Arya kitap kapağı

3. bölüm / 15

Arya

" Delirmek belkide en akıllı seçimdir "

Vaveyla Yazarı: İlayda Gökhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: " Delirmek belkide en akıllı seçimdir "

Annenizin yıkıldığına şahit olsanız, nefesiniz kesilir miydi?
Benim nefesim kesilmedi; sanki doğrudan ruhum bedenimden sökülüp alındı. Annemin dizlerinin üzerine çöküşü, babamın ölüm haberinin bir balyoz gibi tepemize inişi ve her şey parmaklarımın arasından kayıp giderken elimden hiçbir şeyin gelmeyişi... Yıkılmıştım. İçten içe, diri diri yanıyordum.
Apar topar hastaneye vardığımızda, acı gerçeği buz gibi bir ifadeyle yüzümüze çarptılar: Babamı çoktan morga kaldırmışlardı ve onu görmemize izin yoktu. Annemin hastane koridorlarını inleten, feryat eden çığlıkları kulaklarımı tırmalıyordu. Konuşacak, ayakta duracak hali kalmamıştı. Hemşireler onu kollarına girip bir odaya aldılar ve sakinleştirici vurdular.
Bense kaskatı kesilmiştim. Ne tek bir damla gözyaşı dökebiliyor ne de çevremdekilere teselli verebiliyordum. Deniz, Umay’la Leyan’ı kendi evlerine bıraktıktan sonra hızla yanıma döndü. O sırada annemle görüşmek üzere iki polis memuru geldi. Ancak annem bilincini yitirmiş gibi olduğundan, memurlarla benim konuşmamı rica ettim. Anlayış gösterip koridora çıktık.
Birkaç adım yürüdükten sonra polislere doğru döndüm ve kimseden hiçbir şeyi saklamadan her şeyi öğrenmek istediğimi söyledim. Babamın cansız bedenini kağıt toplayan bir çocuk bulmuş... Yukarı Yurtçu Mahallesi’nde, çöplerin arasında, yol kenarında öylece yatarken görmüş ve ihbar etmiş. Görevlilerin ilk tespitine göre babam iç kanamadan hayatını kaybetmişti.
Polisler babamın bir düşmanı olup olmadığını, son günlerde şüpheli bir durum yaşayıp yaşamadığını veya ona ulaşamadığımız anlar olup olmadığını sordular. Babamın para uğruna yasa dışı dövüşlere katıldığını adamlara nasıl söyleyebilirdim ki? Bütün kaslarım seğirdi. İçimdeki acı ve harmanlanan öfke, bir zehir gibi damarlarıma yayılmaya başladı. Polislere her şeyin yolunda olduğunu, her şeyin tek bir telefonla aniden yok olduğunu söyledim.
Ardından defin işlemleri, cenaze telaşı, annemin ağır durumu ve kardeşimin sessiz çığlıkları derken... Babamın üzerindeki son toprağı da kendi ellerimle attım.
Annem zamanla biraz olsun toparlamış gibi görünüyordu—belki de sırf biz yıkılmayalım diye bize öyle hissettiriyordu. Fakat geceleri gizlice ağladığını, gündüzleri ise ayakta durabilmek için kendini zorladığını görüyordum. Bense her gün bıkmadan babamın mezarına gidiyor, başucunda saatlerce tek bir soru soruyordum: "Neden?" Cevap her defasında koca bir sessizlik ve rüzgarın uğultusu oluyordu.
Hissizleşmiştim. Bütün gülüşlerimi, umutlarımı ve yarınlarımı babama emanet etmiştim; şimdi ise babam, tüm hayatımla birlikte toprağın altındaydı.
Çok geçmeden eve gelen avukatın vurduğu darbeyle acımız katmerlendi. Babama ait ne varsa hepsi anneme kalmıştı—tabii o devasa borçlarla birlikte. Mecburen arabayı satıp borcun bir kısmını kapattık. Bu zorlu süreçte bizi yalnız bırakmamak adına anneannem ve teyzem yanımıza taşındı. Bense aileme destek olabilmek için okulumu yarıda bırakıp çalışmaya başladım. Asla ama asla kimseye boyun eğmeyecektim. Teyzemler Rize’ye, onların yanına taşınmamız konusunda çok ısrar ediyorlardı. Ancak ben bu yuvanın Ankara’da kurulduğunu ve sınırlarının asla değişmeyeceğini net bir dille ifade ettim. İtirazlarına kulak asmadan Leyan’ın gelecek dönem okul kaydını yaptırdım. Artık bir şekilde düzene girmemiz gerekiyordu.
Annem slowly hayata dönüyordu; artık mutfakta yemek yaparken radyodan eski şarkıları dinlemeye bile başlamıştı. Leyan içinse süreç çok daha ağır işliyordu. Umay dışındaki bütün arkadaşlarını hayatından silmiş, kendini dört duvar arasına kapatmıştı. Okul dışında evden dışarı adım atmıyordu. Onu sosyalleşmesi için defalarca zorlasam da nafileydi.
Bana gelince... Kafam darmadağındı. Babamın acısını bile doğru düzgün yaşayamamıştım. Nasıl öldüğünü, o son gecede neler yaşandığını öğrenmek zorundaydım. Ailemi ayakta tutmak benim sorumluluğumdu; ben dik durdukça onlar da toparlanıyordu. Bir gece babamın eski telefonunu kurcalarken iki numara dikkatimi çekti. Onları hemen kendi telefonuma kaydettim. Belki bir adres, bir ipucu yakalayabilirdim.
Bir de tabii Deniz meselesi vardı... O gün haber geldiğinde sergilediği o tuhaf tavır zihnime bir kez şüphe tohumu düşürmüştü.
İpucu bulma umuduyla babamın çalışma odasına girdim. Sağda solda ajandalar, tozlu kitaplar vardı. Hepsini tek tek didik didik ettim. Kitaplardan birinin arasından sararmış bir fotoğraf düştü. Elime alıp baktığımda gözlerim doldu. Fotoğrafta ben, Leyan ve babam vardık. O gün çok mutluyduk. Leyan’ın doğum günüydü ve pastası çilekli olduğu için bize homurdanıp duruyordu. Benim güzel kardeşim çikolatalı pasta severdi, bense bulabildiğim tek pasta o olduğu için çilekli almak zorunda kalmışım diye bana çok kızmıştı. İşten çıktığımda evde hiçbir şeyin hazır olmadığını, kimsenin bugünü hatırlamadığını görünce iki saat içinde her şeyi tek başıma organize etmiştim. Sırf o üzülmesin diye... Ama aldığım karşılık, "Senin doğum günlerin kutlanmıyor diye beni kıskanıyorsun, bu yüzden günümü mahvettin!" olmuştu. Yine de ona hiç kızmamıştım. Ona karşı içimde hep derin bir şefkat vardı; ne söylerse söylesin, o benim gözümde kucağıma aldığım ilk gündeki gibi saf ve masumdu.
Gözlerimin dolduğunu, burnumun ucunun sızladığını hissettim. Derin bir nefes alıp gözyaşlarımı sildim. Fotoğrafı aldığı yere koyup aramaya devam ettim. Polisin ya da bir başkasının çözeceği iş değildi bu; babamın intikamını kendi ellerimle alacaktım.
Ben düşünceler içinde odayı altüst ederken arkamdan bir ses geldi. Korkuyla yerimden sıçradım. Leyan’dı.
"Leyan! Allah iyiliğini versin, ödümü kopardın. Niye ruh gibi sessizce yaklaşıyorsun?"
Korkmam hoşuna gitmiş olacak ki eliyle ağzını kapatıp kıkırdadı. Belki de uzun zamandır ilk kez yüzü gülüyordu. Onun tek bir tebessümü için canımı vermeye razıydım; bu yüzden az önceki öfkem anında buharlaştı.
"Nereden bileyim abla bu kadar pürdikkat baktığını? Babamın odasından tıkırtılar gelince bakayım dedim. Hem sen ne yapıyorsun burada?"
"Hiç..." dedim toparlamaya çalışarak. "Öyle bakınıyorum etrafa. Odayı topluyordum."
İnanmadığını belli eden bir tavırla omuz silkti. Yanıma kadar yaklaştı.
"Öylesine bakınıyorsun ama sanki bir şey arar gibi... Bir düşüneyim; sanırım yalan söyleme taktiklerini geliştirmen lazım Arya. Ayrıca fark etmiyorum sanma. Babamla ilgili bir şeyler arıyorsun, biliyorum."
Bu kız gerçekten keskin bir gözlemciydi, gözünden hiçbir şey kaçmıyordu. Ama bu tehlikeli işe onu asla bulaştıramazdım.
"Yok hayır... Tabii ki sadece babamın eşyalarıyla hasret gideriyorum. Ne arayacağım ki? Polisler zaten gerekeni yapıyor."
Yüzüne alaycı bir ifade takındı, gözlerini devirdi.
"Eminim öyledir Arya. Umartım yine o 'Her şeyi ben hallederim, her şeyin üstesinden tek başıma gelirim' zırvalıklarını yapmıyorsundur."
Derin bir nefes aldım. Sakin kalmam gerekiyordu.
"Sen de bana biraz destek olabilirsin, değil mi Leyan? Çok zor değil inan ki. Sadece biraz anlayış..."
Onu çok seviyordum; bunu kendime hatırlatmak şu an öfkeme yenik düşmemi engelliyordu.
"Her şeyi ben yaparım, her şeyi ben bilirim havalarındasın her zamanki gibi!" diye sesini yükseltti Leyan. "Dünya senin etrafında dönmüyor Arya! Babamız öldü abla bizim, öldü! Biraz da üzül Arya! Üzül, ağla, dağıt ortalığı! Güçlü gibi davranma artık!"
Hıçkırıklara boğularak ağlamaya başladı. İlk anın şaşkınlığıyla donakaldım. Ama bilseydi keşke... Ben güçlü durmazsam kim duracaktı? Bize kim sahip çıkacaktı? İçimdeki öfke yeniden şahlandı. Dünya benim etrafımda dönmüyor olabilirdi ama yenik düşmek gibi bir lüksüm de yoktu.
"Sen de biraz güçlü ol Leyan!" dedim sesimi tutamayarak. "Biraz olsun benim gibi dimdik dur! Ama biliyor musun? Ben senin gibi odama kapanıp bencillik etmiyorum. Ve sırf güçlü durduğum için senden özür dilerim, LEYAN!"
Anlık bir sinirle sarf edilen sözler, bazen bir hançer gibi saplanırdı insanın kaburgalarına. Tam bana karşılık vereceği sırada kapı açıldı ve içeri annem girdi.
"Burada ne oluyorsa hemen son verin kızlar! Bu yaşananlar kimsenin suçu değil, birbirinizi itham etmeyi bırakın. Bir daha da bu odaya girmeyin."
Annemin bu sert çıkışı ikimizi de şok etti; bize normalde asla böyle konuşmazdı. Tam bir şey söyleyecekken arkasını dönüp kapıya yöneldi:
"Deniz’ler aşağıda sizi bekliyor. Kendinize çeki düzen verin ve hemen aşağı inin."
Kapı kapandığı an Leyan hışımla odadan çıktı. Bense elimi yüzümü yıkamak için banyoya geçtim. Aynada kendime bakıp toparlandığımdan emin olduktan sonra salona indim.
Deniz ve Umay koltukta oturuyorlardı. Yanlarına gidip oturdum. Umay müsaade isteyip Leyan’ın yanına çıktı. Deniz’le yalnız kalmıştık. Sıkıntılı görünüyordu; sanki diken üstünde oturuyordu. Kısa bir sessizliğin ardından ilk konuşan o oldu:
"Nasılsın Arya? Biraz toparlayabildin mi?"
Halimden her şey anlaşılıyor olmalıydı ama nezaketen maskelerimin arkasına sığındım:
"İyiyim. Ama bir konu kafama takıldı Deniz... Geldiğin iyi oldu aslında, biraz konuşalım."
Daha fazla beklemeye tahammülüm yoktu, doğrudan konuya girdim. Bunu bekliyormuş gibi omuzları çöktü ama tedirginliği geçmemişti.
"Konuşalım tabii... Daha fazla kaçamazdım zaten."
Biliyordum. Deniz’in bana bir açıklama yapması gerekiyordu.
"Ne biliyorsun Deniz? Anlat bana. Yeterince sakladın zaten. O gün babamın haberi geldiğinde 'Yine mi?' dedin. 'Yine mi' ne demek Deniz?"
Kelimeler boğazımı yakıyordu. Koca bir yumru oturmuştu boğazıma; kendimi ağlamamak için zor tutuyordum.
"Özür dilerim Arya..." dedi sesi titreyerek. "Böyle olacağını bilsem asla saklamazdım. Yemin ederim bunun bir tuzak olduğunu bilsem engel olurdum!"
Gözlerim karardı, beynimden vurulmuşa döndüm.
"Bu ne demek Deniz? Açık konuş! Lütfen 'Biliyordum, sakladım ve onu ölüme gönderdim' deme bana! Açık ol!"
Yıkıldığımda, canım yandığında hep yanımda Deniz vardı. Ama şimdi beni asıl yıkan kişi Deniz’in kendisiydi. O benim en büyük destekçimdi, hayatımda bir gün bana köstek olacağı aklımın ucundan geçmezdi.
"Arya, benim yüzümden ölmedi yemin ederim! Ben sadece borçları kapatsın diye..."
Ne diyeceğimi, ne hissedeceğimi bilemiyordum. Göğsümün ortasında devasa bir sızı belirdi. Meğer bu hayatta gerçekten güvenebileceğim kimse yokmuş. Babamı o bataklığa Deniz’in bulaştırdığı gerçeği zihnimi yakan bir aleve dönüştü. Bana bir hayat borcu vardı... Bir baba borcu.
Onun yüzünden babam şu an toprağın altındaydı.
Ona karşı içimde kalan son sıcaklık da karardı. Bugün benim için 'Deniz' diye biri kalmamıştı. Acılarımı bir zırh gibi sırtıma geçirip yoluma devam edecektim. En yakınımdaki, en büyük düşmanım çıkmıştı.
Su verdiğin çiçeğe iyi bakmalıydın bu hayatta... Sana karşılık olarak diken mi yoksa yaprak mı sunacağını asla bilemezdin.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.