2. bölüm · BEŞİK KERTMESİ

"ZORU OYNUYORSUN ÖYLE Mİ ?"

ZEPHİRA ♣️♀️

Hava Harp Okulu’nun yemekhanesi, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte askeri bir disiplinle dolup taşmaya başlamıştı. Üniformalı öğrenciler masalarda yerlerini alırken, Deniz her zamanki gibi sakin ve kendi halindeydi.

Barış ise masalardan birine tünemiş, etrafındaki iki beta pilot adayının uçuş simülatörleri hakkındaki heyecanlı konuşmalarını dinler gibi yapıyor ama gözleriyle kapıyı dikizliyordu. Deniz içeri girdiği an, Barış’ın dikkati tamamen oraya kaydı. Deniz’in o narin, ince belli silueti askeri kamuflajın içinde bile o kadar belirgindi ki, Barış’ın dudakları istemsizce yukarı kıvrıldı.(Hiç sevmiom şöyle tipleri hatta nefret ederim sanırım denizi biraz kendimden örnek vererek yazmış olabilirim)

Deniz, sakin adımlarla tenha bir köşe masaya doğru ilerledi. Saçlarını yine nizami ama ensesinde hafif bir gevşeklikle toplamıştı; birkaç tutam yüzünün kenarından dökülüyordu.

Tam sandalyesine oturup çayından bir yudum alacaktı ki, burnuna dolan o yoğun, baskın ve odunsu delta feromonları kimin geldiğini saniyeler öncesinden haber verdi.

"Günaydın, beşik kertmesi," dedi Barış, tepsisini Deniz’in tam karşısına bırakıp sandalyeyi ters çevirerek otururken. Gözlerinde o her zamanki flörtöz, çapkın parıltı vardı. "Görüyorum ki yine yalnızlığı seçmişsin. Oysa benim masam her zaman sana açık."
Deniz, çay bardağını tabağına yavaşça bıraktı. Yüzünde en ufak bir şaşkınlık ya da etkilenme belirtisi yoktu. Barış’ın bu her saniye flört etmeye hazır, hafif tavırları onun savunma mekanizmasını daha da sertleştiriyordu.

"Sana da günaydın, Barış," dedi Deniz, sesi son derece kibar ama bir o kadar da mesafeliydi. "Ve hayır, yalnızlık değil, huzur diyelim biz buna. Tabii sen gelene kadar."

Barış, Deniz’in bu anında ördüğü görünmez duvara karşı hafifçe güldü. Normalde bir omega, onun gibi yakışıklı ve nüfuzlu bir deltanın bu yoğun ilgisi karşısında çoktan kızarır, heyecanlanırdı. Ama Deniz, sanki karşısında bir delta değil de boş bir duvar varmış gibi rahat ve soğukkanlıydı. Bu durum Barış’ın sabrını yavaş yavaş zorlamaya başlıyordu. Normalde etrafındaki her omega barışı gördüğü an etaefinda biter onu la konusmak için can atardı ama denzi öyle değildi ve denizin bu halleri içindeki o meydan okuma dürtüsü daha da büyütüyordu.
"Huzurunu kaçırmak istemem ama vizörümde sadece sen varsın, ne yapayım?" diyerek öne doğru eğildi Barış. Sesini biraz alçattı, sadece Deniz’in duyabileceği bir tona getirdi. "Diyorum ki, bu hafta sonuna bir 'buluşmamı ayarlasak ? Baş başa bir kahve?"
Deniz, elindeki çatalı tabağın kenarına nizami bir şekilde koydu. Barış’ın gözlerinin içine dik dik, hiç kırpmadan baktı. O narin ve düşünceli yüz hatlarının arkasında, sarsılmaz bir irade saklıydı.

"Barış," dedi Deniz, adını üzerine basarak telaffuz ederek. "Seninle ne çarşı izninde, ne okulda, ne de dışarıda baş başa bir işim olmaz. Flört listene ekleyeceğin bir isim arıyorsan, yanlış kapıdasın. Bu beşik kertmesi saçmalığını da, bu yersiz flörtlerini de bir an önce kesmeni tavsiye ederim. Sabrımı sınıyorsun."
Barış’ın yüzündeki o rahat, alaycı gülümseme dondu. Gözleri hafifçe kısıldı. İlk defa birisi ona bu kadar net ve sert bir şekilde sınır çiziyordu. Üstelik bunu bağırıp çağırarak değil, o can acıtacak kadar kibar ve asil tavrıyla yapıyordu. Barış’ın içindeki deltanın o sabırsız tarafı kıpırdandı; reddedilmek onun lügatinde olan bir şey değildi. Deniz’in bu zoru oynayan halleri artık sadece hoşuna gitmiyor (sg), canını da sıkmaya başlıyordu. Acaba gerçekten sadece zoru mu oynuyordu, yoksa ondan sahiden nefret mi ediyordu?
"Sabrını sınıyorum demek..." dedi Barış, sesindeki o flörtöz ton yerini biraz daha ciddi, karanlık bir tınıya bırakırken. "Peki ya benim sabrım, Deniz? Benim ne kadar sabırlı olabileceğimi hiç düşündün mü?"

Deniz, omuzlarını dikleştirdi, ince belini arkasına yaslayıp meydan okurcasına baktı. "Hiç umrumda değil.ben sana kaç kere etrafımda dolaşmamanı söyledim ve buna rağmen hala şansını zorlayan sensin"

Tam o sırada yemekhanenin megafonundan nöbetçi subayın sesi yükseldi: "Tüm pilot adayları, 10 dakika içinde taktik uçuş brifingi için ana derslikte toplansın!"

Deniz hemen tepsisini topladı, sandalyesini düzeltti ve gitmeye hazırlandı. Ayrılmadan önce Barış’a son kez baktı. "Brifinge geç kalma, barış bide seni beklemeyelim."

Deniz hızla arkasını dönüp yemekhaneden çıkarken, Barış masada tek başına kalmıştı. Yumruğunu hafifçe masaya vurdu.

"Sikeyim , lanet olsun"
Barış burnundan soluyarak brifing sahasına doğru yol aldı .

Diğer bölüm karakter tanıtımııı
Karakterler olay yalnız ben şahsen bayıldımmm
Okuyun ve yorum yapmayı unutmayınnnnn
Seviyom sizi bayyy 🫶🫶🫶🫶🫶