24. bölüm / 26
BEŞİK KERTMESİ" ŞANSINI KAYBETTİN "
Bölümler 26Şu an: " ŞANSINI KAYBETTİN "
- 1 "GICIK ŞEY "587 kelime
- 2 "ZORU OYNUYORSUN ÖYLE Mİ ?"648 kelime
- 3 # KARAKTER TANITIMI #117 kelime
- 4 "DİKKATİMİ ÇEKİYORSUN"659 kelime
- 5 " ZORU OYNAMIYORUM "697 kelime
- 6 " DENİZ "716 kelime
- 7 " İSTEME Mİ ?"664 kelime
- 8 " DÖNEM SONU PARTİSİ "724 kelime
- 9 "AŞK TUTULMASI"563 kelime
- 10 " AŞK KIVILCIMI "369 kelime
- 11 " YILAN SÜRÜSÜ "358 kelime
- 12 "DEMEK ÖYLE "546 kelime
- 13 " FİRST KİSS Mİ? "956 kelime
- 14 " BİR ADET SİNİRLİ BARIŞ "271 kelime
- 15 " AŞK MI "481 kelime
- 16 " BARIŞ "421 kelime
- 17 " BARIŞIN MANZARASI "532 kelime
- 18 " İŞLER KARIŞIYOR "306 kelime
- 19 " BARIŞ ATAĞI "631 kelime
- 20 " BİR ADET KISKANÇ BARIŞ"318 kelime
- 21 "EVET DELİRDİM"336 kelime
- 22 "AŞIĞIM LAN SANA "813 kelime
- 23 İNAT MI ?1.825 kelime
- 24 " ŞANSINI KAYBETTİN "1.637 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 "CANAVAR"1.376 kelime
- 26 "ABİ Mİ "345 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Barış’ın bu sözleri, caddenin sessizliğinde ikisinin arasında asılı kaldı. Deniz’in gözlerindeki o inatçı duvarlar, Barış’ın sesindeki bu çaresiz ve dürüst teslimiyetle birlikte ilk defa çatlamaya başlamıştı. Barış, elini yavaşça Deniz’in yanağına doğru yaklaştırdı, parmak uçları tenine değmek üzereydi.
Sesini iyice düşürerek, adeta yalvarır gibi sordu: "Bana bir şans verecek misin, deniz ?"
Deniz, Barış’ın gözlerinin içine baktı. Kalbi o kadar hızlı ve güçlü çarpıyordu ki, sesinin dışarıdan duyulacağından korktu.
İçindeki o şüpheci ses hâlâ oradaydı ama Barış’ın bu dağılmış, gururunu tamamen bir kenara bırakmış hali ona geri adım attırmıştı. Birkaç saniye sessiz kaldı, düşündü. Bu Delta’nın gerçekten iddia ettiği kadar ileri gidip gidemeyeceğini görmek istiyordu.
Yüzüne ani, meydan okuyan bir gülümseme yerleştirdi. Kollarını çözdü, Barış’ın gözlerinin içine dik dik bakarak fısıldadı:
"Cesaretin varsa dene, Delta."
Sözünü bitirir bitirmez, Barış’ın ne olduğunu anlamasına fırsat bile vermeden arkasını döndü ve apartmanın kapısına doğru hızla koşmaya başladı. Merdivenleri birer ikişer tırmanıp gözden kaybolurken, arkasında bıraktığı Delta’yı tam anlamıyla bir bilinmezliğin içine atmıştı.
Barış, bahçenin ortasında, o gece ayazının altında bir kez daha tek başına kalakaldı. Ama bu seferki sap gibi kalmak değil, tam bir zafer sarhoşluğuydu. Deniz ona resmen yeşil ışık yakmıştı.
İçindeki Delta adeta sevinçle kükrerken, Barış heyecandan ne yapacağını bilemeyerek ellerini saçlarının arasından geçirdi.
Dudaklarında durduramadığı, geniş bir gülümseme belirdi. Kalbi göğüs kafesini yumrukluyordu. Arabasına doğru yürürken adımları hafiflemişti; çünkü artık biliyordu, o inatçı Omega kapıyı tamamen kapatmamış, aksine ona en büyük meydan okumasını sunmuştu.
Deniz’in o gece apartman kapısından içeri kaçarken fırlattığı meydan okuma, Barış için adeta yeni bir dönemin başlangıç düdüğü oldu. Koskoca Delta, ertesi günden itibaren tam anlamıyla bir fetih harekatı başlattı.
Her sabah Deniz’in evinin kapısına, bazen bembeyaz papatyalar, bazen mis kokulu lavantalar, bazen de Deniz’in sevdiğini öğrendiği en nadide çiçekler gelmeye başladı. Çiçeklerin üzerindeki küçük notlarda hep aynı serseri ama aşık imza vardı: "senin kadar güzel değiller ama - Barış."
Günler bu tatlı heyecanla geçerken, aralarındaki o buzlar erimiş, yerini gün boyu süren, dur durak bilmeyen bir mesajlaşma trafiğine bırakmıştı. Deniz ne kadar mesafeli durmaya çalışsa da, Barış’ın her mesaja anında dönen, onu el üstünde tutan bu halleri içini eritmeye yetiyordu.
Bir akşamüzeri Deniz, yatağına uzanmış telefonla oynarken Barış’ı biraz daha test etmek, o koskoca Delta’yı ne kadar parmağında oynatabileceğini görmek istedi. Hemen mesaj kutusuna girdi:
Canım biraz tatlı çekmiş olabilir hiihi.”
Barış, mesajı okuduğu saniyede ekranın başında adeta eridi resmen . Deniz’in ondan bir şey istemesi, canının çektiği şeyi onunla paylaşması bile kalbini delirtmeye yetmişti. Hemen klavyeye sarılıp cevap verdi:
“Tatlı sana kurban olsun gülüm! Sen iste yeter ki, hemen adresine en kralından bir tatlı sipariş veriyorum, on dakikaya kapında.”
Deniz ekranın başında kıkırdadı ama hemen yüzüne o sitemkar ifadeyi takınıp, aslında içten içe onu görmek istediğini gizleyen o yalancı sitem mesajını yazdı:
“Bir de bana karşıma geçmiş ‘sana aşığım, köpek gibi aşığım’ diyorsun... Sipariş vermek kolay tabii. Sen kendi ellerinle getirsen ne olur sanki? Getiremiyorsun değil mi tamam tamam anladım ben seni?”
Barış mesajı okur okumaz oturduğu koltuktan dikleşti. Dudaklarına o serseri, kendinden emin gülüşü yerleşti. Deniz’in onu buraya çağırdığını, aralarındaki o çekimi hissettiğini çok iyi anlamıştı. Hemen yazdı:
“Sen beni mi özledin yoksa bana mı öyle geliyor yavrum ? 😉”
Deniz yanaklarının kızardığını hissederek hemen savunmaya geçti, telefonu sıkıca kavrayıp hızlı hızlı yazdı:
“Ne alakası var canım? Kendini nimetten sayma hemen. Ben sadece tatlımı istiyorum, seni değil hem bir şans işte.istemuyormuydun sen, al işte sana şans!”
Barış artık daha fazla dayanamayacaktı. Deniz’i görme arzusu içini yakıp kavuruyordu. Ceketini kaptığı gibi doğruldu ve son mesajı attı:
“Geliyorum güzelim, hazırlan. Seni bizzat ellerimle tatlı yemeye götürmeye geliyorum. On dakikaya kapındayım, aşağıda ol.”
(Yiaaaagafafa romantik man)
Telefonu cebine koyup anahtarlarını alan Barış, yüzünde o durduramadığı aşık gülümsemeyle arabasına fırladı ve bir kez daha, bu sefer içi içine sığmayan bir neşeyle Deniz’in evinin yolunu tuttu.
Barış arabayı apartmanın önüne yanaştırdığında kalbi yine o tanıdık, güçlü ritimle çarpmaya başlamıştı. Kornaya basmaya gerek kalmadan apartman kapısı açıldı ve Deniz dışarı çıktı.
Barış, direksiyon başında resmen dona kaldı. Deniz bu sefer onu tamamen delirtmek için özel bir çaba sarf etmiş gibiydi. Üzerinde omuzlarını açıkta bırakan, narin köprücük kemiklerini gözler önüne seren pastel tonlarında bir bluz ve mini bir şort vardı.
Saçlarını hafifçe dalgalandırmış, dudaklarına ise o dolgun yapısını belli eden parlatıcısından sürmüştü.
Attığı her adımda, o her zamanki hırçın Omega gitmiş, yerine adeta Barış’ın aklını başından almak için yaratılmış cilveli bir büyücü gelmişti.
Deniz arabanın kapısını açıp bindiğinde, içeriyle birlikte Barış’ın ciğerlerine de o baş döndürücü duş ve tatlı parfüm kokusu doldu.
Deniz, emniyet kemerini takarken göz ucuyla Barış’ın ona nasıl kilitlendiğini gördü ve içten içe büyük bir zafer çığlığı attı. Tatlı bir edayla başını yana eğip dudaklarını büzdü.
"Ne o barış ? Arabaya bindiğimden beri tek bir kelime bile etmedin? Yoksa beni gördüğüne sevinmedin mi?" dedi, ses tonundaki o hafif, cilveli tınıyla.
Barış zorlukla yutkundu. Arabayı çalıştırmadan önce gövdesini tamamen Deniz’e doğru çevirdi.
Gözleri Deniz’in o açıkta kalan omuzlarında ve cilveyle parlayan dudaklarında gezindi. İçindeki Delta adeta kafesine sığmıyordu.
"Sevinmek ne kelime güzelim..." dedi Barış, sesi arzulardan dolayı her zamankinden daha boğuk ve derinden çıkarak.
"Sen beni bilerek mi delirtmeye çalışıyorsun? Bu kıyafet, bu haller ne? Şu an seni tatlıcıya götürmek yerine arabayı kilitleyip buradan hiç gitmemek için kendimle savaş veriyorum."
Deniz, Barış’ın bu yoğun ve dağılmış halini görünce iyice cesaretlendi.
Parmak uçlarını yavaşça Barış’ın direksiyonu sıkan güçlü elinin üzerine koydu, hafifçe okşayarak yukarı, bileğine doğru kaydırdı.
Gözlerini Barış’ın gözlerine dikip meydan okuyan bir fısıltıyla konuştu:
"Aaa, hani nerede o koskoca, sabırsız adam ? Daha ilk dakikadan pes mi ediyorsun yoksa? Ben sadece tatlı yemek isteyen masum bir omegayım..." Bunu söylerken gözlerini kırpıştırıp hafifçe gülümsedi.
Barış, Deniz’in elinin tenine değdiği yerde adeta elektrik çarpmışa döndü.
O narin parmakların bileğinde gezinmesi ve Deniz’in o muzip, cilveli bakışları Barış’ın zihnindeki son kontrol mekanizmalarını da darmadağın etti.
Hızla uzanıp Deniz’in elini kavradı ve avucunun içine sıkıca hapsedip dudaklarına götürdü, elinin tersine derin bir öpücük kondurdu.
"Masummuş..." diye tısladı Barış, gözleri koyulaşarak. "Sen tam bir baş belasısın Deniz. Ama bu oyun hoşuma gitti. Dua et yoldayız, yoksa o tatlı dudaklarını- " deyip düştü barış.ve arabayı çalıştırıp tatlıcının yolunu tuttu.?"
Deniz elini yavaşça geri çekerken kıkırdayıp arkasına yaslandı. Barış’ı böyle parmağında oynatabilmek, o güçlü Deltayı sadece bir bakışıyla bu hale getirmek inanılmaz hoşuna gitmişti. Barış arabayı hırsla ve heyecanla çalıştırıp gaza basarken, ikisinin arasındaki o cilveli ve gerilimli hava çoktan arabayı ele geçirmişti.
Barış, İzmir’in popüler bir caddesindeki ünlü bir tatlıcının önüne arabayı yanaştırdığında, aralarında hâlâ o yoğun ve elektrikli hava hakimdiler. Barış emniyet kemerini çözüp tam kapıyı açacakken, Deniz oturduğu koltukta hafifçe kıpırdandı ve dışarıdaki kalabalığa bakıp dudaklarını büktü.
"Barış, ben arabadan inmesem olur mu? Üzerimde hafif bir yorgunluk var, hem burası çok kalabalık. Sen gidip alsan, arabada yesek?" dedi, sesindeki o tatlı cilveyle karışık ricanın Barış’ı ikna edeceğini çok iyi bilerek.
Aşk sarhoşu Delta, Deniz’in bu narin hallerine ve ondan bir şey rica etmesine asla hayır diyemezdi. Yüzüne yumuşak bir gülümseme yerleşti. "Tamam güzelim, sen nasıl istersen. Arabayı kilitleyip hemen geliyorum, sakın bir yere kaybolma," dedi ve arabadan inip tatlıcıya doğru ilerledi.
Deniz, Barış’ın arkasından gülümseyerek baktı ve camı hafifçe aralayıp beklemeye başladı. Barış, tatlıcıda Deniz’in en sevdiği bol çikolatalı tatlıları özenle paketletip elinde poşetle kapıdan dışarı çıktı.
Tam arabaya doğru adımlayacakken, okuldan popüler ve Barış’a uzun zamandır takıntılı olan bir kız ansızın önünü kesti
.
"Barış! Naber ,senin ne işin var burada?" dedi barisa okuldan takıntılı olan bir kız, Barış’ın ne olduğunu anlamasına fırsat bile vermeden adeta üzerine atlayıp boynuna sarıldı.
Arabanın içinden dikiz aynasına ve ön cama kilitlenmiş olan Deniz, gördüğü bu manzarayla donakaldı. Göğsüne ani ve keskin bir ağrı saplandı.
Kız, Barış’ın boynuna asılmış, yüzünü onun yüzüne yaklaştırarak dudaklarına doğru uzanmıştı. Barış, bir Deltanın refleksiyle saniyeler içinde kızı omuzlarından tutup hızla geriye doğru itti, kendini geri çekti. Ancak arabanın içindeki Deniz’in açısı yüzünden olay çok farklı görünmüştü. Deniz, kızın Barış’ı tutkuyla öptüğünü, Barış’ın da buna izin verdiğini sanmıştı.
Deniz’in gözleri doldu, kalbi bin bir parçaya ayrıldı. İçindeki o şüpheci ses haklı çıkmıştı sanki. Dün gece Begüm’e söylediği sözler zihninde yankılandı: "Kim bilir kaç kişiyi öpmüştür, hevesi geçince benide bırakacak şerefsiz ona bu şansı hiç vermemeliydim ."
Büyük bir hayal kırıklığı ve kırgınlıkla başını koltuğa yasladı, gözlerini dışarıya çevirdi.
Barış ise kıza sert bir uyarı çekip, arkasına bile bakmadan hızla arabaya doğru yürüdü. Kapıyı açıp sürücü koltuğuna bindiğinde yüzünde o arsız, neşeli gülümseme vardı.
"Geciktim kusura bakma güzelim, okuldan sinir bozucu biri..." derken Deniz’in yüzünün kireç gibi donduğunu, gözlerinin dolduğunu fark etti.
"Deniz? Ne oldu güzelim, iyi misin?" diye sordu Barış, elini Deniz’in mavi taşlı pantolonunun üzerindeki dizine koymaya çalışarak.
Deniz, Barış’ın elini hızla ittirdi. Sesindeki o cilveli ton gitmiş, yerini buz gibi soğuk bir nefrete bırakmıştı. "Dokunma bana!" diye tersledi.
Barış şok olmuş bir şekilde elini geri çekti. "Ne oldu birden? Az önce şakalaşıyorduk? Bir yerin mi ağrıyor?"
Deniz, Barış’ın yüzüne bile bakmadan, dik dik ön cama bakarak konuştu: "Beni hemen eve bırak."
"Deniz, saçmalama, tatlı aldım senin için. Ne bu tavır şimdi? Bir şey mi yaptım?" Barış’ın ses tonu endişe ve şaşkınlıkla yükseldi. İçindeki Delta, denizin bu ani kapanışı karşısında ne yapacağını şaşırmıştı.
"Sana beni eve bırak dedim Barış! Duymuyor musun?!" diye bağırdı Deniz, içindeki o kırgınlığı öfkeyle maskelemeye çalışarak.
Barış ne olduğunu, bu ani değişimin sebebini hiçbir şekilde anlamıyordu. Sinirle arabayı çalıştırdı ve vitesi hızlıca atıp gaza bastı. Yol boyunca Barış’ın sorduğu "Ne oldu?", "Bana anlatmayacak mısın?"
sorularının hepsi Deniz’in duvarına çarpıp geri döndü. Deniz hiçbir soruya cevap vermiyor, kollarını göğsünde bağlamış, ağlamamak için dişlerini sıkarak yolu izliyordu.
Nihayet araba Deniz’in apartmanının önüne geldiğinde, araba daha tam durmadan Deniz emniyet kemerini açtı. Barış, "Deniz, dur konuşacağız!" dese de Deniz onu hiç duymamış gibi yaptı. Arabanın içindeki o güzel kokulu tatlı poşetine dönüp bakmadı bile. Hiçbir şey demeden kapıyı açtı, arabadan indi ve apartman kapısından içeri koşarak girdi.
Arkasında, direksiyon başında neye uğradığını şaşırmış, delirmek üzere olan bir adet barış bıraktı.
Omggg kıza gıcık oldum sen hayırdır yani bizim barışımıza yavsiyon hayırdır len sen
Niyse okuyun okuyan kişiler sizi seviyom
Biyy 😉 🩵 ❤️ 💋
Bölüm etkileşimi
