9. bölüm · ALAZIN GÖLGESİNDE

6 BİR YÜZÜK KADERİ DEĞİŞTİREBİLİRMİ?

✩‏𖦹♪ Rn

Suay odaya tekrar girdiğinde yatağın üzerine bırakılmış beyaz bir elbise gördü.
Yanında beyaz, ince topuklu ayakkabılar.
Beyaz.
Temizliğin, saflığın rengi.
Ama onun içi bugün hiç temiz değildi.
Gitmek istemiyordu.
Gurur’la evlenmek istemiyordu.
Ama mecburdu.
Karadeniz’de kopan fırtınalar bazen denizi değil, insanın kaderini savururdu.
Bugün kopan fırtına onlar içindi.
Saat hızla yaklaşıyordu.
Elbiseyi eline aldı. Kumaş yumuşaktı. Üzerine giydi.
Topukluları ayağına geçirdi.
Aynanın karşısına geçti.
Yüzündeki makyajı bir anda sildi.
“Yapmayacağım.” dedi fısıltıyla.
Özenmeyecekti.
Süslenmeyecekti.
İstemiyordu.
Ama Samet Bey’in sabahki sözleri zihninde yankılandı:
“Zorla evlendirildiğinizi belli etmeyeceksiniz.”
Gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra makyaj çantasını yeniden açtı.
Yavaşça, istemeye istemeye…
Kendini hazırlamaya başladı.
Saçlarını düzeltti. Omuzlarına bıraktı.
Yüzüne hafif bir ifade yerleştirdi. Ne mutlu, ne yıkılmış.
Sadece… güçlü.
Yatağın kenarına oturdu.
Telefonunu eline aldı.
Alya’dan onlarca mesaj.
“İyi misin?”
“Bir şey yaz.”
“Suay korkuyorum.”
Parmakları titredi.
Anlatacağım. yazdı sadece.
Gönderdi.
Telefonu bıraktı.
En azından güvende olduğunu bilsin istemişti.
Kapı tıklamadan açıldı.
Gurur Deniz içeri girdi.
Üzerinde beyaz bir gömlek, keten pantolon vardı. Sade ama ağır duruyordu.
Bir an durdu.
Suay’a baktı.
Birkaç saniye…
Sessizlik.
Karadeniz’in dalgaları uzakta kıyıya vururken, odanın içinde başka bir fırtına vardı.
Gurur’un bakışı bir an yumuşadı mı, yoksa Suay mı öyle sandı bilmiyordu.
“Hazır mısın?” dedi Gurur.
Sesi düz.
Ama içinde bir ağırlık vardı.
Suay başıyla onayladı. Konuşacak gücü yoktu.
Ayağa kalktı.
Gurur birkaç adım yaklaştı.
Yüzüne dikkatlice baktı.
“Yüzünü biraz toparlasan iyi olacak. Dışarıda birileri var.”
Suay zorla gülümsemeye çalıştı.
Dudakları kıpırdadı ama gözleri eşlik etmedi.
Sonra Gurur elini uzattı.
İfadesizdi.
Suay o ele baktı.
Bu el… birazdan hayatını değiştirecekti.
“Hadi.” dedi Gurur, soluk bir sesle.
Suay elini uzattı.
Parmakları soğuktu.
El ele yürümeye başladılar.
Koridor boyunca adımlarının sesi yankılandı.
Her adım, geri dönüşü olmayan bir karara yaklaşıyordu.
Salonun kapısı açıldığında içerideki kalabalık uğultusu duyuldu.
Fısıltılar.
Meraklı bakışlar.
Gülüşmeler.
Onlar el eleydiler.
Ama gönülleri yan yana değildi.
Karadeniz’de bugün rüzgâr sert esiyordu.
Ve o salonda atılacak yüzükler…
Bir aşkın değil, bir mecburiyetin sembolüydü.Salon kalabalıktı.
Köyün neredeyse yarısı gelmişti. Fısıltılar, bakışlar, merak dolu gözler…
“Ne güzel yakışmışlar.”
“Alazkıranlar yine görkemli yapmış.”
Ama kimse gerçeği bilmiyordu.
Suay ve Gurur yan yana durdu.
El ele.
Ama aralarında görünmez bir duvar vardı.
Yüzükleri getirdiler.
Kırmızı kurdeleli tepsi ışıkta parlıyordu.
Samet Bey’in bakışı sertti.
“Dimdik durun.” der gibiydi.
Gurur yüzüğü eline aldı.
Hiç duraksamadı.
Hiç bakış kaçırmadı.
Suay’ın parmağına yüzüğü geçirdi.
Salon alkışladı.
Suay da aynı şekilde yüzüğü aldı.
Ne eli titredi.
Ne gözleri doldu.
Gurur’un parmağına yüzüğü taktı.
O an…
Bir söz verilmedi.
Bir sevgi bakışı yaşanmadı.
Sadece bir anlaşma mühürlendi.
Alkışlar yükseldi.
Kadınlar zılgıt çekti.
Birileri “Allah mesut etsin!” diye bağırdı.
Karadeniz’in sert rüzgârı dışarıda camları titretti.
Sanki doğa bile bu sessiz evliliğe şahitlik ediyordu.
Gurur hafifçe Suay’a döndü.
Göz göze geldiler.
İkisi de ifadesizdi.
Ama içlerinde kopan fırtınaları bitek kendileri biliyodu.