10. bölüm / 30
ALAZIN GÖLGESİNDE7 HENÜZ KAÇABİLİRDİM
Bölümler 30Şu an: 7 HENÜZ KAÇABİLİRDİM
- 1 SUAY SELAS ALAZKIRAN29 kelime
- 2 GURUR DENİZ ALAZKIRAN18 kelime
- 3 1 TESLİM552 kelime
- 4 2 SİSLER VE HİSLER487 kelime
- 5 3 TANIŞMA320 kelime
- 6 4 SOĞUK374 kelime
- 7 5 ZORUNLULUK254 kelime
- 8 6 BİR YÜZÜK KADERİ DEĞİŞTİREBİLİRMİ?454 kelime
- 9 7 HENÜZ KAÇABİLİRDİM1.024 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 8 ARTIK ALAZKIRAN650 kelime
- 11 9 ROLMU YAPIYORUZ?815 kelime
- 12 10 GEÇMİŞ718 kelime
- 13 11 SADECE SORUMLULUK1.174 kelime
- 14 12 YANLIZ840 kelime
- 15 13 KENDİ YERİNE2.071 kelime
- 16 14 KAYBETMEK VE TRAMVALAR832 kelime
- 17 15 BİRLİKTE1.560 kelime
- 18 16 BIRAKSAYDIN DÜŞERDİM1.537 kelime
- 19 17 GİTME1.698 kelime
- 20 18 SESSİZCE YANIMDA3.883 kelime
- 21 19 BİR ÇİLEKLİ SÜT MESELESİ751 kelime
- 22 20 SENİN İÇİN754 kelime
- 23 21 O GÜN Kİ GÖRDÜM SENİ2.319 kelime
- 24 22 GİTMEKLE KALMAK ARASINDA822 kelime
- 25 23 TÜM KIVILCIMLAR ŞUAN YANIYORDU631 kelime
- 26 24 SIĞINDIĞIM YER2.614 kelime
- 27 25 BİR DAHA SÖYLE2.005 kelime
- 28 26 KARADENİZ GİBİ2.069 kelime
- 29 27 SU2.106 kelime
- 30 28 GÜLÜNCE KISILAN GÖZLERİN2.469 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Büyük salonda artık sadece aile vardı.
Köyün uğultusu dağılmış, ev kendi sessizliğine dönmüştü.
Masa sadeleşmişti.
Işıklar daha yumuşaktı.
Samet(Gururun babası) masanın başında oturuyordu.
Zeynep (Gururun annesi)yanında.
Gurur ve Suay yan yana.
Karşılarında Deren, Zeyn Ata.
Semih(Gururun Kardeşleri) ise masanın ucunda sessizce yemekle oynuyordu.
Bu kez kimse rol yapmıyordu.
Zaten herkes gerçeği biliyordu.
Bu evlilik bir aşk evliliği değildi.
Ama kimse bunu inkâr etmiyordu da.
Samet yavaşça çayından bir yudum aldı.
Bakışlarını Suay’a çevirdi.
Sert değildi.
Ölçülüydü.
“Zor bir gün oldu.” dedi.
Suay başını hafifçe salladı.
“Evet.”
Sessizlik oldu.
Sonra Samet devam etti:
“Yarın düğün var. Bugün resmi nikâhtı. İnsanlar laf etmesin diye böyle yaptık.”
Bu açıklamaydı.
Savunma değil.
Suay ilk kez gözlerini kaçırmadı.
“Anlıyorum.”
Samet birkaç saniye onu inceledi.
Kızın dimdik duruşunu, sesindeki titremeyen tonu.
“Yarından sonra,” dedi ağır ağır,
“sen de bir Alazkıran’sın.”
Cümle tehdit gibi değil, ilan gibiydi.
Masadaki herkes sustu.
Deren hafifçe Suay’a baktı.
Zeyn Ata çenesini dayadı eline.
Semih merakla izliyordu.
Samet devam etti:
“Bu soyad kolay taşınmaz. Ama taşıyanı da yarı yolda bırakmaz.”
Zeynep başıyla onayladı.
Bu, ailenin kuralıydı.
Suay parmağındaki yüzüğe baktı.
“Soyadı insanı değiştirir mi?” diye sordu sakin bir sesle.
Samet’in dudak kenarı çok hafif kıpırdadı.
“Değiştirmez.” dedi.
“Ama güç verir.”
Bu bir teklifti aslında.
Kapı aralıktı.
Gurur o an Suay’a baktı.
Bu konuşmanın nereye gittiğini o da anlamaya çalışıyordu.
Samet son kez konuştu:
“Bu evlilik zor başladı. Kabul.”
“Ama nasıl devam edeceğine siz karar vereceksiniz.”
Ne baskı vardı.
Ne tehdit.
Sadece ağırlık.
Dışarıda rüzgâr yine esiyordu.
Ama bu kez içeride fırtına yoktu.
Sadece yeni kurulmuş bir denge vardı.Gece çökmüştü.
Ev sessizdi.
Düğün için hazırlık yapan hizmetlilerin ayak sesleri bile durmuştu.
Suay odaya girdiğinde yüzüğünü çıkarıp masaya koymadı.
Çıkarmadı bile.
Ama ona da bakmadı.
Bugün sadece bir yüzük takılmıştı.
Resmî hiçbir şey yoktu.
Hâlâ gidebilirdi.
Hâlâ vazgeçebilirdi.
Kapı açıldı.
Gurur içeri girdi.
Üzerini değiştirmişti. Yorgundu ama her zamanki gibi kontrollüydü.
Bir an birbirlerine baktılar.
Bugün bağlanmamışlardı.
Ama yarın bağlanacaklardı.
Gurur ceketini bıraktı.
“Yarın nikâh var.” dedi düz bir sesle.
“Memur saat on birde gelecek.”
Suay başını salladı.
Birkaç saniye sessizlik.
Sonra Suay konuştu:
“Yarın imza atınca… geri dönüş olmayacak.”
Gurur bakışlarını ona çevirdi.
“Evet.”
“Şu an hâlâ seçeneğimiz var.” dedi Suay.
Bu bir teklif değildi.
Sadece bir tespit.
Gurur’un yüzü sertleşmedi.
Yumuşamadı da.
“Hayır.” dedi sakin bir sesle.
“Yok.”
Bu cevap netti.
Suay birkaç saniye sustu.
Sonra:
“Peki.” dedi.
Yatağa bakmadılar bile.
Suay gri-yeşil tekli koltuğa geçti.
Gurur ise koltuğa.
Işık hâlâ açıktı.
Gurur tavana bakarak konuştu:
“Bu evlilik… bir anlaşma gibi olacak.”
Suay gözlerini kapatmadan cevap verdi:
“Zaten öyle.”
Yarın sadece bir imza atacaklardı.
Bir soyadı paylaşacaklardı.
Ama kalplerini değil.
Işık söndü.
Dışarıda rüzgâr hafifledi.
Karadeniz bazen düğün sabahı sessiz olurdu.
Ama sessizlik her zaman huzur
_______✭________
Sabah gözümü açtığımda ilk hissettiğim şey heyecan değildi.
Boşluktu.
Bir an nerede olduğumu unuttum.
Sonra tavana baktım.
Bu ev.
Bu oda.
Bu hayat.
Bugün nikâh vardı.
Resmî olarak bağlanacağım gün.
Koltukta uyumuştum yine. Boynum tutulmuştu. Karşı tarafta Gurur yoktu. Erkenden kalkmış olmalıydı. Şaşırmadım.
Ayağa kalktım. Camı araladım. Karadeniz sabahı griydi. Hava ağırdı. Sanki gökyüzü de bir şeyleri kabullenmişti.
Arkamı döndüğümde yatağın üzerine bırakılmış elbiseyi gördüm.
Bembeyaz.
Şık.
Zarif.
Yanında ince topuklular.
Bir süre sadece baktım.
İstemiyorum, diye geçirdim içimden.
Bu elbiseyi giymek istemiyorum.
Bu sabahı yaşamak istemiyorum.
Ama istememek hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Elbiseyi elime aldım. Kumaşı yumuşaktı. Üzerime geçirdim. Aynaya baktım.
Bana ait gibi durmuyordu.
Topukluları giydim. Boyum uzadı. Ama içimdeki ağırlık daha da çöktü.
Makyaj çantasını açtım.
Sonra durdum.
“Zorla evlendirildiğinizi belli etmeyeceksiniz.”
Samet Bey’in sesi hâlâ kulaklarımdaydı.
Derin bir nefes aldım.
Hafif bir makyaj yaptım. Ne abartılı ne sade.
Saçlarımı topladım, sonra vazgeçip omuzlarıma bıraktım.
Aynadaki kız… bendim.
Ama biraz daha sessiz versiyonum.
Kapı çalındı.
“Hazır mısın?” Zeynep anneydi.
Hazır değildim.
“Hazırım.” dedim.
Aşağı indiğimde ev hareketliydi. Hizmetliler koşuşturuyor, çiçekler taşınıyor, sandalyeler yerleştiriliyordu. Bahçede düğün için masa kurulmuştu.
Bugün eğlence vardı.
Ama önce nikâh.
Gurur’u merdivenlerin başında gördüm.
Siyah takım giymişti. Saçları her zamanki gibi düzenliydi.
Bana baktı.
Uzun uzun değil.
Kısa ama dikkatli.
“Memur birazdan gelir.” dedi.
Başımı salladım.
Yan yana durduk ama konuşmadık.
Misafirler yavaş yavaş gelmeye başladı.
Fısıltılar, bakışlar, “çok yakışmışlar” cümleleri…
Yakışmak.
İnsan sevmediği biriyle de yakışabiliyormuş.
Nikâh masası bahçeye kurulmuştu.
Beyaz masa örtüsü. İki sandalye. Küçük bir Türk bayrağı.
Kalbim hızlı atmıyordu.
Tuhaf bir sakinlik vardı.
Kaçabilirdim.
Belki.
Ama kaçmadım.
_______&__________
Memur geldiğinde herkes yerine geçti.
Gurur yanımdaydı.
Parmağımdaki yüzük soğuktu.
Ama birazdan takılacak olan imza… daha soğuk olacaktı.
Derin bir nefes aldım.
Bugün sadece elbise giymedim.
Bir hayatı üzerime geçirdim.
Ve düğün henüz başlamamıştı bile.
Nikâh masasında herkes yerini almıştı.
Memur evrakları önüne aldı.
Kalemi masanın üzerine bıraktı.
Sessizlik oldu.
Karadeniz sabahı rüzgârlıydı.
Bahçedeki çiçekler hafifçe sallanıyordu.
Memur önce Gurur’a baktı.
“Gurur Deniz Alazkıran…
Evliliği kendi isteğinizle, hiçbir baskı altında kalmadan kabul ediyor musunuz?”
Gurur birkaç saniye sustu.
Bu sessizlik uzun değildi.
Ama ağırdı.
Sonra başını hafifçe salladı.
“Evet.”
Ses netti. Tereddütsüz.
Memur bu kez Suay’a döndü.
Suay kalbini dinledi.
Kaçmak istemedi.
Ama mutlu da değildi.
İçinde tuhaf bir boşluk vardı.
Parmağındaki yüzüğü hissetti.
Bugünün ağırlığını.
Bir saniye…
İki saniye…
Üç saniye…
Zaman sanki yavaşlamıştı.
Sonra sessizce konuştu:
“Evet.”
Sesi yüksek değildi.
Ama duyulmuştu.
O an kimse alkışlamadı.
Kimse bağırmadı.
Sadece memur evrakları imzaladı.
Kalem kâğıt üzerinde sessizce ilerledi.
Ve o an…
Suay Selas artık yoktu.
Resmî olarak:
Suay Alazkıran olmuştu.
Nikâh bittiğinde insanlar yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Kimisi “hayırlı olsun” dedi.
Kimisi sadece başını eğdi.
Bahçedeki sandalyeler kaldırıldı.
Çiçekler toparlandı.
Düğün… başlamadan bitmişti sanki.
Suay parmağındaki yüzüğe baktı.
Artık geri dönüş yoktu.
O gün, Karadeniz’in gri sabahında,
Bir isim değişmişti.
Ama Suay’ın içindeki sessizlik değişmemişti.
O hâlâ aynı Suay’dı.
Sadece artık…
Suay Alazkıran.
Kalabalık düğünü coşkuyla izliyordu.
Hiç kimse bu evliliğin zorla olduğunu bilmiyordu.
Alazkıran ailesi bunu saklamıştı.
Samet Bey’in emri buydu.
“Kimse zorla evlendirildiğinizi anlamayacak.”
Bu yüzden Suay ve Gurur…
İyi oyuncu olmak zorundaydı.
Dışarıdan bakıldığında bu düğün, Karadeniz’in görkemli düğünlerinden biriydi.
Suay topuklularının üzerinde sahneye çıktı.
Gurur yanına yaklaştı.
Elini beline koydu.
Rol gereği.
Kalabalık alkışladı.
“Çok yakışmışlar!”
“Allah mesut etsin!”
Suay dudaklarını hafifçe kıpırdattı.
Gülümsemesi vardı ama içi boştu.
Kimse bilmiyordu.
Bu gülümseme gerçek değildi.
Yanında duran adam da onun eşi olmasına rağmen…
Bir yabancıydı.
Dans ettiler.
Mecbur.
Sessiz.
Kontrollü.
Karadeniz düğünleri gürültülü olurdu.
Ama bu düğün, dışarıdan ne kadar canlı görünse de…
İçeride sessiz bir savaştı.
Bölüm etkileşimi
