22. bölüm · BEŞİK KERTMESİ

"AŞIĞIM LAN SANA "

ZEPHİRA ♣️♀️

Deniz derin bir nefes alıp doğrudan Barış’ın gözlerinin içine baktı. Sesindeki kararlılık, aralarındaki gerilimi daha da belirginleştiriyordu.

"Bak Barış," dedi, sesini biraz daha dikleştirerek. "Seninle o laf edip durduğun alfalar arasındaki en önemli fark ne, biliyor musun? Sen önüne gelen, her bulduğun kızla flört ediyorsun. Senin için her şey sadece anlık bir eğlenceden ibaret.

Hayatında hiçbir zaman biriyle gerçekten ciddi düşünecek, bağ kuracak biri olmadın, hiçbir zaman da olmayacaksın."

Barış tam ağzını açıp savunmaya geçecekken, Deniz müsaade etmeden kelimelerini peş peşe sıralamaya devam etti:

"O yüzden durmadan onları karalamayı bırak. Beğensen de beğenmesen de o alfalar aslında gayet iyi insanlar. Ve en önemlisi; onlar benim arkadaşlarım."

Deniz’in son sözleri caddenin sessizliğinde yankılanırken, Barış’ın içindeki tüm barajlar yıkıldı. Artık ne gurur kalmıştı ne de o uykusuz gecelerin inkarları. Deniz’in kendisini "gelip geçici bir heves" olarak görmesi, içindeki o Delta canavarını son raddeye getirmişti.

Barış, Deniz’in konuşmasını bitirmesine fırsat bile vermeden öne doğru atıldı. Güçlü ellerinden biri hızla Deniz’in yanağını kavradı ve onu kendine doğru çekip dudaklarını sertçe Deniz’in dudaklarına bastırdı.

Bu, dün gecelerdeki o tereddütlü, milimlik yakınlaşmalardan çok farklıydı. İçindeki tüm kıskançlığı, sabahsız geçen geceleri ve o yakıcı Delta öfkesini akıttığı, nefes kesici ve tutkulu bir öpücüktü.

Deniz şoktan kaskatı kesilmişken, Barış yavaşça geri çekildi. Ancak büyük, sıcak eli hâlâ Deniz’in yanağını sıkıca kavrıyor, gitmesine izin vermiyordu.

Barış, soluk soluğa Deniz’in gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki o serseri bakış tamamen kaybolmuş, yerini ilk defa bu kadar çıplak ve savunmasız bir dürüstlüğe bırakmıştı. Dişlerinin arasından, neredeyse haykırır gibi konuştu:

"Düşünüyorum lan! Seninle ciddi düşünüyorum! Âşığım lan sana! Âşığım hem de köpek gibi!"

Deniz, duyduğu bu kelimelerle adeta dünyadan koptu. Gözleri şok içinde fal taşı gibi açılmıştı. Kalbi göğüs kafesini delmek istercesine çarpıyor, beyni Barış’ın bu ani ve sarsıcı itirafını anlamlandırmaya çalışıyordu.

Ağzını hafifçe araladı ama tek bir kelime bile edemedi, dili tutulmuş gibi öylece Barış’ın yüzüne bakakaldı.

İşte tam o ölümcül sessizliğin ortasında, Deniz’in cebindeki telefon ani bir melodiyle titremeye başladı. Arayan Begüm’dü.

Telefonun sesi, Deniz’i içine düştüğü o derin hipnozdan sertçe çekip çıkardı. Deniz, Barış’ın yanağındaki elini hızla ittirdi. Tek bir kelime dahi etmeden, arkasına bile bakmadan apartmanın kapısına doğru koşar adımlarla yöneldi ve kendini içeri attı.

Barış ise caddenin ortasında, elinin tersiyle dudaklarını silerek, gecenin karanlığında tek başına sap gibi kalakaldı. Arkasından sadece baka kalabilmişti, içindeki her şeyi dökmüş olmanın verdiği o garip hafiflik ve çaresizlikle apartman kapısını izliyordu.

Deniz, apartman kapısından içeri girip merdivenleri nasıl çıktığını, o eve nasıl ulaştığını adeta hatırlamıyordu. Kalbi hâlâ göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyor, Barış’ın o yakıcı, dokunduğu yeri yakan sıcaklığı ve caddede yankılanan o kelimeler zihninde çınlayıp duruyordu:

"Düşünüyorum lan! Seninle ciddi düşünüyorum! Âşığım lan sana! Âşığım hem de köpek gibi!"

Eve girdiğinde evdeki diğer arkadaşlar çoktan kalkmış, Begüm’le birlikte ortalığı toparlıyorlardı. Deniz’in o rüzgardan dağılmış saçlarını, yüzündeki kıpkırmızı ifadeyi ve nefes nefese halini gören herkes ne olduğunu anlayamadan sessizce vedalaşıp evden ayrıldı.

Sonunda evde sadece Deniz ve Begüm baş başa kalmıştı.

Begüm kapıyı kapatıp arkasını döndüğünde, Deniz’i mutfak tezgahına yaslanmış, elleriyle yüzünü kapatmış bir halde buldu. Gözlerini kısarak arkadaşına doğru yaklaştı. "Deniz , sen niye birden aşağı fırladın öyle? Ve bu halin ne? , ne bu sıfat bir şeymi oldu ?"

Deniz ellerini yüzünden çekip yutkundu. Gözlerindeki o şaşkınlık ve panik dalgası hâlâ geçmemişti. Derin bir nefes alıp olanları saklamanın imkansız olduğunu anladığı an,

"Barış..." diye mırıldandı sesi titreyerek.

Begüm’ün gözleri anında fal taşı gibi açıldı. Kollarını göğsünde birleştirip yüzüne o efsanevi "Ben sana demiştim" ifadesini yerleştirdi. Hatta tek kaşını kaldırıp, "Evet, dinliyorum ? Çocuğu yine tersledin mi yoksa kapının önünde balayı planı mı yaptınız?" diye sordu.

Deniz, Begüm’ün o alaycı ama meraklı bakışları altında sinirle ellerini salladı. "Dalga geçme Begüm! Adam... adam aşağıda resmen deliye döndü! Önce bağırıp çağırdı, sonra da..." Durdu, yutkundu. O anı tekrar hatırlamak bile içini titretmişti. "...Öpüştük."

Begüm’ün çenesi neredeyse yere düşecekti. Ağzından kocaman bir "NE?!" nidası çıkarken, ellerini havaya kaldırdı. "Öpüştünüz mü?! Sen çocuğu istemiyordun hani !"

"Ben mi istedim sanki?!" diye sesini yükseltti Deniz, panikle ellerini saçlarına götürerek. "Birden öptü! Hem de öyle böyle değil... Ve durmadı da! Gözlerimin içine bakıp bağırdı resmen, 'Ciddi düşünüyorum, âşığım lan sana, köpek gibi aşığım' dedi!"
(Ohaahahahahh)

Begüm duydukları karşısında nutku tutulmuş gibi bir süre öylece kaldı.

Yüzündeki alaycı ifade tamamen silinmiş, yerine büyük bir şok ve ardından gelen o zafer kazanmış gülümseme yerleşmişti. "Oha... Adam tamamen kafayı yemiş deniz ben sana demiştim ama bu adam sana aşık diye !"

Deniz ise bütün bu söylenenlere karşı hala direniyor, içindeki o korku ve gurur duvarlarını yıkmamak için ellerinden geleni yapıyordu. Hızla başını iki yana salladı, gözlerindeki o inatçı parıltıyla Begüm’e baktı.

"Saçmalama Begüm, ne aşkı! O sadece anlık bir sinir krizinin, kıskançlığın getirdiği bir hırs! Sen bu adamın geçmişini bilmiyor musun? Şimdiye kadar kaç tane kızı, kaç tane erkeği öpmüştür, kim bilir! Oyuncak miyim ben onun için? Birkaç gün delirir, sonra hevesi geçer!"

Bu dediğine kendi bile inanmazken begümün inanmasını beklemesi bir aptallık olurdu zaten .
(Kessss)
Okuyun biyy 😉

Denizin saflığını izlerken biz