1. bölüm · Break Point: Frequency
1. Bölüm
Hafif serin bir ilkbahar sabahında rahatsız edici alarmın sesine gözlerini ovarak uyanmıştı Civan. Alarmın beşinci çalışıydı ve biraz daha ertelerse işine geç kalacaktı. Telefonun ekranına kısık gözlerini diktiğinde saatin geç olduğunu fark etmiş ve hızla yataktan kalkmıştı. Banyoya girip ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra eline gelen ilk kıyafetleri giyip odasından çıkmıştı.
Mutfağa geçip dolaptan birkaç ürün çıkardı. Amacı guruldayan karnını susturmaktı. Zira karnı başlı başına bir şarkı oluşturmuş gibi garip sesler çıkarıyordu. Tost makinesini fişe takarken bir yandan da ekmeğin içine malzemeleri dizmişti. Isınan tost makinesine tostu yerleştirdikten sonra beklemeye başladı. Yandaki küçük aynadan saçlarını düzeltmeyi de unutmamıştı.
Tostun yeterince kızardığını fark edince eliyle aldı ama sıcak olduğunu hesap edemediği için tostu hemen bırakmıştı. Yanan elini sallarken bir peçeteye uzanıp bu sefer tostu öyle kavradı. Sonrasında ise bir elinde tost diğer elinde minik sırt çantasıyla beraber ardına bakmadan evden çıkmıştı.
Yürürken bir yandan da tostunu yiyor işe yetişmek için çaba sarf ediyordu alarmları ertelemeseydi böyle olmazdı ama uslanmak bilmiyordu. Yer yer çatlamış kaldırımda ilerlerken yanına hızlı ilerleyen siyah ve son model bir motor yaklaşmıştı. Civan bu motoru tanımasa duruma şaşırabilirdi ama motoru da sahibini de fazlası ile tanıyordu. Rahat rahat tostunu kemirirken Metehan kafasındaki kaskı çıkararak dağılan kahverengi saçlarını eliyle daha da karıştırarak kendisine serseri ve bir o kadarda havalı bir aura katmıştı.
“Dur tahmin edeyim yine geç kaldın değil mi?” Tostundan bir ısırık daha aldı Civan.
“Dur tahmin edeyim sende bunu bildiğin için geldin değil mi?”
“Ben olmazsam yakında o hastaneden kovulursun.” Çıkardığı yedek kaskı civana uzattı Metehan. Civan da sorgulamadan kaskı alıp kafasına takmıştı.
” Bazen beni sırf bunun için kullandığını düşünüyorum. Metehan’ın kaskının tepesine sakince vurmuştu Civan.
“Çok konuşma da sür şunu. Senin çenen yüzünden geç kalacağım.” Yine ağzının içinde bir şeyler homurdanmıştı Metehan. Yolda ilerlerken ikisi de herhangi bir sohbet girişiminde bulunmamıştı. Hastaneye vardıkları zaman motordan ilk inen Civan’dı. Kaskı çıkarıp dağılan saçlarını düzeltirken bir yandan da Metehan’a laf yetiştiriyordu.
“İşin yoksa gel bir çay ısmarlayayım. Yarım ağız güldü Metehan.
“Ne bu havalar oğlum? Gören de hastane senin sanacak. Alt üstü staj yapıyorsun.” Kaskı motorun sapına asan Civan ilerlemeye başlamıştı bile.
“Gelmiyorsan gelme. Altındaki canavarı kullanırken de dikkatli ol.” Basit bir uyarıydı. Metehan uyarıyı reddetmeden gaza bastı ve hastaneden hızla uzaklaştı.
Civan aceleci adımlarla hastaneye giriş yapmıştı. Çok büyük bir hastane değildi ama onun için yeterli yetkiye sahipti. Üzerini değiştirdikten sonra işe koyulmuştu. Mola zamanı gelince hastanedeki arkadaşlarının yanından ayrılıp kantinden bir çay almış ve terasa çıkmıştı. Genellikle molalarda terasa çıkar ve tüm şehrinizlerdi. Çayını yudumlarken yine aklından sadece meslek hayatı geçiyordu. Başka kafasına takacağı bir şey yoktu. Çayı bittiğinde çöpe doğru ilerledi. Bu sırada ayağının altındaki zemin şiddetle sallanmaya başlamış onun ardından kıyameti andıran bir ses duyulmuştu. Etraf saniyeler içerisinde yerle bir olurken civan olduğu yere yığılmıştı. İnsanların yarım kalan çığlıkları, etrafa saçılan uzuvlar ve yıkılan koca bir şehir aslında her şeyin başlangıcıydı.
