7. bölüm / 15
Arya" BAZEN DÜŞMAN EN YAKININDADIR, SEN UFUKLARDA DİYE KENDİNİ AVUTURSUN..."
Bölümler 15Şu an: " BAZEN DÜŞMAN EN YAKININDADIR, SEN UFUKLARDA DİYE KENDİNİ AVUTURSUN..."
- 1 "bazı sezgiler , sadece hayal değildir... "532 kelime
- 2 " görmek için sadece gözler yetmez ..."1.091 kelime
- 3 " Delirmek belkide en akıllı seçimdir "1.437 kelime
- 4 "Güvendiğin gün düşman kazanmış olursun, belkide hayal kırıklığı... "1.313 kelime
- 5 "kader gayretin bittiği yerde başlar , ben kanat çırptıkça kaderim uçmaktır..."698 kelime
- 6 " seçtiğimiz yollar bizi biz yapar, bizden bizi alarak "...1.488 kelime
- 7 " BAZEN DÜŞMAN EN YAKININDADIR, SEN UFUKLARDA DİYE KENDİNİ AVUTURSUN..."1.149 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 " ölüm , yeni bir hayata açılan bir kapıdır."1.825 kelime
- 9 " doğruluk mu, cesaret mi ?"1.646 kelime
- 10 Cesaret !1.438 kelime
- 11 "ÖLÜMÜN SESİ "1.854 kelime
- 12 " Doğum "2.332 kelime
- 13 " ARAFTAKİLER... "191 kelime
- 14 " ÖYLE BİR GELKİ,TOPRAKLARIM SARSILSIN.."193 kelime
- 15 " HÜZNEDENİN SONU HAZİNDİR"2.926 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ellerim kontrolsüzce titriyordu. Çaktırmadan etrafımı süzdüm, fakat göz bebeklerim tek bir noktaya kilitlenmişti: Noyan Firaz.
Usulca dilimi çenemde gezdirdim. Ağzımda biriken o metalik pas ve kan tadını sağ tarafa, yere tükürdüm. Vücuduma bir ordu gibi hücum eden öfke, kemiklerimi sızlatacak kadar ağır bir titremeyle birleşiyordu. O an, şuurumu tamamen kaybetmiştim. Tek bildiğim şey; yanımda duran o iki devasa korumanın kavrayışından tek bir teknik hamleyle sıyrılıp, karşımda duran o adi şerefsizin üzerine atılmaktı.
Noyan’ı altına alıp üst üste yumruklar savurmaya başladım. Suratına indirdiğim her darbede kemiklerinin çatırdamasını istiyordum ama o pislik karşılık vermiyor, aksine suratıma karşı kanlı dişleriyle gülüyordu.
Sinirle tısladım: "Babam senin yüzünden öldü! Ona attığın kazıklarla dağ olur ulan, seni adi, şeref yoksunu buruşuk herif!"
Ellerime bulaşan kendi kanı ve onun kanı beni daha da hırslandırıyor, yumruklarımın hızını ve şiddetini artırıyordu. Fakat bu cinnet hali uzun sürmedi. Az önce ellerinden sıyrıldığım o iki boksör kırması adam, beni arkamdan kollarımın altından tutup sanki minik bir köpek yavrusuymuşum gibi havaya kaldırdı.
Noyan, yerden doğrulmaya çalışırken yüzündeki o tiksinç sırıtış yerli yerindeydi. Üstünü başını düzeltip kendini köşedeki deri koltuğa bıraktı.
"Baban mı?" dedi, boğuk ve zehirli bir kahkaha atarak. "Ben mi öldürmüşüm? Ahahaha, güldürme beni küçük kız... Tamam, Pamir’le pek hayırlı bir ortaklık yapmamış olabiliriz ama onu ben öldürmedim. Kendisi istedi bu sonu. Kendi kaşındı!"
Babam... Onun adını duyduğum her an, burnumun ucu tarifi imkansız bir acıyla sızlıyordu. Omuzlarım usulca çöktü. Sıkmaktan eklem yerleri beyazlayan yumruklarım serbest kaldı.
O sırada, odadaki devasa ahşap masanın başında oturan adam söze girdi. Gözüme kestirdiğim Noyan yüzünden varlığını bile yeni fark ediyordum.
"Demek Pamir’in kızısın..." dedi, üzerimdeki yırtıcı enerjiyi süzerken. "Benimle görüşmek istemişsin. Bunun için adamlarımı haşat etmek yerine sadece adımı söyleseydin keşke. Oğlum, harbiden o bacak kadar boyunla şu izbandutları nasıl indirdin sen?"
Bana şaşkınlık ve tehlikeli bir hayranlıkla bakıyordu. Derin bir nefes aldım. Tamam Arya, iki dakika medeni bir insan gibi konuş şu hödüklerle, dedim kendi kendime.
"Buraya şov yapmaya gelmedim!" dedim. Sesim ilk etapta hıçkırıkların eşiğinde, ağlamaklı çıkmıştı ama hemen toparlanıp ses tellerimi çelik gibi sertleştirdim. "Bana babamı ölüme gönderen adamı verin, ben de daha fazla musallat olmayayım. Sen kimsin bilmiyorum, bu yanındaki itler kim bilmiyorum. Tek bildiğim; Noyan’ın kahpeliği ve sizin de bu ucuz mafya triplerinizin fazlasıyla midesiz olduğu!"
Masanın başındaki adam, elimi göğsüme vururken söylediğim bu sözler üzerine alaycı bir edayla kalbini tuttu. Bana doğru hafifçe eğilerek:
"Ah... Bu çok acıttı küçük cambaz," dedi gülerek. "Bak, kalbim pıt diye kırıldı şu an..."
Arkasından patlattığı alaycı kahkaha, o kasvetli odanın duvarlarında yankılandı. Onlardan ve temsil ettikleri bu lağım çukurundan bir kez daha nefret ettim.
"Buradan istediğimi almadan tek bir adım atmayacağım," dedim dişlerimin arasından. "Ve gerekiyorsa, o kanlı ringe çıkmaktan da bir an bile kaçınmam!"
Masanın başındaki adamın kahkahası aniden kesildi. Noyan ise deri koltukta geriye yaslanıp tepeden bakan bir tavırla beni baştan aşağı süzdü.
"Uğraşmayacakmış..." dedi Noyan. Sesi bir yılanın tıslaması kadar kısıktı. "Kızım sen hiç aynaya baktın mı? Bacak kadar boyunla, şu sıska halinle buraya gelmiş racon kesiyorsun. İki tane hırpoya sürpriz hamle yaptın diye kendini gerçek bir dövüşçü mü sandın? Burası senin bildiğin o süslü, kurallı, minderli spor salonlarına benzemez. Seni burada tek lokmada yutarlar; kemiklerini bile bulamaz annen!"
Masanın başındaki adam da sırıtarak öne eğildi. "Noyan haklı, küçük cambaz. Şurada sert bir rüzgar esse devrilecek gibisin. Babanın geçmişteki hatırasına dua et de seni şu kapıdan yürüyerek çıkaralım. Git evine, annenin kucağına otur, bebe bisküvini ye."
Gözlerime hücum eden yaşlar o an tamamen kurudu. Göğsümde yükselen o devasa yangın, ellerimdeki titremeyi bıçak gibi kesti; yerini sarsılmaz bir kararlılığa bıraktı.
"Eğer o kadar kendinizden eminseniz," dedim. Sesim bu kez buz gibi, pürüzsüz ve sarsılmazdı. "Beni ringe çıkarın. Üç gün... Bana sadece üç gün verin."
Noyan kaşlarını çattı. "Ne saçmalıyorsun sen be?"
"Üç gün sonra bu salonda, karşıma çıkaracağınız en güçlü, en acımasız adamla dövüşeceğim," diye devam ettim. Gözlerimi bir saniye bile kırpmadan doğrudan Noyan’ın gözlerine dikmiştim. "Kazanırsam; babamın spor salonunun el koyduğunuz tapularını, ipotek belgelerini ve onun ölümünün arkasındaki asıl ismi bana vereceksiniz. Bütün o kirli defterleri bir daha açılmamak üzere kapatacaksınız."
Noyan tekrar sinir bozucu bir kahkaha attı. "Peki ya kaybedersen? Ki o sıska bedenini ringden sedyeyle bile çıkaramayacaklar."
"Kaybedersem..." Yutkundum. Boğazımda koca bir yumru oluştu ama geri adım atmadım. "Hayatım boyunca senin için çalışacağım. Ne istersen yapacağım... Buna her şey dahil. Ve tek bir kelime bile itiraz etmeden."
Masanın başındaki adamın ilgisi iyice çekilmişti. Yüzündeki alaycı ifade yerini tehlikeli, karanlık bir meraka bıraktı. Noyan’a baktı, sonra tekrar bana döndü.
"Ucuza satılan, gözü karartılmış bir hayat... Severim. Kabul," dedi.
Noyan pis pis gülümsedi. Ayağa kalkıp bana doğru birkaç adım attı, nefesi yüzüme çarptı: "Anlaştık küçük kız. Üç günün var. Ailenle helalleş, helvanı kavurmaya başlasınlar. Çünkü o ringden canın çıkmadan inemeyeceksin."
Arkamı dönüp o karanlık, nemli mekândan çıktığımda, gecenin ayazı bir tokat gibi yüzüme çarptı. Üç günüm vardı. Babamın intikamı, ailemin onuru ve kendi geleceğim için hayatımın en büyük, en kanlı kumarını oynamıştım.
Eve döndüğümde hiçbir şey olmamış, az önce cehennemin kapısını aralamamışım gibi davrandım. O üç gün boyunca anneme ve Leyan’a her zamankinden daha sıkı sarıldım. Birlikte akşam yemekleri yedik, eski anılardan konuştuk, zoraki de olsa güldük. Babamın yokluğu evde dev bir karartı gibi dursa da, içimdeki o fırtınayı onlara hissettirmemeye çalıştım. Her sarılışım örtülü bir veda gibiydi; ama aynı zamanda beni ayakta tutan tek şeydi.
O üç gün, hayatımın en uzun, en sessiz işkencesine dönüştü. Ekranda sürekli beliren "Turuncu Kafa" yazısını her gördüğümde telefonun ekranını yüzüüstü çevirdim. Deniz’in aramalarına, attığı onlarca yalvarış dolu mesaja tek bir yanıt bile vermedim. İçimdeki öfke, sadece babama tuzak kuran adamlara değil, doğrudan ona da bileniyordu. Zamanında babamın aklına o yasa dışı dövüş merletini sokan, o yeraltı dünyasının kapılarını onun önüne açan Deniz’in ta kendisiydi. Maçtan hemen önce onunla ettiğim o sert kavga, yüzüne savurduğum ağır sözler bile içimdeki yangını söndürmeye yetmemişti. Onu affetmiyordum.
İçimdeki o karanlık ses ise sürekli fısıldıyordu: 'Başaramayacaksın Arya... O ringden ölüün çıkacak.'
Ama bu sesi her duyduğumda yumruklarımı biraz daha sıktım, tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim.
İlk iki gün boyunca evden neredeyse hiç çıkmadım. Yüzüme sahte bir tebessüm maskesi takarak Leyan'la ilgilendim, masayı kurarken anneme yardım ettim. Her gülüşümün ardında yaklaşan kıyametin sessizliği vardı. Onlara belli etmemek için harcadığım çaba, fiziksel bir antrenmandan çok daha fazla tüketiyordu beni.
Son gün geldiğinde ise artık evde duramadım. Evin o boğucu, veda kokan havasından sıyrılıp, alacakaranlıkta sokaklara attım kendimi. Adımlarım beni istemsizce babamın mühürlenen, kapısına dev kilitler vurulan eski spor salonuna götürdü.
Sokağın gölgesine sığınıp etrafı kontrol ettikten sonra, arka taraftaki havalandırma penceresinden içeriye süzüldüm.
İçerisi zifiri karanlıktı ve yoğun bir toz, deri ve eski ter kokuyordu. Derin bir nefes aldım; bu koku bana babamı, birlikte yaptığımız o ağır antrenmanları, lapa lapa yağan terin ardındaki o gururlu zafer hissini hatırlattı. Ringin soğuk demirlerine dokunarak içeri doğru yürüdüm. Zemin bastıkça gıcırdıyor, karanlığın içinden sanki babamın kum torbasına indirdiği o sert, ritmik yumrukların yankısı geliyordu.
Salondaki o sessiz hatıraların ortasında dururken, yarınki dövüşün sadece bir intikam değil; babamın ruhuna verdiğim ve gerekirse canımla ödeyeceğim kutsal bir söz olduğunu bir kez daha anladım...
(Devam edecek)
Bölüm etkileşimi
