10. bölüm · Break Point: Frequency
10. Bölüm: Backstory
Hastanenin o soğuk, bembeyaz ve kenarlarında eski püskü mavi sandalyelerin olduğu koridorda elinde sürekli ucuna bastığı, tıkır-tıkır ses çıkaran tükenmez kalemle, üzerinde uzun bir hastane ceketiyle yürüyordu Civan. Sabahın erken saatleri olduğu için hala gözleri kızarmış haldeydi ama etrafına çaktırmamak için kendini dik pozisyonda tutmaya çabalıyordu. Bugün pek bir işi yoktu, o yüzden koridorları, pencereden sürekli huzurla bahçeyi seyrederek geçti ve sonunda acil bölümünün kapısının önünde can sıkıntısından bir sandalyeye oturdu. Mesajlarını kontrol etmek için telefonunu çıkarıp oyalanmaya başladı. Bu esnada karşısında, sekreterlik tarafında oturan bir doktor hafifçe yüzünü buruşturup arkasını döndü, diğer doktora söylenmeye başladı: “Baksana şuna. Sırf babası bürokrat diye torpille geldi hastaneye. Çocuk daha 15 yaşında! 15 yaşında doktor mu olur? Başımıza kalmasın, iş açmasın da ne yapıyorsa yapsın.” Civan ise bunların hepsini duymuştu fakat bunlar zaten hastanede stajyer doktor olarak çalışmaya başladığından beri hep işittiği cümlelerdi. O yüzden pek aldırmadı, telefonuyla vakit geçirmeye devam etti. Aradan daha bir dakika bile geçmemişti ki, acil bölümünün dış kapısının önünde bir hareketlilik yaşandı, bağırış çağırışlar koptu. Civan, hemen telefonunu cebine atıp kapıya yönelmişti ki, içeriye hemşireler sedyenin üzerinde bir kadını aldılar, hızla götürmeye çabaladılar. Ardından ise birini görmüştü Civan. Muhtemelen kadının oğluydu. Çocuğun gözleri stresten ve korkudan iyice şişmişti ama bedeni çok hızlı hareket ediyordu. Annesinin ardından gidiyor ve yüksek bir sesle bağırıyordu: “Anne! Anne ne olur benimle kal tamam mı? Ben buradayım anne!” Hemşireler kadını acilin kırmızı alanına götürdüler. Bu esnada kadının oğlu da peşinden gitmeye yeltendi ama Civan onu kolundan sıkıca tutup geri çekti. Sonra karşısındakini sakinleştirmeye odaklandı Civan. Akranı olan bu çocuğu omzundan kavrayıp sertçe kendine çevirdi, sıkı sıkı tuttu: “Hey, bana bak. Annen iyi olacak tamam mı? Ama şu an sakin olman gerek anladın mı? Bak, benim adım Civan. Sen de adını söyleyebilir misin?” Genç ise derin derin nefes alıp cevap verdi: “Metehan… Annem kriz geçiriyor olmalı, hiç böyle olmamıştı bir şeyler yapın lütfen!” Civan ise Metehan’ı daha sıkı tuttu: “Tamam, Metehan bana bak. Metehan sakin kalmaya odaklan tamam mı? Anneni iyileştirecekler eski hayatına geri döneceksin merak etme anladın mı? Sadece sakin kal, bu bizim için de önemli anlıyor musun?” Metehan derin derin nefes alıyordu ama en azından etrafa saldırmayacak kadar sakinlemişti. Yine de içi içini yiyordu. Civan, Metehan’ı yavaşça bıraktı, bu sırada Metehan’ın annesini götüren hemşirelerden biri sekreterliğe geldi: “Doktor bulamıyoruz! Tüm doktorlar ya yoğunlar ya ameliyattalar!” Civan hemen dahil oldu, az önce kendisine laf atan doktoru aradı gözü. “Doktor Necdet nerede? Az önce buradaydı o.” Hemşire panikle cevap verdi: “Az önce kendisini acil ameliyata çağırmışlar durumu kötü başka bir hasta daha varmış.” Civan ise kısa bir süre durup düşündü, olasılıkları tarttı. Nihayetinde risk almaya karar verdi: “Ben gelirim.” Hemşire ve sekreter iyice şaşırdılar. Sekreter hemen atladı: “Ama sen daha çocuksun!” Civan ise aldırmadı, daha sekreter cümlesini bitirmeden yola koyulmuştu bile. Hemşire de koşarak peşinden geldi bu genç doktorun. Hemen kadının yanına vardılar. Hemşireler, kendi bildiklerine göre kadının kalp krizi geçirdiği sonucuna varmışlardır bu yüzden hazırlığa başlamışlardı bile. Civan ise hemen odaya gelip durumu görünce rapor almak istedi: “Neler oluyor bir fikri olan var mı?” En kıdemli hemşire Civan’ı görünce biraz küçümsedi, Civan’a bakmadan konuştu: “Kalp krizi.” Civan ise hemen eline cerrahi eldivenleri geçirip stetoskopu kaptığı gibi kadının yanında bitti alelacele. Hızlıca analize başladı. İlk başta o da kalp krizi yönünden baktı olaya. Fakat kadının boynundaki damarların şişmiş olduğunu görünce duraksadı, hemşireleri durdurdu “Bir dakika… Kalp krizi olmayabilir.” Hemen stetoskop ile kadının kalbini dinlemeye çalıştı, kafası karışmıştı. Kalbin sesinin normal ve net değil de derinden ve boğuk geldiğini fark edince birden doğruldu, kafasında şimşekler çaktı. “Kalp krizi değil, kardiyak tamponad bu! (Kalp sıkışması) Hemşirelere eliyle ‘Durun’ işareti yapıp hızla hemşire odasına gitti. Eline bulduğu ilk devasa enjektör iğnesini alıp koşarak geri döndü. Hemşireler ise elindekini görünce dehşete kapıldılar, kıdemli olan hemşire ise Civan’ı durdurmak için çabaladı: “Ne yaptığını sanıyorsun sen çocuk? Kadını öldürmek mi istiyorsun? Kıdemli doktorlar gelmeden hiçbir şey yapamayız bu çok tehlikeli! Ayrıca sterilize bile etmedik!” Civan ise bu esnada kadının kalp zarını arıyordu. “Sterilizasyon şu anda önemli değil. Kimseyi bekleyemeyiz. Eğer müdahale etmezsek kadın birkaç dakika içinde ölür ve asla kurtaramayız!” Cümlesini bitirdikten sonra Civan, nihayet kadının göğüs kafesinin altında kalp zarının yerini tespit edince iğneyi sıkıca kavradı, derin bir nefes aldı ve tereddüt etmeden anında belirlediği yere sapladı. Hemşireler ise kadının direkt öldüğünü düşünüp geri çekildiler, sadece kıdemli olan durumu öylece kaçmadan izliyordu. Enjektörün içi kısa sürede kanla doldu ve hemen ardından kadının kalp atışı normale geldi, düşmüş olan tansiyonu tekrar çıkmaya başladı. Civan, kadının değerlerinin normale döndüğünü görünce aldığı risk yüzünde derin ve rahatlamış bir nefes verdi. İğneyi yavaşça çıkarıp daha fazla kanamasını önlemek için gazlı bez tuttu. Ardından alnında birikmiş teri koluyla sildi: “Gerisini size bırakıyorum.” Dedi Civan ve yavaşça odayı terk etti. Civan, nihayet Metehan’ın olduğu yere gelince Metehan hemen yerinden fırladı fakat Civan’ın elindeki kanı görünce endişesi katbekat arttı. “Civan, ne olur kurtuldu de. Hiçbir şey olmadı o iyi de Civan n’olur!” Civan ise elindeki kanı yeni fark etmişti. Hemen gülümseyerek Metehan’a baktı: “Merak etme annen iyi. Ama biraz uyuyacak gibi görünüyor normal odaya alınınca yanına gidersin tamam mı?” Metehan ise bu haber karşısında kısa bir kahkaha attı: “Çok şükür yarabbim çok şükür!” Sonra Civan’a döndü: “Civan, Allah senden razı olsun kardeşim. Sen benim annemi kurtardın ben senin için canımı bile veririm şu an. Çok sağolasın.” Sonra Metehan, daha fazla dayanamayıp Civan’a sımsıkı sarıldı. Kısa bir süre sonra da ayrıldılar. Metehan hafifçe yaş birikmiş gözlerini sildi hızlıca. Sonra Civan baktı ki Metehan hala sakinlemedi, onu hastane ortamından biraz uzakta tutmanın en iyisi olduğuna karar verdi: “Metehan, şimdi annenin yanına gitmen yasak, bir-iki saate alırlar ama. Ben alt katta kafeteryaya ineceğim istersen gel, kafa dağıtırsın.” Metehan ise durup biraz düşündü fakat başka türlü vaktin geçmeyeceğini anlayınca kabul etti. “Tamam tamam olur. Ama ben ısmarlarım he. Kaçarı yok Civan doktor.” Civan ise hafifçe güldü, o anlık sadece başını sallamakla yetindi ama cebindeki cüzdan hala duruyor mu diye de kontrol etmeyi unutmadı. Vakit kaybetmeden yol almaya başladılar. Civan ve Metehan kafeteryanın olduğu kısma doğru ilerlerken bile Metehan’ın adımları bazen sekteye uğruyor, kendisini koridorda geriye bakmaktan alamıyordu. Buna rağmen Metehan ise hem stresten hem de rahatlamanın etkisi olacak ki, sessizliğe bile tahammülü kalmamış gibiydi. Civan’ın tekrar cebinden çıkarıp sürekli ucuna basıp ses çıkardığı tükenmez kalemi de biraz sinirini bozmuş olmalıydı ki hemen lafa daldı: “Civan, biraz daha o kaleme basarsan sesten tavanlar çökecek. Bu ne hal ya sen benden daha çok hasta yakını gibi duruyorsun.” Civan ise o sırada dalıp gitmişti. Metehan seslenince yakalanmış gibi alelacele kalemi tekrar cebine attı. “Stresten değil ya, alışkanlık olmuş işte. Fark etmemiştim bile.” Sonra sohbeti döndürmek için laf atmak istedi: “Sen de amma tahammülsüz adammışsın ya. Ben de seni eğlenceli, sohbeti güzel biri sanmıştım. Meğer sinirli dayılardan bir farkın yokmuş yahu!” Metehan ise Civan gibi otoriter görünen birinden böyle bir cümle beklemiyordu fakat yediği lafın altında kalmamaya da kararlıydı: “Ne alakası var oğlum? Sen beni tanıyor musun da boş yargıda bulunuyorsun? Teessüf ederim, bir kere ben ileri seviye müthiş eğlence ve sohbet yeteneklerine sahip bir insanım. Sen önce kendine bak.” Civan ise yalancı bir kızgınlık ve kırgınlık ile suratını sert bir ifadeye bürüdü: “Ne varmış bende? Maşallahım var ama başka da bir şeyim yok gibi.” Metehan ise patavatsızca güldü: “Zengin bebesi gibi duruyorsun.” Civan ise içinden ‘sanırım yine başladık o torpil mevzusuna’ diye düşündü ama bu sefer sessiz kalmak istemedi: “Sende de mahalle kekosu gibi bir tip var, ben bir şey diyor muyum?” Şokun etkisiyle özlerini büyütüp olduğu yerde kaldı Metehan. “Sen az önce bu bebeksi suratıma keko mu dedin? Cidden sana hiç yakıştıramadım. Tövbe et ya, çarpılırsın bak.” Cümlesini söylerken bir yandan da sahte bir hüzünle kendi yüzünü işaret ediyordu. Civan ise ilk defa rahatça laf sokmanın keyfiyle ve istediğini almış olmanın gururuyla tebessüm ederek yoluna baktı. Metehan da sohbetin etkisiyle yüzüne Civan’a benzer bir tebessüm takındı. Konu bitmişti ama susmak istemiyordu Metehan. Cebindeki paraları çıkarıp tek tek sesli bir şekilde saydı: “Yüz, yüz yirmi, yüz elli, yüz yetmiş… Ha şurada da biraz bozukluk varmış. Yüz… Yüz doksan beş… Bir beş lira daha olması lazım ya. Heh buldum evet iki yüz liram var totalde. İki yüz liraya kadar her şeyi alabilirsiniz Civan Bey.” Dalga geçer gibi esprisine resmice konuşması Civan’ın komiğine gitmişti, o da öyle konuşmaya başladı: “Vay, bakıyorum bugün zenginsiniz Metehan Bey. Bir çay içerim o bana yeter.” Metehan ise dalgasına zoruna gitmiş gibi davrandı: “Yok yok. Çay içersin de başka şeyler de almazsan olmaz. Sen benim annemi kurtardın oğlum, iki yüz liranın lafı mı olur ya?” Civan ise pes edeceğe benzemiyordu. Hızla cüzdanını çıkardı cebinden: “Saçmalama kendi aldıklarımı ben öderim. Ama düşündüğün için sağolasın.” Metehan ise anında karşı çıktı. Nihayet geldikleri kafeteryaya koşar adım girdi ve bulduğu her şeyi eline doldurmaya başladı. Civan da peşinden hızlıca girdi kafteryaya. Metehan ise kasaya gelmişti bile. İki de çay söylemişti ve parayı uzatacakken Civan yetişti, cüzdandaki parayı uzattı kasiyere. Metehan ise Civan’ı geriye atıp kendi parasını öne sürdü. Birkaç dakika kasanın önünde tuhaf bir kaos yaşandı. İkisi de birbirine engel oluyor, kasiyerden buradan almalarını söylüyorlardı. Kasiyerin ise kafası karışmış olmalıydı ki, sadece bu ikilinin sakinlemesini ve doğru düzgün ödeme yapmalarını bekliyordu. İkisinden biri parayı uzattığında ve kasiyer parayı almadığında tehditkâr bir gözle bakıyor ve derin kavgalarına devam ediyorlardı. Bu karmaşada asıl tuhaf olan şey Civan tam parayı uzatmış kasiyerin almasını bekliyorken Metehan olaya setçe müdahil oldu ve Civan’ın kolunu çekip ısırdı. Civan ise acıyla kolunu çekti ve bu esnada Metehan parayı uzatıp ödemeyi yaptı. Kasiyer ise para üstünü hesaplarken bir yandan da gözünü paradan çekmeden gülerek söylendi: “Arkadaşın kuduz aşısı tam mı doktor bey?” Civan ise kasiyerin sözü üzerine kahkahayı bastı. Metehan ise dik dik kasiyere bakıyordu. Kasiyer para üstünü uzatırken paraları sertçe çekerek aldı Metehan. Civan ise iyice güldü ve Metehan yanındayken kasiyere fısıldar gibi söylendi: “Cidden bir bakmak lazım sanırım, iyi yakaladınız.” Metehan ise iyice gözlerini kısıp bir Civan’a, bir kasiyere dik dik bakmayı sürdürdü. Kasiyeri geçip bir masaya yerleştikten sonra bile Metehan rahat durmuyor, kasiyere bakıp garip garip hareketler yapıyordu. Civan ise zorla çekiştirerek Metehan’ı kendine getirdi. Sonra bir süre yemek yediler, kısa bir süre sonra da karton bardaklarda sıcacık çaylar geldi. Sessiz birkaç dakikanın ardından Metehan yine sohbet açmaya koyuldu: “Ee, sen ne yapıyorsun? Sanırsam burada staj falan yapıyorsun ama hayatın bundan mı ibaret?” Çayını yudumlarken aniden hissettiği sıcaklıkla dudaklarını büzdü Civan, ardından bardağı bıraktı: “Sayılır… Ben de robot değilim tabii ki ama genel anlamda şu an kariyer odaklıyım.” Metehan ise derin bir nefes aldı, yanaklarını şişirip usulda havayı serbest bıraktı: “Oğlum bu yaşta ne kariyeri? Bak ben bile lise okuyorum sen hastanede çalışıyorsun. 15 yaşında duruyorsun yanlış tahmin etmediysem. Ben de öyleyim. Ya demek istediğim bu yaşta ne kariyeri? Dön gençliğini yaşa ya.” Civan ise sıkıntıyla ofladı. Metehan’ın dediğini önceden denememiş değildi fakat öyle şeyleri beceremeyince önünde sadece dersler ve gelecek kariyeri kalmıştı. Hayatı sürekli zengin bebelerinin yanında geçmişti bürokrat babası yüzünden. Onlardan hiç hazzetmezdi ve sürekli geri planda kalırdı, bu yüzden pek yakın arkadaşı yoktu. Fakat sorun babası değildi, hatta babasıyla gurur duyuyordu. Sadece o kendi kafasına yatan yoldan ilerlemişti. “Beni boş ver ya. Ama sen yaşıyorsun herhalde o gençliği?” Metehan ise samimi bir şekilde gülerek arkasına yaslandı. “Ee, gençsek genç olacağız tabii ki. Dibine kadar yaşamaya bakıyorum ben. Kariyere de zamanı gelince bakacağım, aceleye gerek yok bence.” Civan ‘sen bilirsin’ der gibi omuz silkip gülümsedi. Metehan ise bu esnada aklına bir şey gelmiş gibi doğruldu, masaya doğru eğildi: “Senin de sohbet fena değilmiş ha, dışarıdan ciddi görünüyorsun ama maşallahın var cidden. Ha şunu diyeceğim, hafta sonu 10-11 halı saha var gelir misin?” diyerek samimiyetini belli etti Metehan. Civan ise yüzündeki gülümsemeyi daha da güçlendirdi: “Koşa koşa gelirim hem de. Ver numaranı haberleşelim.” Metehan hemen telefonunu çıkardı ama ezbere bildiğini hatırlayınca masaya bıraktı. Civan ise kendi telefonuna Metehan’ın numarasını kaydetti. Telefonu kapatınca dalgayla karışık bir telkinde bulundu: “Kaleye geçmem ama önceden söyleyeyim.” Metehan sakince güldü: “Onu dert etme ya! Bundan sonra sen ne istersen o olacak tabii ki.” Böylece Metehan ile Civan arasındaki o kardeş bağı oluşmaya başlamıştı.
