14. bölüm / 30
ALAZIN GÖLGESİNDE11 SADECE SORUMLULUK
Bölümler 30Şu an: 11 SADECE SORUMLULUK
- 1 SUAY SELAS ALAZKIRAN29 kelime
- 2 GURUR DENİZ ALAZKIRAN18 kelime
- 3 1 TESLİM552 kelime
- 4 2 SİSLER VE HİSLER487 kelime
- 5 3 TANIŞMA320 kelime
- 6 4 SOĞUK374 kelime
- 7 5 ZORUNLULUK254 kelime
- 8 6 BİR YÜZÜK KADERİ DEĞİŞTİREBİLİRMİ?454 kelime
- 9 7 HENÜZ KAÇABİLİRDİM1.024 kelime
- 10 8 ARTIK ALAZKIRAN650 kelime
- 11 9 ROLMU YAPIYORUZ?815 kelime
- 12 10 GEÇMİŞ718 kelime
- 13 11 SADECE SORUMLULUK1.174 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 12 YANLIZ840 kelime
- 15 13 KENDİ YERİNE2.071 kelime
- 16 14 KAYBETMEK VE TRAMVALAR832 kelime
- 17 15 BİRLİKTE1.560 kelime
- 18 16 BIRAKSAYDIN DÜŞERDİM1.537 kelime
- 19 17 GİTME1.698 kelime
- 20 18 SESSİZCE YANIMDA3.883 kelime
- 21 19 BİR ÇİLEKLİ SÜT MESELESİ751 kelime
- 22 20 SENİN İÇİN754 kelime
- 23 21 O GÜN Kİ GÖRDÜM SENİ2.319 kelime
- 24 22 GİTMEKLE KALMAK ARASINDA822 kelime
- 25 23 TÜM KIVILCIMLAR ŞUAN YANIYORDU631 kelime
- 26 24 SIĞINDIĞIM YER2.614 kelime
- 27 25 BİR DAHA SÖYLE2.005 kelime
- 28 26 KARADENİZ GİBİ2.069 kelime
- 29 27 SU2.106 kelime
- 30 28 GÜLÜNCE KISILAN GÖZLERİN2.469 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah olmuştu. Bir adamın kollarında uyanmak… garip bir histi. Çok güvenli hissetmiştim ama bana acıdığından dolayı yapmıştı.
Yani sanırım.
İkimiz de mahcup bir ifadeyle birbirimizden ayrıldık. “Özür dilerim,” dedim. Geceyi idrak etmeye çalışıyordu sanırım. Hemen uzaklaştım ama kıyafetim yoktu. Ne giyecektim? Geçen günkü kıyafetleri giyemezdim; hepsi banyoda kirli sepetindeydi. Neyse ki param vardı, alışverişe gitmeye çalışacaktım bugün.
Gurur’a döndüm.
“Yedek kıyafetin var mı?” dedim mahcup bir ifadeyle.
“Var ama sana göre yok,” dedi.
“Olsun,” dedim. Mecburdum, giyecektim.
Gri bir tişört ve siyah bir eşofman uzattı. Çok büyüktü ama mecburdum. Bu hayata her şeye mecbur olmak için gelmiştim sanırım. Hemen aldım kıyafetleri. “Sağ ol,” dedim ve giydim. Tişörtün elbise gibi olması komik duruyordu, altıma ise eşofmanı giydim; o da boldu ama yapacak bir şey yoktu.
Banyodan çıktım.
Güldü. Hem de ilk defa böyle güldü. İlk defa…
“Yakışmış,” dedi alaycı bir gülümsemeyle.
“Sağ ol ya,” dedim ve hızlıca çıktım.
“Nereye?” dedi.
“Alışverişe.”
Bu sefer tekrar güldü. “Buralarda AVM’yi nereden bulacaksın acaba?” dedi.
Haklıydı da.
“Gel, ben götüreyim,” dedi.
Bocaladım bir an. Sonra mecbur kabul ettim.
Aşağı indik. Dağınık saçlarım, bol kıyafetlerimle nasıl göründüğümü sorgulayamayacaktım bile. Boş verdim. O ise gömlek giymişti. Hemen arabaya bindik. Çok geç uyanmıştık; kahvaltıyı kaçırmıştık. Saat 11 olmuştu bile. Hızlıca Rize merkeze doğru yola çıktık.
Arabada ilerlerken bir anda radyoyu açtı.
𝐔𝐳𝐚𝐤𝐭𝐚𝐧 𝐬𝐞𝐯𝐝𝐚 𝐞𝐭𝐦𝐚𝐤
𝐆𝐢𝐫𝐬𝐮𝐧 𝐲𝐞𝐫𝐮𝐧 𝐝𝐢𝐛𝐢𝐧𝐞
𝐘𝐚𝐤𝐢𝐧𝐝𝐚 𝐬𝐞𝐯𝐞𝐧 𝐲𝐚𝐫𝐮𝐦
𝐆𝐞𝐥𝐬𝐮𝐧 𝐠𝐢𝐫𝐬𝐮𝐧 𝐤𝐨𝐲𝐧𝐮𝐦𝐚
Şu şarkı çalıyordu. Şarkıların sözlerinden anlam çıkarmayı bırakmalıydım acilen. Bu bir gönderme falan değildi.
Sanırım.
Arabadan indiğimde hava kapalıydı. Gökyüzü griydi, ağırdı… ama ben o havayı severdim. İçimi bastıran bir huzuru vardı. Sadece şimşekleri sevmezdim. Şimşek çaktığında içimde bir şeyler kırılırdı hâlâ.
AVM’nin kapısından içeri girerken üzerimdeki kombinle insanların dönüp bakacağını biliyordum. Bol siyah eşofman, üstümde dirseklerime kadar inen upuzun gri tişört… ve ayağımda ince topuklu ayakkabılar. Daha önce eşofman-topuklu kombini gördünüz mü bilmiyorum ama ben yürürken kendimle çelişiyormuşum gibi hissediyordum. Hem dağınık hem iddialı. Hem kaçmak ister gibi hem meydan okur gibi.
İlk iş bir ayakkabı mağazasına girdik. Spor ayakkabı almam lazımdı. Günlerdir topuklularla dolaşamazdım. Beyaz, sade bir spor ayakkabı seçtim. Ayağıma geçirdim, aynada kendime baktım. Daha “tamam” demek üzereydim ki gözüm raftaki siyah bir topukluya kaydı. İnce, zarif, tam gece kombinlikti.
Almayacaktım.
Gerçekten almayacaktım.
Tam çıkacakken geri döndüm. Dayanamayıp onu da aldım.
Gurur biraz ileride başka bir şey inceliyordu. Bana bakmıyordu ama baktığını hissediyordum. Hiçbir şey söylemedi. Ben de sessizce kasaya gidip ödemeyi yaptım. Çıktık.
Konuşmamıştı.
Dün… birbirimizin omzunda ağlamıştık. Bugün yan yana yürüyen iki yabancı gibiydik. Bu adamın içinde kaç farklı adam vardı, çözemedim.
Sonra bir kıyafet mağazasına girdik. Kendime hedef koymuştum: Önümdeki bir ayı kurtaracak kombinler. Ne olur ne olmaz. Kot pantolonlar, birkaç eşofman, iki crop, birkaç bluz, bir iki gecelik… Elime ne yakıştıysa aldım. Denemedim bile çoğunu. Sanki acelem varmış gibi topladım.
Kasaya geldiğimde toplam tutarı görünce içim bir an sıkıştı. On bin lirayı geçmişti. Kartımı çıkardım.
Tam basacaktım ki arkamdan uzanan bir el temassız işlemi yaptı.
Gurur.
“Saçmalama…” dedim dudaklarımın arasından, kimse duymasın diye. Sesimde hem itiraz hem mahcubiyet vardı.
Kafasını hafifçe salladı.
“Abartma.”
Bu kadar.
Teşekkür ederim dedim, gözlerine bakmadan. Mahcup hissetmiştim. Borçlu gibi. Sanki aramızdaki o kırılgan denge bozulacakmış gibi.
Son olarak Gratise girmek istedim. Şampuanım yoktu. Günlerdir erkek şampuanıyla duş alıyordum ve bu durumdan nefret ediyordum. Rafların arasında kayboldum resmen. Şampuan, saç maskesi, yüz maskesi, krem… Sepet doldu taştı.
Gurur içeri girmedi.
Kapının önünde bekliyordu.
Bu bir erkek geleneği miydi? Neden içeri girmiyorlardı? “Gelsene,” diyecektim ama demedim. Diretmek istemedim. Zaten yeterince tuhaf bir gündü.
Kasadan çıktığımda herkes bana bakıyordu gibi hissettim. Eşofman-topuklu uyumsuzluğu mu, yüzümdeki yorgun ifade mi… bilmiyorum.
Poşetleri toparladım.
Ama Gurur yoktu.
Bir an kalbim hızlandı. Etrafıma bakındım. Yoktu. Kapıya doğru yürüdüm.
Tam o sırada karşıdan geldiğini gördüm. Elinde bir poşet daha vardı.
O mağazaya girmemiştik.
Kaşlarım hafifçe çatıldı ama bir şey sormadım. Sormaya cesaret edemedim belki de. Yanıma geldi, poşeti diğerlerinin arasına bıraktı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Arabaya bindik.
Yol boyunca konuşmadık.
Camdan dışarı baktım. Hava hâlâ kapalıydı. Köye doğru giderken içimde tuhaf bir his vardı. Dün onun omzunda ağlayan bendim. Bugün yanında oturan bir yabancı.
Ama o poşette ne vardı?
Gökyüzü bir anlığına gürledi. İçim ürperdi.
Yan koltukta oturan adamı tanıyor muydum gerçekten?
─── ⋆⋅☆⋅⋆ ──
Akşam köye döndüklerinde ev sessizdi. Selen odasına geçmişti. Gurur avluda tek başına sigara yakmıştı.
Kapı sertçe açıldı.
Samet çıktı.
“Konuşacağız.”
Gurur başını hafifçe çevirdi. Sigaradan bir nefes çekti.
“Dinliyorum.”
Samet birkaç adım yaklaştı. Yüzü gergindi.
“Sen o kızı korumak için evlenmedin mi?”
Gurur kaşlarını çattı.
“Evet.”
“Aranıza aşk meşk girmeyecekti hani?”
Bir an sessizlik oldu.
Gurur’un bakışları sertleşti.
“Yok zaten.”
Samet güldü ama o gülüş alaycıydı.
“Dün görmedik mi sanıyorsun?”
Gurur’un çenesi kasıldı.
“Neyi?”
“Daha üç gün olmamış. Sarılarak uyumuşsunuz.”
Hava ağırlaştı.
Gurur sigarayı yere atıp ayağıyla ezdi. Sesi bu kez netti. Düz. Keskin.
“Kızın travmaları var. Şimşekten korkuyor. Dün beni babasının siluetinde gördü. Korkmasın diye yanındaydım.”
Samet’in yüzündeki ifade bir an değişti. Ama tam ikna olmuş gibi değildi.
“İnşallah öyledir.”
Gurur gözlerini kısmıştı.
“Ne demek o?”
Samet bir adım daha yaklaştı.
“Plan belliydi Gurur. Bu evlilik bir anlaşmaydı. Duygular karışırsa işler karışır. Sen bunu en iyi bilen adamsın.”
Gurur’un içi o an tuhaf bir şekilde gerildi.
“Neden aşk girmesin diyorsun?”
Samet durdu.
“Çünkü bu evlilik gerçek değil.”
“Gerçek değilse ne olur?” dedi Gurur, sesi düşüktü ama tehlikeliydi.
Samet cevap vermedi.
Gurur’un aklında tek bir şey dönüp duruyordu.
Aşk girmeyecekti zaten.
Ama girse… ne olurdu ki?
Neden herkes bundan bu kadar korkuyordu?
Dün gece o omzunda ağladığında hissettiği şey neydi o zaman? Sadece sorumluluk mu? Yoksa başka bir şey mi?
Kendi kendine kızdı.
Saçmalama.
Bu bir anlaşmaydı.
Ama içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Samet son kez baktı.
“Sınırını bil Gurur.”
Gurur gözlerini kaçırmadı.
“Ben sınırımı bilirim.”
Ama ilk defa, gerçekten bilip bilmediğinden emin değildi.
✮ ⋆ ˚。𖦹 ⋆。°✩
Kapı kapandı.
Oda yarı karanlıktı. Perdelerin arasından süzülen solgun akşam ışığı Suay’ın yüzüne düşüyordu. Yorgundu ama güçlü görünmeye çalışıyordu.
“Gurur…”
Durdu.
“Teşekkür ederim… kıyafetler için.”
Sesi yumuşaktı. Mahcup ama mesafeli.
Gurur başını hafifçe eğdi.
“Rica ederim.” der gibi kısa bir onay verdi.
Elindeki poşeti dolabın içine, en alt rafa koydu.
İçinde Karadeniz’e özel pullu kırmızı bir bandana vardı.
Siyah-mor çiçekli lastikler.
Ve siyahın üzerine kırmızı detayları olan o elbise…
Onu görünce Suay’ı düşünmüştü.
Saçları omuzlarında dağınık. O bandanayla daha da belirgin yüz hatları.
Ama şimdi veremezdi.
Belki de hiç veremeyecekti.
Dolabın kapağını kapatırken bir an tereddüt etti.
Suay bakıyordu.
“Bir şey mi aldın?” diye sordu.
Gurur kısa bir an durdu.
“Yok. Önemsiz bir şey.”
Yalanın tadı ağzında acı kaldı.
Suay başını salladı. Üstelemedi. Ama gözleri bir saniyeliğine dolaba kaydı. O minik hareket Gurur’un gözünden kaçmadı.
Oda sessizleşti.
Dışarıda hava kapalıydı ama sakindi. Ne gök gürültüsü ne rüzgâr. Sadece ağır bir akşamGurur pencereye yürüdü. Ellerini cebine soktu. Sanki söyleyecek bir şey varmış da tutuyormuş gibi.
Suay ayağa kalktı. Yanından geçerken hafifçe durdu. Aralarında neredeyse hiç mesafe yoktu.
“Yoruldun mu?” diye sordu sadece.
Basit bir soru.
Ama altında başka şeyler vardı.
“Yok.” dedi Gurur.
Suay başını salladı. Daha fazlasını zorlamadı.
“İyi geceler, Gurur.”
Normaldi. Fazla normal.
Gurur dolaba baktı.
Eğer bu sadece bir sorumluluk olsaydı… o elbiseyi o kadar düşünerek seçer miydi?
İçinden geçen şeyi adlandıramadı.
Ama bir şeylerin yer değiştirdiğini hissediyordu.
Ve bundan kimseye bahsetmeyecekti
Bölüm etkileşimi
