14. bölüm / 21
Break Point: Frequency14. Bölüm: Backstory
Bölümler 21Şu an: 14. Bölüm: Backstory
- 1 1. Bölüm466 kelime
- 2 2. Bölüm655 kelime
- 3 3. Bölüm1.203 kelime
- 4 4. Bölüm2.418 kelime
- 5 5. Bölüm4.512 kelime
- 6 6. Bölüm3.710 kelime
- 7 7. Bölüm2.553 kelime
- 8 8. Bölüm2.972 kelime
- 9 9. Bölüm5.484 kelime
- 10 10. Bölüm: Backstory1.970 kelime
- 11 11. Bölüm3.028 kelime
- 12 12. Bölüm: Backstory577 kelime
- 13 13. Bölüm3.010 kelime
- 14 14. Bölüm: Backstory1.245 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15. Bölüm2.414 kelime
- 16 16. Bölüm: Backstory2.005 kelime
- 17 17. Bölüm3.603 kelime
- 18 18. Bölüm3.384 kelime
- 19 19. Bölüm1.579 kelime
- 20 20. Bölüm1.906 kelime
- 21 21. Bölüm2.710 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Efsun, gidenlerin arkasından ağır ağır ilerleyerek kendisini masaya yaslamıştı. Eski hayatını andıran başka bir durumla karşılaşmak onu durgunlaştırmıştı. Bu durgunluk elbette ki dışarıdan da fark ediliyordu. Sesli dile getiren ilk kişi ise Savaştı.
“Efsun sen neden durgunlaştın? Sanki onlar geldikten sonra bir haller oldu sana?”
Efsun, Savaş’ı ilgilendirmeyen şeylere rağmen burnunu sokmasına sinir olsa da belli etmeden geçiştirmeye çalıştı.
“Beklemiyordum ondan dolayı oldu.”
“Güzelim,” Baran’ın sesini duyunca ise gözlerini yummuştu. Şimdi Baran da ona aynı şeyi sorarsa yalan söyleyemezdi. Bu durumdan korkuyor ve istemsiz bir endişe duyuyordu. Korktuğu şey de çok geçmeden başına gelmişti.
“Bende fark ettim üzerindeki durgunluğu. Özellikle Metehan’a bakışlarını… Bilmediğimiz bir durum mu var?”
“Var, pek önemli bir durum değil aslında.” Bunu öyle bir tavırla söylemişti ki dışarıya umursamaz gözükmek istiyordu. “Ama isterseniz anlatmamda bir sakınca yok.”
“İstiyorum.” demişti Baran kararlılıkla. Efsun hakkında her şeyi biliyorken bu durumdan mahrum olmak biraz canını sıkmıştı. Efsun çok uzatmadan anlatmaya başlamıştı.
“Ben bu Metehan’a geçmişte hocalık yapıyordum…”
*******
Metehan, elini demir kapının koluna yerleştirerek itti ve kapının gıcırdayarak açılmasını sağladı. Buraya gelmek için heyecanlanan adımları içeri girmek için de heyecanlıydı. Elini kapıdan ayırıp duruşunu dikleştirerek içeri girdiğinde sessiz bir ortamla karşılaştı. Hâlbuki hayallerinde delirmişçesine bağıran ve çığırarak dövüşen çocuklarla dolu bir kurs vardı. Ama görünüşe bakılırsa bu kurs hayallerinden çok daha sıkıcı bir kurs olacaktı. Fakat yine de Metehan kendisini içten içe teselli etmeyi unutmadı. ‘Olsun lan! Ortam neşesizse biz neşelendiririz ne olacak?’ Bu özgüvenle ilerleyip insanların onu görebileceği bir yerde durdu. Yerde birkaç öğrenci şınav çekiyordu, karşılarında ise sandalyeyi ters çevirerek oturan genç bir kadın vardı. Ama öyle bir bakıyordu ki resmen Metehan’ı gözleriyle dayak manyağına çevirmişti. Mizacı biraz sertti galiba.
“Selam...” diye konuştu Metehan kimseden ses çıkmayınca. Ama selamı da hava da asılı kalmıştı. Gülümsemesi solarken hepsine burun kıvırdı. Bir yandan da içinden konuşuyordu: ‘Benim selamımı almayan da ne bileyim yani!’
Sandalyede oturan genç kadın minik bir gıcırtı sesi çıkartarak sandalyeden kalkmıştı. Metehan’ın karşısına dikilip sert gözlerle ona bakarken Metehan bu bakışlar karşısında acaba kaçsam mı diye düşünmeden edemiyordu. Kadın her an onu ensesinden tutup duvara fırlatacak gibi duruyordu.
“Yeni öğrenci misin?” sesi de çok mesafeliydi. Bu kurs nasıl çekilecekti?
“Evet öyleyim.”
“Güzel. Yat yere 30 şınavla başla.”
“Daha Bismillah yeni girdim içeri!” Metehan’ın kendini tutamayarak söyledikleri şeyler duvarlara çarpıp tekrar kulağına ulaşınca sertçe yutkundu.
Kadının tersinde tersi olan bakışları onun üzerindeydi. Kendini gülümsemeye zorlayarak çantasını yere bıraktı. Aynı gülümsemeyi bozmadan yere çöküp ellerini de zemine yerleştirdi. Sessiz bir kabullenişti bu. Şınav çekmeye başlarken başlarda gayet iyi gidiyordu. Ama yarısına gelince tıkanmaya başlamıştı. Yine de belli etmemeye çalışıyordu. Zar zor da olsa hepsini tamamladığında yüzü biraz kızarmıştı.
“Tanıt bakalım kendini.” Kadının biraz daha yumuşak çıkan sesi ile Metehan konuşmaya başladı.
“İsmim Metehan,13 yaşındayım burada yaşıyorum.” Söyleyecek başka bir şey bulamadığı için susmuştu. Tekrar kadın konuştu.
“Güzel. Bende Efsun, burada yardımcı eğitmenlik yapıyorum.15 yaşındayım.”
“Vaaaay,” dedi Metehan uzatarak. Karşısındaki bu genç kadının daha 15 yaşında olması da onu şaşırtmıştı ama konuyu daha farklı bir yere çekti: “Beni neden ilk saniyede büyülediğinizi anladım, isminizin anlamı Büyü. Bende memnun oldum.” Efsun bu sözlerle birlikte yerinden kalkıp Metehan’a doğru yürüyünce Metehan hemen ellerini iki yana salladı çaresizce.
“Hayır hayır valla o anlamda demedim siz çok yanlış anladınız! Efsun ablam!” diye u dönüşü yapmıştı hemen. Ama gerçekten niyeti o anlamda değildi. Efsun olduğu yerden uzaylıya bakar gibi Metehan’a bakıyordu.
“Kursta hocan sayılırım ben senin.”
“Abla desem olmaz mı?”
“Sence olur mu?”
“Bence oluuur.” Metehan’ın gevşekçe söylediği sözlerle derin bir sabır çekmişti Efsun. Şöyle çocuklarla uğraşmayı hiç sevemiyordu.
“Kalk ve beş tur koş! Sonra temel hareketlere başlayacağız.” Metehan ikiletmeden yerinden kalkıp odanın içerisinde koşmaya başladı. Dördüncü turu bitirmek üzereyken efsun ona yaklaştığını anlayınca ayağını hafifçe geriye uzattı. Metehan bunu fark etmediği için kendini aniden yerde bulmuştu. Efsun yerde yatan çocuğa bakarken gülmemek için çaba sarf ediyordu. Bu çocukla çok uğraşacaktı. Metehan yerden kalkarken içinden söylenmeyi de ihmal etmiyordu. Ama dışından hiçbir yakınmada bulunmamıştı. Usulca son turunu da tamamlayıp diğer çocukların yanına geçmişti. Efsun ilk önce diğer çocuklara yönelik konuştu.
“Arkadaşlar siz normal antrenmanınıza devam edebilirsiniz ben yeni gelen arkadaşınızla biraz ilgileneceğim.” Çocuklar alışık olduğu için kendi aralarında antrenman yapmaya başlamışlardı. Metehan ise olduğu yerde dikiliyordu. Efsun ona kafasıyla gitmesi gereken yönü işaret edince oraya ilerledi. Efsun da hemen ardındaydı.
“Yumuk atmayı biliyor musun?” Yok artık dercesine gözlerini açmıştı Metehan.
“Tabii ki de biliyorum!”
“At bakalım bana.” Metehan sorgulamadan hızlıca yumruğunu öne savurduğunda efsun hiç zorlanmadan kolunu alarak sırtına yaslamış ve bükmüştü.
“Sen buna yumruk diyorsan daha yumruk görmemişsin! Bir de gelmiş artistlik taslıyor.” İlk günden fırçayı yemişti Metehan. Bahane düşünse de bulamadığı için sessiz kaldı. Bu yumruk rezilliği onun içinde beklenmedikti.
“Bak şimdi beni izliyorsun.” diyerek nasıl yumruk atılacağını anlatmaya başlamıştı Efsun. Metehan pür dikkat onu izledikten sonra birkaç denemede doğru taktiği bulmuştu bile. Giden tüm özgüveni tekrardan yerine gelmişti.
“Yumruğu hallettin gibi ha?”
“Hallettim tabi!” Fazla coşkuluydu Metehan. “Bundan sonrası vız gelir tırıs gider.”
“Tekmeye geçiyoruz o zaman.” Efsun yine Metehan’ın karşısına geçerek ilk hamleyi yapmasını bekledi. Metehan tereddüt etse de ayağını efsuna savurdu ama efsun yine yapacağını yaparak ayağı tuttuğu gibi kendine çekip çevirerek Metehan’ın yüz üstü yere kapaklanmasını sağlamıştı. Çok geçmeden Metehan’ın boğuk sesi yükselmişti.
“Ama Efsun abla!” diye haykırmaya başladı. Suratını yerden kaldırmıyordu. “Benim bu yakışıklı suratım zarar görürse hiç sevimli bir yanı kalmaz!” Efsun bu tepkiye söylenerek en alasından göz devirdi.
“Allah’ın ergeni.”
Kafasını hafifçe kaldırıp efsuna bakmaya çalıştı Metehan. “Efendim efsun abla bir şey mi dedin?”
“Kaldır artık şu kıçını yerden! Bir de sen nazını mı çekeceğim? Üstelik gidip su iç antrenmanımın en ortalarda bölünmesinden nefret ederim!” Metehan yerden kalkarken yüzünde yine o haylaz tebessüm vardı.
“Canım efsun ablam ya! Tabii açık açık su iç susama diyemiyor da antrenmanım diyor. Ben senin diline şimdiden alıştım be abla.”
“Zevzek.” diye homurdanmıştı Efsun arkasından. Garip bir enerjisi vardı çocuğun. Ona ısrarla abla demesini sevmişti. Öğrencilerle çok samimiyet kurmazdı ama bu gerçekten kardeş gibi hissettirmişti. Her ne kadar çocuğa zorluk çıkarsa da çocuk her şeyi hızlı kavrıyordu ve çabuk pes etmiyordu. Sağlam bir öğrenci olacağı belliydi.
******
“Öyle yani, ders verdiğim öğrencilerden birisiydi.” diyerek konuşmasını noktalamıştı Efsun. Geçmişe inmek onun içinde farklı olmuştu. Metehan’ın o çocukluk halleriyle uğraşmak da farklı bir deneyim olmuştu. Farkına vardığı yeni ve acı bir gerçek vardı ki zamanında onu ablası olarak gören çocuk şimdi en ezeli rakibiydi.
“Bu bizim için sağlam bir koz aslında.” dedi Savaş bu derin sessizliğe bir son vererek. “Karşımızda senin eğittiğin birisi varsa senin onun taktiklerini biliyor olman gerek. Yanılıyor muyum?”
“Dehşet bir hafızaya sahip değilim Savaş! Çocuğa ne tekniği öğrettiğimi nereden hatırlayayım?” Efsun bu konu hakkında yorum yapılmasına gerilmişti.
“Sen zeki kadınsın Efsun, boşa kafa yorma. İstesen şu an o çocuğun tüm zayıf noktalarını anlatırsın bize.”
“Ne ima etmeye çalışıyorsun sen Savaş?” Bu sefer araya giren Baran’dı. Savaşın sevdiği kadın hakkında böyle ileri geri konuşmasından hoşlanmamıştı. Ayrıca Savaş’ın kendinden fazla söz hakkına sahip olmaya çalışması onu da geriyor e sinirlendiriyordu: “O ses tonuna ve söylediklerine dikkat et.”
“Tamam şampiyon sakin.” Ellerini havaya kaldırarak sinsi bir şekilde gülmüştü Savaş. “Ama yanındaki kadını iyi tanıdığını düşünüyorsan benim sözlerimi de bir düşün derim.” Baran ise artık eski arkadaşını kontrol edilmesi gereken bir aykırı olarak düşünüyordu. Asıl komuta ondaydı ve asla onu kaptırmak istemiyordu. “Ne karar vereceğimi senden iyi biliyorum Savaş, merak etme. Her şeyi bildiğini düşünmen çok hoş. Burada bir karar verilecekse sen değil, ben veririm.” İçerisi hafiften soğumuştu, Baran sinirle gücünü istemese de az biraz belli etmişti. Baran’ı dinledikten sonra o sinsi ifadesini takınmaya devam ederek odadan çıktı Savaş. Efsun ise içinde biriken öfke ile sertçe ellerini saçlarına geçirmişti bile. Geçmişin gün yüzüne çıkması canını bir hayli sıkacaktı.
Bölüm etkileşimi
