8. bölüm · BEŞİK KERTMESİ

" DÖNEM SONU PARTİSİ "

ZEPHİRA ♣️♀️

Akşamın gerilimli havası, ailelerin vedalaşmasıyla son bulmuş ve Barışlar kendi evlerine dönmüştü. Ancak o gece ikisi için de uyku uğramamıştı yataklarına. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, üzerlerindeki sivil kıyafetleri çıkarıp askeri üniformalarını giymiş ve İzmir'in hafif serin sabahında Hava Harp Okulu’nun yolunu tutmuşlardı.

Okula adım atar atmaz, koridorlardaki panolarda ve anonslarda büyük bir haber yankılanmaya başladı: Bu akşam, okulun geleneksel dönem sonu partisi yapılacaktı. Havacı adaylarının stres atması için düzenlenen bu büyük organizasyon herkesi heyecanlandırırken, Deniz duyuruyu gördüğü an omuzlarını silkti.(Aynı ben )

Canı zerre kadar gitmek istemiyordu; hele ki Barış’ın etrafındaki o gereksiz kalabalığı ve Alfa feromonlarının havada uçuşacağı bir ortamı çekmeye hiç niyeti yoktu.

İlk andan itibaren arkadaşlarına partiye kesinlikle gelmeyeceğini net bir dille belirtti.
------

Zaman hızla akıp geçti ve akşam oldu. Deniz, çarşı izninin devamını evde geçirmek için akşamüzeri tekrar eve dönmüştü. Odasında kitap okurken annesi içeri girdi.

"Oğlum, okulun partisi varmış bu akşam. Neden hazırlanmıyorsun? Git biraz eğlen, arkadaşlarınla vakit geçir," diyerek onu ikna etmeye çalıştı.

Deniz, annesine kibar bir gülümsemeyle baktı ama kararlılığından ödün vermedi. "Hiç canım istemiyor anne. Gerçekten çok yorgunum, gidip biraz uyuyacağım."

Annesinin ısrarlarına rağmen partiye gitmeyi reddedip odasına çekildi. Üzerine rahat bir şeyler geçirip tam yatağına uzanmış, gözlerini kapatıp uykuya dalmak üzereyken komodinin üzerindeki telefonunun ekranı titredi ve keskin bir bildirim sesi odayı doldurdu.

Ekranı açtığında gelen mesajın sahibini görmesiyle kaşları çatıldı. Mesaj Barış’tandı:
Barış:
“Neden partiye gelmedin deniz ? Bir şey mi oldu?”

Deniz, her zamanki o mesafeli ve tersleyen tavrıyla parmaklarını ekranda hızla oynattı:

Deniz:
“Canım istemediği için gelmedim. Hem böylece senin yüzünü de görmemiş olurum, fena mı?”

Çok geçmeden Barış’ın cevabı ekrana düştü. Mesajı okurken Deniz’in kalbi garip bir ritimle çarptı:
Barış:
“Ben tam da şu an senin ayaklarına kadar gelmişken beni reddetmen... Beni üzer ama.”

Deniz şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Ne?" diye mırıldanarak hızla yataktan kalktı ve odasının penceresine doğru ilerledi.

Perdeyi aralayıp aşağıya, sokağa baktığında kalakaldı. Barış, hemen aşağıda, arabasının yanında duruyordu. Kafasını yukarı kaldırmış, Deniz’in penceresine bakarak yüzünde o serseri ve kendine emin gülüşüyle el sallıyordu.

Deniz gözlerini devirdi, içindeki o hafif şaşkınlığı ve teslimiyeti gizlemeye çalışarak telefona sarıldı:
Deniz :
“Tam bir baş belasısın Barış. Gelmek istemiyorum neden anlamıyorsun?"

Barış :
"İstediğin kadar kıvran sen gelene kadar şuradan şuraya gitmem"
Deniz yazıyor...
Çevrimiçi
Deniz yazıyor...
Barış : "ne yazıp siliyorsun bu kadar güzelim "

Deniz:
"Offf barış off tam bir baş belasısın "
Barış:
"E cevabın ne "
Deniz yazıyor...
Deniz: offff iyi tamam bekle hazırlanıp geliyorum gıcık"

Barış :
"Sondaki laf olmadı ama neyse bekliyorum güzelim "

Deniz :
Hele bir daha bana öyle hitap et bak gör neler oluyor "

Barış :
Ne olurmuş çok merak ettim yoksa beni o minik patilerinle tirmalarmısın?"
Deniz :
Aynen barış biraz daha uzatirsan seni okulun brifing sahasından aşağı uçururum ve bu fikri devreye sokmaktan da hiç çekinmem "

Barış : wow wow kemiklerim titredi şu an
Yapma güzelim yanariz "

Deniz bu sefer sinirle parmaklarını klavyede gezdirdi .
Deniz: BARIŞŞ!

Barış: tamam tamam hadi bekliyorum seni 😉
Deniz:🖕

Barış bu konusmadan sonra yüzünde zafer kazanmış bir komutan edasıyla gülümsedi. Telefonunu cebine koyup arabasının kaputuna yaslandı, kollarını göğsünde bağlayarak beklemeye başladı.

Yukarıda ise Deniz, hızlı ama özenli bir hazırlığa girişmişti. Dolabından omuzlarını hafifçe açıkta bırakan, narin hatlarını ve pürüzsüz tenini ortaya çıkaran saten beyaz bir gömlek çıkardı.

Altına ise vücuduna tam oturan, ince belini ve kıvrımlarını mükemmel şekilde vurgulayan siyah taşlı dar bir pantolon giydi. Aynanın karşısına geçip yüzüne duru güzelliğini patlatacak hafif bir makyaj yaptı.

Omuzlarına dökülen dalgalı saçlarının ön kısımlarını hafif perçemler halinde yüzünün iki yanına bıraktı, geri kalanını ise yarım olacak şekilde yukarıdan zarifçe topladı. Görüntüsü, askeri disiplinin çok ötesinde, büyüleyici bir Omegayı ilan ediyordu.

Deniz, apartmanın kapısını açıp dışarı adımını attığı an, sokak lambasının altındaki serin hava saçlarını hafifçe dalgalandırdı.

Kaputun üzerine yaslanmış bir şekilde bekleyen Barış, kapının açılma sesiyle başını o tarafa çevirdi. Ve Deniz’i gördüğü o ilk saniyede, sanki zaman durdu. Barış olduğu yere adeta çivilenmişti. Yaslandığı kaputtan doğrulurken yutkunmayı bile unuttu.

Saçlarının o narin dökülüşü, omuzlarının saten gömleğin altındaki zarafeti, ince beli... Okuldaki o mesafeli pilot adayının altından çıkan bu nefes kesici güzellik, Delta’nın beynindeki tüm düşünceleri sıfırlamıştı.

Barış, içinden koca bir "Vay anasını... Bu güzellik ne?" cümlesi geçti. Kalbi göğüs kafesini döverken, gözlerini Deniz’in üzerinde bir santim bile kaydıramıyordu. Çapkınlık maskesi, bu duru güzelliğin karşısında bir kez daha tamamen paramparça olmuştu.

Yeni bölümle buradayım umarım seversiniz canlar yaptık birşeyler hadi öpüyore biyy
🫶💋🫶💋😉