20. bölüm / 23
Zorbam20. Bölüm: Nefret ve Aşk
Bölümler 23Şu an: 20. Bölüm: Nefret ve Aşk
- 1 1. Bölüm: Yeni Bir Hayat521 kelime
- 2 2. Bölüm: Okulun İlk Günü999 kelime
- 3 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası1.414 kelime
- 4 4. Bölüm: Geçmiş’in Gölgesi1.570 kelime
- 5 5. Bölüm: Karanlık5.073 kelime
- 6 6. Bölüm: Dönüm Noktası2.635 kelime
- 7 7. Bölüm: 12 Numara ve Özür2.970 kelime
- 8 8. Bölüm: Sessiz Kalmak Zorunda Olmak2.528 kelime
- 9 9. Bölüm: Garip Sakinlik ve Liste3.187 kelime
- 10 10. Bölüm: Düzelmek2.646 kelime
- 11 11. Bölüm: Kısa Bir Mola2.817 kelime
- 12 12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi2.156 kelime
- 13 13. Bölüm: Bazı Yanlış Anlaşılmalar2.741 kelime
- 14 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler2.795 kelime
- 15 15. Bölüm: Koruma İçgüdüsü2.326 kelime
- 16 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı5.933 kelime
- 17 17. Bölüm: “Affettin Mi Deniz Kızı?” (SEZON FİNALİ)8.318 kelime
- 18 18. Bölüm: Başa Sar1.965 kelime
- 19 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?3.062 kelime
- 20 20. Bölüm: Nefret ve Aşk2.694 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21. Bölüm: Maske2.895 kelime
- 22 22. Bölüm: Tekrar Karanlık3.284 kelime
- 23 23. Bölüm: Böyle Kahpedir Dünya4.474 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günümüz
Sınıftan çıktıktan sonra kızlar tuvaletine geldim. Kapı arkamdan hızla çarpılınca tutmaya çalıştığım gözyaşlarını serbest bıraktım.
“Nasıl olur ya nasıl!”
Arkamdan Asena geldi.
“Asena… bana neden söylemedin? Hadi sen söylemedin Kutay niye söylemedi neyi bekliyordunuz! Ya kontrolü ele alamayıp orada yanlış bir şey yapsaydım?”
“Deniz… Söyleyecektik… Bizim de yeni haberimiz oldu.”
“Ne kadar yeni?”
“Bir hafta önce…”
Ellerimle yüzümü ovuşturdum.
“Öğrendiğiniz an bana söylemeliydiniz…”
“Deniz nolur ağlama. Artık ağlama. Sabah ağlıyorsun, öğlen ağlıyorsun, akşam yine ağlıyorsun! Artık bende ağlıycam ya… Bu yolu kendin seçmedin mi sen? Şimdi pişman mısın? Anlamıyorum hiçbir şey!”
Başından beri şüpheleniyordu. Zeki kızdı tabi.
Şimdi de ağzımdan laf almaya çalışıyordu.
“Boşver Asena… Daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemiyorum…”
“Peki… Seni zorlamayacağım. Ama bir gün anlatacaksın.”
Tek kaşımı kaldırdım. “Belki sen geçmişte yaşadıklarını anlatırsan neden olmasın?”
Sırıttı. “Desene ikimizin sırları ebediyete kadar sürecek?”
Güldük. Gülünecek hiçbir şey yoktu ortada ama güldük.
Psikolojimiz hiç iyi değildi.
“Hadi sınıfa gidip şu kötü çocuk rolüne devam edelim!”
Ben kapıya doğru yürürken Asena arkamdan gülerek şarkı söylüyordu.
“Kötü çocuk sokakta ve taktı beresini!”
Ekran süresi aşırı yüksek arkadaşlarım vardı.
Sınıfa gelince soğuk bir tavırla kimseye bakmadan yerimize geçtik. Ancak üzerimde bakışlar hissediyordum.
O bakışların kime ait olduğunu da biliyordum.
Oğuz hoca içeri girince herkes konuşmayı kesti.
“Günaydın çocuklar. Bugün sizlere yeni yeni sorularla geldim. Bakalım düşünceleriniz neler?”
Oğuz hoca genelde kendimizle yalnız kalmamızı sağlardı.
Ama ben bunu şu anlık hiç istemiyordum.
Bir nevi gerçeklerden kaçıp saklanmak istiyordum.
“Bugünkü konumuzu tahmin edebilecek biri var mı?”
Herkesin ağzından farklı kelimeler çıktı.
“Hayal kırıklığı?”
“Sorumluluk?”
“Benlik?”
“Hayır. Şimdiye kadar saydıklarınız değil. Var mı başka tahmini olan?”
O an aklıma ilk gelen kelimeleri söyledim.
“Gerçeklerle yüzleşmek?”
Oğuz hoca soğuk bir bakış attı. “Yaklaştın Deniz. Ama değil.”
Normalde gülümserdi.
Öğretmenler bile soğumuştu benden.
Öğretmenleri geçtim ailem bile.
Beyaz tahtaya doğru yürüyüp büyük harflerle ‘KENDİNLE YÜZLEŞMEK’ yazdı.
Hadi bana kolay gelsin…
“Kendinle yüzleşmek ne demek bilen var mı?”
“Kaçtığın şeylerle yüzleşmek.”
Bunu diyen Teoman’dı.
Yani Demir.
“Peki… İnsan kendisi hakkında en çok neyden kaçar?”
Teoman tekrar cevap verdi. “Kalbini kıran, rüya olmasını istediği şeylerden.”
Bu sefer ben konuştum. “Sebep olduklarından. Veya olacaklarından.”
Bu sefer bana döndü. “Hiçkimse sebep olduklarından veya olacaklarından kaçmaz. Kaçan varsa da ben daha önce hiç görmedim. Bu genelde kendini savunmak için atılan bir yalandır.”
Neden kahvelerinde nefret dışında hiçbir his göremiyordum?
Benim yüzümden mi böyle bakıyor bana?
“Kaçar. Hemde öyle bir kaçar ki inanamazsın.” Oğuz hocaya döndüm. “İnsan sebep olmaktan korktuğu şeylerden kaçar. Kaçarken de bir yerlere toslar. Yani olmasını istemediği bir şey için hatalar yapar. Bu hataların da, yaptıklarının ve yapacaklarınında geri dönüşü olmaz. İnsan tam bu anda kendiyle yüzleşmeli, iki yoldan birini seçmelidir. Ya büyük bir şeye sebep olup her şeyden ve herkesten kaçacaktır ya da o şeyin olmaması için bazı şeyleri göze alacaktır. Buradan herkese bir soru yöneltmek istiyorum. Siz olsanız hangisini seçersiniz? Bir yerlere toslamak ama bir şeyin vebalini üzerine almamak mı? Yoksa büyük bir şeye sebep olmak mı?”
Sözlerim bittiğinde herkes susmuştu. Sorumu düşündükleri çok belliydi.
Oğuz hoca konuştu. “Deniz’in sorduğu soru mantıklı gençler. Siz olsanız hangi yolu seçersiniz?”
Kısa bir sessizliğin ardından herkes cevabını söylemeye başladı.
“Küçük hatalar bence.”
“Küçük hatalar.”
“Aynen, küçük hatalar.”
Herkes aynı şeyi söylüyordu. Ama benim odağım sadece tek bir kişinin ağzından çıkacak söze odaklanmıştım.
“Küçük hatalar. Çok büyük bir şeye sebep olup vicdan azabı çekmekten ve kendinden kaçmaktan kat ve kat iyidir.”
Derin bir nefes vererek omuzlarımı düşürdüm.
Belki bir gün beni anlardı.
…..
Okul bitmişti. Herkes çantasını alıp çıkıyordu.
“Denizkuş ben bahçede bekliyorum seni.”
“Tamam Asena sen git ben çantamı toparlayıp geliyorum.”
Asena sınıftan çıktı. Ben de tam çantamın fermuarını çekmiştim ki gözüme bir şey takıldı.
Demir’in sırasının altında bir cüzdan duruyordu. Sıraya yaklaşıp cüzdanı elime aldığımda üzerinde ‘D.Ö.’ Harflerini gördüm.
Bu onun cüzdanıydı. Merakıma yenik düşüp içini açıp baktığımda gördüğüm şeyle şok oldum.
Deniz kabuğu…
Deniz’e girdiğimiz gün aramızda geçen konuşmalar geldi aklıma.
Flashback
Kıyıda otururken ikimizin tam ortasına dalgayla birlikte bir deniz kabuğu düştü.
Gülümseyerek elime aldım ve inceledim.
Bembeyazdı.
“Demir bak!”
“Gördüm.”
“Çok güzel…”
Şaşkın bir ifadeyle gülümsedi. “Bir deniz kabuğu ile yüzün canlandı. Gerçekten garip bir kızsın Deniz Kızı.”
“Sadece mutlu olmayı biliyorum diyelim!” Deniz kabuğunu ona uzattım. “Al.”
Şaşırdı. “Niye bana veriyorsun ki?”
“Senin olsun. Hediye.”
“Ama onu sen beğendin?”
“Deniz kabukları, taşlar, küçük objeler bana göre hediye etmek içindir. Değer verdiğin bir insana vermek için.”
Sıcak bir ifadeyle gülümseyip deniz kabuğunu elimden aldı.
Avucumun içinden alırken tenlerimizin saliselik birbirine değmesi ile duraksadı. Daha sonra elini çekti.
“Sağol Deniz Kızı. Hayatımın sonuna kadar saklıycam bunu. Sonuçta senden aldığım ilk hediye…”
…..
Gözlerim doldu.
Ama ağlamadım.
Ağlamamalıydım.
Bu yolu kendim seçmiştim.
Sonuçlarına katlanıyordum.
Tam deniz kabuğunu cüzdana geri koyacakken sınıfa Ahmet girdi.
“Elindeki ne aşkım?”
“Sanane?” Dedim tersleyerek. “Şu anda baş başayız. Sana katlanmak zorunda değilim siktir git yanımdan.”
Ben ne olduğunu anlayamadan hızla elimdeki cüzdanı ve deniz kabuğunu aldı. Cüzdanın Demir’e ait olduğunu anlayınca kaşlarını çattı.
“Sen hala o herifle mi görüşüyorsun?”
“Ne alakası var be? Cüzdanı kalmış onu Kuti’ye verecektim!”
“Bu deniz kabuğu ne peki? Neden öyle anlamlı anlamlı bakıyordun? Sen verdin bunu ona değil mi?”
“Kes sesini! Sen benim hiçbir şeyime karışamazsın! Senin karşında o atölyedeki kız yok!”
“Öyle mi?”
“Öyle!”
Bir anda deniz kabuğunu yere attı. Üzerine basacağı esnada dizlerimin üstüne çöküp elimi deniz kabuğuna siper ettim. Elime basmasıyla ağzımdan acı bir inleme döküldü.
“Şerefsiz!”
Kolumdan tutarak beni kaldırdı. Ben o esnada deniz kabuğunu eteğimin cebine yerleştirmiştim.
Bana doğru eğildi. “Az önceki inlemeni tekrar duymak istiyorum Deniz’im.”
Tam beni öpecekti ki yüzüne yumruğu geçirip yakasına yapıştım.
“Orospu çocuğu! Sen benim hiçbir şeyim değilsin ve olmayacaksın da sok bunu o olmayan beynine! Bir daha bana yaklaşma cesaretinde bulunursan siftahını sikerim!”
Yüzüme patlayan tokatla yere kapaklandım. Saçlarım yüzüme doğru savrulmuştu. Sinirden ve korkudan zangır zangır titriyordum.
“Bak bana.”
Yere bakmaya devam ettim.
“Eğer altından kalkamayacağın şeylerin vebalini üzerinde istemiyorsan bana bak!”
Korkuyla hızlıca kafamı kaldırdım.
“S-sakın…”
Bana üstten üstten bakmaya başladı. “Bana itaat edeceksin. Yoksa olacaklardan ben sorumlu olmam.”
Dizlerinin üzerine çöktü. Aynı yanağıma tekrar tokat atınca gözlerim doldu.
Sessiz kalacaktım.
Zorundaydım.
Ahmet üçüncü bir Tokat için elini kaldırmıştı ki duyduğum sesle panik ve rahatlama duygularını aynı anda yaşadım.
“Tamam Leyla ya cüzdanımı alayım geliyo-“
Kafamı kapıya çevirdiğimde yutkunarak kaşlarını çatan Teoman’ı gördüm.
“Lan…”
Ahmet ayağa kalktı. Teoman ise şoku üzerinden atınca gözünde karanlık bir ifade belirdi. Bir Ahmet’e bir de yerdeki bana bakıyordu. Dişlerini sıkarak hızlı adımlarla yanımıza gelip Ahmet’in suratına yumruğu geçirdi.
“NAPIYORSUN LAN SEN PİÇ! KIZA EL Mİ KALDIRIYORSUN? SENİN O ELİNİ ALIR GÖTÜNE SOKARIM LAN!”
Yumruklarını art arda Ahmet’e geçirince ne kadar içim soğusada panikle ayağa kalktım.
“Dur! Dur yapma!”
“DENİZ BU HERİF SANA VURUYORDU NASIL DURAYIM?”
“G-gördüğün gibi değil. Vurmuyordu bana.”
“Yalan söyleme!”
“Yalan söylemiyorum.” Dedim ifademi normal tutmaya çalışarak. “Vurma sevgilime.”
Ebesini bile sikebilirsin not my problem.
Son söylediğim kelimeyle yutkunup elini Ahmet’in yakasından çekti. Gözlerinde anlaşamadığım bir ifade vardı.
Hüzün gibi.
Ahmet patlayan dudağındaki kanlı yere dokunup sinirle Teoman’a baktı.
“Geberticem lan seni!”
Hayır.
Olmaz.
“Hayır! Yanlış anlaşılma olmuş. Bir şey yapmayacaksın.”
Teoman tekrar Ahmet’in üzerine yürüdü. “Sikerler yanlış anlaşılmasını! Sana el kaldırdı bu döl israfı!”
Ellerimi göğsüne koydum. “Öyle bir şey yapmadı diyorum! Burnunu sokma!”
Ahmet arkamdan çıkıp kapıya ilerledi. “Seninle hiç uğraşamam Öztürk.”
“Artık Akkaya!”
Teoman Ahmet’in arkasından bağırmıştı ama Ahmet çoktan kapıyı çarparak gitmişti.
Yutkunup göz teması kurmamaya çalışarak sırama doğru ilerledim. Tam çantamı alacaktam ki kolumdan tutarak beni kendine çevirdi.
“Deniz.”
“Efendim?”
“Yüzüme bak.”
Bakmadım. Elini çeneme koyup kafamı kaldırınca bu küçücük temas karnımda kelebekler uçuşturmaya başlamıştı bile.
Kafamı hafif sağ omzuma doğru eğdi. “Yanağın niye kızarmış o zaman? Ayrıca dudağının kenarı da patlamış. Elin de kızarık. Her şey apaçık ortada! Ama sen o iti savunuyorsun!”
“Sevgililer arasında olur öyle şeyler.” Dedim gözlerimi kaçırarak. “Kavga ilişkinin tuzu biberidir derler. Ayrıca yanlışlıkla oldu.”
“Yanlışlıkla dudağını patlattı. Buna inanmamı mı bekliyorsun?”
“Farketmeden elime bastı. Dudağım da… Asena ile şakalaşırken oldu biraz önce.”
“Hadi diyelim ki inandım, -ki inanmadım- yanağına ne bahane bulacaksın peki?”
Sustum. Yanağımda çıkan 5 parmak izine bulabileceğim hiçbir bahane yoktu.
Bir anda kolumdan tuttu. “Yürü gidiyoruz.”
“Nereye?”
“Revire.”
Çantamı alıp beni peşinden sürüklemeye başladı. Revire geldiğimizde boş olduğunu gördüm. Okul bittiği için hemşire de gitmişti.
“İş başa düştü…” diye mırıldanıp bakışlarıyla muayene yatağını gösterdi. “Otur.”
“Neden?”
“Ne için olabilir Deniz? Pansuman yapılması gerekiyor yarana.”
Deniz.
Deniz Kızı değil, sadece Deniz.
Hiçbir şey söylemeden oturdum. Ellerimi çeneme yaslayıp ayaklarımı sallarken malzeme arıyan Teoman iki saniyeliğine bana dönünce gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Çocuk musun sen?”
Gözlerimi kırpıştırdım. “Hayır. Neden ki?”
“Yok bir şey.” Yanıma oturup pamuğa tentürdiyot damlattı. Pamuğu dudağımın kenarına bastırınca acıyla inleyerek geri çekildim. “Tamam, tamam dur. Bitecek şimdi.” Sesinden ve bakışlarından şefkat akıyordu. Ama beş dakika önce bana bağırıyordu.
Kendimle birlikte herkesin dengesini altüst etmiştim.
“Çok acıyor mu?” Diye sordu kısık bir sesle.
Aynı ses tonuyla cevap verdim. “Biraz…”
Pansumana devam ederken konuştu. “O ceddini siktiğimin evladı niye vurdu sana?”
“Dedim ya. Sevgililer arasında olur öyle şeyler.”
“Benimde sevgilim var ama ben sevgilime el kaldırmıyorum. Tamamen karakter meselesi ve onda da karakterin numunesi yok. Şimdi söyle. Sana neden vurdu?”
Sert bir bakış attım. “Sanane Teoman? Seni ne ilgilendiriyor bu?”
“Bir kadının şiddet görmesine seyirci kalmamı mı istiyorsun Deniz? Kusura bakma ama düşmanım bile olsa yardım ederim.” Omuz silkti. “Prensip.”
“Ben senin düşmanın mıyım?”
Az önceki yumuşak bakışları gitti. “Değil misin?”
Pamuğu bir kenara atıp eline krem alarak parmağını yanağımda gezdirmeye başladı. Değdiği her yer alev alev yanıyordu. Bakışlarım dudaklarına kaydı. O ise sadece yanağıma bakıyor, mümkünmüş gibi daha da sinirleniyordu.
“O herifi öldürmemem için bana düzgün bir açıklama yap.”
“Seni ilgilendirmiyor. Bence bu yeterli bir açıklama.”
“İlgilendiriyor.”
“Kim olarak? Neyim olarak?”
Gözlerime baktı. “Eski bir arkadaşın olarak.”
“Adı üstünde. Eski.” Diyerek ayağa kalktım.
Biraz daha oturmaya devam edersem dudaklarına yapışabilirdim.
“Tek bir soru sorucam…” dedim arkamı dönmeden. “Madem prensiplerin var... O zaman neden Eda gibi biri ile sevgilisin?”
“Kimse yokken o vardı yanımda. Ayrıca bazı insanların da gerçek yüzünü gösterdi diyelim.”
Tam tahmin ettiğim gibi!
O orospu Teoman’ı bana karşı doldurmuştu!
Ve bir şekilde aklını çelmişti.
“Tamam.” Sadece tek bir kelime söyleyip kapıyı arkamdan kapatarak çıktım. Derin bir nefes alarak cüzdanı ve deniz kabuğunu cebimden çıkardım. Cüzdanı açıp deniz kabuğunu içine koyarken bir şey fark ettim.
Ezgi fotoğraf çekinmeyi çok seven bir kızdı. Nereye gidersek gidelim hep topluca fotoğraf çekinirdik.
O fotoğraflardan birkaçı cüzdandaydı.
Gülümsedim.
Herkes mutlu ve hiç ayrılmayacakmış gibi görünüyordu.
Ama öyle olmamıştı.
Teoman’la bana baktım. Yanayanaydık. Bana bakıyordu. Bende kameraya bakmak yerine gülümseyerek ona bakıyordum.
Sonra bir fotoğraf daha gördüm. Sınıfta çekilmiştik. Bunda Barış da vardı. Yine ve yine çok mutluyduk.
Bir fotoğraf daha vardı. Üç tane. Bunda sadece Teoman, ben, Aras ve Leyla vardık. Teoman’ın bir eli omzumdaydı. Yine ve yine çok mutluyduk…
Gözlerimden yaşlar dökülüp resimlere damlarken kafamı yukarı doğru kaldırıp gözlerimi yumdum.
Her şey daha güzel olabilirdi…
Resimleri cüzdana geri yerleştirip merdivenlerden inerek bahçeye doğru ilerledim. Asena ellerini bağlamış oflayarak beni bekliyordu.
“Nerede kaldın Deni- hassiktir… Ağladın mı sen? Yüzün niye kızarmış? Biri sana vurdu mu!” Elini yanağıma koydu. “Hangi eceline susamış puşt yaptı bunu?”
“A-Ahmet…”
Gözü karardı. “O piçi öldürücem.”
Arkasını dönüp çıkış kapısına doğru gidecekken koluna yapıştım. “Asena dur! Dur sakinleş. Sakinleş her şeyi anlatıcam zaten.”
Gözlerini yumarak derin nefes alıp verdi. “Tamam, sakinim. Eve doğru yürürken anlat her şeyi.”
Okuldan çıkıp yürümeye başladık.
“Ben sınıfta çantamı topluyordum.”
“Eee?”
“Sonra Teoman’ın sırasının altında bir cüzdan gördüm. ‘D.Ö.’ Yazıyordu. Onundu yani. Merakıma yenik düşüp içini açtım.”
“İyi bok yedin Deniz!”
Güldüm. “I’m just a girl!”
“Eee devam et?”
Gülüşüm soldu. “Cüzdanın içinde ona verdiğim bir şey vardı. Deniz kabuğu. Ve… grupça çekildiğimiz birkaç fotoğraf…”
“Buralar okey de… Ahmet iti olaya nasıl dahil oldu?”
“Bekle anlatıcam! Neyse işte daha sonra Ahmet sınıfa girdi. Anladı o deniz kabuğunu benim verdiğimi. Yere atıp ezmeye çalıştı ben elimi koyunca olan elime oldu.”
“İkinci kez söylüyorum, iyi bok yedin!”
“Daha sonra ben bir tık onu hırpalamış olabilirim…” dedim gözlerimi kırpıştırarak.
“Bak buna helal derim. Benim yerime de vursaydın keşke! Sonra ne oldu?”
Gözlerimi kaçırdım. “Vurdu…”
“Ne?”
“İki defa. Üçüncüyü de vuracaktı. Teoman sınıfa girdi.”
“İkinci bir şok geliyor ne! Deniz… sen normalde Ahmet’in sana kaldırdığı eli bir yerlerine monte edersin. Ne oldu da karşılık vermedin?”
“H-hiç…”
“Tehdit falan mı etti?”
“H-hayır… Yere düşmüştüm. Ondan karşılık veremedim.”
“Deniz yalan söyleme bana artık.”
“Yalan söylemiyorum Asena. Neyse, daha sonra Teoman beni öyle görünce Ahmet’i dövdü. Bir süre sonra ikisini durdurunca Ahmet sınıftan gitti.”
“Bıraksaydın da biraz daha dövseydi!”
“O-olmaz. Zarar verirdi.”
Yutkundu. “Her şeye rağmen Teoman’a zarar gelmesinden korkuyor musun?”
“Yani… O da bir insan.”
“Bu yeterli bir açıklama değil.”
“Of Asena! Bölüp duruyorsun sürekli. Ahmet sınıftan çıkınca…”
“Eee?”
“Teoman beni revire götürüp pansuman yaptı.”
Çığlık attı. “Ne!”
“Bağırma kız herkes bize bakıyor!”
“T-tamam tamam… Sana pansuman yaptı yani?”
“Evet.”
“Oha! Onca şeye rağmen. Kızım bu herif sana hala aşık mı yoksa?”
“Hayır! Saçmalama! Eskiden de aşık değildi sadece arkadaştık. Öyle bir şey yok. Olmamalı… Prensip dedi bana.”
Kaşlarını kaldırdı. “Sende buna inandın?”
“Bence yeterli bir cevap. Bu arada… bir şey öğrendim.”
Ciddileşti. “Ne öğrendin?”
“Bu sarı çiyan…”
“Sen söylemeden tahmin edeyim, Teoman’ın aklını çelmiş.”
“Evet! Ben dedim ki ‘Madem presiplerin var o zaman neden Eda ile sevgilisin?’ “
“O ne dedi?”
“Dedi ki, ‘Kimse yokken o vardı yanımda. Ayrıca bazı insanların da gerçek yüzünü gösterdi diyelim.’ “
“Orospuya bak! Sana karşı doldurmuş manipülasyoncu!”
“Aynı tepkiyi verdim! O günden sonra ne oldu bilmiyorum ama Teoman’ın beyninde iyi bir görünüm kazanmayı başarmış.”
“Acaba ne yaptı…”
“Bilmiyorum ama öğrenmeliyiz!”
Güldük.
“Deniz, Kuti’yle takılmayı biraz azalt!”
“Tamamdır clean girl!”
Tekrar güldük.
Keşke hep böyle neşeli olsaydık ama olmuyordu işte.
Geçmiş (İki Ay Önce)
Demir Öztürk’ten
Gözlerimi açtığımda gördüğüm tek şey beyaz hastane duvarları ve Eda’ydı.
Nedenini bilmediğim şekilde çok endişeli görünüyordu.
“N-noldu bana?” Dedim oturur pozisyona gelmeye çalışırken.
Hemen ellerini omzuma koyup beni geri yatırdı. “Kalkma sakın! Karnını daha yeni diktiler. Hem noldu derken? Olanları hatırlamıyor musun? Sahil, bayılman, Deniz…”
Bir anda tüm anılar gözümde canlandı. “D-deniz nerede? Deniz’i görmek istiyorum.”
Bakışlarını kaçırdı. “Bu dediğin asla olmayacak Teoman.”
“Benim adım Demir! Ayrıca Deniz nerede?”
Kaşlarını büktü. “Madem gerçekleri duymak istiyorsun… Tamam o zaman. Deniz seni bıraktı. Arkasına bakmadan dönüp gitti ve şu anda evinde keyifli dakikalar geçiriyordur muhtemelen.”
Yutkundum.
Deniz öyle şey yapmazdı ki…
Başımı iki yana salladım. “Yalan söylüyorsun. Söyledin mi hastanede olduğumu ona? Söyleseydin gelirdi. K-kıyamaz ki o bana…”
Elimi tutmak için uzandı. “Söyledim… Mesaj attım ama hiçbir şey demeden engelledi.”
Hızla elimi çektim. “Dokunma bana! Deniz’i istiyorum ben Deniz’i çağır! Mesaj attıysan mesajı göster o zaman. İnanmıyorum sana.”
“Mesajı gereksiz olduğunu düşündüğüm için sildim. Ayrıca şarjım bitti.”
Hemen odadan çıkması lazımdı.
Onun yanında ağlamamalıydım.
“Çık odadan Eda. Yalnız kalmak istiyorum.”
“Sen zaten yalnızsın Teoman… Bırak yanlızlığını götüreyim ben.”
“Ben yalnız değilim.”
“Öyle olmasaydın Deniz seni bırakmazdı.”
“Deniz beni bırakmadı!”
Üzüntüm ve ağlama isteğim giderek artınca sesimin yüksekliği de aynı şekilde artıyordu.
“Deniz beni bırakmadı! Bırakmaz! Biri ona benim hakkımda kötü bir şey söylemiş olmalı!”
“Öyle olmadığını sende biliyorsun. İlkokulda da melek rolü yapan şeytandı zaten…”
“Ne? Nasıl?”
“Bildiğin. Size neler anlattı bilmiyorum ama hepsini kendimizi savunmak için yapmıştık.”
Karşımda kim olduğunun farkına varıp kaşlarımı çattım. “Karanlık odaya kapatarak mı? Ona travma yaratarak mı kendinizi savunuyordunuz?”
“O sadece bir kerelikti. Bize bulaşmasın diye ders vermek istemiştik. Hem… sen neden onu savunuyorsun ki? O seni bıraktı Teoman.”
Bakışlarımı kapıya çevirdim. “Deniz gelecek. Abimi çağır bana abimle konuşucam.”
“Haber verdim çoktan birazdan gelir.”
Birkaç dakika sonra abim kapıyı çarparak içeri geldi. Arkasında Leyla da vardı. Büyük ihtimalle Eda abimi arayınca o da duymuştu.
Leyla Eda’yı görünce kaşlarını çattı. “Senin ne işin var burada!”
“Teoman’ı ben getirdim buraya. Yalnız kalmasın diye de başında durdum. Şimdi de gidiyorum.”
Eda odadan çıkınca abim hızla yatağa oturdu.
“Demir, abim iyi misin? Eda bir şeyler anlattı dikişlerin açılmış falan diye. Tehlikeli bir hareket mi yaptın?”
Gözlerim doldu. “Dizlerimin üzerine çöktüm…”
Abim yüzümü elleri arasına aldı. “İyi misin abicim? Ne oldu anlat bakayım?”
Daha fazla dayanamayıp abime sarılıp başımı göğsüne koydum. Gözyaşlarım tişörtünü ıslatırken hıçkırdım. “Deniz bıraktı beni abi…”
“Ne…”
“Benimle bir daha konuşmayacakmış. Öyle dedi. Eda ona mesaj atmış hastanede olduğum hakkında. Hiçbir şey demeden engellemiş. Abi yalan söylüyordur değil mi? Yalan söylüyordur o bana kıyamaz… Hastaneye düşmeme sebep olduğu için vicdan azabı çekerdi ne olursa olsun gelirdi…”
Az önce Eda’nın çıktığı kapıya baktım.
Acaba doğru söylüyor olabilir miydi?
“Demir, abim…”
Leyla koluma dokundu. “Demir…”
“Bana Demir demeyin… Demir olmak istemiyorum ben… Demir olunca üzüyorlar, paramparça ediyorlar. Ben Demir olmak istemiyorum artık…”
Demir olunca üzüyorlardı.
Acıtıyorlardı.
Terk ediyorlardı.
Artık Demir olmak istemiyordum…
Bölüm etkileşimi
