Zorbam kitap kapağı

22. bölüm / 23

Zorbam

22. Bölüm: Tekrar Karanlık

Yazar: Nisalie <3

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 22. Bölüm: Tekrar Karanlık

“Öyle işte…” diye mırıldandım.
“Denom… Ben bunları yaşadığını bilmiyordum.” Dedi üzgün bir sesle.
“Bilmene gerek yoktu da. Ama işte Kutay çenesini tutamayınca olan oldu.”
Kaşlarını çattı. “O şerefsizi öldürücem! Nasıl seni sevdiğinle tehdit eder ya!”
“Bir şey yapma. Yoksa o Teoman’a bir şey yapar. Bir şarkı sözü var, aklıma o geldi…”
“Söylesene bir?”
Mırıldanmaya başladım.
“Yürüdüğüm yollarda oldu bütün hayatım ziyan
Artık birbirimiz için eskisi değiliz inan.
Tavsiyemi bekleme kendi kendine yan.
Bütünleştik diye düşünmüştüm Yin ve Yang.”
Gülümsedi. “Tam sizi anlatıyor.”
“Evet. Teoman… Deniz… Demir değil. Deniz kızı hiç değil. Birbirini çok iyi tanıyan iki yabancı olduk…”
“O açıdan bakılırsa evet… Neyse. Ben inanıyorum bir çaresini bulacağız.”
“Umarım…”
Sınıfa öğrenciler yavaş yavaş girmeye başlayınca sıralardan inip yerlerimize geçtik.
…..
Teneffüs olmuştu. Asena ile birlikte yemekhaneye doğru gidiyorduk.
Tam içeri girdiğimizde Eda, Melis ve Gizem önümüzü kesti.
Bir kişiyi unutmuşum. Ha bir de Sıla.
Asena hemen gözlerini devirdi. “Off… Yine mi siz? Çekilin önümüzden tıkınıcaz.”
Eda ellerini beline koydu. “Tıkınırsınız tıkınırsınız… Ama önce hesap vereceksiniz.”
Gerçekten tüm yemekhanenin önünde olay çıkarmaya kararlıydı.
Derin bir nefes çektim. “Kızım kaşınıyorsan kaşırız onda bir sıkıntı yok. Ama aç ayı oynamaz derler. Çekil önümüzden be bugün hamburger vardı. Kalmazsa bizden çekeceğin var!”
Asena gözleri parlayarak bana döndü. “Ne? Hamburger mi? Tavuk olan mı köfte mi?”
Sırıttım. “Köfte.”
Dudağını yaladı. “Yanında patates var mı peki?”
Tek elimle kafamı kaşıdım. “Yani, menüde var gözüküyordu. Eğer şunlar önümüzden çekilirse bitmeden alıcaz.”
“Kızım yaşadık bugün be! Menü gibi menü var bugün!”
“Harbiden ya. En son brokoli çorbası vermişlerdi.”
İkimizde yüzümüzü buruşturduk.
Asena işaret parmağını diline koyarak öğürür gibi bir hareket yaptı. “Onun tadı iğrençti! İçine brokoli koyup koymadıklarından şüpheliyim.”
“Ay onu hiç hatırlatma gitsin!”
“Siz ne çeşit bir manyaksınız be!” Bunu diyen Eda’ydı. İkimizde tek kaşımızı kaldırarak önümüze döndüğümüzde bize uzaylı görmüş gibi bakan ekibi gördük.
“He… pardon ya. Sizi unutmuşuz. Ya da pardon değil! Niye özür diliyorum ben be?”
“Denizkuş, yemek daha önemli öyle düşün.”
“Haklısın. Hadi gidip hamburgerimizi gömeli-“
Yanlarından geçecekken Sıla, kolumdan tutup sıktı. Ağzımdan istemsizce acı bir inleme döküldü.
“Hiçbir yere gidemezsiniz. Önce hesap vereceksiniz!”
“Pardon, anlayamadım. Sen kimsin? Bu üçünün arasına girebilmek için yalakalık yapan birini kaile almıyorum tatlım.”
Kolumu biraz daha sıktı. Sabrımın sınırlarındaydım.
“En azından senin gibi varoş değilim!”
Asena ileri atıldı. “Düzgün konuş alırım ayağımın altına bırak kızı!”
Gizem ve Melis hızlıca Asena’yı kollarından tutup etkisiz hale getirdi.
Eda da boştaki kolumu tutunca Asena’yla birbirimize baktık. Beni tutan Eda ve Sıla’yı görünce ikimiz de bluethoothlanıp kahkahayı bastık.
“Neye gülüyorsunuz siz yine!” Dedi Gizem bıkmış bir ifadeyle.
Ben gülmekten konuşamadığım için Asena kahkahalarının ardından konuşmaya başladı.
“Ortamın trajikomikliğine!” Gülerek Eda’ya baktı. “TeoDemir’in güncel sevgilisi,” Sıla’ya baktı. “Ex’i,” bana dönüp gülmemek için yanağının içini ısırdı. “Ve şu anda düşman olduğu asıl aşkı! Mükemmel üçlü!”
“Ay Asenkuş ne aşkı? Dedim ya arkadaşız diye! Ama harbiden başka insanların açısından bakınca mükemmel bir üçlü olduk!”
Eda göz dağı vermek amacıyla kolumu sıktı. “Karanlık bir odada her zamanki gibi zavallı kaldığında da gülersin böyle!”
Gülüşüm anında soldu. Yerini derin bir korku kapladı. Nefesimi tutarak Asena’ya baktım. O da gülmeyi kesmiş, korku dolu gözlerle bana bakıyordu. Birden bizi sürüklemeye başlayınca avazım çıktığı kadar bağırıp çırpındım.
“BIRAK! BIRAK BENİ! EDA! BIRAK BENİ!”
Asena da benimle aynı panikle bağırdı. “DUYMUYOR MUSUNUZ LAN BIRAKIN KIZI!”
“Kesin sesinizi! Bağırıp hocaların dikkatini çekmeyin!”
Hıçkırdım. Gözlerimden istemsizce yaşlar dökülüyordu. “EDA BIRAK BENİ NOLUR BIRAK!” Gözüm birine çarptı.
Ahmet. Yemekhanenin bir köşesinde keyifli bir ifadeyle bize bakıyordu. Daha doğrusu herkes bize bakıyordu. Aramızdaki mesafeyi umursamadan bağırdım.
“ALLAH BELANI VERSİN! ALLAH SENİN DE BELANI VERSİN AŞAĞILIK HERİF!”
Asena da kaşlarını çattı. “OROSPU ÇOCUĞU BUNUN GERİ GELİŞİ OLMAYACAK MI SANIYORSUN? HER ŞEYİ BİLİYORUM HEMDE HER ŞEYİ!”
Asena’ya sus der gibi baktım. Söylememeliydi.
Merdivenlere doğru geldiğimizde adımlarımı geri doğru atmaya çalıştım ama olmadı.
Tekrar o karanlıkta kalmak istemiyorum…
“BIRAKIN BENİ BIRAKIN! YALVARIYORUM BIRAKIN…”
Ama nafileydi.
“Yerinde dur! Bir de merdivenlerden düşeceksin hiç uğraşamayız!”
Asena’ya baktım. Gözleri dolmuştu.
“Deniz korkma tamam mı? İzin vermem! Asla o odaya girmene izin vermem! Girsen bile yalnız olmayacaksın yanında ben olucam. Deniz sakın korkma!”
Başımı salladım. Bir yandan bağırmaya devam ediyordum.
En sonunda -3. Kata ulaştık. Kapıyı yavaşça açtıklarında anılar aklıma bir bir doluştu.
“Ne oldu Deniz Kızı? Bir korktun sanki?”
“B-ben hiçbir şeyden korkmam bir kere.”
“İyi. Sonsuza kadar burada kalmak seni korkutmaz o zaman.”
“T-Teoman aç kapıyı! Teoman aç kapıyı!”
Gözlerimden yaşlar daha fazla boşaldı.
“Teoman…” diye mırıldandım.
Neden onun ismini söylediğimi bile bilmiyordum. Belki de buraya en son geldiğimde o getirdiği içindi.
“Ne?” Dedi Eda. “Sevgilimin şu an ile ne alakası var? Niye onun ismini söyledin?”
Ben ise onu duymuyor gibiydim.
“Karanlık…”
Melis ofladı. “Kız transa geçmiş. Fırlatıp gidelim işte. Daha manikür yapıcam. Aras’a güzel gözükmeliyim!”
“K-kan…”
Asena’nın endişeli sesi kulağıma ilişti. “Deniz ne oluyor? Nolur konuş iyi misin?”
Birden odanın içine itilmemle yere düşmem bir oldu.
Bu sefer dizlerim ve dirseklerim kanamamıştı.

Asena’yı da içeri fırlattılar. Tam yerden kalkıp çıkacağı esnada kapı hızla kapandı. Avuç içlerini sertçe kapıya vurdu.
“BURADAN BİR ÇIKAYIM KAÇACAK DELİK ARAYIN! HEPİNİZİN AMINA KOYUCAM!”
Bana döndü. “Deniz… nolur iyi olduğunu söyle…”
Ellerimden destek alarak yerde oturur pozisyona geldim. Kendimi geri geri ittirdim. Sırtım duvara çarpınca durdum. Nefes alamadığım için elimi boğazıma götürdüm.
“Ç-çok…” hıçkırdım. “Çok karanlık…”
İsteğim dışında bir şekilde ellerimi yere sürtmeye başladım. Tırnak diplerimde oluşan acıyı hissediyordum ama durmadım. Asena hızlıca yanıma çöküp ellerimi tuttu. “Deniz, bana bak. Bana bak canım. Bak ben buradayım. Yanındayım. Yalnız değilsin.”
“T-telefon…”
“Yanımda değil. Allah kahretsin ki fark ettirmeden cebimizden almışlar ışığı kullanmayalım diye! Ama merak etme.” Baş parmağı ile ellerimi okşadı. “Yalnız değilsin bunu bil.”
Asena’ya sarıldım. “K-kurtaracaklar bizi değil mi? Burada kalmayacağız…”
“Evet. Evet kurtaracaklar. Herkes yaşananları gördü. Kutay eminim bizi burada bırakmaz. Gerekirse senin için o kapıyı kırar! Yinede bizi bırakmaz.”
Kafamı alıp kucağına yasladı. Yan yatmış bir pozisyondayken varlığını hissettirmek ister gibi saçımla oynamaya başladı. “Sakinleşmen için şarkı söylememi ister misin?”
Olumlu anlamda bir mırıltı çıkardım.
En çok ihtiyacım olan şey sevgiydi şu anda.
Sevgi yalnızlık duygunu söküp atardı.
Asena, büyüleyici sesiyle bir şarkı mırıldanmaya başladı.
“Yaşadığım ne varsa ben seçtim, ben istedim.”
Bu şarkı beni anlatan bir şarkıydı.
“Artık sabah uyandığım ses annem değil.
Bazı şeyler kaybetmeden fark edilmiyor.”
Demir’i sevdiğimi, onu kaybetmekle yüzleşmeden fark edememiştim.
“Bedenim bur’da fakat ruhum kabul etmiyor.
Kendime yalan söyledim.
Yalnızım bunu ben istedim.
Paramparça bütün aynalar.
İçinde kan revan birisi var.”
Yalnız olmayı kendim seçmiştim. Herkesin iyiliği için bedel ödüyordum.
Pişman değildim.
Gerçek adını söyleyemediğim kadar yabancılaştığımız kişi yaşayacaksa her şeyi yapmaya hazırdım.

Teoman Akkaya’dan
“Teo ye artık yemeğini be! Gelir sevgilin birazdan merak etme.”
“Merak etme Kuti ya yerim şimdi. Eda gelsin de. Onsuz yemek boğazımdan geçmiyor.” Dedim gülerek.
Kutay’ın gözünden anlamadığım bir ifade geçti. Huzursuz olmuş gibiydi. “İyi iyi. Düşünceli bir sevgili olmaya başlamışsın sonunda.”
“Deniyoruz bir şeyler.”
Elinde tepsi ile bizim masaya gelen Eda’yı görünce gülümsedim. “Neredeydin aşkım?”
Yanımdaki sandalyeye oturup gülümsedi. “Birkaç işim vardı aşkım. Çok beklettim mi?”
“Yok. Bizde yeni geldik zaten.”
“Evet evet.” Dedi Leyla. “Valla sen yokken ikizdingilimin ağzından tek lokma geçmedi. Sevgilim de sevgilim diye tutturdu!”
Gülümsedi. “Ya… gerçekten mi?”
Başımı olumlu anlamda sallayıp yanağına küçük bir öpücük kondurdum. Daha sonra önüme dönüp yemek yemeye başladım.
Yemeğimizi yerken sohbet ediyorduk. Bir anda yanımızdan geçen iki öğrencinin konuşmasıyla yemek boğazımda kalınca öksürmeye başladım.
“Duydun mu cehennem melekleri Deniz’le Asena’yı en alt kata kapatmış.”
“Duydum duydum. Yazık kızlara. Kimsede korkusundan gidip kurtarmıyor ki.”
Gözlerimi büyüterek Eda’ya döndüm. Bana mahcup bir şekilde bakıyordu.
Kutay hemen ayağa kaktı. “Sen Deniz’le Asena’yı karanlık odaya mı kapattın!”
“Kafamı yerlere yerlere vurdu. Ölüyordum onun yüzünden! Sadece korkutacaktık ama bizim kızlar dinlemedi beni.”
Hayır.
Gitmemeliydim oraya.
O kız bana bin beterini yaşatmıştı.
“T-Teoman… Aç kapıyı korkuyorum…”
Hızla ayağa fırladım.
“Bunu sonra konuşucaz Eda.”
Eda dışında herkes benimle birlikte merdivenlere doğru gidiyordu.
Ezgi endişeli bir sesle konuştu. “İnanamıyorum ya. Kıza aynı şeyi ikinci defa mı yaşatmışlar?”
Leyla Ezgi’ye bakıp mırıldandı. “Hem kendini bize kanıtlamaya çalışıyor hemde Deniz’i kapatıyor…”
Merdivenleri hızla indikten sonra kapının kilidine baktım.
Tahmin ettiğim gibi anahtar yoktu.
Kutay hızla gidip avuç içleriyle kapıya vurdu.
“Asena! Deniz! Orada mısınız?”
“B-buradayız!” Asena’nın sesiydi bu. “Buradayız Kuti! Deniz… Deniz’in bilinci kapalı.”
Son cümleyi duymamla omzumla kapıya vurmam bir oldu. “Abi, Kutay, gelin!”
Kutay ve abim de yanıma geldi. Birkaç denemeden sonra kapı, duvara çarparak açıldı.
Odanın içine göz gezdirdiğimde Deniz ve Asena’nın yerde olduğunu gördüm. Hızla yanlarına çöktüm.
Yutkunarak Asena’ya baktım. “Deniz’e noldu?”
“Kriz geçirdi. Sakinleştirdim ama bilinci kapandı.”
Kutay da yanımıza çöktü. “Ne zamandır baygın?”
“Biraz önce. Hatta sizin sesinizi duyduğunda ‘Teoman’ diye sayıkladı.”
“B-benim adımı mı?”
Vücuduna kısa bir göz atınca parmaklarında kan olduğunu gördüm.
Elini yere sürtmüştü…
Hızlı bir hareketle kucağıma aldım.
Onu bu odadan ilk çıkarışım değildi…
Ezgi ve Leyla dehşetle kucağımdaki kıza bakarak önümden çekilip yolu açtılar.
Hızlı adımlarla basamakları çıktım. Revire gidince Sevim abla elini alnına götürdü.
“Allah’ım sen benim aklıma mukayyet ol! Yine mi Teoman yine mi? Bir gün kalbime indireceksin çocuğum.”
“Abla vallahi ben yapmadım bu sefer ya…”
…..
“Evet Eda. Açıklama bekliyorum.”
“Aşkım…”
Elimi kaldırıp dur işareti yaptım. “Herşeyi açıklayana kadar bana aşkım deme.”
Gözleri doldu. “O kız az kalsın beni öldürüyordu Teo. Gözünü korkutacaktım sadece! Kızların bu kadar ileri gideceğini bilmiyordum… Hatta senin için durdurmaya çalıştım onları. O kız ölse umurumda olmaz biliyorsun ama sana sözüm vardı. Bir daha kötülük yapmayacaktım.” Ellerimden tuttu. “Özür dilerim aşkım nolur affet beni.”
Dudağını büzüp gözlerini kırpıştırınca daha fazla dayanamayıp onu kendime çektim ve sarıldım. Saçının tepesine küçük bir öpücük kondurup konuştum.
“Korkutma da aşkım. Hiçbir şey yapma. Tamam mı?”
“Tamam…”
Hafif güler gibi bir ses çıkardım. “Kıyamıyorum da sana ya!”
O da güldü. “Bende sana!” Yanağımdan öptü. “Hadi bizimkilerin yanına gidelim. Deniz’den de kızlar adına özür diliycem zaten.”
“İşte benim sevgilim.”
Elimi omzuna atıp revirin kapısına doğru yöneldik. Müdür hemen yan odada bizi bekliyordu.
“Gelin çocuklar.”
Nuray teyze ve İlhan amca da buradaydı. Olanları onlar da bildiği için yüzüme bakamıyorlardı.
Asena Nuray teyzeye baktı. “Nurişko, bu kız.” Dedi Eda’yı göstererek.
Nuray teyze büyük bir soğukkanlılıkla elleri belinde Eda’nın önüne geldi. “Eda sen misin?”
“Evet?” Dedi Eda anlamaz bakışlarla.
“Kızımın hayatının katili sensin yani… Sonunda tekrar yüzyüze gelebildik. İki çift lafım olacak sana.”
Eda önce bana baktı, sonra Nuray teyzeye döndü. “Buyurun?”
“Benim kızım hatalar yapmış olabilir. Hatasız insan yoktur. Ama bu senin geçmişte ve şimdi yaptıklarını haklı çıkarmıyor! Benim kızım isterse dünyanın en kötü insanı olsun, yine de bunu yapamazsın ona!”
“Bakın, ben sadece bana zarar verdiği için gözünü korkutmak istemiştim. Kızlara engel olmaya çalıştım ama dinlemediler.”
“8 yıl önceki olanlar peki? Kızım ben anayım ana! Kimin nasıl insanlar olduğunu gözünden anlarım. Hatırlıyor musun sen küçükken de böyle müdürün odasında karşılaşmıştık.”
“Evet, hatırlıyorum.”
“O zaman neysen şimdi de osun. Küçücük bir çocukken bile saf kötüydün sen.” Melis ve Gizem’e baktı. “Diğerleri de öyle. Şimdi daha da beter olmuşsunuz… Allah ailenize sabır versin diyeceğim de sizi bu kadar başı boş bıraktıklarına göre çokta umursamıyorlar gibi. Saldım çayıra… mevlam kayıra!”
Eda dişlerini sıktı. “Nuray teyze… Kızın bana saldırdı. Alkış tutup beni öldürmesine izin vermemi beklemiyorsunuz herhalde.”
Başını iki yana salladı. “Hayır, senden bunu istemiyorum. Eğer kızım bir yanlış yaptıysa onu zaafından vurmak yerine gelecektin, müdüre söyleyecektin!”
Müdürün öksürüğü ile herkes müdüre baktı.
“Nuray hanım, İlhan bey, aynı olayın ikinci defa yaşanmasına izin verdiğim için herkesin önünde sizden çok özür diliyorum ve bunun bir daha yaşanmaması adına söz veriyorum.” Bana döndü. “Teoman, bundan sonra bu tür konularla sen ilgileneceksin.”
Herkesin bir anda bana bakmasıyla şaşkınlıkla yutkundum. “Hocam… ben istemiyorum.”
“Bende senin istemene göre hareket etmiyorum oğlum. Her neyse. Eda, sen ve arkadaşların iki hafta uzaklaştırma cezası aldınız. Bu olay tekrarlanırsa iş okuldan atılmaya gider baştan uyarıyorum.”
“Tamam hocam, özür dilerim.”
“Şimdi şu altı şahıs dışında herkes çıksın. Oğuz hocam sizde kalın.” Dedi bizim ekibe ve Asena’ya bakarak. “Sizinle özel konuşacaklarımız var çocuklar.”
Herkes çıkınca müdür masasının önündeki koltuklara oturduk.
“Kay Teo yer kalmadı.”
“Abi iki koltuk var zaten ya ondan yer kalmamış olabilir mi? Kapsaydın koltuğu banane.”
“Kay lan abi sözü dinle!”
Oflayarak kaydım. Abim yanıma oturdu. Leyla ve Ezgi de bir koltuğa oturmuştu. Asena’yla birlikte sehpaya oturan Kutay’a bakıp kendime özgü olan kahkahamı attım. “Lan Kuti? Yer mi kalmadı?”
Garip bakışlar attı. “Sehpaya oturduğuma göre kalmış gibi mi?”
Hepimiz güldük.
“Sessiz olun çocuklar.”
Öksürerek boğazımı temizledim. “Ne konuşacaktınız bizimle hocam?”
“Aranızdaki meseleyi.”
Bir anda odanın içi buz gibi oldu. Tüm alanı sessizlik kaplamıştı.
“Mesele… derken? Ne meselesi?” Dedi Leyla.
“Onu da siz söyleyeceksiniz. Aranızda ne geçtiği hakkında sadece kulaktan dolma bilgilere sahibim. Olayın aslını siz anlatın.”
Asena hemen atladı. “Ben anlatırım. Aslında duyduğunuz bilgiler muhtemelen doğrudur hocam. Deniz, Teoman ile olan ARKADAŞLIĞINI bitirmek istedi, daha sonra gruptaki Kutay dışındaki şahıslar Deniz’le görüşmeyi kesti, Eda ve diğerleri beni gruptan çıkarınca bende hem kuzenimin sevgilisi olduğundan hem de kafa dengi biri olduğundan Deniz’le arkadaş oldum. Bu kadar. Ha bir de şey var. Eda or- arkadaşımız Deniz’in yokluğunu fırsat bilip Teoman ile sevgili oldu. Şu an güncel sevgililer; Teoman ile Eda, Ahmet pez- arkadışımız ile Deniz, Leyla ile Aras ve Kutay’la Ezgi. Of bu ne ya Aşk-ı Memnu gibi? Bir yerinizde durun arkadaşlar.”
Kutay’la kıkırdadılar.
Oğuz hoca hepimize teker teker baktı. “Çocuklar, Deniz’in yaptığının yanlış olduğunu biliyoruz ama bu onu dışlamanız için bir sebep değil. Biz istiyoruz ki bu tatsızlıkları bir kenara bırakalım. Hepiniz arkadaşsınız.”
“Hocam demesi kolay.” Dedi abim. “Siz istiyorsunuz ki her şeyi görmezden gelelim. Biz bu kıza zamanında mesaj attık Teoman senin yüzünden hastanede diye, engelledi. Tamam arkadaş olmak istemeyebilir ama yaptığı vicdansızlık değil mi?”
“Haklısın Aras. Ama yinede denemekte fayda var. Belki bir yanlış anlaşılma vardır, gözden kaçırdığınız bir şey vardır, ya da empati kurmamışsınızdır. Biz olabildiğince sizi aynı ortamda tutmayı deneyeceğiz. Sizde kavga etmemeye çalışın. Neler olacağını zaman gösterecek.”
“Peki hocam.” Dedim hoşnutsuz bir ifadeyle. “Şimdi çıkabilir miyiz?”
“Hiç öyle bakma Teoman. Biz sadece okulda düzeni ve arkadaşlığı sağlamaya çalışıyoruz. Ayrıca çıkabilirsiniz.”
Ayağa kalkıp çıkmıştık. Yan odadan bir anda ağlamayla karışık bir bağırış geldi.
“ANNE ANLAMIYORSUN ÇOK HATA YAPTIM ÇOK! ANLATTIM TÜM DETAYLARI İŞTE HALA NEDEN YANIMDASIN? SENDE UZAKLAŞ BENDEN! BABAM DA GİTSİN! İSTEMİYORUM KİMSEYİ YANIMDA YA İSTEMİYORUM!”
“Kızım sakin ol kriz geçiriyorsu-“
“YA TEKRAR TEKRAR AYNI ŞEYİ YAŞAMAKTAN ÇOK YORULDUM YETER YA YETER! NE ZAMAN HAYAT DÜZELDİ DİYORUM YİNE BU ALLAH’IN BELASI DÜNYA BİR BOKLUK ÇIKARIYOR! BEN ARTIK BU ŞEKİLDE YAŞAMAK İSTEMİYORUM!”
Tüm ekip kapıya yaklaşık dinlemeye başlayınca bende dayanamayıp yanlarına gittim.
“HERKES ZAYIFLIĞIMI KULLANIYOR VE BEN HİÇBİR ŞEY YAPAMIYORUM! ÜSTÜNE BİRDE SON OLANLAR…”
Bir hışırtı sesi ve Nuray teyzenin çığlığını eş zamanda duyunca hepimiz kaşlarımızı çattık.
“Yeter… Yeter her şey bitsin de kurtulayım bu çileden.”
“Deniz, kızım dur! Dur yapma!”
Hassiktir…
İçeride bir şeyler oluyordu.
Ve umarım o şey tahmin ettiğim şey değildir.
Hızla kapıyı açtık. Deniz, hemşire masasının hemen önünde titreyerek duruyordu. Elinde neşter vardı ve boğazına yaslamıştı.
O an zaman durdu benim için.
Asena elini ağzına götürdü. “DENİZ!”
Deniz bizim kapıyı açtığımızı fark etmemişti. Göz göze geldiğimizde elindeki neşteri düşürdü. Ama annesi yerden almadan tekrar eline alıp boğazına dayadı.
Kutay da Asena gibi bağırdı. “Deniz napıyorsun dur!”
Yutkundum.
Konuşamıyordum.
Çok boktan bir durumun içine düşmüştüm.
Beni terk eden kızın hayatını kurtarmalı mıydım?
Bir insanın kendini öldürmesine göz yumamazdım.
En kötü insanlar bile öyle yapardı.
Eliyle ağzını kapayıp gözleri dolu Deniz’e bakan Leyla’ya döndüm.
“L-Leyla, sen Ezgi’yle birlikte Nuray teyzeyi dışarı çıkarın.”
“Hayır! Hayır kızım kendini öldürecekken uzaklaşmam!”
“Nuray teyze söz Deniz’i vazgeçiricem ama buradan uzaklaş ve lütfen ağlama.”
“S-sana güvenebilir miyim Demir?”
Demir.
Uzun zaman olmuştu bu kelimeyi duymayalı.
Gülümsedim. “Ben nasıl sana güvenip Bulut’u verdiysem, sende bana öyle güven. Abi sende git onlarla birlikte hadi. Hadi Nuray teyze.”
“P-peki…”
Son kez Deniz’e baktı. Deniz gözlerini yumunca Leyla ve Ezgi ile birlikte dışarı çıktı. Yavaş adımlarla ileri gittim.
“Deniz…”
“Yaklaşma bana!” Diye bağırıp neşteri biraz daha boğazına bastırdı.
Kutay bir adım attı. “Deniz dur!”
“Dur lan! Korkutuyorsun kızı. Sakin ol.”
Asena konuştu bu sefer. “Deniz… canımın içi… nolur bırak o elindekini. B-bir yolunu buluruz. Gerekirse ben seni dinlemeyip bir şeyler yaparım. Ama bir çaresi bulunur elbet. Hadi bırak elindekini.”
Ne yolu ne çaresi hiçbir şey anlamamıştım ve anlayacak durumda değildim.
Kalbimde bir ağrı vardı.
Nedenini bir türlü algılayamadığım bir sıkışma.
Bir adım daha atıp elimi ona doğru uzattım.
“Deniz… hadi ver onu bana. Bak Asena da diyor bir çaresi bulunurmuş. Derman olmasa dert de olmazdı.”
Başını hızlıca iki yana salladı. “A-anlayamazsın. Anlayamazsın beni.”
“K-karanlık yüzünden mi? Yeniden kapatılmaktan mı korkuyorsun?”
“Bir tek o değil… o da var ama o değil.” Ağlıyordu. “Yaşamak için bir sebebin kalmadığında senin de aklından ölmek geçmez mi?”
Geçmişti.
Beni terk ettiği gün ölmek aklımdan çok geçmişti.
Ve bir gün daha ölmeyi çok istemiştim.
“Bırak bitsin bu işkence bırak!”
“Geçti. O gün… ameliyat olduktan bir hafta sonra. Anlayabiliyorum seni. Ama ölmek bir çözüm değil.”
Birden bağırdı. “İŞTE BU YÜZDEN ÖLMEK İSTİYORUM ZATEN!”
“Deniz, seni anlamıyorum ama ölmek bir çözüm değil. Hadi… Ver o elindekini bana. Asena sende bir şey de.”
“Deniz… canım arkadaşım nolur… Nolur yapma.”
Yutkundu. “İkna edin beni o zaman… Bu boktan hayatı yaşamam için bir sebep verin bırakayım!”
“Kutay!” Dedim hızlıca. “Kutay çok seviyor seni. Onu yalnız mı bırakacaksın?” Normalde asla söylemeyeceğim bir şey söyledim. “S-sevgilin var. Sevgilin de üzülür. Asena kahrolur. Annenle baban da biter. Arkanda büyük bir enkaz bırakırsın Deniz.”
İçimden bir ses, o enkazda benim de olacağımı söylüyordu.
“Bırakmam. Üç beş gün ağlarlar, sonra herkes yaşamına devam eder… Bu zamana kadar beni görmediler, ölünce de görmezler!”
Asena bir adım daha attı. “Deniz… O nasıl söz öyle? Bırak üç beş günü, üç beş yılda bile unutamam ben seni. Ben senin acılarını gördüm, içinde biriktirdiklerini gördüm. Kutay da öyle. Yoksa neden yanında olsun ki?”
“Bunlar bir sebep değil…” neşteri boğazına daha da bastırdı. Boynundan ünce bir şerit şeklinde akan kanı görünce aklımı yitirecek gibi oldum.
“Ben! Ben de çok üzülürüm!”
Dondu. “G-gerçekten mi?”
“Evet! Evet çok üzülürüm. Çok ağlarım.”
“Gidişimde ağladın. Şimdi gerçek gidişimde tekrar mı ağlayacaksın?”
“E-evet. Ağlamamı ister misin?”
“H-hayır… Hayır sakın ağlama. Hele benim için hiç ağlama.”
“Dayanamıyorum anlamıyor musun dayanamıyorum!”
“Deniz ne olur bırak o elindekini…”
Gülümsedi. Gülümsenecek bir şey yoktu ortada ama gülümsedi. “Ben gidicem… Artık burada olmayacağım. Anneme söyle çok ağlamasın olur mu? Değmem… Hiçbirinizin tek bir gözyaşına değmem.”
“Kelimelerim tükendi resmen Asena bir şey yap!”
“Gerizekalı panikten ben kendi adımı bile unuttum lanet olsun aklıma hiçbir şey gelmiyor!”
“Deniz Allah rızası için ver şunu kafayı yiycem şimdi!”
“Gidin buradan…”
“Neden?”
“Ben senin kanlar içindeki halini gördüm, sen benimkini görme.”
“Deniz… hadi güzelim. Bırak şunu.”
Bir an dondu. Hafif gülümser gibi olup vazgeçti. “Güzelin miyim gerçekten?”
Ben ne diyordum bu kız ne anlıyordu..
Cevap vermedim.
“Sende geçirmişsin aklından ölmeyi. Neden yaşıyorsun?”
Eda kurtarmıştı çünkü.
“Beni seven insanlara haksızlık olur bu. Ben gidicem onlar kalıp acı çekecek. Bunu mu istiyorsun Deniz? Ali’yi düşün. Anneni düşün.”
“A-acı çekmesinler… Acı çekmesinler ben onların yerine de çekerim.”
“O zaman ver o elindekini bana… Hadi… Söz, ne yaşadıysan bir çaresini bulucaz…”
“G-gerçekten mi?”
“Gerçekten…”
Neşteri yavaş yavaş boğazından çekti.
“Hadi ver onu bana…”
Elleri titreyerek neşteri uzatınca fikrinden geri dönmeden hızlıca elinden çekip Asena’ya verdim ve kolundan tutup kendime çekerek sımsıkı sarıldım. Ben ona sarılınca o da hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Bir elimle sırtını sıvazlarken öbür elimle saçlarını okşuyordum. Saçlarının tepesine bir öpücük kondurdum.
“Geçti…” diye mırıldandım yatıştırıcı bir sesle.
Yanılmıştım.
Hala aşıktım ona…
“G-geçmedi… geçmeyecek…” dedi hıçkırıklarının arasından.
“Geçecek. Ben bir yolunu bulucam.” Dedim sesimdeki kararlılıkla. Kafamı boynuna gömüp o vanilya kokusunu içime çektim. “Çok korkuttun beni…”
“Ben sana bir şey itiraf edicem…”
Asena kaskatı kesildi. “Deniz… canım sana su vereyim mi? Sakinleşirsin biraz.”
Deniz çenesini göğsüme yaslayıp kafasını kaldırarak başını iki yana salladı. Benle göz temasını kesmiyordu. “İ-istemiyorum… T-Teoman… Teoman ben…”
Girden gözü seğirdi. Gözlerini yumduğunda yere düşecekken belinden tutup kucağıma alarak yere yatırdım.
“ALLAH KAHRETSİN BOYNUNDAKİ ÇİZİĞİ UNUTTUK!”
Asena hızla kapıya koştu. “Sevim abla! Nuray teyze! Biri yardım etsin!”
Deniz’in yanağına acıtmayacak şekilde hafifçe iki kere vurdum. “Deniz, gözlerini aç güzelim…”
Eda’ya bile güzelim dememiştim bu zamana kadar.
İçimden gelmemişti.
Peki Deniz’e neden diyordum?
Ben Deniz’e hala aşıktım. Bunu anlamıştım.
Ama… Eda’yı da seviyordum?
İki kişiyi aynı anda yürütmek miydi bu?
Hayır.
Çok daha farklı bir şeydi.
İçine çekildiğim bataklığın daha ne tür bir çamura sahip olduğunu bilmiyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

477okunma 22beğeni 29yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…