16. Bölüm: Backstory

Vaveyla Yazarı: Tsundoku .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 16. Bölüm: Backstory

Zamanın muhteşem bir hızla akıp geçtiği, günün en erken doğan ülkesi Japonya’da, Sato ailesi çoktan beridir hazırlanmış bir biçimde havaalanına gitmek üzere arabalarına binmişler ve hızla yola çıkmışlardı. Arabadaki herkes içinde farklı bir heyecan taşırken, Rin ise yüzü asık ve kollarını sıkıca kavuşturmuş halde pencereden doğru doğan güneşi seyretmekle meşguldü. “O kadar görüştükten sonra hala arkadaşını mı düşünüyorsun gerçekten Rin?” Sesin sahibi, Rin’in yanında oturan abisi Yuta’ydı. Kızmaktan ziyade dalga geçer bir ifade takınmıştı. Rin ise abisini dinlemedi, direkt olarak arabayı kullanmakta olan babasına bir soru yöneltti: “Baba biz gerçekten neden gidiyoruz? Cidden gitmemiz bu kadar önemli miydi?” Babası aynadan doğru gülümsedi kızına. “Kızım biliyorsun, ben bir bilim insanıyım. Birçok şirket ve ortakla iş birliği yaptım ama genelde bunların çoğu Türk’tü. Son işim de Türkiye’deki bir reaktörle alakalı ama artık bunu uzaktan yönetemem. Bizzat orada bulunmamı gerektirecek konular var. Siz de bizimle geleceksiniz pek tabii. Sizi burada, bizden uzakta bırakmam.” Sonra konuşmaya kardeşlerin anneleri dahil oldu. Arkaya dönüp gülümsedi: “İyi yönden bakın, babanız sayesinde farklı bir dil öğrendiniz ve farklı bir ülke tanıyacaksınız.” Rin’in ifadesi ise değişmemişti: “Yine de beni burada bıraksanız çok daha iyi olurdu.” Ardından yine Yuta sataştı kardeşine. Elini yumruk yapıp yumuşak bir şekilde kardeşinin omzuna vurdu. “Amma da değişimden kaçan birisin Rin. Ayrıca aslında 1 hafta önce Türkiye’de olmamız gerektiğini hatırlatayım canım kardeşim. Senin için 1 hafta ertelettik uçağı ama hala o küçük suratın asık.” Yuta’nın amacı kardeşine takılmaktı ama biraz ileri gitmişti, annesi uyardı: “Tamam Yuta, kardeşine yüklenme bu kadar. Hepimiz bağlarımızdan kopma konusunda sorun yaşadık. Kardeşine gereken tek şey zamandı sadece.” Yuta’da ileri gittiğini fark edip başını salladı ve sustu. Babaları ise ortamın gerginliğinden hoşlanmadı, ailesini neşelendirmek istedi: “Üzülmeyin bu kadar! Türkiye’de de pek çok insanla arkadaş olacağınızı garanti edebilirim. Sıcak insanlardır kendileri.” Rin başını çevirmeden dahil oldu: “Evet, iş kurduğun adamlardan biri benim ‘merhaba’ diyebildiğimi öğrendiği için ne kadar iyi Türkçe bildiğimi övüp durmuştu.” Arabayı kullanan baba kısaca güldü kızına. Ardından Yuta cevapladı babasını: “Tek üzüldüğüm sanırım orada bir katana eğitimi kursu bulamayacağım.” Babası biraz durup cevap verdi: “Merak etme buluruz bir şekilde. Hiç olmazsa kendo eğitimi alırsın.” Ardından direksiyonu ufukta görünen havalimanına kırdı babası. Arabayı girişte durdurdu ailesin babası ve ailesi eşyaları alıp çıkardıktan sonra otoparka park edip hızla giriş kapısına geri döndü. Eşyaları tüm gücüyle yüklenmeye çalışan ailesi ise onu görünce biraz durup rahatladılar. Eşyaları bölüşüp hızla havaalanına girdiler. Birkaç test ve kontrolden geçerek en sonunda önceden satın aldıkları biletlere kavuşmayı başardılar. Tüm aile bekleme salonuna geçip gri ve metal sandalyelere oturduktan sonra Yuta ve Rin, ilk defa bilet görmüş gibi alelacele incelemeye koyuldular. Rin, kısaca inceledikten sonra bileti bir kenara koydu ama Yuta meraklanmıştı. Yanında oturan babasına döndü: “Bursa, Yenişehir… İstanbul’a gidiyoruz sanmıştım…” Babası anlayışla karşıladı oğlunu. “Bursa’ya varalım, ondan sonra İstanbul’a da gideriz isterseniz.” Yuta bileti hafifçe katlayarak cebine koydu. “Güzel diyorlar. İster tarihi ister modern hayat.” Sonra Rin’e döndü: “Binlerce kedi varmış orada.” Rin, eskisi kadar somurtmuyordu artık ama yine de sert takılmayı seçti: “Kedi istiyorsan Bursa’da da vardır zaten. İkisi ayrı ülkeler değil.” Yuta ise içindeki heyecanı dışa vurmak istemişti ama kardeşinin pek de alışık olmadığı, ya da alışmak istemediği o sertliği karşısında ‘Sana da bir şey anlatılmıyor.’ gibi bakıp arkasına yaslandı. Aradan birkaç sıkıcı ve iç bunaltıcı saat geçtikten sonra tekrar birkaç kontrolden geçip nihayet uçağa varabildiler. Anneleri önce davranıp o üç koltuktan pencere kenarına oturdu hemen. Çocuklarına da keyifle gülümsedi: “Siz daha çok uçağa binersiniz elbet pencere kenarına geçersiniz. Ben hiç geçmemiştim. İlk gelen kapar!” diyerek dalgayla karışık çocuklarıyla eğlendi. Yuta biraz annesine naz yapsa da sonuç değişmedi ve iki çocuk yan yana annelerinin yanına oturdular. Babaları ise diğer sıradaki koltuğa yer ayırtmıştı, nitekim o da pencere kenarıydı. Uçaktan ininceye kadar birbirleriyle iletişim kurmaları epey zor olacaktı ama evin babası zaten uçak süresince muhtemelen bir sürü belge okuyacağından, yanlarında olsaydı bile muhtemelen onunla konuşamazlardı. Biraz bekledikten sonra uçak kalktı ve o uzun Türkiye yolculuğu sonunda başlamış oldu. Baba elbette çantasından onlarca belge çıkardı ve gözlüğünü takarak pür dikkat okumaya ve üzerlerinde notlar almaya başladı. Anne ise büyük bir heyecanla dışarıya bakıyor, arada bir telefonunu çıkarıp fotoğraf çekiyordu. Rin, büyük bir sıkıntıyla oturuyordu sadece. Abisi ve annesi arasında sıkışmış gibi hissettiği için dikkatini sürekli başka bir yere çekmeye çalışarak etrafına bakınıyor veya önündeki koltuk tabletinden rastgele uygulamalara girip çıkıyordu. Yuta da oldukça sıkılmıştı. O da bazen tablete bakıyordu ama daha da sıkıldığından ötürü önündeki çantayı karıştırıp içindeki yiyeceklerden küçük dilimler alıp ağzına atıyor veya defter kalemle oynayıp karalama yapıyordu. Yemeği yerken bir yandan da canı sıkıldığı için annesine eğilip “Onigiri güzelmiş anne.” Diyerek iltifat ederek az da olsa vaktin geçmesini sağlamaya çalışıyordu. Aradan çok uzun ve oldukça sıkıcı saatler geçtikten sonra babaları uzaktan seslendi: “Başkente yaklaşıyoruz, Çankırı’dayız.” Anneleri çok ilgi çekici bulmuş olmalıydı ki gülümseyerek başını salladı. Yuta ile Rin ise yorgunluktan ötürü pek tepki veremediler. Aradan daha birkaç dakika geçmişti ki, uçak büyük bir gürültünün ardından hafifçe savrulur gibi oldu. Yuta refleksle yanındaki kardeşini tuttu sıkıca. Fakat sonrasında bir şey olmayınca temkinli bir şekilde geri çekildi. Yine de kontrolü elden bırakmak niyetinde değildi, önce annesine ardından babasına döndü: “Kemerlerinizi bağladınız değil mi?” İkisinden de onay alınca tekrar önüne döndü ama huzursuzdu, yerinde biraz kıpırdandı. Rin ise abisinin bu endişeli tavrını fark etmişti ama pek önemsemedi, sadece kendi içindeki huzursuzluğu da baskılayabilmek için konuştu: “Ne oldu, sporcu içgüdüleri mi yoksa?” diyerek hafifçe gülmeye zorladı kendini. Yuta da kardeşindeki sahte de olsa gülümsemeyi ve rahatlığı görünce biraz daha rahat bir pozisyon aldı fakat cevap vermedi. Bu esnada uçaktan tekrar bir gürültü işitildi, uçak daha da fazla savrulur gibi oldu. “Ne oluyor?” diye seslendi Yuta boşluğa doğru. Annesi hemen araya girdi: “Türbülans olabilir oğlum, normal.” Fakat ne var ki, Yuta ve Rin aynı anda annelerine doğru döndüklerinde camdan doğru görünen motoru fark ettiler. Motor hala çalışmak için çaba sarf ediyordu ama git gide kızıl bir renge bürünmeye başlamıştı. Olayı anlamlandırmak için birkaç saniye korkuyla beklerken motor bir anda alevlerin içinde kaldı, uçak daha da savruldu havada. Yuta hemen uçağın ilerisine doğru bağırdı: “Motor! Motor yanıyor!” Rin ise hala bakıyordu, annesi de camdan dışarıya yönelmişti şimdi ve gördüğünde kızına sarıldı. Aradan geçen birkaç saniye sonrasında da motor simsiyah bir hale gelip ağırlığın etkisiyle kanattan koptu, kanadın bir kısmı da motorla birlikte kırıldı ve parçalandı. Rin sıkıca gözlerini kapattı tüm bunların bir kabustan ibaret olduğuna inanmak istermiş gibi. Yuta ise hala sesleniyordu. Paniklememeye çalışıyordu ama parçalanmış kanadı görünce sakin kalmayı başaramıyordu. Babaları ise biraz da olsa sakin görünüyordu ama elindeki belgeleri hemen çantasına sıkıştırıp oğlunu sakinleştirmek için uğraşmaya başlamıştı bile. Tüm bunlar yaşanırken bir hostes gelip bağırarak duyuru yaptı: “Herkes kemerlerini sıkıca bağlasın! Hava maskelerini kullanabilirsiniz! Motorlarımızdan birini kaybettik acil iniş yapacağız!” Uçak kısa süre içerisinde bir anda inişe geçti fakat dümdüz değil, daha çok dengesiz bir şekilde iniyordu. Her taraftan alarm sesleri geliyordu ama hiçbiri kurtarmaya yönelik bir işe yaramıyordu. Panik dalgasını körükleyen gürültüden ibaretlerdi. Yuta ve Rin’in yanındaki anneleri herkes gibi yüksek bir sesle çocuklarını sakinleştirmeye çalışıyordu: “Her şey düzelecek tamam mı? Her şey eskisi gibi olacak, mutlu olacağız! Tamam mı?” Bir yandan da annesi sıkıca kavramıştı Rin’i. Yuta ise ön koltuğa sıkı sıkıya tutunmuştu ama tek yapabildiği korkuyla ileriye bakmaktı. Kardeşlerin babaları ise kafasında çözüm üretmeye çabalıyordu ama ne yazık ki bilim insanı olmuş o dahi zihni, uçak mekanizmasını düzeltmek için çalışamıyordu. Çaresizce pencereden dışarıya, sağlam kalmış o motora bakarken birden o küçük kızıl rengi gördü büyük bir endişeye kapılarak. Artık dönüşü olmadığını anlamıştı. Çocuklarına döndü ama hiçbir şekilde ne gördüğünü çaktırmadı, sadece Yuta’ya seslendi. Yuta ise gözleri büyümüş ve derin derin nefes almaya çalışır bir halde döndü babasına. Babası gülümsedi oğlunu görünce: “Kardeşine sahip çık oğlum. Onu koruyabileceğine inanıyorum.” Yuta bu sözü anlamlandıramamıştı o anda. Sadece babasının o parlayan gözlerine anlamsızca ve panikle bakmakla yetinmişti. Sonra bir gürültü daha koptu, uçak iyice yana doğru kaymaya başladı. Babaları tekrar baktı pencereden dışarı. Son motor da yanmıştı ama kanattan kopmamıştı. Sorun da buydu, artık orada işlevsiz bir ağırlık birikmişti ve uçak kontrolsüzce ağır tarafa doğru eğilerek düşüyordu. Son bir kez daha baktı çocuklarına. Ardından daha büyük bir gürültü, şiddetli bir sarsıntı ve sonrasında mutlak bir karanlık… İnsan sesleri bile tek bir saniyede tamamen susmuş, uçağın içi sanki tenha bir alana dönmüştü. Tek görülebilen şey tavandaki kemer uyarısının soluk, sarı ışığıydı. Yuta, birkaç uzun dakikanın ardından öksürerek açtı gözlerini. Yorgunluktan ötürü ilk başta neler olduğunu hatırlayamadan boş boş etrafına baktı. Kafasını biraz toparlayınca gözleri tekrar irileşti, öksürüğü şiddetlendi ama kolunda ve başında hissettiği derin bir acıyla inlemekten öksürüğü az da olsa kesildi. Elini başına götürdü, kanıyordu. Önündeki tabletin ekranındaki çatlağı ve kanı da görünce ne olduğunu az biraz anladı. Muhtemelen uçak düştüğü sırada kafasını tablete çarpmıştı. Koluna da kısaca göz attığında biraz daha canının yandığını hissetti. Uçağın penceresinden parçalanmış camlar koluna saplanmıştı. Yuta, kanla kaplı kolunu görünce dişlerini sıktı ama odaklanması gereken artık kendisi değildi. Kolundaki camları gördüğünde hemen annesinin yanında olduğu pencereye baktı korkuyla. O cam parçalanmıştı. “Hayır… Hayır… Anne?! Rin?! Hayır!” Hızla yerinden kalkıp annesine ve kardeşine doğru yöneldi. Fakat gördüğü manzara, kanının donmasına yetmişti. Cam parçaları annesinin boynuna ve başına isabet etmişti, ortalık onun kanıyla boyanmıştı bile. Yuta, başının döndüğünü hissedince geriye düşer gibi oldu ancak arkasındaki koltuklara tutunarak zar zor ayakta kalmayı başardı. Sonra annesinin sarıldığı Rin’i fark edince tekrar oraya doğru hareketlendi ama adımları artık daha yavaştı. Kardeşini sıkıca tutup çekti. Onda hayati bir yara görünmüyordu, sadece bacağına birkaç parça cam isabet etmişti. Rin’i tuttuğu gibi hızlıca sarstı Yuta ama Rin uyanmıyordu. Yuta’nın gözleri dolmaya başladığında hızlıca kardeşine eğilip kalbini dinledi, yaşıyordu. Hemen onu kendi koltuğuna yerleştirip babasına yöneldi. “Baba?! Baba!” Fakat babası da kurtulmuş görünmüyordu. Yine de şansını zorladı Yuta. Koltukların arasından geçip babasının yanına ulaştı. Babasının yanında durduğu cam da parçalanmıştı ama asıl sorun bu değildi. Motordan kopan bir parça direkt camdan içeri girmiş ve babasının karnına denk gelmişti, yarası ağır görünüyordu. Yuta, gözlerinde dolmuş yaşları daha fazla tutamadı, çaresizce yalvardı babasına: “Baba… Baba lütfen uyan… Bari sen bırakma bizi, baba! Seni de kaybetmek istemiyorum!” Bu süre zarfında da babasını tutup sarsıyordu Yuta. Umudu kestiği bir anda babası öksürerek uyandı. “Yuta?..” Adamın sesi çok uzaktan, çok boğuk geliyordu ama Yuta aldırmadı. “Baba! Bana bak baba buradayım… Sen de buradasın, bizimlesin.” Bir zafer kazandığını düşünmüştü Yuta. Yüzü annesini unutmamış olsa bile hüzünlü bir gülümsemeyle doldu. Babası, elini zorla kaldırıp oğlunun omzuna koydu. “Yuta… Sen iyi bir evlatsın oğlum… Kardeşin ve annen… Artık sana emanetler.” Yuta ise cümleye değil, ‘anne’ lafına takılmıştı. Gözleri doldu ve başını eğdi: “O burada değil baba…” Babası ise bunu duymayı beklemiyor olmalıydı, yüzü acıyla gerginleşti. “Rin… Ona iyi bak, kendine de…” Yuta, durumun vahametini şimdi anlamıştı. “Baba? Baba hayır benimle kal! Kızına sen bakacaksın tamam mı baba? Baba? Baba!” Fakat bu esnada babasının uzattığı eli düşmüştü bile. “Hayır!” diyerek bağırdı Yuta, kendi acısını hiçe sayarak. Hala babasının yanında duruyordu ki, kardeşinin sesini duyunca göz yaşlarını bile silmeden hareketlendi. “Anne?” diye seslenmek ve annesini sarsmakla meşguldü Rin. “Anne!” Yuta, hiç sesini çıkartmadan kardeşinin önünde belirdi, her zaman güven veren o dik duruşunu kaybetmişti. Rin, abisini görünce direkt ona döndü. Annesinin durumunu görmüştü Rin, fakat zihni ona inanmayı reddetmişti. “Abi… Annem neden uyanmıyor? Onu sarsıyorum abi! Uyanmıyor!” Rin’in de gözleri dolmaya başlamıştı. Yine de abisinden bir cevap bekliyordu. Yuta kardeşini tuttu sıkıca. Gözlerini kaçırdı. “Rin… Onlar…” Rin iyice üsteledi: “Onlar?.. Onlar ne?..” Yuta kardeşini daha da sıktı istemeden. Gözlerini sıkıca kapattı ama çok geçmeden hızlıca tekrar açtı. Kardeşinin önünde güçsüz görünüp onu dayanaksız bırakmak istemiyordu. “Onlar… Onlar artık bizimle olamayacak Rin…” Rin, duyduklarına inanmak istemiyormuş gibi abisinden elinden hışımla çekti kolunu. Başını iki yana doğru sallıyordu ama anlamıştı. Biraz bekledikten sonra yüksek bir sesle çığlık attı Rin. Ardından olduğu yere düştü, ağlıyordu. Yuta hemen kardeşini tutup kendine çevirdi. “Rin! Rin lütfen! Lütfen…” Rin ise abisine bakmıyordu bile. Sadece ‘benim yüzümden’ diye sayıklayıp duruyordu. Yuta hemen kardeşini çekip sıkıca sarıldı. “Senin bir suçun yok, Rin.” Uçak koridorunda birbirlerinden destek bulmaya çalışan iki kardeşi, nihayet gelen ekipler buldu. Onları öyle görünce hemen dikkatli bir şekilde dışarı, ambulanslara götürmek için harekete geçtiler. Ekibin başındaki asker ise telsize bağırdı: “Yolcuların en az yarısının hatta daha da fazlasının hayatını kaybettiğini öngörüyoruz. Burası resmen kan gölüne dönüşmüş!” Yuta da Rin de bunu duymuştu ama başlarını öne eğmekten başka yapabilecekleri hiçbir şey yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18