4. bölüm · ALAZIN GÖLGESİNDE
1 TESLİM
Gurur’u tanımıyordum.
Adını bile ilk kez o gün duydum.
“Yarın seni almaya gelecekler.” dediler.
Bu kadar sakince söylediler ki, sanki beni bir yere tatile gönderiyorlarmış gibi.
Yarın.
Bir insanın hayatı bir kelimeyle değişebilir mi?
Benimki değişti.
Alazkıranların adamları kapımdaydı. İçeri girmediler. Sadece haber verdiler.
Bir gün.
Bana sadece bir gün verdiler.
İstemediğimi söyledim.
Sesim titremedi. Ağlamadım o an. Güçlü durdum.
Ama kapı kapandıktan sonra…
Dizlerim çözüldü.
Gece boyunca ağladım. Sessiz sessiz.
Çünkü İstanbul’da ağlamak bile dikkat çeker.
evimin salonunda oturdum.
Duvarlara baktım.
Abimin fotoğrafına baktım.
“Ben gitmek istemiyorum.” dedim.
Cevap vermedi.Valiz hazırlamak…
İnsanın kendi hayatını birkaç parçaya sığdırmaya çalışması demekmiş.
Küçük bir sırt çantası çıkardım dolaptan.
Birkaç kıyafet.
İç çamaşırları.
Bakım malzemeleri.
Makyaj çantam.
Bir de kitap.
Ne zaman okuyacağımı bilmeden.
Yanıma aldığım üç beş parça kıyafetin yetmeyeceğini biliyordum.
Ama beynim başka şeylerle doluydu.
Ben nereye gidiyordum?
Kime gidiyordum?
Nasıl bir adamdı bu Gurur Deniz Alazkıran?Ben onun yüzünü bile bilmiyordum.
Yandan takmalı çantamı da hazırladım.
İçine değerli birkaç şey koydum.
Abimin kolyesi.
Bir fotoğraf.
Ve kimsenin bilmediği küçük bir not defteri.
Ben evlenmek istemiyordum.
Ama istememek yetmiyormuş.
O gece uyumadım.
Perçemlerim gözlerime düştü, sürekli sildim.
Ağladıkça yanaklarım yandı.
Sabaha karşı aynaya baktım.
Çillerim daha belirgindi sanki.
Kendime yabancı görünüyordum.
Yarın…
Beni almaya gelecekler.
Ve ben bir daha bu evden, bu şehirden, bu hayattan aynı Suay olarak çıkamayacağım Sabah oldu.
Güneş doğmuştu ama içimde gece bitmemişti.
Evi son kez dolaştım.
Mutfak tezgâhına dokundum.
Salonun ortasında bir an durdum.
Perdeleri kapattım.
Sanki ışık girmezse zaman da girmezmiş gibi.
Kapıyı kilitlemeden önce iki kez kontrol ettim.
Sonra bir kez daha.
Güvenlik kamerasını açtım, alarmı kurdum.
Her şey yerli yerindeydi.
Ama ben yerimde değildim.Asansöre binerken kalbim göğsüme sığmıyordu.
20. kattan aşağı inerken her kat bir vedaydı sanki.
Bahçeye çıktım.
Beyaz Mini Cooper’ım oradaydı.
Sabah güneşinde pırıl pırıl duruyordu.
Anahtarı elimde çevirdim.
Kaputuna dokundum.
“Merak etme,” dedim fısıltıyla.
“Geri geleceğim.”
Çünkü bu bir son değildi.
Sadece… biraz ayrılıktı.
Evimi, arabamı bırakıyordum.
Ama en çok özgürlüğümü bırakıyordum.
Ve Alya.Boğazım düğümlendi.
Alya’ya dün gece mesaj atmıştım.
“Gidiyorum.” demiştim sadece.
O aramıştı.
Açamadım.
Ne diyecektim?
“Zorla evlendiriliyorum.” mu?
Alya benim İstanbul’daki tek ailemdi.
Abimden sonra en çok onun omzunda ağlamıştım.
Beni makyajsız, ağlamaktan şişmiş gözlerle de seviyordu.
Ona sarılamadan gidiyordum.
Bu, evime veda etmekten daha ağırdı.
Kapının önünde siyah camlı araç duruyordu.
Alazkıranların adamları.
Beni almaya gelmişlerdi.Derin bir nefes aldım.
Perçemlerimi kulağımın arkasına attım.
Çantam omzumdaydı.
Arabama son kez baktım.
Ben sadece bir şehri bırakmıyordum.
Ben kendimi bırakıyordum.
Adımlarımı araca doğru attım.
Ve ilk kez, gerçekten korktum.Arabanın kapısını onlar açtı.
Takım elbiseleri kusursuzdu.
Siyah.
Kırışıksız.
Duygusuz.
Beni göz hizasında bile incelemediler. Sanki bir insan değil de teslim alınacak bir emanetmişim gibi davrandılar.
“Hazır mısınız?” dediler.
Hazır değildim.
Ama başımı salladım.
İstanbul arkamda akıp gitti.
Köprüden geçerken Boğaz’a baktım.
Bir zamanlar özgürce yürüdüğüm sahiller, kahve içtiğim yerler, Alya’yla sabahladığımız geceler… hepsi bir camın arkasında kaldı.Havalimanına vardığımızda kalbim hızlandı.
Bu gerçekten oluyordu.
Biletimi onlar taşıdı.
Kimliğimi onlar uzattı.
Ben sadece yürüdüm.
Topuklularım zeminde yankılandı.
Her adımım, “geri dönüş yok” diyordu.
Uçağa binerken bir an durdum.
Kapının eşiğinde.
Belki biri arar.
Belki bir şey olur.
Belki “iptal” derler.
Kimse aramadı.Cam kenarına oturdum.
Çantamı dizlerimin üstüne koydum.
Uçak havalandığında midem düğümlendi.
İstanbul küçüldü.
Binalar, yollar, hayatım… küçüldü.
Ben büyüyen bir korkunun içinde kaldım.
Gurur Deniz Alazkıran.
Onun adını içimden tekrar ettim.
Yüzünü bilmiyorum.
Sesini bilmiyorum.
Nasıl biri bilmiyorum.
Ama hayatımı paylaşacağım adam o.
Mecburen
