ALAZIN GÖLGESİNDE kitap kapağı

20. bölüm / 30

ALAZIN GÖLGESİNDE

17 GİTME

Vaveyla Yazarı: ✩‏𖦹♪ Rn

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 17 GİTME

Hastaneye vardıklarında Gurur hızla arabadan indi. Kapıyı sertçe açtı ve Suay’ı tekrar kucağına aldı. Üzerindeki kan çok fazlaydı. Suay’ın saçları, yüzü, kıyafetleri… her yeri kandı.
Gurur’un elleri titriyordu.
Hastanenin kapısından içeri girer girmez titreyen ama sert bir sesle bağırdı.
“Sedye! Acil… çok kan kaybetti!”
Görevliler hemen harekete geçti. İki hemşire ve bir doktor hızla sedyeyi getirdi.Gurur Suayı dikkatlice bırakıp sedyeye yatırdı.
Gurur bir adım geri çekildi ama gözlerini Suay’dan ayıramıyordu.
Doktor hızlıca kontrol etti. Nabzına baktı, göz kapaklarını kaldırdı, başındaki yarayı inceledi.
“Ameliyatlık bir durum görünmüyor.” dedi kısa bir değerlendirmeden sonra.
Suay’ı hemen bir odaya götürdüler.
Gurur ise kapının önünde kaldı.
Koridorda öylece duruyordu. Gözleri kızarmıştı. Üzerindeki gömlek hâlâ kandı. Yağmurdan sırılsıklamdı ama bunların hiçbirini fark etmiyordu.
Sadece kapıya bakıyordu.
İçeride doktor Suay’ın dizlerindeki yaraları temizledi. Kanı dikkatlice sildi. Ardından pansuman yapıp beyaz bir bant yapıştırdı.
Sonra başındaki yaraya yöneldi
Saçlarının arasındaki kanı temizlediğinde yaranın derin olduğu belli oluyordu ama hayati bir tehlike yoktu. Saçlarını nazikçe ayırıp yarayı temizledi ve dikkatli bir şekilde pansuman yaptı.
Suay’ın hafif perçemleri ve kahkülleri sargının bir kısmını kapatıyordu ama beyaz bandaj yine de bariz şekilde görünüyordu.
Çok kan kaybetmişti.
Kan verilmesi gerekiyodu.
Doktor odadan çıktı.
Gurur hemen ayağa kalktı.
“Durumu nasıl?” dedi telaşla. “İyi mi?”
Doktor sakin bir sesle cevap verdi.
“Hayati bir durumu yok. Şu an iyi. Ama çok kan kaybetmiş. Bu gece burada kalması gerekiyor. İki saatte bir sargılarını kontrol edeceğiz.”
Gurur derin bir nefes aldı.
Başını hafifçe salladı.
“Peki… yanına gidebilir miyim?”
Doktor kısa bir an düşündü.
“Gidebilirsiniz. Ama yalnızca bir kişi.”
Gurur arkasını dönüp Semih ve diğerlerine baktı.
“Konakta olun.” dedi kısa bir şekilde.
Semih başını salladı. Diğerleriyle birlikte hastaneden ayrıldılar.
Gurur tekrar doktora döndü.
Tam o sırada doktor yeniden konuştu.
“Bir de kan gerekiyor. B Rh negatif.”
Gurur bir an durdu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Benimki de B Rh negatif.”
Doktor başını salladı.
“Güzel. O zaman hemen alalım.”
Gurur hiç düşünmeden kan verdi.
Kısa bir süre sonra doktorla birlikte tekrar odaya girdiler.
Suay hastane yatağında yatıyordu. Yüzü solgundu. Saçlarının arasındaki beyaz sargı hemen fark ediliyordu.
Gurur birkaç saniye boyunca sadece ona baktı.
Doktor serum hazırlarken Gurur’un yüzüne baktı.
“Eşiniz mi?” diye sordu.
Gurur kısa bir an durdu.
Sonra başını salladı.
“Hıhı.”
Doktor hafifçe gülümsedi.
“Karınızın elini tutabilirsiniz. Güç alsın. Bazen insanlar bilinçleri kapalı olsa bile bunu hisseder.”
Gurur bir an afalladı.
“Tabii…” dedi.
Suay’ın yanına yaklaştı.
Elini dikkatlice tuttu.
Parmakları soğuktu.
Gurur elini biraz daha sıkı tuttu.
Doktor serumu taktıktan sonra odadan çıktı.
Oda sessizleşti.
Gurur yandaki refakatçi koltuğuna oturdu. Dirseklerini dizlerine dayadı. Başını hafifçe eğip yere bakıyordu.
Sanki bir şeyler düşünüyordu.
Ama aslında zihni karmakarışıktı.
Gözleri bir süre sonra tekrar Suay’a kaydı.
Elini hâlâ bırakmamıştı.
─── ⋆⋅☆⋅⋆ ──
Ölümle yaşam arasında, karanlık bir yerdeydim.
Sesler duyuyordum… ama hiçbirini seçemiyordum. Zihnimde dönen konuşmalar vardı, fakat sanki kimseye ait değildi.
Bir adam vardı.
Ama kimdi… bilmiyordum.
Gözlerimi hafifçe araladım.
İlk gördüğüm şey, loş bir hastane odasının tavanıydı. Işık gözlerimi acıtıyordu. Canım hiç olmadığı kadar yanıyordu.
Aklıma gelen ilk şeyi söyledim.
“Gurur…”
Sesimi ben bile zor duymuştum.
Bir anda Gurur’u gördüm. Koltuktan kalkıp önümde duruyordu. Üzerinde hâlâ kanlı ve ıslak olan o beyaz gömlek vardı. Saçları dağılmıştı. Yorgun görünüyordu.
Bir an için olan biteni hatırladım.
Orman…
Kan…
Ve Gurur…
“Suay…” dedi Gurur.
Sesindeki şaşkınlık ve sevinç birbirine karışmıştı. Gözlerinin altındaki yorgunluk çok belliydi.
Dudaklarımdan kısa bir inleme döküldü.
Başım fena halde ağrıyordu. Sanki içi cayır cayır yanıyordu.
“Ahh…” diye inledim.
Elimi kafama götürmeye çalıştım ama o anda kolumda takılı olan serumu fark ettim. Kolum da acıyordu. Aslında sadece kolum değil… bütün bedenim sızlıyordu.
“Suay… iyi misin?” dedi Gurur telaşla.
Parmakları ağır ağır kafamdaki sargının üzerinde dolaştı. Çok dikkatliydi ama yine de canım yanıyordu.
Gözlerim doldu.
Acıdan yaşlar kendiliğinden süzülmeye başladı.
“Çok mu canın yanıyor?” diye sordu.
Bu soruyla birlikte hıçkırıklarım arttı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da başımı hafifçe sallıyordum.
“Tamam… geçecek.” dedi sakin ama titreyen bir sesle.
“Geçecek… biraz bekle. Çok kıpırdama.”
Sesi… o kadar merhametliydi ki.
Başımı kaldırıp ona baktım.
Onun da gözleri kıpkırmızıydı. Sanki saatlerdir uyumamış gibiydi.
Bir an bana baktı. Sonra hızla kapıya yöneldi.
“Doktor Bey!” diye seslendi.
Çok geçmeden doktor içeri girdi.
Ben hâlâ ağlıyordum. Gözyaşlarım yanaklarımdan durmadan süzülüyordu ama engel olamıyordum.
Doktor yanıma geldi, gözlerime baktı.
“Uyanmışsın.” dedi sakin bir sesle.
“Nasıl hissediyorsun?”
Cevap vermeye çalıştım ama sesim neredeyse çıkmıyordu.
“Kafam…” diyebildim sadece.
Doktor başını hafifçe salladı.
“Elbette ağrıyacak.Evet,Biraz fazla acıyacak. Başında ciddi bir darbe var ama merak etme, kötü bir tehlike yok.”
Sonra hemşireye döndü.
“Ağrı kesici hazırlayın.” dedi.
Bu sırada Gurur yatağın hemen yanında duruyordu.
Elimi tutmuştu.
Sanki bırakırsa kaybolacakmışım gibi…
Parmaklarını hiç gevşetmiyordu.
Ben de farkında olmadan onun elini sıktım.
Çünkü o an… o odada beni hayata bağlayan tek şey oydu.Doktor elinde ağrı kesici bir iğneyle geri geldi.
İğnelerden çocukluğumdan beri korkardım. Nedenini hiç bilmiyordum ama içimde açıklayamadığım bir korku vardı. Geriliyordum. Aslında çok da acıtmadığını bilsem bile o an içim daralırdı.
Gurur’un eli hâlâ elimdeydi.
Doktor iğneyi hazırlarken gözüm ona takıldı. İğneyi görür görmez Gurur’un elini daha sıkı tuttum. Parmaklarım istemsizce onun eline kenetlendi.
Gurur bunu fark etti.
Hiçbir şey demedi.
Sadece parmaklarıyla yavaşça ovalamaya başladı. Sanki “korkma, buradayım” der gibiydi.
Doktor kolumu açtı.
Bir yanda Gurur elimi tutuyordu… diğer yanda doktor iğneyi hazırlıyordu.
İğne koluma girdiği anda gözlerimi sımsıkı kapattım.
İğneden korktuğumu anlamasınlar diye ağladığımı belli etmemeye çalışıyordum. Ama yine de gözlerimin kenarından yaşlar süzülmeye başladı.
Gurur’un elini sıkabildiğim kadar sıktım.
O da elini geri çekmedi.
Tam tersine parmaklarını daha sıkı kapattı.
Neyse ki doktor iğneyi bitirmişti.
Kolumdan çekti.
Rahatlamayla biraz gevşedim.
Doktor kısa bir süre bana baktı.
“İğnenin o kadar acıtmaması gerekirdi aslında.” dedi hafif bir gülümsemeyle.
“Bu iyi gelecek inşallah canım.”
Sonra dosyasını kapattı ve odadan çıktı.
Oda tekrar sessizleşti.
Gurur bana doğru eğildi.
“Suay…” dedi yavaşça.
Sesindeki tedirginlik açıkça hissediliyordu.
“Konuşabiliyor musun hı?” diye sordu.
Bir an durdu.
"Beni duyuyorsun değil mi? İyisin… hı?”
Başımı hafifçe salladım.
Başımı hareket ettirince kafam yine zonkladı ama belli etmemeye çalıştım.
Doktor odaya girdi, “Bir şeyler tüketmesi gerek, yoksa çok güçsüz düşecek.” dedi. Ama ben hiçbir şey yemek istemiyordum; sızıdan kımıldayamıyordum bile.
Gurura döndü: “Zemin katta hastanemizin kantini var, oradan temin edebilirsiniz. Oda numaranızı söyleyin, zaten vereceklerdir.”
Gurur bana baktı, gözleri dolu ama kararlı: “Hemen geliyorum.” dedi ve odadan çıktı.
Nefes alsam batıyordu, ellerim ve kollarım hariç her yerim ağrıyordu. Kafamın aynı yerden iki kere darbe alması, acıyı daha da katlamıştı. İçimden bunları düşünürken Gurur geri geldi.
Elinde bir tepsi vardı; üzerinde çorba, minik bir ekmek, su ve birkaç tane üzüm… Tepsiyi yanımda kenara bıraktı ve “Şimdi oturman gerek.” dedi.
Yanıma geldi, sırtımdan destekleyip kaldırmaya çalıştı. Sesli bir şekilde istemeden inledim. Tek eliyle kafamı destekledi, beni oturttu. Oturur oturmaz acıdan tekrar gözlerim doldu; ağlıyordum.Onun yanında ağlayabiliyordum… kimsenin yanında yapmam, yapmazdım; ama o… onun yanında..., hafiflemek gibiydi. Ezmek, kötülemek yerine sahip çıkıyordu.
Çorbayı eline aldı ve minik minik içirdi. Zar zor yuttum. Yandan biraz ekmek aldı, ağzıma verdi ama çiğneyemiyordum; acıdan ağzımı bile kımıldatamıyordum.
Anladı. Avuç içini açıp ağzımın altına koydu. Ne yaptığını anlamaya çalışır gibi baktım. “Tükür.” dedi.
Kafamı yana salladım; yapamazdım. Belki iğrenirdi, belki de utanırdım; ama elini açmazdı, diye düşündüm ve tükürdüm.
Bir de ağzına atma şokuyla, ağzım açık kaldı; şaşkın bir ifadeyle ona baktım.
“Şimdi çöpü bulmakla uğraşamam.” dedi.
Minik bir kıkırtı çıktı dudaklarımdan. Saatler sonra, ilk defa gülmüştüm.
Gülünce o da gülümsedi: “Oh be kızım, sonunda.” dedi.
“Kızım?” diye düşündüm, neden bilmiyordum ama nedensizce hoşuma gidiyordu.
Çorbamı bitirdim, suyumu da… ama ekmek ve üzüm için zorlamadı. Yoksa tekrar ağzımdakini yemek zorunda kalacaktı. Gurur yanımda sessizce bekliyor, gözleriyle beni izliyor, her hareketimi dikkatle takip ediyordu. Sanki bütün acımı, bütün korkumu tek başıma hissetmeme izin vermemeye çalışıyordu.derin bir nefes aldı.
“Geçecek.” dedi.
“İnşallah geçecek.”
Tam koltuğa oturacakken elini yakaladım.
Bırakmasını istemiyordum.
“Gitme…” dedim fısıltıyla.
Sanki bu kelimeyi söylemek için bütün gücümü toplamıştım.
Gurur durdu.
Şaşkınlıkla bana baktı.
Bir saniye boyunca gözlerimin içine baktı.
Sonra başını hafifçe salladı.
“Asla.” dedi.
Sesindeki kararlılık o kadar kesindi ki.
“Bırakamam seni.”
Koltuğu tek eliyle çekip yatağa biraz daha yaklaştırdı. Hâlâ elimi bırakmamıştı.
Ben ise artık kendimi tutamıyordum.
Gözyaşlarım kontrolümden çıkmıştı. Sessiz sessiz ağlıyordum.
Gurur bunu fark etti.
Diğer eliyle saçlarımın kenarına dokundu.
Yüzüme bakıyodu.
Parmakları hâlâ elimdeydi.
Nedenini bilmediğim bir sessizlik vardı ikimizde de. Gurur oturduğu yerde sürekli bana bakıyordu. En küçük inlememde bile hemen “İyi misin?” diye soruyordu.
Uykusuzdum ama acıdan uyuyamıyordum. Dayanılacak gibi değildi. Ağrı kesici iğnenin de bir faydası olduğunu düşünmüyordum. Saatler geçmiyordu sanki. Doktor henüz hiç kontrole gelmemişti ama bir dahaki gelişinde pansumanı yenileyeceğini söylemişti.
Gelmemesini umuyordum.
Çünkü ben bile dokunamıyordum.
Gurur bir anda ayağa kalktı. Yatar bir pozisyondaydım ama üzerimdeki ince battaniye ayaklarıma kadar açılmıştı. Gurur battaniyeyi aldı ve üzerime örttü.
“Üşüme.” dedi.
“Sağ ol.” dedim.
Elim tekrar başıma gitti. Zaman geçtikçe acının artması normal miydi? Bazı anlar öyle bir yanıyordu ki durulmayacak gibiydi. Ama buna da mecburdum. Bir doktor bile “acıtır” dediyse, iğnelere rağmen böyleyse…
Tam o düşünceler içindeyken kapı çaldı.
Doktor içeri girdi.
“Suay Hanım, sargılarınızı yenileyeceğiz.” dedi.
Hemen Gurur’a döndüm. “Ne olur yapmasın.” der gibi bakıyordum. O da çaresizdi.
Bir daha ona böyle sızlanmayacağım diye karar vermiştim ama…
Tutunacak tek dalım oydu.
Doktor kafamın belli kısımlarına dokunup acıyıp acımadığını kontrol ediyordu. Yüz ifademden anlaşılıyordu sanırım.
Yara sol tarafta, alnımın hemen üzerindeydi.
Kolonyaya benzer kokusu olan sıvı bir şey sıktı. Çok sızlatıyordu. Belli etmemeliydim ama elimde değildi. Yüzümü ekşittiğimi fark ettim.
Ahlayıp sızlaya pansuman bitmişti.
“Yara mikroplara karşı direncini koruyabilsin diye bazı saatlerde yeniliyoruz.” dedi doktor.
“Korumasın…” dedim fısıltıyla.
“Korumasa ne olacak ki… çok acıtıyor…”
Ardından birkaç gözyaşı ve birkaç hıçkırık daha…
Gurur’un bana baktığını hissediyordum. Beni ilk defa bu kadar savunmasız görüyordu, biliyordum.
Ama yine de…
İyi ki vardı.
İyi ki benimleydi.
Doktor son kez sargıya baktı.
“Tamam.” dedi. “Biraz dinlenmesi lazım.”
Sonra dosyasını kapatıp odadan çıktı.
Kapı kapandığında oda tekrar sessizliğe büründü.
Ben hâlâ nefesimi düzenlemeye çalışıyordum. Pansuman bitmişti ama sızlama hâlâ devam ediyordu.
Gözlerimi kapattım.
Bir süre hiçbir ses olmadı.
Sonra yatağın yanında hafif bir hareket duydum.
Gurur.
Gözlerimi araladığımda ayağa kalktığını gördüm. Yatağın yanına geldi. Birkaç saniye bana baktı.
Sonra çok yavaş bir şekilde ellimi avuçlarının içine aldı.
Elleri sıcaktı.
Parmaklarım onun ellerinin arasında kaybolmuş gibiydi.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını hafifçe eğdi… ve ellerinin üzerine koydu.
Saçları parmaklarıma değiyordu.
Bir an donup kaldım.
Gurur hiç böyle durmazdı.
Ama şimdi…
Sanki bütün yorgunluğu bir anda üzerine çökmüş gibi.
Saatlerdir benim yanımdaydı gitmemişti...
Ona Teşekkür için bişey yapmalıydım bunları düşünürken uykuya daldım..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18