13. bölüm / 22
Break Point: Frequency13. Bölüm
Bölümler 22Şu an: 13. Bölüm
- 1 1. Bölüm466 kelime
- 2 2. Bölüm655 kelime
- 3 3. Bölüm1.203 kelime
- 4 4. Bölüm2.418 kelime
- 5 5. Bölüm4.512 kelime
- 6 6. Bölüm3.710 kelime
- 7 7. Bölüm2.553 kelime
- 8 8. Bölüm2.972 kelime
- 9 9. Bölüm5.484 kelime
- 10 10. Bölüm: Backstory1.970 kelime
- 11 11. Bölüm3.028 kelime
- 12 12. Bölüm: Backstory577 kelime
- 13 13. Bölüm3.010 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14. Bölüm: Backstory1.245 kelime
- 15 15. Bölüm2.414 kelime
- 16 16. Bölüm: Backstory2.005 kelime
- 17 17. Bölüm3.603 kelime
- 18 18. Bölüm3.384 kelime
- 19 19. Bölüm1.579 kelime
- 20 20. Bölüm1.906 kelime
- 21 21. Bölüm2.710 kelime
- 22 22. Bölüm-FİNAL5.748 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gün, ilk defa sıcaklığını kısa bir süre hissettirmeye başlamışken, bu sırada Yuta ile Metehan büyük bir hırsla ve heyecanla dolu bir vaziyette neredeyse koşar adım Baran’ın ekibinin olduğu o devasa alt geçide gidiyorlardı. Yuta sürekli Metehan’a gidecekleri yönü işaret ediyor, Metehan ise her işarette başını sallayıp yoluna devam ediyordu. “Birbirimizden uzak kalmayalım.” Dedi Yuta alt geçide yaklaştıkları bir sırada. “Gücünü kopyalamam gerekebilir.” Metehan yine her zamanki gibi başını salladı tuhaf bir keyifle. “Olur, olur.” Yuta ise Metehan’ın neden gülümsediğine takılmıştı. “Bakıyorum çok neşelisin?” Metehan bu cümle karşısında elini ‘yok bir şey’ der gibi hafifçe salladı: “Şu Savaş’a dersini vereceğimiz için gülüyorum ya. O adi şerefsizi iyice pataklayacağız, o benim keyfimi yerine getirdi!” Yuta’da hafifçe gülümsedi ama istifini bozmamaya gayret etti. Aynı hızda yürümeye devam ettiler. Daha birkaç saat önce kanlı bıçaklı olan bu ikili, şimdi bir anda en iyi dostlara dönüşmüşlerdi. Lale ise bu sırada şüphesinin peşinden, Metehan ile Yuta’nın izinden gitmeyi sürdürüyordu. Uzakta olduğu için konuştuklarını duymuyordu fakat net bir şekilde görüyordu. Fakat elbette kimse onu görmüyordu ama Metehan, nedensizce huzursuzlanıp kısaca bir arkasına göz attıktan sonra tekrar önüne döndü. Lale, Metehan kendisine doğru dönünce ifşa olduğunu sandı ama sorun olmadığını anladığında derin bir iç çekti sessiz olmaya daha çok dikkat ederek. Ancak bir süre sonra yıkılmış dahi olsa yollar ve çökmüş binalar tanıdık gelmeye başladı Lale’ye. Şüpheyle etrafa göz attı uzun bir süre, yürümeye devam ederek. Yıkılmış eski püskü kahverengi ofis binası, cam parçalarıyla dolu bir yol, kimin diktiği belli olmayan, belki de kendi kendine yol boyunca açmış bir düzine kırmızı gelincik çiçeği… Patlamada ölenlerin kanlarından yükselmiş gibi duran bu çiçekler, Lale’nin içini acıtınca yüzünü döndü hüzünle ama o çiçekleri daha önce de gördüğünü hatırlayınca duraksadı. Tekrar baktı etrafa; kahverengi ofis binası, camla kaplı yol, gelincikler… Bir anda aydınlanmış gibi gözleri irileşti Lale’nin. Bu ikilinin bir şeyler karıştırdığını biliyordu fakat bunu yapacak kadar ileri gideceklerini bilmiyordu. “Baran’ın ekibine mi?!” dedi fısıltıyla. Neyse ki Metehan ile Yuta onu duymamışlardı. Lale ise vakit kaybetmeden arkasını döndü ve süratle geldiği yolu tekrar geri dönmeye başladı, Civan’a haber vererek onları durdurması icap ediyordu. Fakat koşarken tozları havalandırdığı ve ses çıkardığı için Yuta ile Metehan, hemen sohbetlerini yarıda kesip bir hışımla arkalarına döndüler. Yuta hemen katanasını kavradı iyice ve hafifçe yerinden çıkartır gibi oldu. Ne var ki, Lale koşup giderken bir anda Mart ayının o aşına rüzgârı kendini belli etti. Tozlar iyice uçuştu, Lale’nin arkasında bıraktığı izler kaybolup gitti. Yuta, boşuna endişelendiğini düşünüp katanasını tekrar omzuna astı. Metehan’da sakinleşip tekrar önüne döndü ve eliyle Yuta’nın omzuna bir-iki kez yavaşça vurduktan sonra yollarına devam ettiler. “Biri var zannettim ya!” diyerek rahatlanış bir sesle söylendi Metehan. Yuta da onu tasdikledi: “Ben de…” Katanasını biraz daha sıktı Yuta. Rahatsız oluşu aslında sadece kaçtığı o yere tekrar geri dönmenin getirdiği bir huzursuzluktu. Fakat Savaş’a hak ettiğini ödetme isteği Metehan gibi fazlaca ağır basıyordu. Birkaç dakika daha yürüdükten sonra nihayet alt geçidi görebildiler. Adımlarını iyice hızlandırıp, kendilerini dövüşe hazırlayıp ilerlemeyi sürdürdüler. Bu sırada ise Lale nefes nefese, yıkıntıların arasında sağ kalmayı başarmış o binaya ulaştı. Eliyle duvardan destek alıp saçlarını düzelttikten sonra ne olduğunu anlamak için kendisine doğru ilerleyen Civan’a seslendi: “Metehan ve Yuta… Keşif falan yapmıyorlar Civan. Direkt Baran ile Savaş’a gidiyorlar!” Civan ise olduğu yerde durdu fakat şoktan falan değil, ne yapacağını hızlıca planlamak içindi. “Ben de şüphelenmiştim ama… Yine de yapmazlar diye düşünmüştüm.” Sonra kıyafetinin kollarını dirseğine kadar sıyırıp binadan çıkmaya hazırlandı. Çıkmadan hemen önce arkasına dönüp ayaklanmış olan Ahu ile Rin’e baktı. “Siz burada bekleyin, tamam mı?” Ahu hemen öne çıktı: “Bize ihtiyacınız olabilir.” Civan başını salladı: “Kalabalık olursak da sorun çıkabilir. O yüzden bekleyin olur mu?” Bu sefer Rin seslendi: “Dışarıda destek olabiliriz.” Civan yine başını salladı: “O kadar büyük bir olay çıkacağını sanmıyorum…” Sonra hemen gitmeye hazırlanırken Ahu, telekinezi gücünü kullanarak ellerini havaya kaldırdı ve Civan’ı olduğu yerde durdurdu: “15 dakikaya dönmezseniz peşinizden geleceğim.” Civan, Ahu’nun endişeli gözlerine bakıp başını salladı olumlu anlamda. Ahu da Civan’ı bıraktı. Civan ile Lale ise hemen Baran’ın ekibinin sığınağına doğru yola çıktılar. Ahu’nun endişesinin sebebi ise daha çok Metehan ile ilgiliydi. Bir şey olmamasını umuyordu ama yine de tehlikenin içine gitmesi onu kötü hissettirmişti. Yerine oturmadan dakikaları kendi kafasında saymaya başladı. Rin de abisi için endişe ediyordu ama sesini çıkarmadı. O da yerine oturmadı ama duvara yaslanıp beklemeye devam etti. Metehan ile Yuta ise alt geçide varmışlardı. Ağır ve temkinli adımlarla içeri girmeye koyuldular. Merdivenleri teker teker, sessizce indikten sonra sonunda bir sürü oda girişinin bulunduğu o koridora geldiler. Yuta, Metehan’a eliyle ‘sessiz ol’ işareti yaptıktan sonra katanasını yavaşça çıkarıp oda girişlerine doğru ilerledi, Metehan’da arkasından gidip hemen hamle yapabilmek için hazırlandı. Yuta hemen ilk odaya hiç düşünmeden daldı. Kapıyı sertçe çarpıp içeri girdi. Tam da istedikleri gibi Savaş, oradaydı. Hala Baran’ın koltuğunda oturmuş halde duruyor, eline aldığı kalemi çevirip duruyordu. Yuta ve Metehan’ın birlikte girdiğini gördüğünde ise elindeki kalemi çevirmeyi bıraktı, sıkı sıkı tuttu. Öfkelenmişti ama tek sorun, şu an onlara karşı uygulayabileceği bir kozu yoktu. Odada yine dip dibe duran Ayaz ile Jülide de şaşırmışlardı, Ayaz hemen ayaklandı. “Ne oluyor lan!” Savaş ise döndürdüğü koltuğu yavaşça durdurdu masayı tutarak. Gözlerini bir saniye bile karşısında öfkeyle duran ikiliden ayırmamıştı. Sandalyeden ağır ağır kalkarken de gözlerini kaçırmadı, direkt gözlerinin içine bakarak büyük bir gülümseme yerleştirdi suratına. Hafif bir kahkaha attı fakat buna rağmen dimdik bakmayı sürdürdü. Yuta ile Metehan, Savaş’ın bu psikopat davranışlarına daha fazla tahammül edemediler, Metehan tam atlayacaktı ki Savaş kendinden beklenmeyecek kadar gür bir sesle bağırdı: “Bakıyorum da kimler gelmiş! Oyun tatmin etmiş olmalı, gözlerinizin arkasındaki öfke ateşi buradan belli oluyor!” Savaş, bu şekilde bağırarak hem zamandan kazanmayı hem de odada olmayan Efsun ile Baran’a duyurmayı hedefliyordu. Ne de olsa fiziksel olarak Metehan ve Yuta’ya kafa tutamazdı. Yine de lafının ardından gülmeyi sürdürürken, yerinden tamamen kalktığı sırada çaktırmadan elindeki tükenmez kalemin ucunu açtı ve eline iyice yerleştirdi. Yuta ile Metehan ise bu sırada, Savaş’ın ne kadar manyak bir manipülatör olabileceğini bir kez daha gördüklerinde duraksadılar ama öfkeleri ve intikam hırsları iyice kabardı. Metehan, daha fazla dayanamadı ve Yuta’nın önüne geçti büyük bir hırsla: “Lan şerefsiz! Manyak psikopat! Gel lan buraya, kimse seni elimden alamaz ulan!” Fakat Metehan, hızla atıldıysa bile Savaş’a ulaşamadan bir el sertçe onu durdurdu; Ayaz. “Geç şuraya lan!” diye bağırdı Ayaz ve Metehan’a bir yumruk indirmeye hazırlandı. Metehan ise diğer eliyle yumruğu durdurup muzipçe güldü: “Sen kolay lokmasın, geride kal!” Ayaz ise sinirlenmişti iyice: “Bak bakalım kimmiş kolay lokma!” Metehan’ı tuttuğu elini ve yumruk yapıp Metehan’a savuracaktı ki, Metehan, Ayaz’ı ittirerek kendinden uzaklaştırdı. Ayaz biraz sendeledi ama bilenmişti. Hele Jülide’nin yanında o erkek duruşunu bozmak istemiyordu. Jülide ise koltukta iyice pısmış, olan biteni izliyordu. Metehan, umursuzca geriye savrulmuş Ayaz’a ‘gel gel’ işareti yaptı. Ayaz da hiç beklemedi, hemen üzerine atıldı. Bu sefer Metehan bir yumruk savurdu Ayaz’a. Yumruk, Ayaz’a denk geldi ve Ayaz, yüzüne yediği yumruğun etkisiyle biraz geri savruldu yeniden. Kanayan burnuna götürdü elini. Metehan ise dikkati dağılmış olan Ayaz’a son darbeyi indirmek istedi ama Ayaz bunu fark etmişti. Hemen yere eğildi ve bu sırada da Metehan’ın bacağına vurup geri kalktı. Metehan, darbe aldığı bacağını kısaca ovaladı ve daha da vakit kaybetmeden tekrar gardını aldı, bu sefer güç kullanacaktı. Ayaz’da elini cebine attı hızlıca fakat Savaş bağırdı hemen: “Sakın! Sakın Ayaz!” Ayaz, bunu duyunca, daha hiç dokunmadığı taşlardan elini çekti, sadece gardını aldı. Metehan, Savaş’ın uyarısını duyunca biraz duraksadı, ne de olsa Ayaz’ın gücünü bilmiyordu. Biraz geri çekilecekti ki, derin bir nefes alıp vazgeçti. Yuta, tüm bunlar olurken gardını almış hamlesini düşünüyordu. Katanasını sıkı sıkı tutmuştu ve Savaş’a odaklanmıştı. Tam ileri koşacakken sert bir el onu yakasından tutup arkaya çekti fırlatmak istermiş gibi bir hışımla. Yuta, savrulmanın ardından hemen toparlanıp kılıcını çekti, karşısındaki Efsun’du. Efsun, Yuta’nın karşısında çok rahat duruyordu. Yuta ise eğilerek gardını almıştı. Yuta, Efsun’a dokunarak ateş gücünü kopyalayıp Efsun’un kendisine karşı kullanmayı hedefliyordu. Efsun’un rahat duruşunun sebebinin ise ateş gücü olduğunu düşünüyordu. “Asla ders almayacaksın Yuta.” Dedi Efsun sert bir sesle. “Ders sizin dersinizse elbette almam.” Diyerek cevap verdi Yuta. Efsun ise cevabın ardından bir-iki saniye bekledi. Ardından hemen Yuta’nın üzerine gitti hızla, fakat gücünü kullanmadı. Yuta ise bunu beklemiyor olacak ki, kılıcını daha sıkı kavradı elinde. Efsun üzerine gelirken anında savurdu fakat Efsun, zarif bir çeviklikle kılıcın keskinliğinden kaçmayı ve Yuta’nın arkasında belirmeyi başardı. Yuta, önünde Efsun’u göremeyince biraz şaşırdı ama daha arkasını dönemeden sırtına sert bir tekme yedi ve ileriye doğru savruldu. Yere düşeceğini anlayınca kılıcından destek alıp tekrar kalktı Yuta. Efsun ise sakin adımlarla Yuta’nın üzerine gitmeye devam ediyordu. Yuta ayaklanınca Efsun bir kez daha bir anda Yuta’nın karşısında belirdi. Yuta’nın karnına güçlü bir yumruk indirdi. Yuta anlık iki büklüm olunca bu sefer yüzüne yumruğunu geçirdi Efsun. Yuta tekrardan geriye savruldu ama bu sefer Metehan’a yakında kalabilmek için tekrar geriye koştu. Efsun’da arkasından koşmaya başlayınca bir anda durdu Yuta ve kılıcını arkaya savurdu. Efsun geriye sıçradı fakat yine de kılıcın ucu bacaklarında sıyrık oluşturmaya yetmişti. Yuta, zaman kazanmış olmanın etkisiyle tekrar gardını aldı, Efsun da hiç beklemeden tekrar Yuta’nın üzerine gitti. Metehan ile Ayaz ile hala tuhaf dövüşlerine devam ediyorlardı. Metehan, artık yumruklarına elektrik yükleyerek savuruyordu ancak daha denk getirememişti. Ayaz hızlıca kaçmada oldukça başarılı olduğu için Metehan bir türlü onu tutturamıyordu. En sonunda son kozunu oynadı Metehan: “Erkek adamsan kaçmayacaksın lan! Adam olan kaçar mı?!” İşte bu Ayaz’ın zoruna gitmişti. Tekrar gardını aldı ve hırsla derin bir nefes verdi. Metehan ise planın işe yaradığını görünce hırsla gülümsedi. Ardından toparlanmış olan Ayaz’ın üzerine koştu Ayaz daha ne olduğunu anlayamadan. Hiç beklemeden elektrik yüklediği yumruğunu Ayaz’ın karnında patlattı. Ayaz, gardını düşürerek yere çöktü bir anda. Fırsat bu fırsat, Metehan’da Ayaz’ın yüzüne bir tekme atıp etkisiz hale getirdi. Yerde yatan Ayaz’ı görünce Jülide tiz bir çığlık atarak hemen Ayaz’ın yanına koştu. Ardından uzaklaşmakta olan Metehan’a elini uzattı. Metehan ise, uzaklaşmış olmasına rağmen kendisini birinin yakaladığını fark edince irkilip arkasına döndü. Jülide kolunu uzatarak Metehan’ı yakalamıştı. Metehan ise bu durumdan oldukça iğrendi. Yüzünü buruşturup sinek kovar gibi Jülide’nin elini kolundan ittirdi. Tam kapıya yönelmiş, Yuta’ya yardım edecekken kapının girişinde öylece kalakaldı Metehan. Hiçbir şey söyleyemedi, sadece sanki oraya çivilenmiş gibi kaskatı kesildi. Birkaç saniye sonra şaşkınlığını belli etti: “Efsun… Efsun abla?..” Bu sesi duyunca Efsun da Yuta’ya vurmayı bir-iki saniye bıraktı, Metehan’a döndü. Efsun’un yüzünde de aynı şaşkınlık ifadesi belirdi ama Yuta’dan bir karşı atak geldiğini görünce hemen şaşkınlığını üzerinden attı. Metehan ise hala sarsılmış bir halde öylece durmaya devam ediyordu. Tam o sırada omzunda bir acı hissetti Metehan. Acıyla bağırıp arkasına döndü hala şaşkınlığı üzerinden atamamış bir halde. Arkasında aynı insanı çileden çıkarabilecek sakin gülümsemeyle Savaş, Metehan’a bakıyordu. Bir süredir ellinde tuttuğu tükenmez kalemi tüm gücüyle Metehan’a saplamıştı. Metehan ise Savaş’a baktı bir süre. Kalemi çıkarmadan yarasına bastırdı, irileşmiş gözlerinin çevresi acıyla kırıştı. Ardından şoku biraz atlatmış olmalı ki, kendisinden adım adım uzaklaşan Savaş’ın peşine düştü ağır hareketlerle. Yuta ise Metehan’ın bağırışını duymuştu, hemen o yöne döndü gardını kaybederek: “Metehan!” Tam bu anda Efsun, Yuta’ya bitirici bir tekme atmaya hazırlandı ve hamlesini yaptığı sırada birdenbire bir cisim bu hamleyi engelledi. Efsun’un karşısında henüz katanasını kınından çıkarmadan kalkan olarak kullanıp Efsun’u engellemiş bir kız vardı, Asena. Asena, bir anda Yuta’nın önüne geçip onu kılıcıyla darbeden korumuştu. Efsun, karşısında artık silahlı iki kişi olduğunu anlayınca biraz geri çekildi. Asena ise hiç beklemeden kılıcını kınından çıkarıp kılıfı bir kenara fırlattı. Efsun’a karşı meydan okur gibi bir kararlılıkla bakıyordu. Yuta ise karşısında Asena’yı görünce hayrete düştü fakat hızlı uyum sağladı, hemen kızın yanında gardını aldı tekrardan. Efsun hamle yapmadan önce Metehan’a döndü fakat ne olursa olsun artık onlara müdahale etme şansı yoktu. Önce Efsun’u halletmeliydi. Efsun ise gülümsedi onlara karşı: “Sizce de bu biraz adaletsiz değil mi? Hadi şartları eşitleyelim.” Efsun bir anda geriye sıçrayıp yan odalardan birine girdi ve elinde uzun bir kılıçla geri döndü. “Avrupa tarzı bir claymore kılıcı. Elbette imitasyon ama yine de en az orijinali kadar aynı keskinlikte.” Kılıcı sıkı sıkı tuttu Efsun, ardından hemen karşısındaki ikilinin üzerine yürüdü. Asena ise muazzam bir hızla koşup Efsun’un arkasına geçti. Yuta da Asena’da iki taraftan Efsun’u sıkıştırınca hemen kılıçlarını savurdular. Efsun ise anında terse eğilerek kılıç darbelerinden kurtuldu ve tekrar doğrulup yana kaçarken kılıcını savurdu. Kılıç, Yuta’nın kılıcına çarptı ve güçlü bir ses çıktı ortaya. Ardından üç kişi bir anda kılıçlarını konuşturmaya başladılar. Efsun ise hem kılıçla karşılık veriyor hem de tekme tokat girişiyordu. Tam bu anda merdivenlerden yankılanan sesler gelmeye başladı. Kısa bir süre sonra da Civan göründü merdivenin başında, ardından Lale. Civan, ilk olarak Yuta ve Asena’yı gördü. Hemen son merdivenleri de inip onlara desteğe katılacaktı ki, Metehan’ı göremeyince duraksayıp etrafına bakındı. Nihayetinde onu gördü Civan, fakat Metehan’ın kanlar içindeki elini ve kan bulaşmış boynunu görünce arkadaşının yanına gitti hemen. Fakat beklemediği şey, tekrar Baran’ın karşısına çıkmış olmasıydı. “Sanırım yine bana kaldı bitirişi yapmak.” Dedi Baran, Civan’a dönerek. Civan ise hemen ekibi toplayıp sağ salim çıkmayı hedefliyordu. Önünde dikilen Baran’a doğru bir adım attı Civan. Fakat hemen yumruk atmadı Civan. Sadece önüne gelip elini sıkmadan Baran’ı itekledi. Elbette bu hamle Baran’a bir şey yapmadı fakat Baran ne olacağı az buçuk kestirmişti. Yine de darbeden kaçamadı. Civan ise bu anda Baran’ın arkasına geçmişti bile. Baran, darbenin etkisiyle geriye sendeledi biraz ama asıl darbe şimdi geliyordu. Baran arkaya doğru sarsıldığı sırada Civan, elini yumruk haline getirip Baran’ın sırtına vurdu. Baran ise bunun olacağını anlamıştı fakat kaçar yolun olmadığını anlayınca, darbenin etkisi kendini belli edinceye kadar arkasındaki Civan’ın göğsüne okkalı bir yumruk attı. Civan, yumruğun etkisiyle nefes alamadı ve geriye düştü. Neyse ki Baran da biraz sendeleyince zaman kazanmış olmanın etkisiyle biraz öksürdü. Bu sırada da Lale, ortalıkta görünmüyordu. Yine görünmez olmuştu anlaşılan. Baran yeni ayağa kalktığı sırada vücudunda güçsüz bir vuruş hissetti Baran. Vuranın Lale olduğunu anlayınca hafifçe güldü umursuzca. “Gerçekten güçsüzlerin tekisiniz.” Diye dalga geçti. Aynı zamanda da etrafı hafif bir sise boğdu Baran. Lale ise önünü göremediğinden yavaşça yürümeye başlamıştı. Baran’ın amacı da zaten buydu, Lale’yi yakalamak. Lale, önünü göremeyince anlık olarak görünmezliğini etkisiz kılmıştı. Baran da bundan yararlanarak Lale’yi kolundan tuttuğu gibi duvara adeta fırlattı. Lale, sırtında hissettiği derin bir acıyla yerinde kaldı ama üzerine gelen Baran’ı bu sefer Yuta oyaladı. Kılıcını savurup Baran’ın kolunda yeni bir çizik oluşturup bu iri adamı kendine çekti. Efsun ise şimdi sadece Asena ile teke tek dövüşmek zorundaydı ki ikisi de az güçlü değillerdi. Lale de Yuta’nın oluşturduğu bu boşluktan yararlanıp zorlukla ayağa kalkmaya çabalarken Civan gelip kızı kolundan tutup kaldırdı ve yürürken de kendisi Lale’ye destek oldu. Hızlıca çıkışa doğru ilerlerken bağırdı: “Metehan! Metehan iyi misin?!” Metehan ise Savaş’ın peşinden koşmaya devam ederken cevap verdi: “Evet!” Sonra Savaş’ın üzerine attığı metal bir kutudan kurtulmaya çalışırken duvara çarptı ve omzundaki kalem iyice derine girdi. Metehan sesli bir şekilde inleyince Savaş daha da zevk aldı. Eline yeni bir tükenmez kalem alıp salladı: “Bir tane daha ister misin? Sana çok yakıştı kan kırmızısı kalemler!” Metehan ise iyice sinirlenip Savaş’ın üzerine gidecekti ki Civan’ın bağırışıyla durdu: “Hadi! Çıkıyoruz buradan!” Metehan, yine de geride kalmayı göze alıp Savaş’ın işini bitirmek için tekrar saldıracaktı ki, Civan onu görüp tekrar bağırdı: “Metehan! Şimdi olmaz!” Metehan, yumruğunu sıkıp derin bir nefes vererek Savaş’ın gülümsemesine göz yumdu ve tekrar ayılmış olan Ayaz’ın kendisine salladığı yumruktan kurtulup onu umursamadan ileri koştu. Kapıdan çıktığı sırada da Efsun ile tekrar göz göze geldi. Adımları yavaşladı ama durmadı, hüzünlü bir ifadeyle yoluna devam etti. O da Metehan gibi bir ifadeyle baktı ama Asena’nın son darbesine karşılık vermek için gözlerini ayırdı yüzüne tekrar sert bir ifade yerleştirerek. Asena, Efsun’a sert bir darbe indirdi ardından. Tekrar kılıcını savuracaktı ki arkasından gelen Yuta onu sıkıca kavrayıp merdivenlere yönlendirdi. Böylece tüm ekip bu kanla kaplı alt geçitten çıkmış, hatta kaçmış oldular. Yuta, alt geçitten çıktıktan sonra kızı hala bırakmadığını fark edince hemen elini çekti utandığını gizlemeye çalışarak. Asena da öyle olmalıydı ki birkaç defa öksürüp ileri bir-iki adım attı. Üzerindeki utanmışlık hissini atınca Asena’nın arkasından sordu Yuta: “Seni pek görmüyorduk, şimdi niye geldin?” Asena arkasına dönüp baktı. Son saniye yerden çekip aldığı katanasının kılıfını düzeltiyordu. “İki taraftan da olmadığımı söylemiştim ama yine de kimsenin zarar görmesini istemem. Sesleri duyup geldim. Orada zor durumda olan da sendin, yani sizin gruptu.” Sözünden sonra hemen uzaklaşmadı Asena. Sadece katanasını kınına yerleştirip bekledi bir süre. Civan da hala Lale’yi tutuyordu. Lale elini biraz salladı ‘iyiyim’ anlamında ve geri çekildi. Civan da başını sallayıp temkinli bir şekilde Lale’yi bıraktı, ardından yanında soluk soluğa kalmış Metehan’a döndü, omzundaki kanla kaplı kaleme baktı. “Metehan, cidden iyi misin oğlum ya. Bu ne hal?” Metehan tekrar omzundaki yaraya bastırdı yüzünü kırıştırarak: “Savaş psikopatı arkamdan vurdu. Namert herif.” Civan biraz daha göz gezdirdi yaraya. “Tamam hızlıca gidelim de şu yaraya bir bakayım.” Bu sırada Asena seslendi uzaktan: “Bir dakika.” Hızlı adımlarla Civan ile Metehan’ın yanına gitti. “İsterseniz hızlıca iyileştirebilirim.” Dedi sakince. Metehan ise biraz duraksadı: “Nasıl olacakmış o?” Asena yüz ifadesini değiştirmedi: “Benim gücüm bu.” Metehan, Civan’a baktı onun da fikrini almak ister gibi. Civan’ın ise aklına yatmıştı. “Tamam, peki.” Dedi Civan hemen. Metehan ise yerinde durup yarasına bastırmaya devam ediyordu. Civan hızlıca Metehan’ın omzundaki kalemi kavradı. Metehan, Civan’ın ne yapacağını anladı ama yine de hissedeceği acıyı tahmin ettiği için durdurmak ister gibi söylendi: “Civan… Civan yapma… Yapma lan!” Fakat Civan hiç beklemeden kalemi söker gibi çekti saplandığı yerden. Elbette kontrollü çekmişti ama yine de Metehan’ın iki büklüm olup acısından dolayı sesli bir şekilde inlemesine engel olamamıştı. “Lan! Ulan Civan!..” diye söylenirken Asena, Metehan’ın omzundaki yaraya dokundu. Birkaç saniye içerisinde Metehan, daha iyi hissetmeye başladığını fark etti ve hafifçe doğruldu. Ardından Asena birkaç adım geri çekildi. Sonra Civan, elindeki kalemi bırakmadan Metehan’ın yarasının olduğu yere baktı, yara falan yoktu. Civan, gülümseyerek Metehan’ın omzuna vurdu birkaç kere. Ardından Asena’ya bakıp teşekkür etti. Metehan’da öyle. Asena da küçük bir baş selamı verip arkasını dönüp gitmeye hazırlandı ve Yuta’nın yanından geçerken ona da selam verip hızla gözden kayboldu. Ekip, tekrar toparlanıp geri dönmeye hazırlanırken Civan azarlama tonunda söylendi: “Hangi akıl gidersiniz böyle bir yere?! Lale olmasa kim bilir başınıza daha neler gelecekti!” İkisi de başlarını bir çocuk gibi öne eğdiler. Yuta katanasını omzuna iyice astı ve sıktı ama sinirden değil, yaptığı yanlıştan utandığı içindi. Metehan ise önüne bakmayı sürdürdü ama bir yandan da kanlı eline bakıyordu. O da ne yaptığının farkına varmıştı ama öfkesi hala sönmüş değildi elbette. Civan da daha fazla uzatmadı, üzerlerine gitmek istemedi: “Tamam tamam… Neyse… İş işten geçti artık, hadi geri dönelim.” Toplanıp geri dönmeye başladılar ağır ve bitkin adımlarla. Fakat Metehan son bir kez arkasına, alt geçide bakıp öyle dönüş yoluna başladı.
Bölüm etkileşimi
