2. bölüm / 15
Arya" görmek için sadece gözler yetmez ..."
Bölümler 15Şu an: " görmek için sadece gözler yetmez ..."
- 1 "bazı sezgiler , sadece hayal değildir... "532 kelime
- 2 " görmek için sadece gözler yetmez ..."1.091 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 " Delirmek belkide en akıllı seçimdir "1.437 kelime
- 4 "Güvendiğin gün düşman kazanmış olursun, belkide hayal kırıklığı... "1.313 kelime
- 5 "kader gayretin bittiği yerde başlar , ben kanat çırptıkça kaderim uçmaktır..."698 kelime
- 6 " seçtiğimiz yollar bizi biz yapar, bizden bizi alarak "...1.488 kelime
- 7 " BAZEN DÜŞMAN EN YAKININDADIR, SEN UFUKLARDA DİYE KENDİNİ AVUTURSUN..."1.149 kelime
- 8 " ölüm , yeni bir hayata açılan bir kapıdır."1.825 kelime
- 9 " doğruluk mu, cesaret mi ?"1.646 kelime
- 10 Cesaret !1.438 kelime
- 11 "ÖLÜMÜN SESİ "1.854 kelime
- 12 " Doğum "2.332 kelime
- 13 " ARAFTAKİLER... "191 kelime
- 14 " ÖYLE BİR GELKİ,TOPRAKLARIM SARSILSIN.."193 kelime
- 15 " HÜZNEDENİN SONU HAZİNDİR"2.926 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu hayatı sorguladığım, isyanın eşiğinden döndüğüm çok an oldu. Hayat gerçekten bir savaş mıydı, yoksa insanı savaşçı olmaya zorlayan acımasız bir piyon mu? İnsanı kendi kalbi mi esir ederdi, yoksa sarsılmaz inançları mı? Kendimi kestiremiyordum. İçimdeki o hırçın, dizginlenemez acıyı bir türlü zapt edemiyordum.
Peki ben bu savaşın neresindeydim? Masallardaki gibi her zaman kazanan o mağrur kahraman mı? Ailesi uğruna kendini ateşe atan bir kadın mı? Yoksa bir gün görülmeyi, kurtarılmayı bekleyen bir prenses mi?
Ben ve prenses olmak... Bir prensese benzediğimi hiç sanmıyordum. Zira pembenin elli tonunda elbiseleri olmayan, süslenip bir prensin gelmesini beklemeyen, toz pembe hayaller kurup "Gökten üç elma düşsün..." masallarıyla mutlu sonlara inanan birinden prenses olmazdı. Ben, bendim. Ben Arya Kaya’dım. Süslü cümlelere sığınmayan, aptal bir prensin gelip kendisini kurtarmasını beklemeyen, "Bir kadın isterse krala bile diz çöktürür," diyen Arya. Ben bir kadındım ve kimse benim otoritemi sarsamazdı. Bugünü unutma kızım... Bu gece tarih değişecek. Bu gecenin sonunda bir kaybeden olacak, ama o kesinlikle ben olmayacağım.
Hazırlanmak için ayağa kalktım. Vücudum yüksek stres altında alarmlar veriyor, ellerim titriyordu. Ama bu titreme korkudan değil, içimde büyüyen o devasa öfkedendi. Odamın ışığını açtığımda gözlerim kamaştı. Gecesi gündüzüne, gündüzü gecesine karışmış biri olarak hâlâ alışamamıştım bu hayata.
Eskiden her şey çok daha kolaydı; yani babam varken... Babam benim can yeleğimdi. Ölmeden önce onu bu hale getiren, onu sonuna kadar iten şeyleri düşündükçe içimdeki öfke daha da koyulaşıyordu. Babam bir antrenördü. İşini hakkıyla yapan, milli düzeyde ve son derece yetenekli bir eğitimciydi. Tek hayali, kendini savunamayan, hiç sesini duyuramamış kadınlara ve kız çocuklarına bir dayanak olmaktı. Fakat bazen iyi insanlar, iyi hayatlarla karşılaşmazdı.
Kendine ait bir spor kompleksi vardı. Herkes tarafından sevilir, hürmet görürdü. Öğrencileri etrafında pervane olur, "Üstadım, senin izindeyiz," diyerek sözünden çıkmazlardı. Ama bu parlak hayatın bir de karanlık yüzü vardı: Babamın ortağı, Noyan Firaz. Babamın arkasından sayısız kuyu kazmış, zihni sadece fitne ve şeytanlıkla çalışan biriydi. Hiç evlenmemişti, çocuğu yoktu. Babamın ise mutlu bir yuvası, çok sevdiği bir eşi ve hepsinden önemlisi, ilk savaşçısı—yani ben—vardım. Noyan Amca bunu hiç anlayamadı. Para hırsı onun ruhunu kasıp kavurdu. Yaptığı son yasadışı işten de zararla çıkınca hırsı gözünü iyice bürüdü. Spor kompleksindeki kendi hisselerini ipotek ettirip izini kaybettirdi.
Ödemeler aksayınca durum babama bildirildi. Babam ancak o zaman onun memlekete gitmediğini, kaçtığını ve bunun bize attığı son kazık olduğunu anladı. Oysa bunu en başında görmeliydi. Babamı defalarca uyarmıştım ama aralarındaki anlaşmalar ve hisse bağları her defasında elini kolunu bağlamıştı. Biz tek bir günde devasa bir borç yükünün altına girerken kimsenin ruhu duymadı.
Kompleks hacizle elimizden gidince babam tamamen bocaladı. En büyük hayali, tek varlığı elinden alınmış; üstelik işsiz kalmıştı. Dövüş sanatları, spor disiplini ve yaşam felsefesi konusunda asla pes etmeyen o adam, bir anda ağır bir depresyonun eşiğinde can çekişmeye başladı. Ben de ona gizlice destek olabilmek için okulu bırakıp çalışmaya başladım. Babam ilk etapta hademelik yaptı. Sonrasında başka bir kompleksten teklif geldi ama alınan para borçları kapatmaya yetmiyordu.
Ta ki o güne kadar... 12 Mayıs 2021.
Babam eve geldiğinde ağzı kulaklarındaydı. Meydan dayağı yemiş gibi bir hali vardı ama bu durum umurunda bile değildi. "Yeni bir iş buldum," dedi gözlerinin içi parlayarak. Yüksek bir maaşı olduğunu, her şey planladığı gibi giderse tüm borcu kısa sürede kapatacağını söyledi. Evde büyük bir sevinç havası esti. Annem ve kardeşim bu durumu hiç sorgulamadan kabullendi. Ancak ben bu tabloya iyimser bakamıyordum. Ya hislerim çok kuvvetliydi ya da annemin deyimiyle "Aptala malum oluyordu."
Kısa sürede borçlar neredeyse bitme noktasına geldi. Fakat babam eve her defasında kan, revan ve morluklar içinde dönüyordu. İşiyle ilgili tek bir detay vermemesi, yaralar içinde gelmesi, haftada sadece bir gün işe gitmesine rağmen bu kadar yüksek paralar kazanması akla mantığa sığmıyordu. Çok geçmeden acı gerçek yüzümüze çarptı. Babam bize yalan söylemişti; hem iş yeri hem de kazandığı maaş konusunda...
Meğer Ankara’nın bir ucundaki tenha bir arazide yer alan büyük bir komplekste yasa dışı dövüşlere katılıyormuş. Maç başına aldığı yüklü ödüller; o yaralar, o tuhaf gidiş saatleri... Her şey bir anda netleşti. Gerçeği, babam uyurken çalan telefonunu annemin açmasıyla öğrendik. Evde kıyamet koptu. Annem, "Gerekirse ben de çalışırım ama bu iş asla olmaz!" diye feryat ederken; babam kaybettiğimiz her şeyi geri alacağını, bir iki maç sonra bu işi sonsuza dek bırakacağını savunuyordu. Kardeşim Leyan, babamın yaralarına baktıkça gözleri doluyor ama tek kelime edemiyordu. Leyan zaten hep içine atardı; duyguları onu içten içe zehirlese bile dışarıya asla renk vermezdi. Bense tam anlamıyla bir hüsran içindeydim. Her zaman en doğru kararları alan, gözümde kusursuz olan babam sanki aklını yitirmiş gibi davranıyordu.
Sonuç değişmedi; bildiğini okudu ve yine o maça gitti.
29 Temmuz sabahı evden çıktı. Öğlen aradığımızda telefonu kapalıydı. Elimiz kalbimizde, çaresizce beklemekten başka yolumuz kalmamıştı. En ağır acı da buydu zaten: Çaren varken çaresiz kalmak, bir şey yapabilecekken hiçbir şey yapamamak... Annem, Leyan ve ben salonun içinde volta atmaktan bitap düşmüştük. Karnıma kramplar giriyor, kas kasılıyordum. İçimi kaplayan o kötü his her saniye daha da ağırlaşıyordu. Dört duvar üzerime geliyordu.
Cebimden telefonumu çıkarıp Deniz’i aradım. Şu an bana omuz verebilecek tek kişi oydu. Bebekliğimizden beri birlikte büyümüştük. Babası Ahmet Amca ile babam çocukluk arkadaştı, hiç kopmamışlardı; bize kalan da bu sarsılmaz dostluk olmuştu. Titreyen parmaklarımla numarayı çevirdim. İkinci çalışta açtı.
"Alo, efendim Arya balım?" Her zamanki samimi Deniz üslubu...
"Deniz... Gelebilir misin? Çok önemli," diyebildim. Sesim ağlamaklı çıkmıştı, onu telaşlandırmaktan korkuyordum.
"Neredesin? Geliyorum," dedi ikirciksiz.
Sakin kalmaya çalışıyordum ama babam telefonlarıma bakmıyor, annem sinir krizleri geçiriyor, kardeşim ise ağlamaktan bitkin düşüyordu. Yarım saat sonra Deniz, kardeşi Umay ile birlikte kapımızdaydı. Onları içeri aldık. Umay’ı gören Leyan hızla yerinden doğruldu ve ona koştu. İki dost sımsıkı sarıldı. Umay, Leyan’ın gözyaşlarını silip yüzünü avuçlarının arasına alarak onu teselli etmeye başladı.
Biz salonda durumu özetlerken Deniz’in yüzü iyice karardı. Şaşırmış gibi durmuyordu ama berbat görünüyordu. Birkaç dakika sonra annemin telefonu çaldı. Annem sesini toparlamaya çalışarak açtı:
"Alo? Buyurun, kiminle görüşüyorum?"
O sırada Deniz’in dudaklarından dışarıya bir cümle döküldü:
"Pamir Amca yine mi gitmiş oraya?.."
Asıl büyük darbeyi Deniz vurmuştu bana. 'Yine mi' derken ne demek istiyordu? Yanlış mı duyuyordum? Şok içinde kalakaldım. Bir anneme, bir Deniz’e baktım.
"Kim o anne? Ne oluyor?"
Ses yoktu. Deniz’i mi sorgulamalıydım, yoksa anneme mi odaklanmalıydım? Tam bir ikilemin ortasındaydım. İçimde bir şeyler kopuyor ve engel olamıyordum. Vücudumu bir ateş basıyor, soğuk dökerken kalbimin güm güm atışını kulaklarımda hissediyordum. Ellerim deli gibi titriyordu.
O an... Telefon annemin elinden kayıp yere düştü.
Annem tek kelime edemedi. Üzerimize katran gibi ağır bir sessizlik çöktü. Anneme defalarca seslendim, sarsmaya çalıştım ama o sanki taş kesilmişti. Ağzı hafifçe açık, karşıdaki boşluğa bakıyor; gözünden tek bir damla yaş süzülüyordu.
Onu kendime çekip yüzünü tuttum, gözlerinin içine baktım. Kilitlenmişti sanki. Dudakları titredi ve zar zor fısıldadı:
"Arya... Baban..."
Bölüm etkileşimi
