Bölümler 24Şu an: 24. Bölüm: Karların İçinde Geçmiş
- 1 1. Bölüm: Yeni Bir Hayat521 kelime
- 2 2. Bölüm: Okulun İlk Günü999 kelime
- 3 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası1.414 kelime
- 4 4. Bölüm: Geçmiş’in Gölgesi1.570 kelime
- 5 5. Bölüm: Karanlık5.073 kelime
- 6 6. Bölüm: Dönüm Noktası2.635 kelime
- 7 7. Bölüm: 12 Numara ve Özür2.970 kelime
- 8 8. Bölüm: Sessiz Kalmak Zorunda Olmak2.528 kelime
- 9 9. Bölüm: Garip Sakinlik ve Liste3.187 kelime
- 10 10. Bölüm: Düzelmek2.646 kelime
- 11 11. Bölüm: Kısa Bir Mola2.817 kelime
- 12 12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi2.156 kelime
- 13 13. Bölüm: Bazı Yanlış Anlaşılmalar2.741 kelime
- 14 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler2.795 kelime
- 15 15. Bölüm: Koruma İçgüdüsü2.326 kelime
- 16 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı5.933 kelime
- 17 17. Bölüm: “Affettin Mi Deniz Kızı?” (SEZON FİNALİ)8.318 kelime
- 18 18. Bölüm: Başa Sar1.965 kelime
- 19 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?3.062 kelime
- 20 20. Bölüm: Nefret ve Aşk2.694 kelime
- 21 21. Bölüm: Maske2.895 kelime
- 22 22. Bölüm: Tekrar Karanlık3.284 kelime
- 23 23. Bölüm: Böyle Kahpedir Dünya4.474 kelime
- 24 24. Bölüm: Karların İçinde Geçmiş3.327 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmiş (Bir Ay Önce)
Demir Öztürk’ten
Kapı tıkatıldı.
“Gelme.”
“Demir, benim.”
“Gelme.”
Kapının açılma sesini duydum. Abim gelmişti.
Fakat ben kapıya bakmıyordum.
Yatakta yan yatmış bir şekilde örtüyü omuzlarıma kadar çekmiş, öylece duvara bakıyordum.
“Demir…”
Bakmadan cevap verdim. “Bana bir daha o kelimeyle seslenme.”
Abim derin bir nefes verdi. “Kardeşim…”
“Hayır, odadan çıkmıycam.”
“Onu demeyecektim.”
“Aç da değilim.”
“Onu da demeyecektim.”
“İlaçlarımı da içtim.”
“Onu da demeyecektim.”
“Ne diyeceksen de sonra çık.”
Ölü gibiydim adeta.
“Deniz…”
Hızla doğrulup kaşlarımı çattım. “Onun hakkında konuşmaya geldiysen çık dışarı!”
“Bak, gözden kaçır-“
“SANA ÇIK DEDİM!” Elimle kapıyı gösterdim. “Git! Defol!”
Ellerini teslim olur gibi kaldırıp yanıma oturdu. Dizlerini kendine çekip yatak başlığına yaslandı.
Kimseyle muhattap olmak istemediğim için yatağın içine kayıp örtüyü kafama kadar çektim.
“Kardeşim, bak… Konuşmak istemiyorsun biliyorum ama…”
“Sende bunu bile bile her gün odama geliyorsun.”
“Çünkü böyle devam etmez. Edemez. Hayatının sonuna kadar kendini bir odaya kapatamazsın.”
“Sende hayatının sonuna kadar beni bu odadan çıkarmaya çalışamazsın.”
“Konuyu bana getirme.”
“Getiririm.”
“Getirme len!”
“Getiririm!”
“Te Allah’ım! Yok bu böyle olmayacak…”
Her zaman yaptığı gibi normal konulardan konuşmaya başlayacaktı.
“Yaraların ne durumda?”
“İyi.”
“Göster hele.”
“Yahu iyi işte! Toparlanıyor!”
“Sana çekmemiş yani.”
Berbat espri.
Örtüyü üzerimden kaldırdım. “Abi…”
Gülümsedi. “Efendim abim?”
“Aynı taktik sıktı artık.”
Gülüşü soldu. “İt herif! Seni düşünmek de kabahat! Hastaneden çıkalı üç gün oldu daha merak ediyorum Allah Allah!”
Tekrar doğruldum.
“Abim… canım abicim… Bak. Yaralarım iyi, yavaş yavaş toparlıyor, aç değilim, akşam yemeği saatinde Meryem abla yemeğimi ve ilaçlarımı getirecek, canım istemese de senin çenenle uğraşmamak için zıkkımlanıcam, daha sabahleyin yarama pansuman yapıldı, tüm günü odamda geçirmekten de mutluyum. Sen sormadan tüm sorularını cevapladığıma göre hadi görüşürüz.”
“Kovamazsın beni hiçbir yere. Önce konuşucaz.”
“Konuşacak bir şey yok.”
“Değer mi?”
“Ne?”
“Bir arkadaş için… ruhunu öldürmeye değer mi?”
Gözlerimi kaçırdım. “Dua et, ölen sadece ruhum olsun.”
Ciddi bir ses tonuna büründü. “O ne demek?”
“Hiç…”
“Demir o ne demek dedim.”
“Bana Demir deme.”
Bakışları yumuşadı. Hafif bana doğru geldi. Omzumdan tutup beni göğsüne yatırdı.
“Neden? Neden artık sana Demir dememi istemiyorsun?”
Karşımdaki duvara masum masum bakarken çocuksu bir sesle cevap verdim. “Demir’i incittiler… Demir çok kırıldı…”
“Ama gitmedi.”
“Öldü. Gitmedi ama öldü. Sevdiği kız öldürdü Demir’i. Ortaya çıkartabilen de oydu, öldüren de.” Komodinin üzerinde duran tavşanımı alıp sımsıkı sarıldım. “Demir yalnız kaldı…”
“Yalnız değil. Abisi var, arkadaşları var, amcası var…”
“Ama Deniz Kızı yok. Belkide hiç olmadı. O hep Deniz’di belkide.”
“Cık. Ne dersem diyeyim anlamayacaksın o yüzden susuyorum. Ama sana sadece şunu söyleyeyim, ‘Neden?’ de. Ne olursa olsun sebebini sorgula her şeyin.”
“Benim iki adım atmaya bile halim kalmadı ki…” Tavşanıma baktım. “Bulut’la öylece yatıyoruz.” Gülümsedim. “Deniz Kızı bizi çizmişti… Bulut’a sarılırken.” Abime baktım. “Söylesene seni de eklesin resime. Böyle üçümüzü bu pozda çizsin. Çerçeveletip odamın duvarına asarım.”
Abimin dolan gözlerine bakıp gülüşüm soldu. Gerçekler bir kez daha yüzüme çarpınca gözlerim istemsizce doldu. “Gelemez değil mi? İstemiyor artık. Kötüyüm ben, beni istemiyor.”
“Demir, abim…”
Kaşlarımı çatarak ondan uzaklaştım. “Sus! Sen yalan söylüyorsun hep. Doğruyu söylemiyorsun. Kötüyüm ben işte. O yüzden benimle arkadaş olmak istemedi. Ölüme terk etti beni ölmemi istedi. Eda olmasa yoktum ben. Annem’le babamın yanındaydım. Niye kurtardı ki! Bir tekrardan gelsin eve ona da ayrı kızıcam! Kim dedi beni hastaneye yetiştir diye?”
“Kardeşim yapma böyle…”
“Ya sen gitsene! Çık odamdan seni de istemiyorum! Deniz Kızımı istiyorum ben! Ama öyle biri yok… Sen bana onu getirmediğin sürece siz de gelmeyin yanıma istemiyorum!”
“Tamam… Tamam gidiyorum ben. Yoksa yine kriz geçireceksin…”
“Aynen, sen git Deniz Kızını getir hadi.”
…..
Her yerde sis vardı.
Göz gözü görmüyordu.
Neredeydim ben?
Nasıl gelmiştim buraya?
Boşluk gibi bir yerdi.
Birden bir ses duydum.
“Demir…”
Nefesimi tuttum.
Bu…
Bu Deniz Kızı’mın sesiydi.
“Deniz Kızı?”
“Demir…”
Etrafa bakmaya başladım.
Neredeydi Deniz Kızı?
“Arkandayım.”
Hızla arkamı döndüm.
Gördüğüm kişiyle gözlerim dolu dolu gülümsedim.
Umutlu bir gülümseyişti bu.
“Deniz Kızı…”
Ona doğru iki adım atıp sımsıkı sarıldım. Kollarımı beline doladım. Kafamı boynuna gömüp vanilya kokusunu sesli şekilde içime çektim.
“Seni çok özledim Deniz Kızı…”
Neden bana sarılmıyordu?
Neden kolları iki yanında öylece duruyordu.
“Birkaç şey söyliycem.”
Hayır.
Yine aynı şey.
“Konuşma… Konuşma sadece böyle duralım. Olur mu?”
Beni kendinden uzaklaştırdı. “Ben arkadaşlığımıza mesafe koymak istiyorum.”
“H-hayır…”
“Duydun işte. Birbirimize zarar veriyoruz. Bunu göremeyecek kadar kör olamazsın değil mi?”
“Ş-şaka… Şaka yapıyorsun…”
“Şaka yapmıyorum. Hatta hiç olmadığım kadar ciddiyim.”
Sol kaşına baktım.
Hareket etmemişti.
Gözlerine baktım.
En ufak bir yaşan aradım gözlerinde.
Kırıntısı yoktu.
Yas vardı sadece.
O günkü gibi…
Sözleri beynimde çınlıyordu.
Her kelimesini ezberlemiştim.
“D-Deniz Kızı… Yapma böyle. Hadi boşver. Ben sana bir şey söyliycem.”
“Ha bir de Deniz Kızı demeni de istemiyorum.”
“Biri doldurdu seni… Biliyorum biri yalan söyledi sana. Deniz Kızı ben senden-“
“Allah Allah… İstemiyorum Teoman. Kimse bir şey demedi bana. İstemiyorum. Seninle arkadaş kalmak istemiyorum.”
Onda işe yaramamıştı.
Öbür kabuslarımda da işe yaramamıştı.
Ama belki bu sefer işe yarardı.
Dizlerimin üstüne çöküp ellerini tuttum. Baş parmağımla ellerini okşadım. “Deniz Kızı… Nolur… Nolur konuşma…”
“Kalk.”
“Hayır…Beni dinleyene kadar dizlerimin üstünde duruca-“
“Kalk şuradan artık!”
“Kalkmıycam. Sen beni affedene kadar kalkmıycam. Deniz ben senden-“
Bir anda arkasını dönüp yürümeye başladı.
“DENİZ!”
Omzunun üstünden bana baktı.
“GİTME DENİZ! GİTME! SEN GİDERSEN ÖLÜRÜM! DEMİR ÖLÜR!”
Dinlemedi beni.
Yine gitti.
Sisin içerisinde kayboldu.
Ona olan hislerimi duymamıştı.
Yine.
“Deniz geri dön! Deniz nolur geri dön…”
Yan devrilecek şekilde yere yattım. Elimi yumruk yapıp ağlayarak yere vurdum. “Gitme ya gitme… Sen gidince Demir ölecek… Sen öldüreceksin onu…”
“Deniz Kızı…”
…..
Nefes nefese sıçradım.
Yine aynı kabus…
“Deniz Kızı…” diye mırıldandım istemsizce.
Sesli bir şekilde nefes alıp veriyordum.
Yine, yine ve yine!
Elimi boğazıma götürdüm. Daha sonra kalbime.
İstemsizce gözlerim doldu.
Dayanamıyordum artık.
Hızla ayağa kalkıp eve geldiğimden beri yapmadığım bir şey yapıp odadan çıktım. Duvarlardan tutuna tutuna nereye gittiğimi bilmeden ilerliyordum sadece.
Salondan bizimkilerin sesi geliyordu ama takmadım.
Beni görmemeleri daha iyiydi.
Gözyaşları yanaklarımdan süzülürken soluğu mutfakta aldım.
Belki bir bardak soğuk su içsem kendime gelirdim.
Hızla sürahiden bardağa su doldurup bardağı dudaklarıma götürdüm.
Elim zangır zangır titriyordu.
Birden bardak elimden kayınca yere düşüp parçalandı. Serhat amcamın sesini duydum.
“Nereden geldi o ses?”
Bakışlarım yerdeki su birikintisi ve camlardaydı.
Donuk bir ifadeyle yere bakıyordum.
Düşünme yetimi kaybetmiştim.
Eğilip parçalardan en büyük ve keskin olanı elime aldım.
Ayaklarımdaki güç tükendiği için geri ayağa kalkamadan yere çöktüm. Sırtımı dolapların birine yaslayıp bir elimi kaldırdım. Camı bileğime yaklaştırdım.
Hadi Demir.
Bunu yaparsan her şey bitecek.
Gözlerimi kısa süreliğine yumup açtım. Tam camı bileğime batıracaktım ki biri yere çöküp camı tutan elimi tuttu.
Eda.
“Bırak!” Dedim direterek. Camla bileğimi kesmeye çalışıyordum ama kolumu hareket ettiremiyordum.
“Teoman dur! Napıyorsun aklını mı kaçırdın!”
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. “Bırak bitsin bu işkence bırak!”
“Olmaz! Bu bir çözüm değil! Dur, sakin kafayla konuşalım!”
“Bırakmazsan kafamı duvarlara duvarlara vururum her şekilde öldürürüm kendimi!”
“Ne diyorsun ya ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Bırak şu camı benim asabımı bozma!”
“Dayanamıyorum anlamıyor musun dayanamıyorum! Deniz Kızı yokken ölüyorum ben! Yavaş yavaş ölüyorum! Bırak bunu hızlandırayım ya!”
“Olmaz! Ah!”
Elinden kan geliyordu.
Camı düşürdüm.
Şok olmuş bir ifadeyle eline baktım. “B-ben… B-bilerek yapmadım…”
Umursamayıp kolumdan tutarak beni kaldırmaya çalıştı. “Sorun değil. Hadi gel dinlen biraz.”
“E-elin kesildi… Kanıyor… Çok kötüyüm ben çok kötüyüm!”
“Hayır hayır! Yok öyle bir şey! Sen kötü değilsin Teoman, iyisin. Hadi kalk ayağa.”
Onun zoruyla ayağa kalktığımda herkesin kapıda durup bize baktığını gördüm. Abim gözleri dolu bir şekilde yanıma gelip kolumdan tuttu. “Abim… Hadi gel ben sana bir duş aldırayım.”
“İstemez.” Dedim gözümü yerdeki camlardan ayırmadan.
Bir tanesini fark ettirmeden cebime atsam yapacağımı sonra halledebilirdim aslında.
“Bakma oraya. Orada bir şey yok say. Hadi kardeşim… Gel.”
Abimin beni odama sürüklemesi ile sesimi çıkarmadan ilerledim.
Yine biri benim yüzümden zarar görmüştü.
Abim, beni küvetin içine oturtup duş başlığını eline aldı. Tişörtümü çıkartıp suyu açtı.
“İyi değilsin… Hiç iyi değilsin Demir…”
Ben ise onu dinlemiyordum.
Öylece boşluğa bakıyordum.
Boşluk…
O geri gelmedikçe başı sonu belli olmayan bir boşlukta kalacaktım ben.
Beni gerçek dünyaya tek getirebilecek şey sevgiydi belkide.
Hıçkıra hıçkıra ağlamıyordum belki.
Ama bu acı çekmediğim anlamına gelmiyordu.
İçimde kopan fırtınaları kim bilebilirdi ki?
Abim beni kaldırıp üzerime bornozu geçirdi. Ben hala öylece boşluğa bakıyordum. Birden bana sarılmasıyla gözlerim doldu.
“İyi olacaksın Demir… Abin burada merak etme. Söz veriyorum iyi olacaksın.”
Çenem abimin omzuna yaslıyken tişörtünün gözyaşı olduğunu fark ettim. “Söz verme… İnsanlar sözlerini tutamıyor…”
“Ben bir daha asla eskisi gibi bir insan olmayacağım.”
“Söz mü?”
“Söz… Söz veriyorum.”
Yanılmıştım.
Sözümü tutamamıştım.
Artık Demir Öztürk değildim.
Olamazdım.
Demir Öztürk, sevdiği kız tarafından öldürülmüştü.
Teoman Akkaya sahalara tekrar dönecekti.
Ama öncekinden daha beter bir halde.
GÜNÜMÜZ
Deniz Soysal’dan
Güneş batarken otele gelmiştik. Oğuz hoca herkese kalacağı odanın anahtarını verince odama çıkıp eşyalarımı yerleştirmiştim.
Sıkıntı şuydu ki oda arkadaşım henüz odasına gelmemişti.
Ve şansıma iki kişilik yatak düşmüştü.
Kutay ve Aras aynı odada ayrı yataklarda uyuyormuş ama!
Umarım oda arkadaşım erkek değildir diye geçirdim içimden.
Daha doğrusu, umarım Ahmet değildir.
Hava soğuk, belim ağrır, yer sert falan umursamam parkede yatarım vallahi!
“Kimsenin gelmeye niyeti yok… Üzerimi değiştirip yemeğe ineyim bari.” Diye kendi kendime konuştum.
Üzerimdeki tişörtü çıkarıp odanın bir köşesine fırlattığım an kapı açıldı.
Şansımı!
Ağzımdan ufak bir çığlık kaçtı. Ellerimi önümde birleştirdim.
Bir dakika…
Oda arkadaşım Teoman mıydı?
Oğuz hocam ama neden ya!
Gözlerini büyüterek kısa bir an bedenimi süzdü.
Onun karşısında şort ve sütyenle kalmak en son isteyeceğim şeydi gerçekten!
“Ne dan diye giriyorsun be sapık!”
Hızla arkasını döndü. “Pardon… Çok pardon.”
Yanaklarımın kıpkırmızı olduğundan emindim. “Gerizekalı! İnsan bir kapıyı tıklatır!” Dedim valizden çıkardığım kıyafeti üzerime geçirirken.
“Ne bileyim ben senin giyindiğini ya?”
“Of! Her neyse!” Omuz atarak yanından geçtim. Tam kapıdan çıkacakken sözleriyle durdum.
“Bir anlaşma yapalım.”
Ona doğru döndüm. “Ne anlaşması?”
“Barışmış gibi yapalım, bizi her yerde yanyana getirmeyi bıraksınlar.”
“Mantıklı tamam.”
Anlamadığım şekilde gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Sen allığı fazla mı kaçırdın?”
Daha da utanmıştım. “Kes sesini be sapık gıcık şey!”
Odadan çıktım.
Rezilsin Deniz!
…..
Sınıfça büyük bir masada yemeklerimizi yiyip merdivenlerden çıktık.
“Hocam! Oğuz hocam!” Diye seslendim arkasından.
Bana döndü. “Efendim Deniz?”
Yanımda duran Teoman’a baktım. O da Oğuz hocaya baktı. “Hocam biz aramızdaki sorunları hallettik. Eskisi gibi arkadaşız.”
Umarım çarpılmayız.
“Evet hocam. Birkaç yanlış anlaşılma varmış aramızda. Onları çözdük. İstediğiniz gibi yani.”
Oğuz hoca ikimize kaşlarını kaldırarak baktı. “Güzel denemeydi gençler. Ama inandırıcı değil.”
“Yalan söylemiyoruz hocam.”
Belimde hissettiğim el ile gerildim.
“Deniz’le barıştık biz.” Dedi kafasını bana eğerek.
Dayanamıyordum abi dayanamıyordum.
Öpesim geliyordu.
İbre gerçekten tersine dönmüştü.
“Hadi çocuklar. Yarın erken kalkıcaz hepimiz. Odanıza geçin.”
Oğuz hoca arkasını dönüp gidince dudağımı büzdüm. “Yemedi.”
Ellerini beline koyup dudağının kenarını ısırdı. “Farkındayım.”
“Nasıl yapıcaz?”
“Eee… nasıl yapalım?”
“Senin yanında yorgan falan var mıydı?”
“Hıı… Her gün yanımda taşıyordum ya zaten.”
İkimizde odaya ilerlemeye başladık. “Ay tamam be atar gider yapma hemen. Sen yerde yat.”
“Allah Allah. Nedenmiş o?”
“E ben mi yatıyım yerde?”
“Tamam be ne abarttın…”
Odaya girdik. Dolaptan kalın bir yorgan ve yastık çıkarıp yere serdi. “Oldu mu?”
“Oldu oldu. Şimdi rahat rahat uyuyabilirim.”
Yatağa zıpladım. Biraz telefona bakıyordum ki Ahmet aradı. Ayağa kalkıp konuşarak lavaboya gittim. “Efendim aşkım?”
Lavabonun kapısını kapatıp kısık sesle konuştum. “Ne var Allah’ın belası?”
“Ne yapıyorsun birtanem?”
“Sanane?”
“Aaa ayıp oluyor ama! Sevgilini kendinden haberdar etmeyecek misin?”
“Lan bak bas git sana çok fena kafa göz dalarım görürsün sevgilini!”
“Oda arkadaşın kim?”
Yutkundum. “B-bilmiyorum. Tanımadığım bir kız.”
“Hmm… O tanımadığın kişiyi ben tanıyor olabilir miyim acaba? Sarışın, uzun boylu, popüler biri mi oda arkadaşın?”
Bir bu eksikti cidden!
“Lan sen beni hangi hakla sorguluyorsun? Kim veriyor sana bu hakkı oğlum kim?!”
“E sen veriyorsun birtanem? Sevgilini en iyi sen tanıyorsun… Yapabileceklerinin bir sınırı yok.”
“Hastasın sen! Manyaksın! Allah bin belanı versin senin! Teoman’la aramızda kısa dialoglar dışında hiçbir şey geçmeyecek, aynı yatakta uyumayacağız çünkü onu yere postaladım, herhangi bir şüphesi yok, benden hala nefret ediyor. Senin boktan oyununu bozacak hiçbir olay olmadı. Şimdi siktir git.”
Telefonu yüzüne kapatıp elimi saçımdan geçirdim. Aynadaki yansımama baktım.
Gözlerimden nefret ve öfke akıyordu.
Teoman’ın bana baktığı gibi…
Sakinleşince lavabodan çıktım.
“Of ama ya!”
Canım oda arkadaşım, benim gitmemi fırsat bilip yatağa uzanmıştı. Görünüşe göre çoktan derin uykuya geçmişti.
Yine de rahat bir uyku çekeceği için sevinmiştim.
Gülümseyerek yerdeki yorgana devrildim. Örtüyü üzerime çekip uyudum.
…..
“Deniz Kızı…”
Duyduğum hışırtı ve sesle gözlerimi açtım. Doğrulup odaya baktım.
Teoman yatakta oturur pozisyonda nefes nefese boğazını tutuyordu.
Hemen ayağa kalktım. Hafif uykulu bir şekilde kaşlarımı çattım. “İyi misin?”
Beni duymamış gibiydi. Eliyle sol göğsünü sıkıyor, derin derin nefesler alıyordu. Gözünden bir damla yaş düşünce koluna dokundum. “Kabus falan mı gördün?”
Koluna dokununca irkilip ayağa kalktı. “Yok! Yok bir şeyim! Git başımdan!”
“T-tamam sakin ol. Merak ettim sadece.”
“Etme merak falan! Bir git sal artık beni!”
Hızla telefonunu cebine atıp odadan çıktı. Arkasından şaşkın şaşkın baktım.
Ben ne yaptım şimdi?
Rüyasında ne görmüştü ki?
Deniz Kızı diyordu…
Derin bir iç çekip yüzümü yıkamak için lavaboya gittim. Üzerimi değiştirip aşağı indim. Kahvaltı saatiydi.
“Günaydın millet!” Diye bağırdım heyecanla.
Kutay ve Asena gülümseyip aynı anda konuştu.
“Günaydın Denom!”
“Günaydın Denoşum!”
Hemen Asena’nın karşısına oturdum. Kutay öbürlerinin yanında oturuyordu ama benim hemen sağımdaydı. Onun sağında ve Asena’nın yanında ise ekip vardı. Teoman çok dalgın görünüyordu. Tabağındaki zeytinle oynayıp duruyordu.
“Deniz, sana diyorum!”
Asena’nın sesiyle irkildim. “Efendim Asenkuş?”
“Aysel geliyor.” Dedi imalı ve üstü kapalı bir tonda.
Of ama ya!
Ahmet’in ne işi vardı şimdi yanımda?
Solumdaki sandalyeyi çekip yanıma oturdu. “Günaydın sevgilim.”
Arsız arsız günaydın diyor bir de puşt!
“Günaydın canım.”
“Ee? Bugün için planın var mı?”
Senin ecdadını sevmek.
Başımı iki yana salladım. “Hayır. Okul programına uymayı düşünüyorum.”
“Peki… Beraber takılırız o zaman.”
Siktir lan oradan!
Gülümsedim. “Çok iyi olur.”
Kutay hemen imdadıma yetişti. “Bugün Asena, Deniz, ben takılacağız. Üçümüz.” Dedi son kelimeyi bastırarak.
Ahmet bana bakıp hastalıklı bir ifadeyle sırıttı. “Tamam o zaman. Biz daha sonra başbaşa takılırız Deniz’im.”
Neyi ima ettiğini anlasamda anlamıyormuş gibi yaptım. “Tamam. Otelin kafe bölümünde takılabiliriz.”
O kafeye adımımı atarsam…
Çekin tetiği vurun alnımdan!
“Tamam aşkım. Benim pek iştahım yok. Sana afiyet olsun, seni seviyorum.” Ayağa kalkıp yanağımdan öptü.
“Bende seni canım.”
En acilinden bana bir domestos.
Ağzımı arındırıcam.
Uzaklaştığı an kimse görmeden göz devirdim.
Şaka gibiydi ama bir o kadar da gerçekti bu mal.
Her neyse…
“Ee Kuti? Sonunda bana da vakit ayırabilmişsin bakıyorum da?”
Kulağıma eğildi. “Ezgi olanları öğrendi ya. Bir şey demez veya şüphelenmez artık.”
“Hmm… anladım.”
…..
Gerekli ekipmanları almış, kalın kıyafetler gitmiştik. Dışarıda lapa lapa kar vardı. Ama bugün karla oynamak yerine kayak yapacaktık. Servise binip dağ gibi bir yere geldik. Hepimize nasıl kayak yapıldığını öğrettikten sonra kayak malzemeleri vermişlerdi.
“Denom, olurda beni bulamazsanız bilin ki bir yere toslayıp bileğimi falan burkmuşumdur.”
“Allah korusun de kız! Kuti yardım eder sana merak etme.”
“Valla hanımlar… Ben sevgilimle birlikte kayak yapıcam siz başınızın çaresine bakın.”
“Bak hele şuna! Sadece sevgilisine centilmen bir erkek oluyor odun!”
“Üzerime alınmıyorum Denoşum!”
Güldük.
Asena sırıttı. “Neyse neyse. Git sen. Ezgi yengemle romantik romantik takılın.”
“Hadi bana paydos!”
Kutay yanımızdan uzaklaşıp Ezgi’nin yanına gitti.
Ekip de oradaydı. Aras Leyla’ya batonları nasıl kullanacağını anlatırken Teoman’la Eda sohbet edip gülüşüyordu.
Senin o gülen ağzını yamultmak ne kadar içimden gelse de ben medeni bir insanım. Zorbam, hoşlandığım çocukla sevgili olabilir.
Ya da olamaz!
Niye oluyor canım?
“Biraz daha bakarsan keskin bakışlarınla kızı ortadan ikiye ayıracaksın Denizkom.”
“N-ne bakışı ya gözüm dalmış.”
“Gözün dalmadı, gözün seğirdi. Sinirden.”
“Tamam yok bir şey. Hadi gel birazdan kayak yapmaya başlıycaz.”
…..
“Abi çok zor bu ya!”
“Mızmızlanma Asena! Daha aşağı inemedik ki! Olduğumuz yerde duruyoruz bildiğin. Hadi yürü hadi. Yavaş yavaş yapalım.”
Biz ve bir şey becermek aynı cümlede kullanılamayacak iki kelimeydi!
Neyse, bir şekilde hallediyorduk.
Ben yavaş yavaş dağdan aşağı ilerlerken birden arkamdan şiddetli bir rüzgar esti. Dengemi kuramayıp hızlı bir şekilde ilerlemeye başlayınca çığlık attım. “Asena! Lan yardım et gidiyorum!”
“Maalesef bende peşinden geliyorum! Biz nasıl yavaşlıycaz!”
“Bilmiyorum!”
Hızla kayarken atkım ağzımdan sıyrılıp boğazımda sarılı şekilde durdu.
“Abi bu durmuyor!”
“Farkındayım Asena sus! Mecbur düşmeyi bekliycez!”
“Bu bağlantı şeysi biz düşünce açılacak değil mi? Ayağımızdaki tahtalarla birlikte düşmeyiz yani.”
“Evet Asena evet! Bağlantı aparatı biz düşünce açılacağı için tahtalar gidecek ayağımızda botla kalıcaz!”
Dengemi kurmaya çalışırken karşıda birini gördüm.
Lan bu Teoman’dı!
Yüzü bu tarafa dönük şekilde durmuş atkısıyla uğraşıyordu.
“Hassiktir!”
Bağırışımla irkilerek bize baktı. “Lan!”
O kaçmaya kalmadan onun yanına varınca gözlerimi sımsıkı kapattım.
“ALLAH’IM SANA GELİYORUM YARABBİM! AĞĞ! ÖLÜCEEEĞĞM!”
“Sakin ol, yaşıyorsun. Ama senin sayende belim kırıldı!”
Yumduğum gözlerimi açınca ikimizin de yerde üst üste olduğunu gördüm.
Allah kahretsin üstüne düşmüştüm!
Birbirimizle dipdibeydik. Burunlarımız birbirine değiyordu. İki santim kafasını kaldırsa dudaklarımız birleşecekti.
Bu his bana bir yerden tanıdık geliyordu.
“Yeter bu kadar yaramazlık. Seni yıkayalım.”
Nefeslerimiz birbirine karışırken aklım bulanıyordu.
Onu doya doya öpmek istiyordum.
Bir yandan başıma hafif bir ağrı giriyordu.
“Deniz rahat dur. Sen kedi değilsin.”
“Miyav!”
“Sen çook yakışıklıymışsın. Bir kere öpeyim mi?”
“Demir diye bir herif var. Onun bana aşık olduğunu zannettim.”
“Y-yok yok. Aşık değildir. Sen öyle zannetmişsindir.”
“O Demir olacak şahsiyet var yaa… Beni çok üzdüğ. Ponçik kalbim kırıldı. Şerefsizin teki o.”
“Ya ya. Olmayan kafasını sikeyim onun.”
“Aaa merhabaa.”
“Alın şu kediyi üstümden. Beynimi hissetmiyorum.”
“Ne oldu Deniz?”
“Ben… çok utanıyorum.”
“Bir şey olmaz. Şimdi eve gidelim değiştiririm üstümü.”
“A-ama… İğrenç…”
“Ben iğrenmedim. Hadi gel.”
“Gözünü kapa bakayım.”
“Neden?”
“Üzerimi değiştiricem.”
“O zamann kapamıycamm!”
“Söyleyeceğim!”
“Söylemeyeceksin!”
“Söyleyeceğim!”
“O zaman ceza alırsın!”
“Ne cezası-“
“Deniz… Yapma… İn üstümden.”
“Peki…”
“Iığmh!”
“Daha önce birinin saçını örmedin mi
“Hayır. Taramadım da.”
“İlkinn benim yanii.”
“Umarım başka şeylerimin de ilki sen olursun Deniz Kızı…”
“Hani benim teşekkürüm?”
“Oldu mu
“Deniz…”
“Hı?”
“Sen böyle yapınca ben kendimi tutmakta daha da zorlanıyorum.”
“Tutma o zaman…”
“Normalde tatlı değil miyim?”
“Normalde de tatlısın.”
“Ilık bu. Sana soğuk geliyordur. Az dayan güzelim birazdan bitecek.”
“Bana bir defa daha güzelim dersen sonsuza kadar dayanırım.”
“Güzelim…”
“Bana aşık mısın?”
“H-hayır.”
“Herr yalağn söylediğinde panikten kekelediğinin farkında mısığn limon kafa?”
“Bak tekrar soruyorum doğruyu söyle. Bana aşık mısın?”
“Çook…”
“Sarı kafa baaana aaaşık! Sarı kafa baaana aaaşık!”
“Deniz Kızı…”
“Hı?”
“Ne yaparsam sarılırsın bana?”
“Sarılmak istemiyorum…”
“Neden ama?”
“Sarılmıycam işte ya sus uyuycam…”
“Bir kerecik sarılsan?”
“Deniz… Uyudun mu?”
Bana aşık mıydı?
Demir bana aşık mıydı?
Şaşkınlıktan dudaklarım aralık kaldı. “S-sen…”
“Ne ben?”
“Sen bana aşık mıydın?”
O günü hatırladığımı anlayınca göğüs kafesi yukarı doğru kalktı. Ne yapacağının bilememenin verdiği panikle beni sertçe üzerinden itti. Sırtımın yere çarpmasıyla acıyla inledim.
Asena’nın sesini duydum. “Oha öküz! Kız öyle pat diye fırlatılır mı?” Kolumdan tutup kaldırdı.
“K-kalksaydı o da üstümden!”
Yutkunup hızlı adımlarla bizden uzaklaşınca Asena hemen bana döndü. “Ne aşkı kızım anlat hemen!”
Nefes aldığımı hissetmiyordum. Çok kötü durumdaydım. Hiçbir şey söylemeden bomboş bakarak yukarı doğru birkaç adım attım. Ama ayaklarımda güç bulamayıp yere çöktüm. Bir yerden tutunmaya çalıştım ama tutunacak hiçbir şey yoktu. Asena’nın kolundan tuttum.
“Tamam tamam sakin! Çök yere canım…”
Elimi kalbime götürüp derin derin nefes aldım. Gözlerimden yaşlar akıyordu. “B-benden hoşlanıyormuş… Bana aşıkmış…”
“Hiçbir şey anlamıyorum… Sana aşık olduğunu nasıl anladın?”
“B-ben sarhoş olmuştum. Onunla kavga edip baya içmiştim… Meğer o gün aşkını itiraf etmiş bana… Ama ben hatırlamıyordum!”
“Nasıl hatırladın peki? Bir şeyin tetiklemesi lazım yani.”
Yanaklarım pembeleşmeyi geçip kıpkırmızı olmuştu muhtemelen. “Ben sarhoşken biraz… Yaramazlık yapmış olabilirim…”
“Ne?! Oha! Ciddi mi? Ne yaptın kız?”
“Asena detaylara mı gireyim ya! Öpmeye falan çalışmıştım işte.”
Sırıttı. “Üzerine düşünce tetiklendiğine göre sen kesin bu civcivin üzerine çıktın!”
“Keşke bir tek onunla kalsaydım…”
Çocuk sana üstünden in demiş aptal Deniz sürtün dememiş!
Asena dudaklarını ısırıp kaşlarını büktü. “Teoşun namus gitmiş desene.”
Omzuna vurdum. “Asena Sezer!”
Güldü. “Tamam tamam! Daha fazla utandırmak yok! Ama sen yinede o geceden sağ çıktığına dua et.”
İmasını yaptığı şeyi anlayınca tekrar omzuna vurdum. “Sus ya çok utanıyorum! Of ben bu çocuğun yüzüne nasıl bakıcam!”
Asena gülümsedi. “Şu anda sana ne iyi gelir çok iyi biliyorum!”
“Neymiş o?”
“Şarkı dinlemek!”
Ayağa kalkınca bende kalktım. “Valla şarkı dinlemek bana iyi mi geliyor kötü mü orası biraz meçhul!”
“Kafa dağıtmana yarıyor gerisini boşver.”
Erkenden otele gittik. Lobide otururken odamdan getirdiğim kablolu kulaklığımı çıkarıp birini Asena’ya verdim.
Rastgele bir şarkı açtım.
“Ceza mı bu
Çektiğim çile mi
Yıllardır tuttuğum nöbet bitmeyecek mi?
Bir küçük kar tanesi gibiyim
Avucunda eriyen dön bebeğim
Gözyaşlarını görürsem
Erir kanatlarım
Uçamam rüyalarında yanına
Sonsuzluk senle başladı
O küçük dünyamda
Unutma gittiğinde yarım kaldım
Çöllerdeki yanıyorum
Kutuptayım üşüyorum
Ceza benim çekiyorum ne olur dön
Uzanıyorum tutamıyorum
Özlüyorum ağlıyorum
Yasak mısın anlamıyorum ne olur dön
Sevmesen de beni özledim sesini
Git desem de yine gitmesen
Yıllardır çektiğim bu hasret mi çile mi?
Haram mısın bana, bir bilsem…”
Bölüm etkileşimi
