerden destek alıp ayağa kalkmaya çalıştı. Baran ise bacağını biraz daha ovuşturup her zamanki dik duruşunu tekrar kazandı. Hala biraz topallıyordu ama önemsemedi, bir süre sonra ondan da kurtuldu.
Baran ile birlikte diğer herkes de tekrar rakibini bulmuş ve yine karşı karşıya gelmişlerdi. Lale, Ahu’nun olduğu binanın hemen yakınında durup Jülide’nin gelmesini bekledi. Çok geçmeden tuhaf sarı saçlı kız kendini belli etmişti zaten. Önceki sıyrılma başarısından dolayı özgüveni hala yerindeydi. Her zamanki gibi birbirine karışmaya başlamış saçlarını savurarak Lale’nin yanına geldi. “Ne o? Bakıyorum beni çok özlemişsiniz canlarım ya!” Lale artık kıza olan sabrının taşmaya başladığını fark ettiğinde sesli bir şekilde derin nefes alıp aynı şekilde geri verdi. Jülide’nin kaymaya yüz tutmuş makyajlı suratına bakmayı sürdürerek tekrar görünmez oldu ve hiç beklemeden Jülide’nin üzerine gidip tekrar yumruk attı. Jülide ise bu sırada yerinden bile kıpırdamamıştı. Yüzüne gelen yumruk ise ona hiçbir şekilde etki etmemişti. Lale’nin yumruk yaptığı eli, Jülide’nin yüzünün içine doğru battı. Lale, oldukça iğrenmiş bir şekilde elini geri çekti çünkü Jülide’nin kafatası bir anlığına yamulmuş, içe çökmüştü. Fakat aradan birkaç saniye geçtikten sonra tekrar eski haline geri döndü. Keyifle dolu kocaman bir kahkaha attı. “Bana hiçbir şey işleyemez artık canım! Ne yüzümü dağıtabilirsin ne kolumu kırabilirsin!” Lale, görünmezliğini koruyarak birkaç adım geriye çekildi ama pes etmeye niyeti yoktu. Bu esnada devreye Ahu girdi. Kızı uzaktan doğru yakalayıp kendine çekti, sınırlarını zorlamak istedi. Jülide’yi binaya yaklaştırıp hızla birkaç kez binaya vurdu. Tekrar geri çektiğinde ise Jülide biraz tuhaf görünüyordu ama bir-iki saniyede tekrar düzeldi, kahkahasına kaldığı yerden devam etti.
Efsun ise Baran ile birlikte sahaya varmıştı bile. Vakit kaybetmeden tekrar kılıcını çıkarıp Metehan’a doğrulttu. Metehan da kendini hazırlamıştı, yine Rin’in önüne geçti. Efsun da bunu fark etmişti ve alay etmeden edemedi: “Merak etme, seni haklayana kadar o kıza dokunacağımı sanmıyorum, işime karışmazsa tabii.” Metehan ise bu sefer Efsun’u cevaplamadı. Kendisinde nadir görülen bir sessizlikle Efsun’a odaklanmış, hareket etmesini bekliyordu. Efsun da bekleneni yaptı. Kılıcını önce kendine doğru çekip daha sıkı tuttu ve ardından çok daha hızlı bir şekilde Metehan’ın üzerine koştu. Metehan da bir anda yerinden sıçrayarak aynı hızda Efsun’un üzerine koştu. Metehan, artık karşısındaki kişiye acımak istemiyordu. ‘Her şey bitsin de ne olursa olsun’ kafasındaydı. Efsun ile Metehan, büyük bir hızla birbirlerine girecekleri sıra Metehan, aralarında sadece 1 metre kaldığı sırada Efsun’un gölgesinden içeri girerek kılıç darbesinden sıyrıldı ve onun tam arkasından çıkarak kolundan tutup dışarı çıktı ve Efsun daha arkasını dönemeden ona elektrik verdi. Efsun, yüksek sesle inleyerek dişlerini sıktı ama bu kadar elektrikle başa çıkabilirdi. Arkasındaki Metehan’a güçlü bir tekme sallayıp Metehan’ı kendinden uzaklaştırdı. Metehan ise dengesini kaybedip bir anlığına yere düştü. Fakat ayağa kalkması uzun sürmedi. Ayağa kalkıp tekrar dengesini sağlamaya çalışırken ise bu sefer Efsun’un kılıcını görememişti. Efsun, kılıcını Metehan’ın koluna doğru hedeflemişti ama Metehan son saniye bunu fark edip kendini tekrar yere attı. Ağır bir yaralanmadan kendini kurtarmıştı ancak bu sefer kılıç darbesi koluna değil, beline denk gelmişti. Derin bir yara değil, sadece sıyrıktı ama bu bile Metehan’ın dikkatini dağıtmaya yetmişti. Elini acıyan yere götürdüğünde koyu bir kanla karşılaşınca hafifçe irkildi ve kısa bir süre şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. Efsun ise Metehan’ın bu anından yararlanarak yüzüne bir tekme attı. Tekme atacağı sıra biraz tereddüt etmişti ama kendi kazancı için karşısındaki bu çocuğu yere sermekten başka bir şansı olmadığını düşününce hamlesinden vazgeçmemişti. Metehan, tekmenin etkisiyle iyice geriye düştü ama hala kendindeydi. Bu sefer acıyla inleyen kendisi olmuştu ve başını sallayıp kendine gelmeye çalıştı. Bir yandan da ayağa kalkmaya çalışıyordu. Efsun, yine bu anı kaçırmak istemedi ve yine bir tekme atmak için bacağını kaldırmaya hazırlanırken bir anda bacağını hareket ettiremediğini fark etti. Başını eğip baktığında ise ayakkabısının buzla kaplı bir tabakayla çevrildiğini gördü ve öfkeyle arkasına döndü. Yine ona engel olan Rin’di. Efsun, öfkeyle karışık bir kahkaha attı ve gözünü Rin’den ayırmadan kılıcını geri yerine koyup elinde ateş gücünü oluşturarak buzu eritip eski hareket özgürlüğüne yeniden sahip oldu. “İşime karışmasan olmazdı değil mi?” diyerek güldü Efsun. Elindeki ateşi hala söndürmemişti. Rin de Efsun’a aynı soğuk duruşla bakmaya devam etti. Efsun’un neyi amaçladığını anlamıştı, kendi üzerine ateşle gelecekti. Rin de elini o mavi bir soğukluğa bıraktı, etrafta soğuk bir buhar dalgası belirdi. İkisi de birbirinden uzaktaydı ve artık birbirlerine karşı yapacakları tek bir hamle vardı; güç kullanmak. Efsun, bir anda elindeki ateşi büyütüp bir fırtına gibi Rin’in üzerine doğru yönlendirdi. Rin de aynı saniyede Efsun’a doğru buzlarını kullanmıştı. Ateş ile buz, ikisinin tam ortasında birleşti, birbirlerini aşamıyorlardı. Efsun bile artık gülmeyi bırakmıştı ve tüm gücüyle ateşini güçlendirmeye çalışıyordu. Rin de o her zamanki soğukkanlı tepkisizliğini bir kenara bırakmıştı. Yüzü iyice gerilmişti ve gücünü daha fazla kullanmak için kendisini zorluyordu. İki taraftan da hafif bağırma sesleri yükseliyordu ve etrafta mavi ve kırmızı ışıklar kendini göstermeye başlamıştı.
Yuta ise sahaya geldiği andan itibaren en ortada konum almıştı. Merkezdeki hareket alanının çok daha büyük olması avantajını kullanmak istiyordu. Tekrar karşısına geçmiş bu ikizleri yenmek için iyi bir konumdu bu. Özellikle Ayaz’ın bombalarının diğerlerine gitmesine engel olabileceğini düşünüyordu. Yuta, bunları planlayarak elinde tuttuğu katanasını tekrar önündeki ikizlere doğrulttu. Ayaz ise Yuta’ya oldukça bilenmişti. Cebinin yırtılması onu sinirlendirmişti anlaşılan. “İşini bitireceğim oğlum senin!” diye bağırarak Yuta’ya bir tehdit savurdu. Yuta ise konuşmak istemiyordu, cevap vermeden, sakinliğini koruyarak, kılıcının kıyafetiyle sardığı kısmını biraz daha kuvvetli tuttu. Fakat Ayaz daha hamlesini yapmamışken Asena belirdi Yuta’nın arkasında. Hızlı davranmaya çalışarak kendi katanasını çıkarıp Yuta’ya uzattı. “Değişelim, ben seninkisiyle de idare ederim.” Yuta’nın ise kabul etmekten başka şansı yoktu. Başını sallayıp gülümsedikten sonra kızın elindeki kılıcı alıp kendininkisini ona uzattı. Asena’da hemen kılıcı kapıp geri çekildi çünkü o esnada Ayaz, Yuta’nın üzerine gelmeye başlamıştı bile. Poyraz da ikizini takip ediyordu ancak normalde olduğundan çok daha yavaştı, dikkati de yerinde görünmüyordu. Ayaz, hızla ilerlerken Yuta’ya olan öfkesi nedeniyle Poyraz’ı kolundan tutup bir anda kendine çekmeye çalıştı. Poyraz ise temasın etkisiyle irkildi ve simsiyah saçlarının ardından kardeşine bakarak kolunu sertçe geri çekti. Ayaz elbette bunu umursamadı ve yoluna devam etti. Yuta da bir yandan onları izliyor, bir yandan da temkinli adımlarla onlara doğru yaklaşıyordu. Ayaz, Yuta ile arasında birkaç metre mesafe kaldığı sırada elini yere götürüp kumlaşmış betonları avucuna aldı. Yüzünde serseri bir gülümseme belirdi ve tüm gücüyle kumları havaya fırlattı. Kum taneleri, yukarı doğru yükseldiklerinde Yuta, ne olacağını anlayarak geriye kaçmaya çalıştı. Fakat çok uzaklaşamadan kumların bir kısmı havada, bir kısmı da yere yakın bir yerde küçük küçük patlamalar oluşturdular. Yuta, elini yüzüne götürerek korunmaya çalıştı fakat küçük patlamaların bir kısmı yakınında olmuştu, kıyafetinin belirli bir kısmı delik deşik hale gelmişti. Patlamanın etkisi geçtiğinde Yuta tekrar ikizlere döndü. Bu sefer hamle sırası ondaydı. Ayaz da kendini geri çekmedi. Ne de olsa Yuta’nın öldürücü bir hamle yapmayacağını biliyordu. Yuta, Ayaz’ın üzerine atılıp kılıcın sap kısmıyla karnına vurdu, ardından geriye doğru birkaç adım sendeleyen Ayaz’ın koluna bir kesik attı. Ayaz, acıyla kolunu sıktı ama ses çıkarmadı, sadece öfkesi körüklenmişti. Birkaç saniye sonra elini kolundan çekip zincir kolyesine götürdü ve hafifçe gerdirdi. Bu esnada yan taraflarındaki Efsun ve Metehan’ın olduğu yerden tuhaf bir çarpışma sesi duyup üçü de o yöne baktı. Rin ve Efsun, kendi zıt güçlerini kullanıyorlar ve etraftakiler yoğun bir soğukluk ve ardından gelen derin bir sıcaklık hissediyorlardı. Herkes durup bir süre bu çarpışmaya baktığı sırada, Poyraz ise tamamen Rin’e odaklanmıştı. Sonra bir anda aklına onlarca anı ve cümle bindi. “Kendin için yaşayacaksın, geçmişte değil.” diyen Rin’in sesini duymaya başlamıştı artık. Zihni durmaksızın çalışmaya ve kafatasını ağrıtmaya başlamıştı. “Neden kendini suçluyorsun? Neden o günde takılıp kaldın Poyraz?” Bir eliyle başını tuttu Poyraz. Gerçekten neden burada olduğunu öğrenmek istiyordu ama başı ağrımaya başlamıştı. Yine de zihnini susturmadı. “Benim için ne yaptın ki sen?!” diye bağıran Ayaz’ın sesi doldurmuştu şimdi aklını. “Hayatımızın yok olduğu gün ben kaybolmadım.” Kaşlarını çattı Poyraz. Ayaz’ın o günkü bağırış seslerinden sonra kendi sesi belirdi kafasında. “Ben bugüne kadar her şeye senin için katlandım! Neler söylüyorsun sen?!” Ayaz’a karşı direndiği son cümle… Bunu unutmuştu Poyraz. Savaş onun zihnini, düşüncesini değiştirdiğinde bunu da o anda unutmuş olmalıydı. Gerçek bir anda keskin bir bıçak gibi saplandı Poyraz’ın zihnine. Poyraz bugüne kadar her şeyini kardeşi için feda etmişti, her riski onun yaşaması için almıştı. Fakat Savaş tüm bu anılarını manipüle etmişti, onu kullanmıştı ve kendi kardeşi de… Onu bir hiç için tekrar, tekrar ve tekrar harcamıştı. Fakat artık her şeyi hatırlıyordu, Savaş’ın hırs dolu gücünden, manipülasyonundan kurtulmuştu. Dişlerini sıkıp hüzünle karışık bir sinirle döndü kardeşine. Artık onu korumak gibi bir gayesi kalmamıştı. Artık tam tersi, onu durdurmak için çabalayacaktı. O eski duygusal ve her insanın halinden anlayan o halini bir süreliğine geride bırakmayı seçti Poyraz. Elini kafasından çekip birkaç adım mesafedeki kardeşine döndü. “Ayaz!” diye bağırdı oldukça gür bir sesle. Bir yandan da kardeşine doğru yürüyordu. Ayaz, anında Poyraz’a döndü, biraz daha uzaklarında olan Yuta’da öyle. Ayaz, Poyraz’ın bu gözü kara halini ilk başta anlamlandıramadı, ne olduğunu çözememişti. Ayaz bu şaşkınlığı yaşarken Poyraz, Ayaz’a iyice yaklaşıp yakasından tutup kendine çekti. “Bana ne yaptın sen! Seni kardeş bildim, senin için hayatımı verdim ben! Neden yaptın bunu bana Ayaz!” Ayaz, şimdi durumu anlamıştı. Yüzünde muzip bir gülümsemeyle karşılık verdi. “İnsanın halinden fazla anlıyordun çünkü sevgili ikizim. Fazla empatiksin.” Poyraz, bunun doğru olduğunu bildiği için iyice sinirlendi. Ayaz’ın yakasını daha sıkı tuttu. Gözleri dolmuştu yine. “O gün orada hep kendimi öldü görmüştüm Ayaz. Meğer ben değil, sen ölmüşsün… Annem ve babamla birlikte seni de gömmüşüm ama haberim yokmuş.” Ayaz, bunun üzerine biraz duraksadı, verecek cevap bulamadı. Fakat yine de Poyraz’ın sözleriyle yolundan vazgeçeceği yoktu. Elini delinmemiş ceketinin cebine atıp tuttuğu şeyi çıkarıp sallayarak Poyraz’a gösterdi. Elindeki şey, geçen yılların üzerine eskimeye yüz tutmuş o siyah oyuncak arabaydı. Poyraz, bunu görünce Ayaz’ın ne yapmaya çalıştığını anladı ve yakasını bırakmadan yüzünü iki yana salladı. Ayaz ise her zamankinden çok daha büyük bir kahkaha attı ikizine doğru. “Ayaz!” diye bağıran Poyraz’a bile aldırmadan kahkahasına devam etti. Ardından kendini Poyraz’dan ayırmaya çalıştı Ayaz, kahkahasını sürdürerek. Poyraz da bir süre sonra mücadele etmeyi bıraktı. Kardeşini ittirerek kendinden ayırdı ve elindeki arabayı fırlatmaya hazırlanan Ayaz’a karşı ters yönde koşarak Yuta’yı tuttu ve kolundan çekip onu bırakmadan başka yöne doğru koşmaya başladı. Bu sırada da Ayaz, elindeki siyah oyuncak arabayı Yuta’ya doğru fırlatmıştı bile. Poyraz, koşmak için çaba sarf ederken bir yandan da arkasına bakıyordu. O oyuncak arabaya… Gözünü ondan ayırmıyordu ve en sonunda, araba yere ulaştığında büyük bir gürültüyle patladı. Elinde kalan tek çocukluğu da artık silinmişti. İçi acımıştı Poyraz’ın. Artık kardeşini tamamen kaybettiğini biliyordu. Patlama sırasında da Yuta’yı önüne sürüklediği için arkada kaldığından bomba ona daha yakın patlamıştı ve bunun etkisiyle yere savrulmuştu. Yuta da ellerini kulağına götürüp patlamadan zarar görmemek için eğilmişti. Kısa süre sonra ikisi de toparlandı. Yuta, Poyraz’a yaptığından dolayı teşekkür etti ama bunu bile çok uzaktan duymuş gibi hissetmişti Poyraz. Yuta’ya doğru dönüp hafifçe başını sallayarak rica ettikten sonra artık önündeki tek rakibine, düşmanına odaklanmıştı. Yani her zaman korumuş olduğu kardeşine…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18