20. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Tsundoku .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 20. Bölüm

Günlerce süren büyük bir sessizliğin ve tuhaf kayıtsızlığın yerini derin bir vahşet ve çaresiz bakışlar alıyordu şimdi Yenişehir’in kirli gri ve kırmızıyla boyalı sokaklarında. İki taraf da artık sınır tanımadan birbirine saldırıyordu. Civan, üzerine hızla gelen Baran’ın karnına olabildiğince sert bir yumruk attı. Baran elbette ne olacağını biliyordu ve bu yüzden arkasından kendisine doğru esen şiddetli bir rüzgâr oluşturdu. Birkaç saniye içerisinde de Civan’ın yumruğu etkisini gösterdiğinde Baran, yumruğun şiddetini hissetti ama arkasında oluşturduğu rüzgâr sayesinde geriye savrulmadı ya da düşmedi. Yüzündeki hiç silinmemiş gülümseme bir kez daha parladı ve etraftaki tozu toprağı küçük ve etkisi pek az olan bir hortuma dönüştürüp Civan’ın üzerine gönderdi. Civan da bu tozla kaplı küçük hortumdan kaçmak için çabaladı ama nafileydi. Ne kadar hızlı kaçarsa kaçsın mutlaka yakalanacaktı. Bu yüzden süratle koşmak yerine yerinde sadece birkaç adım gerileyerek kollarını yüzüne kapattı. Baran’da hortum dalgası tam Civan’ın üzerindeyken hortumu dağıttı, toz ve toprak bir anda Civan’ın üzerine kara bir bulut gibi çöktü. Arada üzerine birkaç taş parçası da düşse de aldırmadı Civan. Dikkatini dağıtmamaya çalışıyor, olabildiğince Baran’a ve güçlerine odaklanıyordu. “Beni bu halinle yenebileceğini düşünmen çok cesurca Civan!” diye söylendi Baran. Civan ise Baran’ın söylerine tek bir kelime bile cevap vermedi. Üzerini biraz silkeledikten sonra tekrar gardını aldı ama adım adım da geri gidiyordu bir yandan da. Amacı önceden de planladıkları gibi geri çekilerek bu büyük savaşı sahaya taşımak, kendilerine dövüşebilecekleri daha büyük ve daha rahat bir alan tanımaktı. Ne de olsa şu anda hala yıkık binalar arasındalardı ve alanları oldukça kısıtlıydı. Tekrar havayı karartan Baran, hiç düşünmeden tekrar Civan’In üzerine doğru ilerledi. Civan ise Baran gücünü kullanmadan hemen hamle yapmak istedi ve çok da uzağında olmayan beton bir bloğa doğru ilerleyip kaldırıp atıyormuş gibi davrandı. Tabii ki o anda beton blok yerinden bile kıpırdamamıştı ancak birkaç saniye sonra Baran tam bulutları toplamış, dolu yağdıracakken bir anda üzerine gelip çarpan beton yüzünden durmak zorunda kaldı. Birkaç adım geriye sendelemişti ve yüzü biraz çizilmişti. Elini yüzüne götürüp hırsla sildi ve daha şeytani bir gülümsemeyle karşılık verdi Civan’a. Civan da pes etmeyecekti. Elindeki taşları fırlatmaya hazırlanarak, büyük bir ciddiyetle yerinde durmaya devam etti.
Bu sırada Metehan da Efsun da koşarak birbirlerine doğru yaklaşıyorlardı, bir süre sonra birbirlerinin hizasına gelmişlerdi bile. İkisi arasındaki mesafe iyice daraldığında Efsun, ateşle kaplı kılıcını savururken Metehan, gölgeler arasında dalıp gezinerek Efsun’a vurabileceği en iyi darbeyi planlamaya çalışıyordu. İçten içe hala bir şok içerisindeydi ama yine de dövüşçü içgüdüleri onu tüm performansıyla savaşmaya zorluyordu. Efsun da Metehan’ın gücünü iyice kavramıştı. Küçümseyerek güldü ve kılıcını etrafındaki gölgelerin hizasında savurmaya başladı. Metehan’ın herhangi bir gölgeden çıkarken kılıç darbesiyle yaralanabileceği şeklinde bir plan yapmıştı. Fakat bunu Metehan biraz geç de olsa fark etmişti. Bir gölgeden çıkarken Efsun’un kılıcıyla karşı karşıya gelmiş ve ateşle kaplı sivri uç Metehan’ın saçına denk gelmişti. Aynı hızla tekrar içeriye girmişti Metehan. Gölge boyutunda ortam yoğunluğu biraz daha farklı olduğundan saçındaki küçük yangın hemen sönmüştü ama Rin’in yanında tekrar yüzeye çıktığında o yanık izi uzaktan bile belli oluyordu. Metehan, korumacı davranarak arkasında duran ve anında müdahale etmeye hazır haldeki Rin’in iyice önüne geçti. Bir yandan da eliyle saçını karıştırıyordu. Efsun yine alaycı bir şekilde güldü. “Bakıyorum biraz yanmışsın.” diyerek gülümsemesini esirgemeden konuştu Efsun. “Benim için bu daha hiçbir şey.” diye cevapladı Metehan, kaşlarını sıkıntıyla çatıp Efsun’a bakmayı sürdürerek. Efsun ise umursamadan kılıcını tekrar Metehan’a yöneltti. Metehan da bu sefer gölgelerini kullanmadı, tüm enerjisini elektrik gücünü kullanmaya zorlayarak ellerini yumruk yaptı ve kendisine meydan okuyan Efsun’un üzerine yürüdü. Artık sinirden bağırır olmuştu Metehan. Tamamen sessiz bir şekilde duran Efsun’un üzerine doğru koştu bütün hızıyla. Elindeki elektriği tam Efsun’un vücuduna verip onu sersemletecekken Efsun önce davrandı, diğer elinde tekrar ateş oluşturup Metehan’ın yüzüne doğru hamle yaptı. Fakat o ateş, Metehan’ ulaşmadı ve kristalli bir buz yapısıyla önü kesilerek ateş tamamen yok oldu. Parçalanan buz da Efsun ile Metehan’ın önüne düştü. O kritik hamleyi yapan Rin’di. Uzakta da olsa iyi nişan almıştı ve hedefi tutturmuştu. Birbirine saldırmak üzere olan ikili de o anda birbirinden birkaç adım uzaklaştı. Metehan’da fırsat bulduğu bir saniyede eliyle ‘iyiydi’ işareti yapıp tekrar saldırmak için pozisyon aldı.
Lale ve Ahu ise hala gelmekte olan Jülide’ye oldukça odaklanmışlardı. Nitekim ikisi de Jülide’nin gücünden bihaberlerdi ve bu sebeple temkinli olmaları gerekiyordu. Jülide ise hiçbir kaygı belirtisi göstermeden saçını savurarak ilerliyordu. “Bu kızın gücünü hiç görmedik mi gerçekten?” diye sordu Ahu, Lale’ye doğru. Lale gözünü Jülide’den ayırmadan cevapladı: “Direkt kızı görmedik bence.” Ardından cesaretini toplamaya çalışarak derin bir nefes aldı Lale ve aldığı nefesi sesli bir şekilde vererek yavaşça, kendisine yaklaşmakta olan Jülide’ye doğru birkaç adım attı fakat daha ileri gitmedi. Civan’ın ‘savaşı sahaya taşıma’ planı dahilinde hareket etmek istiyordu. Jülide ise tamamen umursamaz bir şekilde yürümeye devam ediyor, bir yandan da konuşup duruyordu: “Ay gerçekten sizden daha iyi bir rakip yok muydu ya? Neyse en azından sizinle uğraşmaktan saçım bozulmaz belki.” Lale ise hiç aldırmadı, yerinde durmaya devam etti. Jülide iyice yaklaştıkça da bir-iki adım geri gitmeyi ihmal etmiyordu elbette. Ahu ise daha da geri gitmişti. Amacı kaçmak değildi, sadece biraz daha geride durup gücünü daha aktif ve isabetli kullanmayı hedeflemişti. Fakat Jülide elbette bunu çok yanlış anladı ve dalga geçmekten geri durmadı: “Yazık ya! Halinize acıyorum be! Yoksa çok mu korkutucu görünüyorum?” diyerek kahkahayı patlattı. Bu esnada da Lale ile Ahu’ya oldukça yaklaşmış bulunuyordu. Lale bu sefer Jülide’nin laflarına kayıtsız kalmadı, başını hafifçe eğip önüne düşen saçlarının arasından gülümseyerek Jülide’ye baktı. “Nasıl göründüğünü tarif edemem… Fakat sen tarif edecek birini göremeyeceksin bile.” Ardından elini kaldırıp Jülide’nin alaycılığıyla dalga geçer gibi el salladı ve bir anda yok oldu. Ahu, Lale’nin bu şekilde tepki göstererek yok olmasına içten içe hayran kalmıştı ve bu yüzden o da gülümsedi. Fakat şimdi de sıra ondaydı. Telekinezi gücünü kullanarak kendini birkaç metre yukarıya kaldırdı, bu şekilde ortamı ve Jülide’yi daha iyi görebiliyordu. Jülide, Savaş’ın getirdiği bilgilere göre az biraz güçleri hakkında bir duyuma sahipti ama elbette böyle olacağını kestirememişti. Şaşırmış bir şekilde olduğu yerde kalmıştı. Ahu, ellerini Jülide’nin hizasında konumlandırarak sıkıyormuş gibi yaptı ve Jülide, sanki durduğu yerde bağlanmış gibi hareketsiz bir hale gelmişti. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın Ahu’nun kurduğu o bağları çözecek gücü kendinde bulamıyordu. Bu sırada da Lale devreye girdi. Elinden geldiğince bileğini güçlü tutmaya çalışarak Jülide’nin suratına sert bir yumruk attı. Jülide acıyla tiz bir çığlık attı fakat Ahu onu tuttuğu için savrulamadı. Sadece platin sarısı saçları biraz karışmıştı birbirine. Lale görünmez olmayı sürdürerek Jülide’ye doğru konuştu: “Ne o? Saçların bozulmazdı hani?” Jülide iyice sinirlenmişti. “Bırak beni!” diye çığlık atıyordu Ahu’ya doğru. Sonra baktı ki kaçar yolu yok, kendi yöntemini kullanmayı seçti. “Siz daha beni görmediniz be!” diye söylenerek bir anda Ahu’nun görünmez kafesinden kendi şeklini inceltip uzatarak kaçmayı başardı. Lale ise böyle bir gücü görmeyi beklemiyordu. Biraz tiksinmiş bir şekilde baktı kendini düzeltmeye çalışan tuhaf kıza. Ahu da olduğu yerde kalmıştı ve yüzünü buruşturmuştu. Ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Lale de odağını kaybetmeden tekrar gardını aldı, elbette hala kimse onu görmüyordu.
Ayaz’ın elindeki patlamaya hazır taşlara odaklanarak ve Poyraz’ın el hareketlerini hesaplamaya çalışarak düşmanını bekleyen de tabii ki Yuta’ydı. Elektrikle kaplı kılıcıyla hala aynı pozisyondaydı. Ayaz, elindeki taşları atıp tutarak Yuta’ya doğru güldü. Sonra avucunda bir taşla elini uzattı ve Yuta’yı işaret etti. “Bakıyorum hala gücümden tırsabiliyorsun. O gün antrenmanda bombayı patlattığım sırada yüzünde oluşan ifadeyi hala unutamıyorum!” Yuta’nın yüzü iyice gerildi ancak yerinden milim dahi kıpırdamadı. Kafasındaki tek soru işareti Poyraz’ın burada ne aradığıydı ama buna ayıracak vakti yoktu. Ayaz’ın elindeki çakıl taşlarına odaklıydı hala. Ardından uzun bir süre geçtikten sonra ‘ilk hamleyi yapmama’ kararından vazgeçti. Eğer ilk hamle şansını Ayaz’a verirse, etrafa atacağı tek bir taş büyük bir patlamaya yol açacaktı. Kendisine zarar vermese bile hesaplanmadan atılmış bir bomba, diğer ekip üyelerine hasar verebilirdi. Nitekim şu anda Asena da sahada değildi. Bu yüzden Civan ve ekibinden herhangi biri iyileşemeyecek, bu da savaşın diğer ekip tarafından kazanılmasını kolaylaştırabilecekti. Kısa bir nefes alıp tuttu Yuta ve ardından kılıcının kabzasını daha da sıkıca tutarak inanılmaz bir hızla yerinden koşarak Ayaz’ın üzerine atıldı. Ayaz ise bunu görmüştü ve hızla manevra yaparak kaçmak istedi ama başaramadı. Yuta onun yanına çoktan varmıştı bile. Yuta, kılıcını direkt Ayaz’a doğrultup zarar vermektense, Ayaz’ın cebine doğrulttu ve cebinde bir delik açarak taşların yere dökülmesini ve elektrik yüzünden cebin kenarlarının da hafifçe yanmasını sağladı. Elbette etrafta birçok taş parçası vardı ancak yine de Ayaz’ın elinin altında bir malzemesinin olmaması ve yerden almak zorunda olması illaki onu yavaşlatırdı. Ayaz, sinirle Yuta’ya döndü ama Yuta tekrar yer değiştirdi. Bu sefer yıkılmış bir binanın tepesine atladı. Ayaz buraya bomba atsa bile pek bir etkisi olmayacaktı çünkü. Nitekim Ayaz da öyle yaptı. Elinde tuttuğu tek taş parçasını büyük bir hızla ve öfkeyle Yuta’nın üzerine fırlattı. Fakat taş yere ulaşmadan Yuta hemen geri çekildi. Fakat ne var ki, bu sırada Poyraz ile denk geldi Yuta. Poyraz, hala tepkisiz bir şekilde Yuta’nın kılıcına doğru bir hamle yaptı. Yuta ise bunu son anda anlamıştı ve kılıcı ters çevirdi. Bunu bir anda yaptığı için kendi bacağında bir kesik oluşturmuştu ama pek önemsemedi Yuta. Ne de olsa elektrik gücü kendinde olduğu için elektrik çarpmadığına şükretmişti. Fakat Poyraz da hamlesinden vazgeçmiş değildi. Aynı şekilde manevrasına devam etti ve kılıcın sapını kavradı. Bir süre sıkıca tuttuktan sonra Yuta, Poyraz’a tekme atarak onu kendinden uzaklaştırdı, Poyraz da yere düşmeden kendini kurtarabildi. Ne var ki, Yuta’nın kılıcının sapı bir anda eskimeye, dökülmeye başlamıştı. Yuta bunu tahmin ediyordu ama artık kılıcı tutabileceği bir yer yoktu. Az önce patlayan bombanın oluşturduğu sisten faydalanarak hemen hızlıca tişörtünün kollarından birini yırttı ve kılıcın mecburen keskin tarafına doğru sarmaya başladı. Çok uzun sürmeden de amacına ulaşmıştı. Sadece artık kılıcı o kadar işlevli değildi. Artık tek yapması gereken onlardan gelecek karşı hamleyi beklemekti.
Bütün bunlar olurken Asena ise duvarlar arkasında gizlenerek ekibin sahaya gitmesini bekliyordu. Onlar sahaya vardıklarında kendini gösterecekti. Savaş da bu dövüşe dahil olmamıştı pek tabii. Kendisinin de bir gücü vardı ancak bu güç dövüşmeye yaramıyordu. Kendi fiziksel gücü de bu süper güçlü insanları durdurmaya yetmeyeceğinden Baran’ın tavsiyesine uyarak geride kalmayı seçmişti. Civan da hala Baran ile uğraşmaya devam ediyordu. Ancak Civan’ın planı istedikleri kadar hızlı gerçekleşmiyordu hatta çok yavaşlardı. Bir şekilde bu hızı artırmaları ve diğer ekibin baskısından kurtulup sahaya süratle gitmeleri gerekiyordu. Civan, o anda kendisine oldukça zarar verebileceğini düşündüğü bir fikir geliştirdi aklında. Eğer plan işe yararsa, sahaya gittiklerinde Asena onu iyileştirebilirdi ve bir sorun kalmazdı. O yüzden hemen o fikri devreye soktu. Baran’dan birkaç metre uzaklaştığı sırada uzun birkaç dakika yerinde durdu. Baran ise bunu anlamamıştı, yavaş ve temkinli bir şekilde Civan’ın üzerine gitti: “Ne oldu? Yoksa pes mi ettin Civan!” diye çok yüksek olmayan bir sesle bağırdı Baran. Sonra Civan da ona döndü: “Öyle bir niyetim hiç olmadı, olmayacak da.” Sonra o birkaç saniyede toparladığı gücüyle bir anda yere tüm gücüyle sert bir yumruk attı Civan. Neredeyse tüm gücünü buna harcamıştı ve öksürerek derin bir nefes verdi olduğu yerde. Fakat Baran, onun ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı. Anlamasına da gerek kalmadı, birkaç saniye içerisinde birkaç metrelik bir alanda yer hafifçe titredi ve yerler çatlar gibi oldu. Baran, küçük sarsıntının şiddetiyle bir-iki adım geriye çekildi. Etraftaki herkes de bu sarsıntıyla birkaç saniye boyunca dövüşlerine ara vermişlerdi. Ardından Civan sesini olabildiğince yükselterek bağırdı: “Sahaya!” Kendi ekibindeki herkes anlamıştı. Bir anla Civan ve ekibi oldukları yerden terse doğru son sürat koşmaya başladılar. Asena bu duyuruyla birlikte hemen harekete geçti. Ahu, koşması daha zor olduğu için havada kalıp ilerlemeyi tercih etti. Bu şekilde hem daha hızlı varabilirdi hem de hızlı varacağı için kendine yukarılarda ve biraz daha gizli bir alanda bölge seçmesi daha kolay olacaktı. Civan ise acıyan eline dikkat etmemeye çalışarak yorgun argın koşmak için çabalıyordu ama geride kalmıştı. Metehan hemen arkadaşına destek oldu ve hızlarını artırarak çok da uzaklarında olmayan sahaya doğru hızla koştular.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18