5. bölüm / 15
Arya"kader gayretin bittiği yerde başlar , ben kanat çırptıkça kaderim uçmaktır..."
Bölümler 15Şu an: "kader gayretin bittiği yerde başlar , ben kanat çırptıkça kaderim uçmaktır..."
- 1 "bazı sezgiler , sadece hayal değildir... "532 kelime
- 2 " görmek için sadece gözler yetmez ..."1.091 kelime
- 3 " Delirmek belkide en akıllı seçimdir "1.437 kelime
- 4 "Güvendiğin gün düşman kazanmış olursun, belkide hayal kırıklığı... "1.313 kelime
- 5 "kader gayretin bittiği yerde başlar , ben kanat çırptıkça kaderim uçmaktır..."698 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 " seçtiğimiz yollar bizi biz yapar, bizden bizi alarak "...1.488 kelime
- 7 " BAZEN DÜŞMAN EN YAKININDADIR, SEN UFUKLARDA DİYE KENDİNİ AVUTURSUN..."1.149 kelime
- 8 " ölüm , yeni bir hayata açılan bir kapıdır."1.825 kelime
- 9 " doğruluk mu, cesaret mi ?"1.646 kelime
- 10 Cesaret !1.438 kelime
- 11 "ÖLÜMÜN SESİ "1.854 kelime
- 12 " Doğum "2.332 kelime
- 13 " ARAFTAKİLER... "191 kelime
- 14 " ÖYLE BİR GELKİ,TOPRAKLARIM SARSILSIN.."193 kelime
- 15 " HÜZNEDENİN SONU HAZİNDİR"2.926 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yorulmam gerekiyordu. Belki de bıkıp olduğum yere düşmem... Ama yapamazdım. Hayat beni Seyit Onbaşı gibi görüyordu belki de; sırtıma taşıyamayacağım kadar ağır yükler yüklüyor, ama düşmeme bile izin vermiyordu.
Derin, can yakıcı düşünceleri kafamın içinden zorla kazıyıp attım ve tekrar önümdeki ekrana, işime odaklandım. Bu spor kompleksiyle ilgili epey bilgi toplamıştım: Güya madde bağımlısı gençleri, suça meyilli insanları ve sabıkalı bireyleri topluma yeniden kazandırmak amacıyla kurulmuş hayırsever bir tesis... Fakat bir süre sonra ne bir denetim kalmış ne de basının gözü üzerine düşmüştü. Kendi haline terk edilmiş, monoton ve sessiz bir binaya dönüşmüştü zamanla. İçinde ne tür kirli çarkların döndüğünü kimsenin bilmediği, unutulmuş bir yer...
Ancak toplanan verilere bakılırsa, yasa dışı bahis ve dövüş organizatörleri burayı fark etmekte gecikmemişti. Öyle büyük yatırımlar yapılmıştı ki kapıya badigard bile dikmişlerdi. Tabii sorsan adamlara 'badigard' değil, 'gece bekçisi' derlerdi.
Kafamı bilgisayardan kaldırıp elimi masadaki telefona uzattım. Deniz’den tek bir mesaj dahi yoktu. Demek ki gelmeyecekti... Bu karanlık yola tek başıma gitmem gerekecekti.
Çekmeceden arabanın anahtarını kaptığım gibi odadan hızla çıktım. Evin kapısından fırlarken arkamdan Leyan’ın sesi yükseldi:
"Abla! Nereye gidiyorsun?"
Ona bir cevap vermek, içini rahatlatmak istedim ama çoktan arabaya binip motoru çalıştırmıştım bile. Telefondan navigasyona adres bilgilerini girdim. Yaklaşık kırk beş dakikalık bir sürüşün ardından, Yukarı Yurtçu Mahallesi’nin çorak sokaklarındaydım. Karşısında ıssız, çorak bir arazi bulunan, zamana yenik düşüp eskimiş bir bina duruyordu önümde.
Mideme şiddetli bir kramp saplandı. Burnuma ansızın yoğun bir saman kokusu doldu. Aslında saman kokusunun tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmezdim ama son zamanlarda zihnim beni sürekli bu kokuyla sınıyordu.
Arabadan indim. Bir iki adım attım ama devamı gelmedi; ayaklarım yere çakılmıştı. Gözlerim doldu... Babam tam burada, bu binanın içinde son nefesini vermişti. Burada dövüşlere girmiş, bu bozuk yollarda yürümüştü. Çok tuhaf ve ağırdı; artık bu dünyada olmayan birinin bastığı topraklara basmak, onun son anlarında hissettiklerini anlamaya çalışmak...
Cesaretimi topladım. Gözlerime hücum eden yaşlara aldırış etmeden binanın girişine doğru ilerledim. Etrafta in cin top oynuyordu. Ağır ahşap kapı kilitli değildi. İterek içeri adım attım.
Genzi yakan, ağır bir bayat sigara kokusu karşıladı beni. Sözde spor salonuydu ama burası daha çok gözden düşmüş bir mahalle kahvehanesini andırıyordu. Sanki Ankara’nın o meşhur gri, kasvetli atmosferi süzülüp bu dört duvarın arasına dolmuştu.
Koridorda biraz ilerledim. İleride orta yaşlı, göbekli ve kel bir adam duruyordu.
"Pardon, bakar mısınız?" diye seslendim.
Bana doğru şöyle bir döndü ama pek oralı olmadı. Yanına doğru adımlarımı hızlandırdım.
"Hey! Sana sesleniyorum. Burada konuşacak kimse yok mu? Bir yetkiliyle görüşmeye geldim."
Adam bu kez tam tur dönüp yüzümden başlayarak beni baştan aşağı ağır ağır süzdü. Konuşması için özel davetiye çıkarmam gerekiyordu herhalde. Biraz daha susmaya devam ederse gerçekten üzerine atlayabilirdim. Zaten sabrımın son kırıntılarını tüketiyordum; içimdeki öfke kafesindeki yırtıcı bir kaplan gibi fısıldıyordu: 'Hadi! Kopar kafasını, durma!' Salacaktım adamın üzerine, görecekti gününü.
"Ne için geldin? Kiminle görüşeceksin?" dedi adam. Ses tonu ve tavrı son derece kaba ve sertti. Utanmasa suratıma bir tane patlatacaktı. Ya sabır Allah'ım...
"Patronla görüşmek istiyorum. Ya da yetkili birileriyle... Kim var buranın başında?"
Adam bu sözüm üzerine bıyık altından alaycı bir şekilde güldü. Sinirlerimin üzerinde fütursuzca tepiniyordu.
"Benim yetkili, bana söyle," dedi küçümser bir edayla. "O dediğin patron da benim."
Sen mi buranın yöneticisisin gerçekten? Hiç inandırıcı değildi. Karşımda bir patron değil, mahalle pazarında karpuz seçmeye çıkmış amcalar gibi duran bir adam vardı.
Tam ağzımı açıp cevabını verecektim ki... Burnuma yine o keskin saman kokusu çarptı.
Bu sefer öyle ağırdı ki, kokunun şiddetinden kulaklarımın kanadığını sandım. Zemin, büyük bir deprem oluyormuşçasına ayaklarımın altında sallanmaya başladı. Sanki devasa bir yaratık, dev adımlarla üzerime doğru geliyordu. Karşımdaki o adamı artık hayal meyal seçebiliyordum; buzlu bir camın arkasından bakıyor gibiydim.
Her şey saniyeler içinde olup bitti. Adamın bana doğru bir hamle yaptığını hayal gücümün sınırlarında anımsar gibi oldum. Ve sonra... Görebildiğim son şey bundan ibaretti.
Arkanızda derin, ürkütücü bir sessizlik kaldı.
Burnumda, ıslak toprak kokusuna karışmış o yoğun saman kokusu duruyordu hâlâ. Çok uzaklardan, boğuk bir frekanstan gelen iniltiler işitiyordum.
"Uyan..."
Anlayabildiğim tek kelime buydu. Zihnim kelimeleri seçmekte zorlanıyordu.
"Arya..."
Bu bendim. Kendi ismimdi. Bana ne oluyordu, anlamıyordum. Karanlık, dev bir sarmaşık gibi tüm bedenimi sarıp sarmaladı. Soğumuştum. Ama o karanlık, beni üşütmek yerine sıcacık bir kundak gibi içine çekiyordu.
Dipsiz, karanlık bir kuyuya doğru düşüyordum.
Sonrası ise tam anlamıyla sessizlikti... Tıpkı ölüm gibi.
Bölüm etkileşimi
