23. bölüm / 26
BEŞİK KERTMESİİNAT MI ?
Bölümler 26Şu an: İNAT MI ?
- 1 "GICIK ŞEY "587 kelime
- 2 "ZORU OYNUYORSUN ÖYLE Mİ ?"648 kelime
- 3 # KARAKTER TANITIMI #117 kelime
- 4 "DİKKATİMİ ÇEKİYORSUN"659 kelime
- 5 " ZORU OYNAMIYORUM "697 kelime
- 6 " DENİZ "716 kelime
- 7 " İSTEME Mİ ?"664 kelime
- 8 " DÖNEM SONU PARTİSİ "724 kelime
- 9 "AŞK TUTULMASI"563 kelime
- 10 " AŞK KIVILCIMI "369 kelime
- 11 " YILAN SÜRÜSÜ "358 kelime
- 12 "DEMEK ÖYLE "546 kelime
- 13 " FİRST KİSS Mİ? "956 kelime
- 14 " BİR ADET SİNİRLİ BARIŞ "271 kelime
- 15 " AŞK MI "481 kelime
- 16 " BARIŞ "421 kelime
- 17 " BARIŞIN MANZARASI "532 kelime
- 18 " İŞLER KARIŞIYOR "306 kelime
- 19 " BARIŞ ATAĞI "631 kelime
- 20 " BİR ADET KISKANÇ BARIŞ"318 kelime
- 21 "EVET DELİRDİM"336 kelime
- 22 "AŞIĞIM LAN SANA "813 kelime
- 23 İNAT MI ?1.825 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 " ŞANSINI KAYBETTİN "1.637 kelime
- 25 "CANAVAR"1.376 kelime
- 26 "ABİ Mİ "345 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şehrin diğer ucundaki lüks dairede ise Barış, o gece hayatında ilk defa bambaşka bir adam olarak yatağın üzerinde sırtüstü uzanmış, tavanı izliyordu.
İzmir’in o serin gecesinde caddenin ortasında haykırdığı kelimeler, attığı o çılgınca adım zihninde dönüp duruyordu. İçindeki o hırçın Delta, Deniz'in evindeki alfaları gördüğü andaki o yıkıcı öfke, şimdi yerini göğüs kafesinin tam ortasında yer alan, hayatında hiç tatmadığı cinsten tuhaf bir sızıya bırakmıştı.
Bu, Barış'ın bir türlü anlamlandıramadığı, tanımlayamadığı ama içini kıpır kıpır eden garip bir heyecandı.
Elinin tersini yavaşça dudaklarına götürdü. Deniz’in dudaklarının o ürkek, şok olmuş sıcaklığı sanki hâlâ oradaydı. Teninin o taze, narin kokusu burnunun ucundan bir an bile gitmiyordu.
Gözlerini kapatıp o milimlik mesafeyi, Deniz’in şok içinde fal taşı gibi açılan gözlerini ve kollarının arasında bir kuş gibi çırpınışını her hatırladığında, Barış’ın o sert, tavizsiz yüz hatlarında ani bir yumuşama oluyordu.
Koskoca Delta filosu lideri, karanlık odada tek başına yatakta döne döne Deniz'i düşünüyor ve bunu her yaptığında yüzünde tamamen iradesiz, çocuksu ve aptal bir gülümseme oluşuyordu.
"Köpek gibi aşığım dedim lan..."(Şaka yapma nee diyo olmm) Aynanın karşısına geçtiğinde, dış görünüşüne her zamankinden çok daha fazla özen göstermeye başladı. Üniformasının her bir detayını, gömleğinin yakasını titizlikle düzeltti. Saçlarına şekil verirken aynadaki yansımasına bakıp kendi kendine mırıldandı: "Bakalım bugün benden nasıl kaçacaksın deniz."
Barış yüzünde aptal bir gülümseme ile yatağının içine girdi ve uyumaya çalıştı.Tabi yapabilirse.
---
Ertesi sabah güneş İzmir semalarında yükselirken, Barış hayatında ilk defa alarmın sesini bile duymadan, yatakta adeta bir yay gibi fırlayarak uyandı. İçinde, tarifi imkansız bir kıpırtı, daha önce hiç tatmadığı cinsten bir sabah heyecanı vardı. Bugün Deniz’i okulda görecekti. Dün geceki o büyük itiraftan sonra, aralarındaki her şeyin değiştiğinin farkındaydı.
Aynanın karşısına geçtiğinde, dış görünüşüne her zamankinden çok daha fazla özen göstermeye başladı.
Üniformasının her bir detayını, gömleğinin yakasını titizlikle düzeltti. Saçlarına şekil verirken aynadaki yansımasına bakıp kendi kendine mırıldandı: "Bakalım bugün benden nasıl kaçacaksın deniz.... Dün gece o sözler ağzımdan bir kere çıktı, geri dönüşü yok.
Parfümünü de özenle sıktıktan sonra evden çıkıp arabasına atladı. Okul yolunu tuttuğunda, direksiyon başında bile içi içine sığmıyordu. Deniz’in o şok olmuş yüzünü, dudaklarının sıcaklığını düşündükçe dün geceki o aptal gülümseme yeniden yüzüne yerleşiyordu.
Ancak okula adım attığı an, Barış’ın hayal ettiği o romantik ya da hesaplaşma dolu sahnelerin yerini tam bir kaçma kovalamaca oyunu aldı.
Deniz, Begüm’le birlikte okula erken gelmiş ve adeta bir strateji haritası çizmişti. Barış’ı gördüğü ilk anda yönünü değiştiriyor, onun adımlarının sesini duyduğu an koridorun diğer ucundaki sınıflara sapıyordu.
(Kaçma kovalamam senin gibisini çok çok çok gördüm , küçük bir manifest konseri hihih)
Öğle arasında yemekhanede Barış tam onun masasına doğru yönelecekken, Deniz tabağını kaptığı gibi arkasına bile bakmadan kantinden dışarı fırlıyordu.
Barış’ın olduğu, onun feromonlarının estiği hiçbir ortamda saniye bile durmuyordu.
Bu durum ilk başlarda Barış’a oyun gibi gelse de, saatler ilerledikçe içindeki Delta gerilmeye başladı.
Adeta sabrı sınanıyordu. Deniz onu her gördüğünde bir köşe kapmaca oynuyor, aralarındaki o gerilimli mesafeyi korumak için elinden geleni yapıyordu.
Barış ne zaman ona yaklaşmaya çalışsa, Deniz bir bahaneyle sınıf arkadaşlarının arasına karışıyor ya da Begüm’ü kendine siper ediyordu.
Barış’ın çene kemikleri sinirden ve gerginlikten kasılmaya başlamıştı. Koridorlarda yürürken gözleriyle Deniz'i takip ediyor, onun bu inatçı kaçışlarına karşı içten içe deliriyordu. "Kaç bakalım," diye geçirdi içinden öfkeyle. "Okul bitene kadar kaç, elbet o kapıdan dışarı çıkacaksın."
Tüm gün okulda bu boğucu, bir o kadar da heyecanlı köşe kapmacayla, adeta bir kedi fare oyunuyla geçti. Nihayet son ders zili çaldığında ve okul çıkış saati geldiğinde, Barış’ın sabrı tamamen tükenmişti.
Son ders zilinin çalmasıyla birlikte Deniz, sanki bu anı bekliyormuş gibi çantasını kaptığı gibi sınıftan koşar adımlarla fırladı. Barış’ın onu yakalamasına ya da tek bir kelime etmesine fırsat tanımaya niyeti yoktu.
Barış ise oturduğu sıradan hızla doğruldu ve kalabalığı yararak Deniz’in arkasından fırladı. Koridorda, merdivenlerde gözleriyle o narin bedeni takip etti.
Bahçe kapısına doğru hızla koşan Deniz’i gördüğünde o da adımlarını hızlandırdı ama yetişemedi. Dışarı çıktığında, Deniz’in çoktan okul bahçesinin çıkışında bekleyen Begüm’ün arabasına bindiğini gördü. Araba hızla uzaklaşırken Deniz arkasına bile bakmamıştı.
Barış, bahçenin ortasında dikilip kalan arabanın arkasından bakarken dişlerini sıktı ve öfkeyle, "Siktir!" diye tısladı.
İçindeki Delta, bu net kaçış karşısında adeta hüsrana uğramış ve gururu kırılmıştı. Sinirle kendi arabasına doğru yürüdü, kapıyı sertçe açıp bindi ve lastikleri asfaltta çökerterek kendi evinin yolunu tuttu.
Eve varana kadar direksiyonu yumruklamamak için kendini zor tutmuştu. Dairesine girer girmez ceketini bir kenara fırlattı ve telefonuna sarıldı. Artık köşe kapmaca oynayacak hali kalmamıştı.
Hemen Deniz’in numarasını tuşladı. Telefon çaldı, çaldı, çaldı... Ama açan olmadı.
Barış hırsla telefonu kapatıp peş peşe aramaya devam etti. Beşinci, onuncu aramadan sonra da cevap alamayınca bu sefer mesaj bölümüne girdi.
Mesajlar, aramalar... Telefonu adeta ablukaya almıştı. "Aç şu telefonu deniz !", "Benden kaçmaya çalışma , cevap ver!", "Dün gece söylediklerim şaka değildi, lütfen bir konuşalım ?"
tarzında peş peşe mesajlar gönderdi. Ancak mesajların iletildiğini görse de Deniz’den tek bir mavi tık, tek bir cevap gelmiyordu. Deniz, Barış'ı tamamen görmezden geliyordu.
Barış, telefonun ekranına bakarken resmen sinirinden köpürmek üzereydi.
Hayatında hiçbir zaman birinin peşinden böyle koşmamış, hiç kimse tarafından bu şekilde cevapsız bırakılmamıştı.
Evin içinde bir sağa bir sola yürürken öfkeden deliye dönmüştü, gözleri hırstan kararmış bir şekilde telefonun ekranına bakıyor, Deniz’in bu inadını nasıl kıracağını düşünüyordu.
Barış, evin içinde fırtına gibi dönerken artık sabrının da öfkesinin de son sınırına gelmişti. Telefonu koltuğa fırlattı. Bu kaçış, bu sessizlik onu kelimenin tam anlamıyla çıldırtıyordu. Yerinde duramayacağını anladığı an anahtarlarını kaptığı gibi evden fırladı. Arabasına atlayıp İzmir sokaklarını adeta yararak yeniden Deniz’in evinin önüne geldi.
Hışımla arabadan indi, apartman merdivenlerini üçer beşer tırmanıp Denizlerin kapısının önüne dayandı. İçindeki Delta tamamen kontrolü kaybetmişti. Kapıyı normal bir şekilde çalmak yerine, hırsından adeta yumruklarcasına, tüm binayı ayağa kaldıracak bir gürültüyle vurmaya başladı.
"Deniz! Aç şu kapıyı!" diye geçirdi içinden, dişlerini sıkarak.
Kapı ani ve sert bir hamleyle açıldı ama Barış’ın karşısına çıkan kişi Deniz değil, Begüm oldu. Begüm şok ve şaşkınlık karışımı bir ifadeyle Barış’a bakarken, Barış nefes nefese, gözleri hırstan dönmüş bir halde doğrudan lafa girdi: "Deniz nerede? Onunla konuşmam lazım, hemen!"
Barış daha sözünü bitirmemişti ki, içeriden banyonun kapısı açıldı.
Deniz, yeni çıktığı duşun ardından üzerinde canlı kırmızı bornozuyla, ıslak saçlarından damlayan su damlalarıyla koridora adım attı. Kapıdaki bu büyük gürültüye ve kimin geldiğine bakmak için Begüm’ün yanına doğru yürüdü.
Ancak kapı eşiğinde gözleri Barış’la kesiştiği anda, Deniz acı bir panikle küçük bir çığlık attı.(HshahaH)
Barış, gördüğü bu manzara karşısında adeta çarpılmışa döndü.
Öfkesi bir anda buharlaşırken, gözleri iradesizce Deniz’i tepeden tırnağa, adeta yiyecekmiş gibi aç bir şekilde süzmeye başladı. Kırmızı bornozun içinde o duş sonrası tazeliğiyle duran Omega, Barış’ın zihnindeki tüm şalterleri indirmişti.
Deniz, Barış’ın o yakıcı, her santimini ezip geçen yoğun bakışlarını üzerinde hissettiği an yanakları bornozundan daha kırmızı bir hale geldi. Panikle arkasını döndüğü gibi koridoru koşarak geçti ve odasına kaçıp kapıyı arkasından sertçe kapattı.
Barış, kapının önünde kelimenin tam anlamıyla mal gibi kalakalmıştı. Gözleri hâlâ Deniz'in kaçtığı o boş koridordaydı, beyni durmuş gibiydi. Birkaç saniye sonra zorlukla yutkunarak bakışlarını kapıdaki Begüm’e çevirdi. Sesindeki o az önceki öfkeli tondan eser kalmamıştı, daha çok dağılmış bir haldeydi.
"Aşağıda..." dedi Barış, boğazını temizlemeye çalışarak. "Aşağıda, arabada beklediğimi söylersin ona. İnene kadar da hiçbir yere gitmiyorum."
Begüm’ün bir şey söylemesine fırsat vermeden arkasını döndü ve merdivenleri inmeye başladı. Bahçeye çıkıp arabasına yaslandığında, İzmir gecesinin serin havası bile içindeki yangını söndürmeye yetmiyordu. Kafasını geriye doğru yasladı, gözlerini kapattı. Deniz’in o ıslak saçları, kırmızı bornozun içindeki o büyüleyici, narin hali aklında durmaksızın turlayıp duruyordu.
Kendi kendine, " o neydi lan" diye mırıldandı, zihnindeki o görüntüyle baş etmeye çalışarak.
Barış, arabanın kapısına yaslanmış bir halde gözlerini kapatmış, zihninde turlayıp duran o kırmızı bornozlu görüntüyü silmeye çalışıyordu. İçindeki Delta, o duş sonrası kokunun ve tazeliğin hayaliyle bile deliye dönmek üzereydi. Gece rüzgarı yüzüne çarparken, kalbinin ritmini bir türlü yavaşlatamıyordu.
Tam bu düşüncelerin en derin yerindeyken, apartmanın bahçe kapısından gelen hafif bir ayak sesi ve ardından yükselen o tanıdık, hırçın ses yankılandı:
"Barış."
Barış, adını duymasıyla birlikte hızla gözlerini açıp arkasını döndü. Döndüğü anda da bugün ikinci kez, ilkinden çok daha şiddetli bir şok dalgasıyla sarsıldı.
Deniz, bornozundan kurtulmuş ama Barış’ın aklını tamamen başından alacak başka bir kıyafetle karşısına çıkmıştı.
Üzerinde kalçasının tam altında biten, bacaklarını tamamen açıkta bırakan mini bir şort ve üzerine hafif bol gelen uzun beyaz bir tişört vardı. Islak saçlarını arkaya doğru taramıştı ve teninden hâlâ o büyüleyici duş kokusu yayılıyordu.
Barış, olduğu yerde adeta kaskatı kesildi. Gözleri iradesizce Deniz’in açıkta kalan pürüzsüz bacaklarına, ardından o beyaz tişörtün duruşuna kaydı.
Şu an içindeki Delta zincirlerini koparmak üzereydi; Deniz’i belinden kavrayıp arabaya yaslamamak ve o dudakları nefesi kesilene kadar öpmemek için kelimenin tam anlamıyla kendiyle vahşi bir savaş veriyordu.
Yumruklarını sıktı, yutkundu ama gözlerini bir saniye bile Deniz'den ayıramadı.
Deniz, Barış’ın bu eriten, yoğun bakışları karşısında kollarını göğsünde birleştirip savunmaya geçti. "Ne var? Ne bakıyorsun öyle?" diye sordu, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak.
Barış, zorlukla da olsa üstündeki o şoku atlatıp derin bir nefes aldı. Deniz’e doğru iki büyük adım atarak aralarındaki mesafeyi kapattı. Gözlerini Deniz’in gözlerine dikti, ses tonu hem sitemkar hem de o tutkulu gerilimi barındırıyordu.
"Neden benden kaçıyorsun?" diye girdi doğrudan konuya. "Sabahtan beri okulda köşe kapmaca oynuyoruz. Telefonlarımı açmıyorsun, mesajlarıma dönmüyorsun, arkana bile bakmadan kaçıp gidiyorsun... Neden Deniz? Dün gece söylediklerimden sonra yüzüme bakmamak için neden bu kadar direniyorsun?"
Deniz, kollarını göğsünde daha da sıkı birleştirerek başını hafifçe yana eğdi. Barış’ın bu kadar yakınına gelmesi, o yoğun Delta feromonları ve açık açık hesap sorması içindeki savunma mekanizmalarını sonuna kadar tetiklemişti.
"Kaçıyorum, çünkü ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum Barış!" dedi Deniz, sesini dik tutmaya çalışarak ama gözlerindeki o karmaşa kendini ele veriyordu.
"Dün gece kapımın önüne gelip öyle şeyler söylüyorsun, sonra okulda peşime düşüyorsun, şimdi de evimi basıyorsun. Ne bekliyordun ki? Koşarak kollarına atlamamı mı?"
Barış, Deniz’in bu inatçı ve mesafeli tavrına karşı dişlerini sıktı. Bir adım daha atıp aralarındaki mesafeyi neredeyse yok etti. Deniz’in teninden yükselen o temiz banyo kokusu aklını bulandırırken, ses tonunu biraz daha düşürerek konuştu:
"Benim kollarıma atlamanı beklemiyordum Omega. Ama en azından bir yetişkin gibi karşıma çıkıp dürüstçe konuşmanı bekliyordum. Dün gece sana içimdeki her şeyi döktüm ben. Hayatımda ilk defa birine karşı bu kadar net oldum.
Ama sen ne yaptın? Arkana bile bakmadan kaçtın. Sana olan hislerim seni bu kadar mı korkutuyor?"
"Korkutmak mı?" Deniz alayla güldü, ama kalbinin ritmi çoktan hızlanmıştı. Barış'ın gözlerindeki o dürüstlük duvarlarını zorluyordu. "Ben korkmuyorum Barış, ben sadece gerçekçiyim. Sen koskoca bir Deltasın, okulun odak noktasısın. Bugüne kadar etrafında pervane olan insan sayısını ben bile unuttum. Şimdi gelmiş bana 'ciddi düşünüyorum' diyorsun. Kusura bakma ama buna inanmamı bekleyemezsin. Benimle sadece oyun oynuyorsun, hevesini alınca da arkana bakmadan gideceksin, biliyorum."
Barış, Deniz’in bu güvensizliği karşısında içten içe delirse de bu sefer öfkesine yenik düşmedi. Gözlerini Deniz’in gözlerinden ayırmadan, sesindeki o kararlı ve aşık tonu koruyarak elini yavaşça kaldırdı.
Dokunmakla dokunmamak arasında bir çizgide, Deniz’in havada uçuşan ıslak saç tutamına doğru uzandı.
"Oyun falan oynadığım yok," dedi Barış, sesi adeta bir yemin gibi pürüzsüz ve derinden geliyordu.
"Eğer niyetim hevesimi almak olsaydı, günlerdir senin bir gülüşün için çıldırmaz, evinde başka alfaları gördüğümde dünyayı yakacak gibi hissetmezdim. Ben sana teslim oldum Deniz, sen hala bana 'heves' diyorsun. Bu inadın arkasına saklanmayı bırak artık."
Omggggggggg hadi okuyun seviyom sizi boy❤️❤️❤️💋❤️💋💋❤️
Bölüm etkileşimi
