Arya kitap kapağı

10. bölüm / 15

Arya

Cesaret !

Vaveyla Yazarı: İlayda Gökhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Cesaret !

DENİZ
Arya, kalabalığın gürültüsünü arkasında bırakıp lavaboya doğru gözden kaybolduğunda, Deniz arena ortasında tek başına kalmıştı. İçindeki o huzursuz, kemirgen his bir saniye olsun hafiflemiyordu. Projektörlerin çiğ ışığı altında, viski kadehlerini tokuşturan VIP takımı ve barikatların arkasında kan hırsıyla bağıran kalabalık ona mide bulandırıcı geliyordu.
Arya’nın gelmesini beklemek yerine, gözleriyle etrafı tarayarak adımlarını koridora doğru attı. Burası normal bir dövüş salonu değildi; her köşesinden bir pisliğin sızdığı tekinsiz bir in idi. Arya’yı yalnız bırakmakla hata edip etmediğini düşünürken, farkında olmadan binanın daha tenha, VIP localarının altındaki karanlık idari koridora sapmıştı.
Tam geri dönmek üzereydi ki, hafifçe aralık kalmış ağır bir ahşap kapının arkasından Noyan’ın o soğuk, sinsi sesi koridorda yankılandı. Deniz adımlarını anında kesti. Sırtını soğuk duvara yapıştırıp nefesini tuttu ve çaktırmadan kapı aralığına yaklaştı.
Noyan, elindeki viski bardağındaki buzları sallayarak odanın içinde bir sağa bir sola yürüyordu. Telefonu kulağına sabitlemiş, kararlı ama bir o kadar da alçak sesle konuşuyordu:
"Merak etmeyin patron, her şey kontrolüm altında... Arya tamamen benim tarafımda. Kız gözünü karartmış, babası Pamir'in katiliyle ringe çıkmak istiyor."
Noyan kısa bir duraksadı, karşı tarafın sert sorusuna karşılık sırıtarak devam etti:
"Ne mi olsun? O da mı ölsün? Valla kendi kaşındı patron, ben ne yapayım? Ama işin daha da kötüsü ne biliyor musunuz... Pamir’i öldüren adam; Zevher."
Deniz kapının arkasında donakaldı. Duyduğu isimle kanı çekildi, gözleri dehşetle açıldı. Zevher mi? O adam bir dövüşçü değil, adeta bir ölüm makinesiydi.
Noyan odada kıkırdayarak konuşmaya devam etti:
"Zevher nere, bizim bu Arya nere... Ama Zevher duymuş Arya’yı. 'Pamir'in kızıymış, kanı çekiyor' diyor. Adam deli gibi bu kızla dövüşmek istiyor, ringe çıkmak için sabırsızlanıyor. Kız kendi ayağıyla celladının kucağına koştu anlayacağınız..."
Deniz’in şakakları zonklamaya, kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Arya bir tuzak veya sıradan bir badigardla değil, babasını katleden o canavarla, Zevher’le ringe çıkmak üzereydi. Ve bundan tamamıyla habersizdi...
Noyan odanın ortasında adımlamaya devam ederken viski kadehinden derin bir yudum aldı. Telefondaki adamın sert müdahalesine karşı yüzünü buruşturup boş elini havada salladı:
"Aman patron, yapma gözünü seveyim... Arya’ya çaktırmadan bir doping çakayım müsaadenle. En azından ringde bir yere kadar kaçar, biraz dayanır da seyirciye seyir zevki çıkar. Sonra da o yanında dolanan havuç kafaya atıveririm havluyu, olur biter. Zevher kızı tek hamlede un ufak etmesin hemen."
Telefondan gelen boğuk ve hiddetli ses üzerine Noyan sahte bir ciddiyetle geriye yaslandı. Yüzüne o alaycı, mide bulandırıcı tebessümünü tekrar yerleştirdi.
"Yok patron, ne yumuşaması? Asla kıza karşı yumuşak falan değilim, saçmalama. Sadece o kadar da vicdansız değilim yani... Benim de bir kalbim var, her ne kadar kötü olsa da."
Odanın içinde kendi söylediği bu iğrenç yalana karşılık pişkin pişkin kıkırdadı.
Kapının arkasında büzülmüş duran Deniz’in ise öfkeden ve dehşetten dişleri gıcırdıyordu. Yumruklarını o kadar sert sıkmıştı ki tırnakları avuç içlerine batıyordu. Noyan’ın o vicdan maskesi arkasına sakladığı pislik, Arya’yı doğrudan Zevher’in kucağına atan o kanlı plan Deniz’in başını döndürmüştü.
Arya ölümcül bir tuzağın ortasındaydı ve zaman hızla tükeniyordu. Deniz, Noyan’ın odadan çıkma ihtimaline karşı karanlık koridora doğru sessizce geriledi. Tek bir hedefi vardı: Ne pahasına olursa olsun Arya’yı bulmak ve o ringe çıkmasını engellemek.
************************************

Noyan’ın pisik dolu planını ve o riyakâr gülüşünü arkasında bırakan Deniz, göğsündeki o ağır yükle koridorun karanlığına doğru sessizce çekildi.
Zaman aleyhlerine işliyordu. Panikle sağa sola bakındı; Arya’yı bulmak için koridorların arasında birkaç adım attı ama burası adeta bir labirentti. Sonra aklına Arya’nın pratik zekası ve kararlılığı geldi. ‘Burada kaybolsa bile eninde sonunda o ringin olduğu salona, mücadelesinin başlayacağı yere döner,’ diye düşündü. Başka şansı yoktu; hızlı adımlarla o basık, gürültülü ana salona doğru yöneldi.
Arenadan yükselen uğultular ve bas sesleri yaklaştıkça havadaki o ağır, kanlı atmosfer yeniden genzini yakmaya başladı. Deniz, zihnindeki binbir felaket senaryosuyla hırsla yürürken...
ÇAT!
Biri sertçe, adeta bilerek omzuna çarptı. Deniz çarpmanın şiddetiyle hafifçe sendeledi, dengesini zor topladı. "Yavaş olsana kardeşim!" diye arkasından bağıracak oldu ama çarpan adam hiç oralı olmadı. Üzerinde siyah, kaba bir kaban olan, yüzü şapkasının gölgesinde kalmış adam, arkasına bile bakmadan hızlı ve garip bir acaleyle koridorun karanlığına doğru ilerlemeye devam etti.
Deniz sinirle adamın arkasından bakarken, tam ayağının dibine bir şeyin düştüğünü fark etti.
Adamın cebinden ya da koynundan düşen katlanmış, küçük bir kâğıt parçasıydı bu.
Deniz bir adama, bir de yerdeki kâğıda baktı. Adam koridorun köşesini dönüp sırra kadem basmıştı bile. İçini kaplayan garip bir hisle eğildi ve nemli betonun üzerindeki o kâğıdı aldı...
Adamın gidişindeki o garip acaye ve kâğıdın düşüş şekline bakılırsa, bu öylesine bir kazaya benzemiyordu.
Merak ve huzursuzluk içini kaplarken kâğıdı ağır ağır açtı.
Ancak gözleri kâğıdaki satırlara değdiği an kaşları hayretle çatıldı. Kâğıtta Latince/Türkçe harfler kullanılmıştı ama ortada tek bir anlamlı Türkçe kelime dahi yoktu. Daha önce hayatında ne gördüğü ne de duyduğu, gırtlaktan okunan, karanlık ve büyüleyici bir dilde dizilmiş tuhaf sözcükler duruyordu karşısında:
"Saelis vethis Kaelum, Vesperon noctis umbra..."
Anlamsız harf yığınının en altında ise, diğer kelimelerden farklı olarak gayet net, keskin ve büyük harflerle Türkçe tek bir talimat eklenmişti:
"SESLİ OKU."
Deniz kâğıda bakakaldı. Göğsündeki o sıkışma hissi katlanarak büyüdü. Noyan'ın odasında duyduğu Zevher dehşeti, Arya'nın ortalıkta olmaması ve şimdi de elindeki bu garip kâğıt... Bir şeylerin çok yanlış gittiği ortadaydı.
Gözlerini kâğıttan ayırmadan, fısıltıyla mırıldandı: "Bu da neyin nesi böyle?.."
Deniz, elindeki kâğıda bakarken şakaklarında zonklayan damarlarını hissediyordu. Zihni adeta ikiye bölünmüştü. Mantığı, kalbinin ortasına oturan o ağır hisle çığlık fırlatıyordu: ‘Saçmalama Deniz! Yeraltı dövüş salonunun ortasındasın, Arya kayıp, Zevher denen o ölüm makinesi içeride ve sen tanımadığın bir adamın düşürdüğü absürt bir kağıt parçasıyla mı uğraşacaksın?’
Ama diğer yanda, göğsünü sıkan o karanlık, davetkar fısıltı vardı. İçindeki o dinmek bilmeyen vesvese, adeta bir yılan gibi ruhuna süzülüyordu. ‘Ya Arya’yla ilgiliyse? Ya bu karmaşa, bu felaket zincirini çözecek anahtar buradaysa?’
Kağıdı tutan parmakları hafifçe titredi. Arenadan gelen o basık, uğultulu müzik ve kalabalığın böğürmeleri kulaklarında uğuldamaya başladı. Koridorun rutubetli soğuğu tenine işlerken, gözlerini kâğıdın en altındaki o keskin emre dikti: "SESLİ OKU."
Daha fazla direnemedi. İçindeki merak ve o tekinsiz güdü mantığını bastırdı. Derin, titrek bir nefes aldı. Kâğıdı gözlerinin hizasına getirip dudaklarını araladı.
İlk sözcükler boğazından dökülürken sesi pürüzlü ve kararsızdı:
"Saelis... vethis... Kaelum..."
Cümleye başladığı an, koridordaki cılız sarı ışıklar anlık olarak göz kırptı. Havadaki o ağır tütün ve rutubet kokusu bir saniyeliğine kesildi. Deniz duraksadı, kalbi boğazında atıyordu ama artık duramıyordu. Sözcükler adeta kendi iradesiyle dudaklarından dökülmeye başladı:
"...Vesperon noctis umbra!"
Son kelime koridorun dökülen duvarlarında yankılandığı an, etraftaki havanın birden ağırlaştığını, genzine tanıdık ama bir o kadar da yabancı, yakıcı bir saman kokusunun dolduğunu hissetti.
Deniz neye sebep olduğunu bilmeden, elinde titreyen kâğıtla öylece kala kaldı...
Son kelime Deniz’in dudaklarından döküldüğü an, sanki yerin yüzlerce metre altındaki o devasa antreponun temelleri kökünden sarsılmaya başladı.
GÜMM!
Koridorun beton tavanından tozlar, sıva parçaları ve küçük taşlar dökülmeye başladı. Duvarlardaki sarı ampuller çılgın gibi yanıp sönüyor, cılız ışıklar karanlıkla boğuşuyordu. Zemin, şiddetli bir deprem sarsıntısıyla ayaklarının altından kayıyordu.
Deniz panikle duvara tutunmaya çalıştı. Kalbi göğüs kafesini delip çıkacak gibi atıyordu. Ağzına dolan o yoğun, genzini yakan saman ve toz kokusuyla öksürmeye başladı.
“Tüh senin kalıbına Deniz! Ne bok yedim ben ya! Ne okudum ben lan?!” diye içinden basıyordu küfürü. Parmakları arasındaki o lanet kâğıdı panikle yere fırlattı. İçindeki vesveseye yenik düştüğü her saniyeye lanet okuyordu.
Sarsıntı durmak bilmiyor, aksine her geçen saniye şiddetini artırıyordu. Deniz, sallanan koridorda dengesini zorlukla koruyarak, bir sağa bir sola yalpalanıp zar zor adım atmaya başladı. Tek bir düşünce zihnini çivilemişti: Arya.
Koridorun sonundaki devasa çelik kapıyı itip ana salona ulaştığında, gördüğü manzara tam anlamıyla bir kaostu.
Arenadaki o yüzlerce insan, tepelerinden sarkan endüstriyel projektörlerin sallanıp kıvılcımlar saçmasıyla dehşete düşmüştü. Tavandaki paslı çelik konstrüksiyonlar gıcırdayarak çatırdıyor, yer sarsıldıkça VIP localarındaki bardaklar, kadehler patır patır aşağı yuvarlanıyordu. Kalabalık, 'deprem oluyor' çığlıklarıyla birbirini ezerek çıkış kapılarına doğru koşuşuyordu. Yeraltının o acımasız mafya liderleri, sokak dövüşçüleri, bahisçileri... Herkes tam bir cinnet ve hengame halinde sağa sola kaçışıyordu.
Deniz, üzerine doğru koşan insandan sıyrılmaya çalışarak gözlerini salonun ortasındaki o çelik kafes ringe kilitledi.
Ve o an, kanı tamamen çekildi.
Ringin ortasında, o kör edici kıvılcımların ve sallanan projektörlerin ışığı altında iki kişi duruyordu.
Biri, dizlerinin üzerine çökmüş, üstü başı kan ve buz gibi suyla kaplanmış haldeki Arya’ydı. Diğeri ise onun tepesinde devasa bir gölge gibi dikilen, bakışlarından ölüm sızan o canlı felaket... Zevher.
"Arya! ARYA!"
Deniz bağırarak, birbirini ezen kalabalığı yara yara ringe doğru atıldı. İnsanlar onu geriye sürüklüyor, dirsekler, omuzlar havada uçuşuyordu. Arya’ya ulaşmak, onu o canavarın elinden söküp almak için çırpındı. Araylarındaki mesafe birkaç metreye kadar düşmüştü ki...
Aniden zemin son bir kez, patlarcasına sarsıldı.
Salondaki bütün dev projektörler aynı anda patlayarak kıvılcım yağmuruyla söndü. Tavandaki havalandırmanın gürültüsü bıçak gibi kesildi. İnsanların çığlıkları, uğultular, bas sesleri... Her şey bir salise içinde yok oldu.
Işıklar tamamen gitti.
Zifiri, katran karası bir karanlık arenayı yuttu. Ve sonrasında gelen şey; mutlak, dondurucu bir sessizlikti. Tıpkı zamanın durması, dünyadaki tüm yaşamın son bulması gibi...
( Devam edecek )

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.