ALAZIN GÖLGESİNDE kitap kapağı

21. bölüm / 30

ALAZIN GÖLGESİNDE

18 SESSİZCE YANIMDA

Vaveyla Yazarı: ✩‏𖦹♪ Rn

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 18 SESSİZCE YANIMDA

Sabah olmuştu gözlerimi araladığımda Gurur hala aynı pozisyonda elimin üzerinde yatıyordu.Benim uyandığımı anlamış olmalıydıki hemen başını kaldırdı."Günaydın" "iyimisin" dedi " Günaydın iyiyim" desemde pek iyi değildim ama geceye göre daha iyiydim
Gurur ayağa kalktı ve o sırada kapı çaldı Doktor bey gelmişti "Günaydın Suay Hanım nasıl hissediyorsunuz?"
"Geceye göre daha iyi"
Son kez sargınızı kontrol edip dezenfektanlayacağım sonrasında taburcu olabilirsiniz ama bir şartla"
"Ne şartı?" Dedi Gurur
"Kendini yormamalısın ayrıca oturduğun zamanlarda kafanı bir yere yasla dinlenmesi gerekir birde mide bulantısı vb. durumlar fazla olursa gel"
Doktor çıktıktan sonra oda tekrar sessizleşti.
Bir süre ikimiz de konuşmadık. Gurur pencereye doğru bakıyordu. Ben ise hâlâ yatağın içinde yarı oturur halde duruyordum.
Başım hafif ağrıyodu ama artık dayanılmaz değildi.
Gurur derin bir nefes aldı, sonra bana döndü.
“Hazırlanalım.” dedi sakin bir sesle.
Ben cevap vermedim, sadece başımı çok hafif salladım.
Gurur yatağın yanındaki küçük dolaba gitti. Dün gece aceleyle bırakılmış birkaç eşya vardı orada. Çantamı aldı, içindekileri kontrol etti. Telefonumu, küçük eşyalarımı dikkatlice çantaya koydu.
Sonra tekrar yanıma geldi.
“Yavaşça oturman gerek.” dedi.
Zaten yarı oturur durumdaydım ama yine de sırtımı desteklemek için arkamdan elini koydu.
“Hazır mısın?” diye sordu.
Başımı hafifçe salladım.
Kollarıyla sırtımı destekleyerek beni biraz daha doğrulttu.
İstemeden küçük bir inleme çıktı ağzımdan.
Gurur hemen durdu.
“ yavaş.” dedi.
Sesi yine o dikkatli tonundaydı.
Bir süre bekledik.
Sonra gözüm yere kaydı.
Topuklu botlarım.
Dün gece aceleyle çıkarılmış, yatağın yanında duruyorlardı.
Gurur da onları fark etti.
Eğildi. Ayakkabıları eline aldı. Sonra tekrar doğrulup yatağın kenarına oturdu.
Bir an bana baktı.
Sonra hiçbir şey söylemeden ayaklarımı çok dikkatli bir şekilde yatağın kenarına çekti.
Bacaklarım hâlâ titriyordu.
Topukluları yavaşça ayağıma geçirdi.
Fermuarlarını çekerken parmakları çok dikkatliydi. Sanki en ufak bir hareketimde canım daha çok yanacakmış gibi davranıyordu.
Ben ise onu izliyordum.
Garip bir histi.
Normalde kimse benim ayakkabımı giydirmezdi.
Ama şimdi…
O yapıyordu.
Ayakkabıları giydirince başını kaldırdı.
“Şimdi ayağa kalkmayı deneyeceğiz.” dedi.
Sesinde yine o temkinli ton vardı.
Ben de denemek istiyordum.
Yatağın kenarına doğru biraz daha kaydım.
Ayaklarım yere değdi.
Soğuk zemini hissettim.
Pantolonum botlarımı kapatıyodu sadece sivri ucu görünüyodu.
Gurur hemen yanımda durdu ama bana dokunmadı. Sadece hazır bekliyordu.
Derin bir nefes aldım.
Sonra yavaşça ayağa kalktım.
İlk saniye her şey normaldi.
Ama bir anda…
Başım döndü.
Denge kayboldu.
Nereye tutunacağımı bilemedim.
Ve istemeden…
Başım Gurur’un omzuna yaslandı.
Her şey bir anda olmuştu.
Bir saniye öyle kaldım.
Sonra ne yaptığımı fark ettim.
Hemen başımı kaldırmaya çalıştım.
“Pardon…” dedim aceleyle.
Ama…
Kaldıramadım.
Vücudum sanki gücünü kaybetmişti.
Gurur o an hareket etti.
Kollarını yavaşça omuzlarıma doladı.
Ama sıkıca değil.
Daha çok düşmemem için.
Bir eli sırtımdaydı.
Diğeri kolumun etrafında.
Ben hâlâ onun omzuna yaslı duruyordum.
Bir saniye… iki saniye…
Hiçbirimiz konuşmadık.
Kalbimin atışını duyabiliyordum.
Utançla tekrar fısıldadım.
“İyiyim… kaldırabilirim…”
Ama Gurur kımıldamadı.
Sadece çok sakin bir sesle,
“Dur.” dedi.
Başını çok hafif eğdi.
“Başın dönüyor.”
Haklıydı.
Gerçekten dönüyordu.
Bir süre daha öyle kaldık.
Ben istemeden ona yaslanmıştım.
O ise kollarını çekmemişti.
Yavaşça doğrulmaya çalıştım.
Ama hâlâ kolları omuzlarımdaydı.
Sanki bırakmaya pek niyeti yok gibiydi.
Birkaç saniye sonra başımdaki dönme biraz azaldı.
Gözlerimi açtım.
Hâlâ Gurur’un kollarının arasındaydım.
Ama artık ona yaslanmıyordum, kendi dengemi bulmaya çalışıyordum.
Yavaşça doğruldum.
Gurur kollarını hemen çekmedi.
Sanki gerçekten dengemi bulduğuma emin olmak istiyordu.
Bir an göz göze geldik.
Ben bakışlarımı hemen kaçırdım.
“İyiyim…” dedim sessizce.
Ama sesim pek inandırıcı değildi sanırım.
Gurur birkaç saniye yüzümü inceledi.
Sonra kollarını yavaşça çekti.
“Yürüyebilecek misin?” diye sordu.
Soruyu sorarken bile sanki cevabı biliyor gibiydi.
“Sanırım.” dedim.
Gerçekten denemek istiyordum yatağın yanındaki küçük boşluğa doğru bir adım attım.
Topuklu ayakkabılar zeminde tık diye bir ses çıkardı.
Ama ikinci adımı atacakken atamadım sanki ayağımla kafamda bi bağlantı varmış ve asla kımıldatmıyormuş gibi.
Yüzüm istemsizce buruştu.
Gurur hemen fark etti.
Bir şey söylemeden yanıma bir adım daha yaklaştı.
Ben tekrar yürümeyi denedim.
Ama vücudum sanki bana ait değildi.
Ayakta durmak bile zor geliyordu.
Gurur kaşlarını çattı.
Bir saniye beni izledi.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Böyle olmaz.” dedi.
Ne demek istediğini anlayamadan…
Bir anda kolumun altından elini geçirdi.
Diğer eli dizlerimin altına geldi.
Ve…
Beni yerden kaldırdı.
Refleksle omzuna tutundum.
“Gurur—”
Sözüm yarım kaldı.
“İndirebilirsin…” dedim hemen.
Sesim biraz panik gibiydi.
“Yürüyebilirim birşey olmaz.”
Ama o durmadı.
Beni kollarında tutmaya devam etti.
Başını çok hafif yana eğdi.
“Yürüyemiyorsun.” dedi sakin bir şekilde.
İtiraz etmek istedim.
Ama gerçekten yürüyemiyordum.
Sessiz kaldım.
Kollarım istemeden boynuna daha sıkı tutundu.
Yüzüm biraz kızarmıştı.
“Hastanedeyiz” dedim fısıltıyla.
Gurur kısa bir bakış attı bana.
Sonra çok düz bir sesle,
“Umurumda değil.” dedi.
Kapıya doğru yürümeye başladı.
Adımları sakindi.
Acele etmiyordu
İstemeden başımı göğsüne yasladım.
Kalbinin ritmini hissedebiliyordum.
Güçlü ve düzenli atıyordu.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Koridora çıktığımızda hastanenin sabah sessizliği vardı.
Uzaktan hemşire sesleri geliyordu.
Ama Gurur hiç yavaşlamadı.
Ben hâlâ onun kollarındaydım.
Bir an yukarı bakıp yüzüne baktım.
Çenesi gergindi.
Ama gözleri…
Dün geceki gibi yorgundu.
Ve o an içimden garip bir düşünce geçti.
Dün gece gerçekten hiç uyumamıştı kendimi çok suçlu hissediyodum Hastanenin koridorundan geçerken başımı biraz kaldırdım.
Etrafımızda birkaç kişi vardı.
Bir hemşire yanımızdan geçti, sonra dönüp tekrar baktı. Bir yaşlı adam bizi izledi. Bir kadın kaşlarını kaldırdı.
Yüzüm daha da ısındı.
Kollarım hâlâ Gurura sımsıkı sarılıydı
Sadece yürümeye devam etti.
Adımları sakindi. Dengeli. Sanırım beni taşımak onun için hiç zor değildi çünki onun yanında minicik kalıyordum ilk gördüğümdede heybetinden büyülenmiştim.
Hastanenin girişine yaklaştığımızda görevli bir adam bize doğru geldi.
Bizi birkaç saniye izledi.
Sonra nazik bir sesle,
“Beyefendi isterseniz tekerlekli sandalye getirebilirim.” dedi.
Ben hemen Gurur’a baktım.
İndirecek sandım.
Ama Gurur durdu.
Adama baktı.
Sonra bana kısa bir bakış attı.
Ve hiç düşünmeden,
“Ne gerek var.” dedi.
Adam yine de kibarca,
“Yine de daha rahat olur diye düşündüm—” diyecekti ki,
Gurur sözünü tamamladı.
Sonra gayet sakin bir şekilde,
“Ben taşırım karımı.” dedi.
O an…
Kalbim sanki bir saniyeliğine durdu.
Ne dediğini anlamam birkaç saniye sürdü.
Karımı.
Yüzüm bir anda alev gibi yandı.
Gözlerim büyüdü.
Gurur’a baktım.
Ama o sanki çok normal bir şey söylemiş gibi yürümeye devam ediyordu.
Ben ise hâlâ ne yapacağımı bilmiyordum.
“Gurur…” diye fısıldadım.
Sesim utançtan küçücük çıkmıştı.
Ama o cevap vermedi.
Sadece beni biraz daha dengeli tutmak için kollarını hafifçe sıkılaştırdı.
Başımı tekrar göğsüne yaslamak zorunda kaldım.
Kalbi hâlâ aynı ritimde atıyordu.
Ama benimki…
Tamamen karışmıştı.
Ve o an fark ettim
Gurur’un gerçekten
Hiç umurunda değildi nasıl bu kadar sakin kalabildiğini merak ediyordum çok garip bir adamdı birgün sanki hiç tanımıyomuş gibi soğuk birgün körkütük aşık gibiydi anlam veremiyodum.
Hastanenin kapısından çıktığımızda sabahın serinliği yüzüme çarptı.
Temiz hava biraz rahatlattı hâlâ Gurur’un kollarındaydım.
Araba girişin hemen önünde duruyordu.
Gurur arabaya doğru yürüdü.
Sonra kapının yanında durdu.
Yavaşça eğildi ve beni dikkatlice ayaklarımın üzerine indirdi.
Ama tam yere basar basmaz başım döndü.
Refleksle tekrar ona tutundum.
Gurur hemen kolumu yakaladı.
“Dikkat.” dedi.
Sesi bu sefer biraz daha sert çıkmıştı.
Sanki gerçekten korkmuş gibiydi.
Ben hâlâ onun koluna tutunuyordum.
Başım biraz öne düşmüştü.
“Bir saniye…” dedim.
Sonra yavaşça doğruldum.
Bu sefer dengeyi kaybetmedim.
Ama kolunu bırakmaya da pek cesaret edemedim.
Bir süre öyle durduk.
Sonra aklıma az önceki söz geldi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
Gurur arabanın kapısını açıyordu.
Sonra bana döndü.
Kaşları hafif çatılmıştı.
Bana birkaç saniye baktı.
Bir adım bana yaklaştı.
Kolumu tekrar tutup arabaya binmeme yardım etti.
Arabaya oturdum.
Gurur kapıyı kapattı.
Sonra arabanın önünden dolaşıp sürücü koltuğuna geçti.
Motoru çalıştırmadan önce bir an direksiyona baktı.
Ben ise camdan dışarı bakıyordum gelip geçen insanlara yeni hastaneye girenlere yada bizim gibi çıkanlara çok düşünen ve kafada kuran biriydim ve bu huyumdan gerçekten rahatsızdım şu anda o durumdaydım.Araba hareket ettiğinde başımı koltuğa yasladım.
Hastanenin binası yavaş yavaş arkamızda kalıyordu.
Camdan dışarı bakıyordum ama aslında hiçbir şey görmüyordum.
Her kalp atışımda kafamın içi sanki biraz daha sızlıyordu.
Derin bir nefes aldım.
Sessiz kalmaya çalışıyordum.
Gurur’un sürüşü sakindi.
Arada bir göz ucuyla bana baktığını hissediyordum ama ona dönmedim.
Bir süre sonra acı biraz daha arttı.
Gözlerim dolmaya başladı.
Ama ağlamamalıydım.
Onun yanında sürekli ağlayan biri gibi görünmek istemiyordum.
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Olmadı.
Gözlerim iyice doldu.
Bir damla yanağıma süzülecekti ki…
Hemen iki elimi yüzüme götürdüm.
Avuç içlerimle gözlerimi kapattım.
Sanki böyle yaparsam kimse görmeyecekmiş gibi.başına bela bir drama queen olduğumu düşünüyodum ama elimde değildi çok sızlıyodu bu gerçekleri sesli dile getirme gereksinimi duydum
Sessiz ağlamaya çalışıyordum.
Ama nefesim düzensizleşmişti.
Burnumdan kısa kısa nefesler çıkıyordu.
Gurur birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Arabanın içi sessizdi.
Sonra direksiyonun sesi hafifçe değişti.
Araba yavaşladı.
Kalbim sıkıştı.
"Hayır" diye geçirdim içimden
Fark etmesin diye yüzümü daha da kapattım.
Ama birkaç saniye sonra araba tamamen durdu.
Motor çalışıyordu ama hareket etmiyorduk.
Ellerimi yüzümden çekmedim.
Bir şey söylemesini bekliyordum.
Ama Gurur konuşmadı.
Sadece birkaç saniye geçti.
Sonra çok sakin ama ciddi bir ses duydum.
“Suay.”
Cevap vermedim.
Ellerim hâlâ gözlerimin üzerindeydi.
Sanki böyle yaparsam gerçekten görmeyecekmiş gibi.
Ama o tekrar konuştu.
Bu sefer sesi biraz daha yakındı.
“Ellerini indir.”
Başımı hafifçe yana salladım.
İndirmek istemiyordum.
Utançtan içim sıkışıyordu.
Ama birkaç saniye sonra…
Elini bileğime değdirirken hissettim.
Yavaşça tuttu zorlamadı ama kararlıydı ellerimi yüzümden çekti.
Direnmedim.
Gözlerim kıpkırmızıydı.
Yaşlar hâlâ akıyordu.
Başımı hemen yana çevirdim.
“Boşver” dedim kısık bir sesle.
Sesim titriyordu.
Gurur birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra çok yavaş bir şekilde,
“Niye?” dedi.
Cevap veremedim.
Sadece dudaklarımı ısırdım.
Bir hıçkırık daha kaçtı.
Gurur derin bir nefes aldı.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
“Acıyor.”
Soru gibi değildi.
Biliyordu.
Başımı çok hafif salladım.
Bir damla daha düştü.
“Çok mu?” dedi.
Bu sefer gözlerimi kapattım.
Ve fısıldar gibi söyledim.
“Çok…”
"Gurur"
"Hı?"
"Özür dilerim elimde değil"
"Anlamadım?"
"Geceden beri sürekli ağlayıp başına bela olduğum için ama gerçekten elimde değil fazla sızlıyor"
"Asıl şimdi özür dilemelisin" dedi
"Neden?"
"Böyle düşündüğün için"
Bu söz içimi rahatlatmıştı demekki rahatsız değildi
"Deme öyle istediğin kadar ağlayıp içini dökebilirsin saklama benden" dedi
Sonrasında hıçkırarak "Teşekkür ederim Gurur iyiki...Varsın" dedim
Arabanın içinde yine sessizlik oldu.
Ama bu sefer farklıydı.
Sanki o da bir şey söylemek istiyodu ama kendini tutuyordu.
“Biraz daha sabret.”
Kısa bir duraksama oldu.
Sonra ekledi.
“Az kaldı.”
Neyseki konağa varmıştık yağmur yavaş yavaş yağmaya başlamıştı bile Gurur hızla inip benim olduğum tarafa geldi ve kapıyı açtı birlikte yürüdük yürüyecek gücü bulmuştum asla sızlanmamaya karar verdim her ne kadar rahatsız olmasada rahatsız ettiğimi düşünüyordum. Konağın kapısından içeri girdiğimizde salonun içi sıcacıktı.
Masada kahvaltı hazırlanmıştı.
Ekmek kokusu, çayın buharı, tabakların hafif sesi…
Her şey o kadar normal görünüyordu ki.
Ama ben hiç normal değildim.
Başımı kaldırdığım anda masadaki herkes bize baktı
Samet Bey "Hoşgeldiniz" "geçmiş olsun kızım alacağız intikamımızı onlardan" dedi
Zeyenp Hanım kafasıyla onayladı "geçmiş olsun kızım" dedi Yüzünde hem korku hem şefkat vardı.
"Sağolun" dedim
Bana dikkatle baktı.
Sonra başını hafifçe eğip ciddi ama yumuşak bir sesle konuştu.
Daha sonra Deren "Geçmiş olsun canım…” dedi.
Sesi gerçekten üzgün çıkmıştı.
Ardından Zeyn Ata ve Semihte "Geçmiş olsun yenge" dedi.
Gülümsemeye çalıştım "teşekkür ederim" dedim
Gurur hiçbir şey söylemeden masadaki çorba kasesini aldı Önüme koydu yanyana oturuyorduk normalde hep babasının karşısındaki baş sandalyeye otururdu ama bu sefer Zeyn ile yer değişmişti.
kaşığı eline aldı.
Bir an ona baktım.
“Ben içerim…” dedim.
Ama o kaşığı zaten doldurmuştu bile.
“Sus.” dedi.
Ama sesi sert değildi.
Sadece kararlıydı.
Kimse görmeden alık bir bakış attım normalde tınlamam ama sus diyince biraz alınmıştım.
"Özür dilerim...ama başka türlü dinlemiyorsun" dedi
Kaşığı dudaklarıma yaklaştırdı.
Yavaşça içtim.
Masadaki herkes bizi izliyordu.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Semih hafifçe gülümsedi.
“Abimi ilk defa birine bu ladar dikkat ederken görüyorum.”
Zeyn de başını salladı.
“Cidden.”
Utançtan gözlerimi yere indirdim.
Gurur ise hiç tepki vermedi.
Sadece bir kaşık daha uzattı.
Kaşığı tutan eli hafifçe durdu.
Bana baktı.
“Acıyor mu?”
Gözlerim dolmaya başladı.
Ama herkesin ortasında ağlamak istemiyordum.
Bu yüzden hemen başımı eğdim.
Sessizce fısıldadım.
“Biraz…”
Masadaki sohbet tamamen kesildi.
Gurur kaşığı bıraktı.
Sonra hiç düşünmeden elini masanın altında elime koydu.
Parmakları parmaklarımı kavradı.
Sıkıca.
Kimse görmesin diye masanın altında kalmıştı.
Ama o dokunuş… Şoka girebilirdim ne ara bu kadar yakın olmuştuk iyi hissettirmek için yapıyodu sanırım yakın felan değildik ama buradaki tek güvenim o'ydu
Gurur'du.🌊
Salonun havası kahvaltıdan sonra garip bir şekilde ağırlaşmıştı. Masadaki tabaklar toplanmış, çay bardaklarının buharı çoktan kaybolmuştu ama kimse dağılmamıştı. Hepimiz salondaki koltuklara geçmiş, sessizce oturuyorduk.
Ben, Gurur’un yanında oturuyordum.
Aramızda neredeyse bir karış mesafe vardı ama yine de yan yana olmak tuhaf bir his veriyordu. Birkaç saat önce hastane yatağında gözümü açtığımda gördüğüm ilk kişi oydu… şimdi ise aynı odada, aynı planın içinde oturuyorduk.
Samet bey ağır adımlarla salonun ortasında durdu. Elleri arkasında kenetlenmişti. Yüzündeki ifade ciddi, hatta sertti.
“Artık konuşmamız gerekiyor,” dedi.
Herkes ona döndü.
Zeyn koltuğun kenarına doğru eğildi. Semih tekli koltukta oturmuş, dirseklerini dizlerine koymuş bekliyordu. Zeynep hanım ise sessizce Samet beyi izliyordu.
Samet derin bir nefes aldı.
“Lara bu şehirde kalamaz.”
Odada kısa bir sessizlik oldu.
“Onu Rize’den göndereceğim,” diye devam etti. “En kısa zamanda. Sessizce… dikkat çekmeden.”
Semih kaşlarını çattı.
“Kaçmasına izin mi vereceğiz yani baba?”
Samet başını iki yana salladı.
“Kaçmak değil bu. Onu buradan uzaklaştırıyoruz. Ama mesele sadece Lara değil.”
Sesi biraz daha sertleşti.
“Sancaktarlar…”
Bu kelime odanın içine ağır bir taş gibi düştü.
Samet Bey başını salladı.
“Evet. Ve artık bunun karşılığı olacak.”
Ben konuşmaları dinlerken farkında olmadan Gurur’a doğru biraz döndüm. O ise dirseklerini dizlerine koymuş, ellerini birbirine kenetlemiş şekilde Samet’i dinliyordu. Çenesi sertleşmişti.
Sonra ilk defa konuştu.
“Sadece gözdağı yetmez,” dedi sakin ama net bir sesle.
“Onlar bununla durmaz.”
Samet ona baktı.
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Semih araya girdi.
“Peki plan ne baba?”
Samet yavaşça yürüyüp koltuğun arkasına dayandı.
“Lara gidecek. O mesele kapanacak.” dedi ve kısa bir durakladı.
O sırada midemde hafif bir bulantı yükseldi. Elimi fark etmeden karnıma götürdüm.
Gurur bunu fark etti.
Hiç konuşmadan, sadece kısa bir bakış attı.
“İyimisin?” diye sordu alçak bir sesle.
Başımı hafifçe salladım.
“İyiyim.”
Semih o anda bize baktı. Bakışı kısa ama dikkatliydi.
Sonra tekrar Samet’e döndü.
"Ne zaman"
Samet cevap verdi.
“Acele yok. Ama bu iş yarım kalmayacak.”
Samet son olarak Gurur’a baktı.
“Sen ne diyorsun?”
Gurur birkaç saniye sustu.
Sonra arkasına yaslandı.
“Lara'yı gönderebiliriz ama Sancaktarkara yapabileceğimiz pek birşey yok bu topraklara girmedikleri ve polise yakalanmadıkları sürece hiç birşey yapamayız.Bizim korumamız lazım Suayı yanlız bırakmayacağım” dedi.
“Haklısın.”
Sesi sakindi
“Bu konu burada kalacak,” dedi.
“Kimseye tek kelime yok.”
Salonda yine sessizlik oldu.
Ve ben farkında olmadan yanımdaki Gurur’a kısa bir bakış attım.
O da tam o sırada bana bakıyordu.
Ama hiçbirimiz bir şey söylemedik.Ciddi duruyordu.Bu konuşmalardan sonra salonda tekrar kısa bir sessizlik oldu. Herkes bir süre düşünceli görünüyordu.
Sonra Samet başını bana doğru çevirdi.
“Suay kızım,” dedi daha yumuşak bir sesle.
“Bir şeyi netleştirelim. O gün tam olarak ne oldu?”
Bir anda herkesin bakışları bana döndü.
Boğazım kuruduğunu hissettim.
Gurur yanımda hafifçe kıpırdadı ama hiçbir şey söylemedi. Sadece dinliyordu.
Bir an durdum. O gün Larayı dinleme gibi bi salaklık yaptığımı düşünmek bile midemi tekrar sıkıştırıyordu.
“Telefon çaldı.”
Semih hafifçe öne eğildi.
“Lara mı aradı?”
Başımı iki yana salladım.
“Bilmiyordum… o olduğunu.”
Samet dikkatle dinliyordu.
“Numara kayıtlı değildi.açtım.”
Zeyn kaşlarını çattı.
“Ne dedi?”
Derin bir nefes aldım.
“Önce… normal konuştu.” dedim.
“Sonra sesini tanıdım.”
Zeynep hanım sessizce beni izliyordu.
“Benimle konuşma şekli değişti.”
Semih hemen sordu.
“Nasıl yani?”
Başımı hafifçe kaldırdım.
“Adımı söyledi.”
O an salonda yine kısa bir sessizlik oldu.
“Suay,” dedi.
Kendi sesimi taklit eder gibi tekrar ettim.
“‘Suay, yalnız mısın?’ diye sordu.”
Gurur’un yanımda hafifçe gerildiğini hissettim ama hiçbir şey söylemedi.
Samet sakin bir sesle sordu:
“Sen ne dedin?”
“Hiçbir şey anlamadım önce sonra buluşmak istediğini söyledi"
Samet Bey dikkatle dinliyordu.
“Konuşmak istediğini söyledi. Önemli bir şey var dedi.”
Gurur o anda ilk defa konuştu.
“Ve sende gittin.”
Sesi sert değildi ama içinde bastırılmış bir şey vardı.
Başımı yere indirdim.
“Evet.”
Bir an sessizlik oldu.
“Gitmemeliydim seni dinleyip konaktan çıkmamalıydım: dedim çok alçak bir sesle.
"Bencede"
Suçlu ve alınmış bir ifadeyle gurura baktıö
Samet hemen başını iki yana salladı.
“Hayır kızım.”
Sesi sakindi.
“Bunu senin hatan gibi düşünme.”
Zeyn de araya girdi.
“Evet… o seni kandırmış.”
"Gurur sende hemen üste çıkmaya çalışma" dedi
Ben ellerime baktım.
Samet tekrar konuştu.
“Oraya gittiğinde yalnız mıydı?”
Başımı kaldırdım.
“Hayır baya bi gittik bilmiyordum bu köyden çıktık ve Sancaktar yazılı bir tabela gördüm ozaman anladım zaten köyün çıkışı çok yakındı. Ve 2 araba vardı bir anda adam arkamdan gelip ellerimi ve ağzımı bağladı hatta... biri abimin katili olan adamdı çok iyi hatırlıyorum."
Samet bey bir anda
"Şeyh" diye mırıldandı ağzının içinden. Şeyh isimli adamdı demekki abimi öldüren kişi.hala aklımdan çıkmıyordu o an gözümün önünde acımasızca vurması... ama bunları düşünmemeliydim konuya odaklanmalıydım.
Kimse hemen bir şey söylemedi.
Sanki herkes anlattıklarımı kafasında yeniden kuruyordu.
Samet bey ağır bir nefes verdi.
“Demek böyle oldu…” dedi.
Sesi düşündüğümden daha sakindi ama yüzündeki ifade sertti.
Zeynep hanım bana bakıyordu. Gözlerinde hem endişe hem de şefkat vardı.
Ben ise ellerime bakıyordum.
Tam o sırada Semih birden doğruldu.
“Yani bir dakika,” dedi.
Herkes ona baktı.
Semih bana döndü.
“Sen arabadan atlayıp ormana mı kaçtın?”
Başımı hafifçe salladım.
“Evet…”
Semih birkaç saniye bana baktı.
Sonra başını iki yana salladı ve hafifçe gülümsedi.
“Valla yenge…” dedi.
Salonda bir anda küçük bir hareket oldu.
“Baya iyi kaçmışsın.”
Zeyn hafifçe güldü.
Zeynep hanım da istemsizce gülümsedi.
Hatta Samet bey bile dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşturdu.
Ben ne diyeceğimi bilemedim.
Başımı biraz eğdim.
“Başka çarem yoktu…”
Semih hemen başını salladı.
“iyi yapmışsın.”
Sonra Gurur’a baktı.
“Bir de bizimki bulmuş seni.”
Gurur o ana kadar sessizdi.
Kollarını göğsünde bağlamış, biraz öne eğilmiş şekilde oturuyordu.
Semih kaşlarını kaldırdı.
“Sen nasıl buldun?”
Gurur kısa bir nefes verdi.
“Sizin aradığınız yerlere değil daha farklı yönlere baktım buldum işte oğluö.”
Herkes ona döndü.
“Yerde Suay'ın kolyesini görmüştüm zaten” diye devam etti.
Sesi sakindi.
“o an anladım.”
Ben başımı kaldırıp ona baktım.
“
“Ben de aracı bırakıp peşinden girdim.”
Zeyn sordu:
“İyi ki sen bulmuşsun.”
Zeynep hanım iç çekti.
“Allah korumuş kızımı.”
O hiç buralı Alazkıranlardan biri gibi değildi sakin merhametliydi.
Ortamın gerginliği gerçekten biraz dağılmıştı.
Ben farkında olmadan Gurur’a baktım.
O da o anda bana baktı.
Ama yine hiçbirimiz bir şey söylemedik.
Samet bey hâlâ düşünceli görünüyordu.
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra ağır bir şekilde koltuğuna yaslandı ve bakışlarını bana çevirdi.
“Suay kızım,” dedi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Burada olduğun sürece sana kimse bir şey yapamaz.”
Sesi sakindi ama çok kararlıydı.
“Alazkıran topraklarından çıkmadığın sürece hiç kimse sana dokunamaz.”
Bu sözleri söyleyiş şekli öyle netti ki kimse araya girmedi.
Ben birkaç saniye düşündüm.
Sonra yavaşça konuştum.
“Ben zaten… bir daha çıkmayıda düşünmüyorum.”diyip minikçe gülümsedim.
Salondaki herkes ona baktı.
“Bu konaktan yanında biri olmadan ve kimseye haber vermeden çıkmak yok.”
Bakışları bana dönmüştü.
“Tek başına dışarı çıkmak yok.”
Zeynep hanım hemen araya girdi.
“Samet…”
Ama Samet elini hafifçe kaldırdı.
“Kızımızı koruyoruz.”
Sonra tekrar bana baktı.
“Bu bir yasak değil kızım,” dedi daha yumuşak bir sesle.
“Bu bir önlem.”
Ben başımı hafifçe salladım.
İstemesemde mecburdum.
Gerçekten anlıyordum.
Tekrar aynı şeyi yaşamak istemiyordum.
Semih koltuğunda doğruldu.
“Zaten yalnız bırakmayız.”
Zeyn de başını salladı.
“Evet.”
Sonra Semih bana bakıp hafifçe gülümsedi.
“En kötü ben gelirim.”
Zeyn hemen omzuna vurdu.
“Sen daha kendini zor koruyorsun.”
Semih homurdandı.
“Çok komiksin."
Gurur o ana kadar sessizdi.
Ama bir anda konuştu.
“Zaten yalnız çıkamaz.”
Herkes ona baktı.
Gurur’un sesi sakindi ama kesin bir ton vardı.
Semih kaşını kaldırdı.
“Neden?”
Gurur bana kısa bir bakış attı.
“Bu halde yürümekte bile zorlanıyor.”
Ben hemen başımı biraz eğdim.
Haklıydı.
Samet başını salladı.
“Doğru.”
Sonra tekrar bana döndü.
“Bir süre dinleneceksin.”
Zeynep hanım da yumuşak bir sesle ekledi.
“Yaraların iyileşsin biran önce inşallah.”
Ben sessizce başımı salladım.
Salondaki konuşma biraz yavaşlamıştı.Alıklığımı her nekadar belli etmemeye çalışsamda belliydi Damet Bey bunu farkedip"Kızım.. gerçekten güvenliğin için." dedi. Gözlerine bakıp başımı salladım.
Salondaki konuşmalar yavaş yavaş sakinleşmişti.
Herkes bir süre kendi düşüncelerine dalmış gibiydi.
Ben hâlâ koltuğun köşesinde oturuyordum. Başım biraz daha hafiflemişti ama ara ara hâlâ sızlıyordu.
Gurur bir süre sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes aldı.
Sonra hafifçe öne eğildi.
“Ben şirkete geçeceğim,” dedi.
Sesi sakindi ama kararlıydı.
Semih başını kaldırdı.
“Şimdi mi?”
Gurur başını salladı.
“Birkaç iş var. Bekletemem.”
Samet de ona baktı.
“Çok oyalanma.”
“Hıhı.”
Gurur ayağa kalktı.
Ben de istemsizce başımı kaldırıp ona baktım.
Sanki odanın dengesi değişmiş gibi hissettim.
Gurur birkaç saniye öylece durdu.
Sonra bakışları bana kaydı.
“İyi misin?” diye sordu yine.
Başımı hafifçe salladım.
“İyiyim.”
Tam o sırada Deren koltuğunda doğruldu.
Hiç konuşmamıştı nedense dalgın gibiydi.
“Ben Suay’la kalırım,” dedi.
Sesi doğal ve rahattı.
Gurur ona döndü.
“Zaten sana emanet edecektim.”
Deren hafifçe gülümsedi.
“Merak etme.”
Sonra bana baktı.
Gurur ise hâlâ ayakta duruyordu.
Ceketini düzeltti.
Sonra tekrar bana baktı.
“Birşey olursa hemen söyle,” dedi.
“Tamam.”
Bir an durdu.
Sanki söyleyecek başka bir şey arıyormuş gibiydi ama vazgeçti.
Sonra Deren’e döndü.
“Gözün üzerinde olsun.”
Deren hemen başını salladı.
“Merak etme abi.”
Semih araya girdi.
“Biz de buradayız abi zaten.”
Gurur kısa bir baş hareketi yaptı.
Sonra kapıya doğru yürümeye başladı.
Ben farkında olmadan arkasından bakıyordum.
Kapıya yaklaştığında bir an durdu.
Başını hafifçe çevirip tekrar salona baktı.
Gözleri kısa bir an benimkilerle buluştu.
Sonra hiçbir şey söylemeden kapıyı açtı ve dışarı çıktı.
Kapı kapandığında salonda kısa bir sessizlik oluştu.
Deren bir anda koltuğunda bana doğru döndü.
“Tamam,” dedi enerjik bir sesle.
“Şimdi odaya geçelim isteraen canım"
"Olur geçelim"
“Yavaş kalk canım,” dedi.
Kolumdan hafifçe tutarak ayağa kalkmama yardım etti.
Deren dikkatle yüzüme baktı.
“iyisin?”
“hıhı."
Koridora doğru yürümeye başladık.
Deren adımlarını benim hızımda atıyordu.
Merdivenlere geldiğimizde durdu.
“Yavaş çıkacağız,” dedi.
Başımı salladım.
Birlikte yavaş yavaş merdivenleri çıktık.
Üst kata ulaştığımızda Deren Gururla bizim odamızın kapısını açtı.
Deren beni yatağın kenarına oturttu.
“Şöyle otur canım.”
Ben de dikkatlice oturdum.
Başımı hafifçe duvara yasladım.
Deren karşımdaki koltuğa geçti.
Birkaç saniye bana baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Şimdi daha iyi görünüyorsun.”
“Sanırım.”
Deren başını hafifçe yana eğdi.
“Çok korktuk biliyor musun?”
Gözlerimi yere indirdim.
Bitaz sohbet ettik ben eski hayatımdan geçmişten bahsettim oda aynı şekilde küçüklüğünden sonrasında "canım ben lavaboya gidip geliyorum"dedi başımla onayladım.
Deren lavaboya gittiğinde odada kısa bir sessizlik kalmıştı.
Kapının kapanma sesi hâlâ kulaklarımdaydı.
Yatağın kenarında oturuyordum. Ellerim dizlerimin üzerindeydi. Başım artık eskisi kadar dönmüyordu ama hâlâ ağır gibiydi.
Nedensizce içimden bir şey geçti.
Çilekli süt…
İstanbul’dayken neredeyse her gün içerdim. Özellikle akşamları. Bazen marketten alır, bazen de kendim yapardım.
Ama burada…
Bunu istemek bile tuhaf geliyordu.
Gurur’a söylemeye utanıyordum.
“Saçma,” diye düşündüm kendi kendime.
“Çocuk muyum ben…”
Ama içimden de çıkmıyordu.
Telefonum yanımdaydı.
Bir süre ekrana baktım.
Arasam mı?
Aramasam mı?
Deren de odada değildi.
Kalbim biraz hızlı atıyordu sanki.
Sonra bir anda telefonu elime aldım.
Numarasını açtım.
Hiç düşünmeden aradım.
Telefon birkaç kez çaldı.
Sonra açıldı.
“Gurur.”
Sesi sakindi.
“Hmm.”
Bir an ne diyeceğimi unuttum.
“Şey…” dedim.
“Evet?”
Utandığımı hissediyordum.
“Senden bir şey isteyebilir miyim?”
“Tabii.”
Hiç düşünmeden söylemişti.
Bu da beni biraz daha rahatlatmıştı.
“Gelirken…” dedim yavaşça.
“Bir tane çilekli süt alabilir misin?”
Telefonun diğer ucunda bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra çok normal bir sesle konuştu.
“Alırım.”
İçimde tuhaf bir rahatlama oldu.
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Sonra sordu:
“Sen nasılsın?”
“Daha iyi.”
“Başın?”
“Daha iyi.”
Telefonun diğer ucunda kısa bir nefes sesi duydum.
“İyi.”
Sonra ekledi:
“Bir saate oradayım.”
Bir anda içimden geçen şeyi söyledim.
“Hızlı gel olur mu?”
Bunu der demez utandım.
Ama o anda telefonun diğer ucundan çok hafif bir kıkırtı geldi.
Gurur gülmüştü.
“Tabii,” dedi.
Ben de istemsizce hafifçe gülümsedim.
“Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Telefon kapandı.
Ekrana birkaç saniye baktım.
Sonra telefonu yavaşça yanımda bıraktım.
Tam o sırada kapı açıldı.
Deren içeri girdi.
“Elimi yüzümü yıkadım da geldim,” dedi.
Sonra bana baktı.
“Hoşgeldin” dedim ve gülümsedim
Deren gelip yatağın diğer tarafına oturdu.
“Başın nasıl?”
“Biraz daha iyi.”
Deren gülümsedi.
“İyi bari.”
Sonra koltuğa doğru uzandı ve yastığı aldı.
“Ben de biraz burada takılayım.”
Ben de hafifçe gülümsedim.
Deren gerçekten çok tatlı bir kızdı.
Onunla konuşmak insana iyi geliyordu.
Sonra biraz daha sohbet etmeye başladık.
İstanbul’dan, okuldan, buradaki hayattan…
Zaman nasıl geçti anlamadım.
Sohbeti gerçekten sarıyordu.
Ara sıra güldük.
Ara sıra sadece dinledik.
Ama benim aklım hala Gurur'daydı gelmesini bekliyordum.🌊

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18