16. bölüm / 23
Zorbam16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı
Bölümler 23Şu an: 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı
- 1 1. Bölüm: Yeni Bir Hayat521 kelime
- 2 2. Bölüm: Okulun İlk Günü999 kelime
- 3 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası1.414 kelime
- 4 4. Bölüm: Geçmiş’in Gölgesi1.570 kelime
- 5 5. Bölüm: Karanlık5.073 kelime
- 6 6. Bölüm: Dönüm Noktası2.635 kelime
- 7 7. Bölüm: 12 Numara ve Özür2.970 kelime
- 8 8. Bölüm: Sessiz Kalmak Zorunda Olmak2.528 kelime
- 9 9. Bölüm: Garip Sakinlik ve Liste3.187 kelime
- 10 10. Bölüm: Düzelmek2.646 kelime
- 11 11. Bölüm: Kısa Bir Mola2.817 kelime
- 12 12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi2.156 kelime
- 13 13. Bölüm: Bazı Yanlış Anlaşılmalar2.741 kelime
- 14 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler2.795 kelime
- 15 15. Bölüm: Koruma İçgüdüsü2.326 kelime
- 16 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı5.933 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17. Bölüm: “Affettin Mi Deniz Kızı?” (SEZON FİNALİ)8.318 kelime
- 18 18. Bölüm: Başa Sar1.965 kelime
- 19 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?3.062 kelime
- 20 20. Bölüm: Nefret ve Aşk2.694 kelime
- 21 21. Bölüm: Maske2.895 kelime
- 22 22. Bölüm: Tekrar Karanlık3.284 kelime
- 23 23. Bölüm: Böyle Kahpedir Dünya4.474 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deniz Soysal’dan
Rezil olmuştum!
Hemde Demir yüzünden!
Allah’tan konuştuklarımız videoda duyulmuyordu.
Hızla omuz çantamı boynumdan geçirerek çıkardım ve zincirinden tutarak Demir’e vurmaya başladım.
“Allah’ın belası! Senin yüzünden herkese rezil oldum! Ne diye kavga ediyorsun?”
“Ah! Dur kızım acıtıyor! Of! Ya bir dur!”
Bir anda beni kollarımdan tutup kendine çekti.
“Kavga etmeseydim ne olacaktı? Onun seni götürmesini mi tercih ederdin? Deniz Kızı bir dinle sonra dövüyorsan tekrar döv.”
Gözlerimi kaçırıp yutkundum.
Demir ve diğerler orada olmasaydı ne olacaktı?
O beni götürseydi ne olacaktı?
Gözlerim doldu.
“S-sağol…” Arkaya bakıp Kutay ve Aras’la göz göze geldim. “Sizde sağolun… Eğer siz olmasaydınız-“
Kutay arkadan uzanıp bana sarıldı.
“Şş tamam… devamını getirmek yok.”
Başımı olumlu anlamda sallayıp bende ona sarıldım.
Bir süre sonra ayrıldık. Ezgi’ye döndüm. “Kim ne yazmış? Çok görülmüş mü?”
“Valla sistam… Bodrum’un yüzde yetmişi görmüştür en az. Ve sadece Bodrum da değil. Demir ünlü olduğu için haber çok çabuk yayılmış. Hemen insanların yorumunu okuyorum…” Telefonda birkaç şey yaptı ve konuşmaya başladı. “Baştan söyleyeyim hiç hoşunuza gitmeyecek. ‘Ay Teoman gerçekten bu kıza mı baktı?’ ‘Çok yakışıyorlarr’ ‘Kaptırdık gül gibi sarışın, yakışıklı, kaslı, bicepsli çocuğu.’” Ezgi bize baktı. “Bundan gerisi son okuduğum gibi. İnsanlar değişik. Okumamayı tercih ediyorum.”
“Oku oku bir şey olmaz.” Dedim.
“Peki o zaman… ‘TeoDemir’im benimdi.’ ‘Bilerek çocuğun kucağına atlamadıysa hiçbir şey bilmiyorum.’” Ezgi bir an duraksadı ve gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “‘Bakışlar dudaklardaa.’ ‘Yılın en iyi çifti ödülü bunlara gelsin.’ ‘Bu kız ne böyle ya kenarmahalleden çıkmış gibi.’ ‘Küçüğü olmadı, abisini de kaptırdık ne yapıcaz biz?’” İkinci defa duraksadı ve ekrana Side eye atmaya başladı. “‘O bicepslerden ben suşi yiyecektim ya.’” Tekrar durdu ve kahkaha attı. “‘Ben bu varoştan daha güzelim.’” Şimdi neden güldüğünü anlamıştım.
Sinirden gülüyordu.
Bende öyle.
Yüzümde neşeden uzak bir gülümseme vardı. Yumruklarımı sıkıyordum.
“Yuh…” diye mırıldandı Aras.
Kutay kıkırdadı. “Ünlü olmak çok boktan bir şeymiş.”
“Susun ya.” Dedi Demir canı sıkılmış bir ifadeyle. “Ayarlar paylaşımları sildiririz. Ama biraz uzun sürer. Birkaç gün falan. Bu sürede pek ortalarda görünmeyelim ikimiz.”
Leyla’nın gözleri parladı. “Harika bir fikir buldum! Hepimiz birlikte bizim yazlığa gidelim!”
Ezgi de gülümsedi. “Olabilir. Hem bugün cuma. İki gün okul yok. Birkaç gün gitmesek de bir şey olmaz. Ay çok eğlenceli geçecek! En az dört gün oradayız!”
Aras hepimize teker teker baktı. “Herkes okey mi bu fikre?”
Herkesten onaylayan mırıltılar çıkınca Demir sırıtarak arabayı çalıştırdı.
…..
“Oha! Burası mükemmel!”
Daha arabadan yeni inmiştik ama bu yazlığın dışı bile mükemmeldi. Demir birkaç adım önden gidip anahtarla kapıyı açtı. “Buyurunuz efendim, yazlığımıza hoş geldiniz!”
Herkes gülerek içeri geçti. Burası gerçekten çok güzeldi.
Aras ellerini beline koyup bize döndü. “Evet millet, şimdi gelelim kimin nerede kalacağına. Gördüğünüz gibi koridorun sağında üç, solunda da iki oda var. O üç oda benim, Leyla’mın ve Demir’in odası. Buraya sadece üçümüz geldiğimiz için üç oda var. Diğer odalar da kapıya yakın olan salon diğeri de mutfak. Baştan söyleyim ben güzelimle uyurum.” Diyip elini Leyla’nın omzuna koyarak Leyla’yı kendisine çekti. Leyla da gülümseyerek yanağına bir öpücük kondurdu.
“Tamam o zaman. Biz Ezgi’yle kalırız Demir’le Kuti de aynı odada kalır.” Dedim.
Demir yüzünü buruşturdu. “Bu mal horluyor ben bununla aynı odada uyumam. Daha doğrusu uyuyamam.”
“Abartma lan.” Dedi Kutay savunmaya geçerek.
“Ne abartma oğlum? Koala gibi her yerde uyuyorsun. Üstüne kulağımızı sikiyorsun!”
Aras uyarı tonunda bir öksürük sesi çıkarınca Demir bize baktı. “Pardon. Silkiyorsun diyecektim.”
Ezgi göz devirdi. “Öküzsün Demir! Ee… Sen Kutay’la uyumuyorsan Deniz’le uyu o zaman.”
Gözlerimi belerttim. “Ezgi!”
Ezgi dudağını büzüp sessizce ağzını oynatarak lütfen dedi.
Ben niyetini anladığım için Leyla’ya döndüm. Leyla da sırıtarak bana bakıyordu.
“İyi madem!” Dedim sırıtarak. “Sen Kutay’la uyu. Bende salonda uyurum. Demir de tek uyur. Olay çözüldü. Hadi zıbarmaya gidelim geç oldu.”
“Olmaz öyle şey Deniz Kızı ben vicdanlı bir erkeğim. Seni salonda uyutmam.”
“Ben salonda uyumak istiyorum. Tek başıma mışıl mışıl uyurum hem. Bu arada… bir problemimiz daha var kızlar.”
“Neymiş o?” Dedi Leyla.
Elimle üzerimi gösterdim.
Ezgi aydınlanma yaşadı. “Ay biz kıyafet almadık yanımıza!”
Leyla dudağını ısırdı. “Bu saatte de hiçbir yer açık değildir ki. Ama biz buraya arada bir geldiğimiz için kıyafet oluyor genelde dolaplarımızda. Hatta Kutay’ın bile kıyafetleri oluyor.”
Leyla’nın odasına gittik ama dolabı açınca tek gördüğümüz boşluktu. Sorgularcasına tek kaşımı kaldırdım. “Leyla kıyafetlerin nerede?”
“Hass… Ben kıyafetlerimi almıştım buradan ya! Eve götürmüştüm unutmuşum!”
Ezgi elini alnına vurdu. “Mini etek ve cropla uyuruz artık.”
“Valla kızlar siz şansınıza küsün ben gidip sevgilimin kıyafetlerinden giyeceğim!” Dedi Leyla ve gülümseyerek odadan çıktı.
Ezgi’nin gözleri parladı. “Aa bende Kutay’dan isteyebilirim! Allah’ım yakınlaşmak için bahane çıkıyor çok şükür!” Diyip zıplaya zıplaya çıktı.
Ben ne yapacaktım şimdi? Bende Kutay’dan isteyeyim bari.
Ezgi’nin peşinden gittim. “Kuti ya bana da kıyafet verir misin?”
“Valla Denoş benimde sadece iki tişört iki şortum var. Olsa verirdim de… Ezgi de benden aldı.”
Gülümsedim. “Tamam o zaman. Ben başımın çaresine bakarım centilmen erkek!” Diyip omzuna vurdum. O da güldü.
Bana Demir mi düşmüştü şimdi? Neyse. Mini etekle uyumaktan iyidir…
Demir’in odasının önüne gelip kapıyı çalmadan dan diye girdim. Gördüğüm manzarayla gözlerimi büyüterek hemen arkamı döndüm. “Ay çok pardon!”
Sadece şortlaydı. Üstü çıplaktı. “Yuh kızım be! İnsan kapıyı çalar.”
“Ben ne bileyim üzerini değiştirdiğini? Neyse. Ben senden şey isteyecektim…”
Eğlenen sesini duydum. “Ney? Bu arada giydim üzerimi dönebilirsin. Ona doğru döndüm. Üzerinde beyaz bir tişört ve siyah bir şort vardı. “Şey işte…”
Yanıma geldi. “Ne istiyorsun Deniz Kızı?”
Ondan bir şey istemek bu kadar zor muydu?
“Of kıyafet işte! Kuti’den istedim ama onda da iki tane varmış. Biri Ezgi’ye biri kendisine.”
Yüzündeki alaycı ifade bir an kırılır gibi oldu. Sonra arkasını dönüp dolabının yanına gitti. Üzerindeki kıyafetlerin aynısından yani beyaz tişört ve siyah şortu alıp tekrar yanıma geldi. “Al.”
Elindekileri alıp “Sağol.” Diyerek odanın içindeki banyoya ilerledim. Verdiklerini üzerime geçirince gülmeye başladım. Çok komik gözüküyordum. Kıyafetlerin içinde kaybolmuştum.
Oldumolası bağcık bağlamayı bilmezdim. O yüzden şortun ipini de doğru düzgün bağlayamadım. Neyse. Uyuyacaktım zaten.
Banyodan çıkınca yatağın kenarında oturan Demir gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp beni süzdü.
“Ne gülüyorsun be? Gayet şık oldum bir kere!” Dedim şımarık bir edayla.
“Tabi tabi. Öylesindir!” Yanına gelip elini belime koymaya çalıştı. Bir adım geri çekildim. “N-napıyorsun?”
Yüzündeki gülümseme soldu. Yerini üzgün bir ifade yer aldı. “İki oldu.”
“Ne?”
“Deniz ben sana zarar vermem. Ahmet gibi değilim ben. Yani… şimdiki halim öyle.”
Şortumun iplerini tutup bağladı. “Çok sıkı oldu mu?”
Şortun belimi sıkıp sıkmadığını bile önemsiyordu.
“Yok…” dedim.
“Deniz Kızı… yanağını okşamak istiyorum, tutuyorsun. Belini bağlayayım diyorum, geriye kaçıyorsun. Sen böyle yaptıkça…” Gözlerini kaçırdı. “Kendimi canavar gibi hissediyorum…”
“H-hayır. Seninle alakası yok. Ben o resim atölyesinde olanlardan sonra…”
“Beni hala affetmediğini biliyorum.”
Bir anda söylediği cümleyle sustum.
“Bende kendimi sen affedene kadar affedemiyorum. Yapamıyorum Deniz… Bazen…” susup arkasını döndü.
“Bazen ne?”
“Bazen o karanlık oda rüyama giriyor…”
Kanım dondu.
Bunu demesini beklemiyordum.
“Kutay kapıyı açtığında gördüğüm halde görüyorum seni… Yüzün gözün kan içindeyken. Yalvarıyorsun bana. Kanattığım dizlerinin üzerine çökmüş ‘Çıkar beni.’ Diyorsun. Ağlıyorsun. Bense kapıyı kapatıp gidiyorum. Arkamdan attığın çığlıkları duyarak uyanıyorum. Hep aynı döngü. Ne zaman kötü bir olay yaşasam aynı rüyayı görüyorum.”
“B-ben…” ne diyebilirdim ki?
“Ben artık eskisi gibi olmadığını biliyorum. Ama… ama güvenemiyorum işte. Kimseye. Bana karşı hatası olan insanlara karşı güven sorunu yaşıyorum. Yine aynısını yapar diyorum. Bazen gerçekten doğru çıkıyor. Bazense sadece bir paranoyak…”
Bana doğru döndü. Ellerini tereddütle yavaşça ellerime doğru götürdü. İzin ister gibi baktı. Daha sonra da ellerimi tuttu. “Ben bir daha asla eskisi gibi bir insan olmayacağım.”
“Söz mü?” Dedim sesim titreyerek.
“Söz…söz veriyorum.”
Gözlerimi kaçırınca elleri bir an gevşedi. Yutkundu.
“Deniz bana bakar mısın?” Dedi yumuşak bir sesle.
Başımı kaldırıp gözlerine baktım. Tek gördüğüm şey korkuydu.
“B-bana güveniyorsun değil mi?” Kekelemişti. “Biliyorsun, yalan söylersen anlarım.”
Sadece sustum. Şimdi gözlerinde korku yerine üzüntü,çaresizlik, hayalkırıklığı… bir sürü duygu görüyordum.
Elimi bıraktı. Bana bakmadan kapıya yöneldi. “Ben salonda yatarım sen burada yat…”
Kapıyı açıp çıktı.
Olması gereken buydu.
Ona güvenmemeliydim.
Bir kez kandıran tekrar kandırırdı.
Peki neden kalbime bir şey oturmuş gibiydi?
Hızlı adımlarla odadan çıktım. Yanından omuz atarak geçip güldüm. “Salonda ben uyuyacağım!”
“Bir kere de tamam de inatçı Deniz Kızı!”
Salona geçip koltuğa oturdum. Demir battaniye ve yastık getirip bir şey demeden gitti. Biraz telefona baktım. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlayınca kendimi uykuya teslim ettim.
Teoman Akkaya’dan
İstemeye istemeye odama girip yatağıma yattım ama uykum gelmiyordu.
Uykusuzluktan mı?
Yoksa…
Deniz’in söylediklerinden dolayı mı?
Bir sağa bir sola dönüp duruyordum ama uykum bir türlü gelmiyordu. En sonunda derin bir nefes vererek kalkıp mutfağa doğru ilerledim. Su içerken arkamdan bir ses geldi.
“Sen bu saatte niye hala ayaktasın lan?”
Abim.
Arkama döndüm.
“Uyku tutmadı. Neyse uyurum şimdi hadi iyi geceler.”
Odama gidip balkona çıktım ama abim de arkamdan gelmişti. İkimizde kollarımızı demir korkuluğa koyduk.
“Senin bir karın ağrın var belli. Söyle bakayım ne uykunu kaçırdı? Daha doğrusu kim?”
“Abi git uyu boşver. Kafa dinlemek istiyorum sadece.”
“Demir… bana anlatabilirsin. Elimden geldiği kadar yardım ederim sana.”
“Bu öyle bir konu ki sen bile yardım edemezsin…”
“Anlat da bileyim o zaman. Belki yardımım dokunur.”
Derin bir nefes çektim içime. “Abi… Deniz bana güvenmiyor… Yani… biliyorum, ilk başlarda yaptığım hatalardan dolayı normal ama kötü hissediyorum işte. Kafamı duvarlara vurasım, kendimi boğasım geliyor o bana tereddütle bakınca.”
“Vicdan azabı mı çekiyorsun?”
Kafamı iki yana salladım. “Daha da farklı daha da öte bir şey. Ne olduğunu bende bilmiyorum.”
“Deniz’e bakınca ne hissediyorsun? Ne düşünüyorsun?”
“Bana öyle kötü gözlerle bakmasın istiyorum. Gülümsesin, mutlu olsun istiyorum.” Deniz’in yüzü gözümde canlandı. Gülümsedim. “Gülümseyince çıkan gamzelerini her zaman görmek istiyorum abi. O üzülünce benimde içime bir şey oturuyor. O mutlu olunca benimde keyfim yerine geliyor.”
Abim heyecanla gülümseyerek elini omzuma koydu. “Aşık olmuşsun oğlum sen!”
Gülümsemem soldu. Gözlerimi büyüttüm. “Ne?”
“Basbaya sırılsıklam aşıksın işte!”
“Y-yok ya. Benim sevebilme, aşık olma gibi bir özelliğim yok sende biliyorsun.”
“Yalanların arkasına saklanmaya çalışıyorsun ama gerçek ortada. Aşık olmuşsun. Tamam peki şöyle yapalım. Ben sana sorular sorayım. Kendimden bildiğim şeyleri sorucam. Deniz’i görünce kalbin hızlanıyor mu?”
Sustum. Çünkü doğruydu.
“Peki Deniz’in her an yanında olmasını, onu her zaman görmeyi istiyor musun?”
Yine sustum.
“Onu görünce nefesin kesiliyor mu ya da heyecanlanıyor musun?”
Ve yine sustum.
Gülümsedi. “Tebrik ederim Demir’im. Öyle böyle tutulmamışsın yengeme!”
Omzumdaki elini çektim. “Saçmalama ya! Benimki öyle bir şey değil. Ben aşık değilim.”
Yani umarım.
Ondan sonra hiç konuşmadık. Sadece korkuluklara yaslanıp geceyi izledik.
Deniz Soysal’dan
Kulağıma gelen gök gürültüsü sesiyle sıçrayarak gözlerimi açtım. Geceleyin burası çok karanlık oluyor olmalı ki perdeler sonuna kadar açık olmasına rağmen çok karanlıktı.
Koltukta doğruldum. Ellerimle şortun kenarlarını sıkıyordum. Dışarıda yağmur yağıyordu. Önce şimşek çaktı. Oda bir anlığına aydınlandı. Daha sonra yüksek sesle gök gürültüsü olunca tekrar sıçradım. Aklımdan sesleri defetmeye çalışıyordum ama olmuyordu.
“Kimse yok mu?”
“Nolur yardım edin!”
“Ben korkak değilim…”
“Anne, Baba, ne olur bulun beni…”
Hıçkırdım.
O gün de böyleydi. Yağmur yağıyordu, şimşek çakıyordu…
Belki de o odada zifiri karanlıkta kalmak, şimşeğin aydınlatması ile hafif gözümün önümü görmemden daha iyiydi.
Çünkü biliyordum ki o ışıktan hemen sonra yüksek sesle gök gürleyecekti.
O gün yüzünden gök gürültüsünden ve şimşekten her zaman korkardım. Fakat yağmuru çok seviyordum.
O kadar çok seviyordum ki karanlık oda bile yağmura olan sevgimi yok etmeyi bırak, azaltamamıştı bile.
Bu karanlıkta daha fazla durmak istemediğim için ayağa kalkıp yavaş adımlarla koridora doğru ilerledim. Yanımda sadece topuklu ayakkabılarım olduğu için çıplak ayaklarla yürüyordum.
En sondaki odaya baktım.
Demir’in odası.
Güvenemediğim birine sığınacak kadar kötü durumdaydım.
Sadece birini yanımda görmeye, Yanlız olmadığımı hissetmeye ihtiyacım vardı.
Kapısı açıktı. Birkaç adım atıp içeri girdim ama kimse yoktu?
Yine mi yalnız kalmıştım?
Yine o şarkının sözleri aklıma geldi.
“Sessiz bir gece, yorgun adımların”
“Hiç haberi yok gibi ıslak kaldırımların”
“Kimse görmüyor mu?”
“Kimse duymuyor mu?”
“Durup önünde kalbinin, kimse durdurmuyor mu?”
“Herkes gider mi, herkes gider mi?”
“Söyle bana küçük adam, her şey biter mi?”
“Çok erken değil mi, erken değil mi?”
“Söyle bana küçük adam, her şey biter mi?”
“Elinde cennetin kayıp haritası”
“Kalbinde hazineler, yüzünde anahtarı”
“Kimse görmüyor, kimse bilmiyor”
“Ve sen hala üşüyorsun…”
Kimse yoktu.
Yine yalnızdım.
Karanlıkta, gök gürültüsü ile beraber kalmıştım.
Yine ve yine.
Dengemi kaybeder gibi oldum. Duvara tutunma ihtiyacı hissettim. Sırtımı duvara yaslayarak yere çöktüm ve ağlamaya başladım. Hıçkırıklarım odada yankılanıyordu. Dizlerimi kendime çekip kollarımı dizlerimde birleştirdim. Kafamı eğerek yüzümü kollarımla sardım.
“Deniz?” Diyen şaşkın ve endişeli iki sesi duyunca kafamı kaldırdım.
Aras ve Demir.
Buradalardı.
Yalnız değildim.
Biri bir yanıma öbürü diğer yanıma çöktü.
İlk Aras konuştu. “Deniz iyi misin?”
Demir yüzümü ellerinin arasına aldı. Çok telaşlı gözüküyordu. “Deniz noldu sana? Neden ağlıyorsun? Bir yerin falan mı acıyor?”
Tekrar hıçkırdım. “K-karanlık… Çok karanlıktı… Gök gürlüyordu. Kimse duymadı beni. Bağırdım ama kimse duymadı…”
Birbirlerine baktılar.
Aras tekrar bana döndü. “Deniz hadi gel yüzünü yıkayalım iyi gelir.” Kolumdan tutup kaldırdı.
“G-gerek yok. Sadece… yalnız kalmak istemiyorum.”
Tekrar gök gürleyince irkilerek hüngür hüngür ağlamaya başladım.
“Demir, sen Deniz’in yanından ayrılma ben Leyla’yı uyandırıp geliyorum.”
“H-hayır… Uykusu bölünmesin…” Demir’e baktım. Kısık ve masum bir sesle “Bu gece senin yanında yatabilir miyim?”
Afalladı. “T-tamam… Hadi gel önce yüzünü yıkayalım. Abi sen git uyu istersen ben bu gece Deniz’le ilgilenicem.”
“Tamam size iyi geceler. Deniz… eğer kötü hissedersen hepimizin burada olduğunu unutma. Tamam mı?”
“T-tamam.”
Aras gitti. Demir de kolumdan tutarak beni banyoya götürdü. Lavabonun önüne gelip suyu açtı. Saçlarım önüme düştüğü için eliyle önümdeki saçlarımı tutup yüzümü ıslattı. Birkaç defa daha ıslattıktan sonra yüzümü kurulayıp kolunu omzuma koyarak yürüttü. Yatağa yatırıp üzerimi örttü. Yatağın kenarına oturdu.
“Korkma tamam mı? Ben yanındayım.”
Başımı olumlu anlamda salladım ama gözlerimdeki korku her şeyi açıklıyordu.
Ayağa kalktı tam arkasını döndüğünde gök gürültüsünün sesiyle hızlıca elini tuttum. “Y-yanımda kal… Korkuyorum…”
Gülümsedi. “Tamam. Hiçbir yere gitmiyorum merak etme.”
Yatağın soluna doğru kayınca o da hemen yanıma yattı. Hemen yan dönüp dibine girdim.
“Gitmeyeceksin değil mi?”
“Hayır. Asla gitmeyeceğim.”
“Bırakmayacaksın beni?”
“Bırakmayacağım.”
Gözlerim dolu dolu gülümsedim. “Tamam o zaman…”
Bir elini belime koydu.
“Hadi uyuyalım artık.”
Gözlerimi kapattım. Tekrar duyduğum gök gürültüsüyle yine irkildim. Demir’e biraz daha yaklaştım. O da belimdeki eli ile beni kendine daha çok çekti. Diğer elini de belimin öbür tarafından geçirdi. Artık beni göğsüne yatırıyordu.
Boğuk ve kısık bir sesle konuştu. “İstersen bana sarılabilirsin.”
Nasıl hemencecik uykusu gelmişti?
“Yok… Böyle daha rahatım.”
“Bana kütüphanedeki sarılman dışında hiç sarılmadın Deniz Kızı. Bir sebebi mi var?”
“Hayır, sadece… içimden gelmiyor. Onda da kendimde değildim zaten. O yüzden sarılmıştım. İstemsizce.”
“Peki…” Sesi kırılmış çıkmıştı nedenini sormayacak kadar uykum gelmişti. Kendimi uykunun kollarına bırakırken son hissettiğim şey saçlarımın arasına kondurulan öpücüktü. Son duyduğum şey ise anlamını bilmediğim iki kelime.
“Abim haklıydı…”
Demir Öztürk’ten
“Kalbim arsız, laf geçirmez”
“Yansa merhem yok”
“Taşlasınlar, kaç desinler”
“Aşka çarem yok”
Sabah çok enerjik kalkmıştım.
Belki de bazı şeylerin farkına vardığımdandır.
Jbl kulaklığımı kulağıma takmış neşeli bir şekilde şarkı söyleyerek bulaşıkları yıkıyordum.
Birden biri kulaklığımı çekip boynuma astı. Arkamı dönünce Leyla’yı gördüm.
Ellerini beline koyup gülümsedi. “Sabah sabah ne bu enerji ikiz dingilim?”
“Bugün çoook mutluyum Leyloş!”
“Hımm… Sebebi ne peki bu mutluluğunun?”
“Onu söyleyemiyoruz maalesef!” Diyip güldüm.
“Kuti’yle biraz daha az takılmayı dene mümkünse! Ekran süren artmış!” Elimdeki tabağı ve süngeri çekti. “Enerjini güne sakla. Sabahın köründe bulaşık yıkamak ne ya? Git zıbar hadi!”
“Tamam kızma ya! Gidiyorum!”
Gülerek odaya girdim. Deniz kızı hala melekler gibi uyuyordu. Yanına kıvrıldım. Bir süre gülümseyerek yüzünü izlemeye daldım.
Kahretsin ki çok güzeldi.
Deniz Kızı gibi…
Abilik içgüdüsü diye bir gerçek vardı.
Daha ben bir şey anlamadan o her şeyi çözmüştü.
Ellerimi Deniz’in beline dolayıp saçlarına burnumu gömerek gözlerimi yumdum.
Zaten dört saatlik uykuyla ayakta durduğum için gözlerim hemen ağırlaştı.
Şu an dünyadaki en huzurlu uykuyu çekiyor olabilirdim.
Hiçbir kabus görmeden, Deniz’in kokusuyla…
Deniz Soysal’dan
Sabah gözlerimi burnuma gelen ferah odunsu kokuyla açtım. En son Demir’le birlikte uyumuştuk. Kafamı kaldırıp ona baktığımda hala uyuduğunu gördüm. Uyurken tam anlamıyla Demir oluyordu.
Masum, zararsız, tatlı, sakin…
Eski hali gözümün önüne geliyordu bazen.
Kolumu sıktığını, karanlık odaya kapattığını, kaşlarını çatıp nefretle baktığını, beni suya ittiğini, kalbime top attığını ne kadar istemesemde hatırlıyordum.
Hatırlayınca ona karşı olan ön yargılarım daha da artıyordu.
Ama şimdiki gibi masum masum bakınca…
Tüm geçmiş siliniyordu kafamdan.
Zaman duruyordu.
Sadece o ve ben kalıyorduk geriye.
Ben bunları düşünürken kirpiklerini kırpıştırarak uyanıp gülümsedi. “Günaydın Deniz Kızı…”
“Günaydın Sarı civciv.”
Kıkırdadı. “Sarı civciv ne be?”
“Ne diyeyim ya kara civciv mi? Neyse. Hadi kalk bugünün planını uygulayacağız daha.”
“Ne planı ya biz daha plan yapmadik ki?”
“Leyla’yla Ezgi çoktan yapmıştır canım. Hadi yanlarına gidelim.”
Banyoya girip yüzümüzü yıkadıktan sonra mutfağa geçtik.
Geçmez olaydık!
“Aşkım! Leyla! Ben bu pembe önlüğü deldim yanlışlıkla ya.”
O önlüğü Leyla’nın giydirdiğine kalıbımı basardım.
“Yuh Aras onu nasıl becerdin?”
“Kuti yandı yumurtalar yandı!”
Kutay kafasında aşçı şapkasıyla tavadaki kömür olmuş yumurtaları çöpe döküyordu. “Sen, ‘Diyeğteyim canıığm’ diyip zorla bizi mutfağa sokmasaydın şu anda ikinci hamburgerimi gömüyordum o yüzden sus Ezgi.”
“Ya Aras unu kaba dökeceksin yüzüne değil!”
Aras bembeyaz yüzünü silmekle uğraşmadan elini arkasına atıp önlüğün ipini çözdü. Boynundan çıkarırken radar modunu açıp hızlı hızlı konuştu. “Gel Allah rızası için sen dök yeter burama kadar geldi bir daha kimse beni mutfağa sokmasın iyi kelimeler çıkmaz ağzımdan hadi bana eyvallah!” Kapıya doğru bir adım attı ki kapıda duran bizi görünce durdu. “Heh! Çok şükür uyuyan güzeller uyanmış!”
Demir yüzünü buruşturdu. “Bana niye güzel diyorsun lan? Deniz’e desene tekten.”
Aras sırıttı. “Kabulleniyor da bak!”
Demir göz devirip mutfağa bir adım attı. “Ya abi bir sus Allah aşkına.” Diyip az önce Aras’ın çıkardığı önlüğü üzerine giydi. Pembe önlüğün bazı yerleri undan dolayı beyazdı.
Ellerimi belime koyarak hepsine baktım. “Çok merak ediyorum, el birliğiyle mutfağın için nasıl sıçtınız?”
Leyla dudağını büzdü. “Denom vallahi bunlar hiçbir şey bilmiyor ya! Ezgi ile onların yarattığı sorunları düzeltmeye çalışmaktan yemek yapamadık!”
Demir sırıttı. “E beni niye uyandırmıyorsunuz? Merak etmeyin millet! Bugün benim sayemde aç kalmayacaksınız. Hadi herkes otursun ve Şef Demir’in marifetlerini izlesin.”
Şimdi farkediyordum. Salon ve mutfak bir aradaydı. Amerikan mutfağı yani. Herkes gidip koltuklara yaslandı. Bende dahil.
“Evet sistalar… söyleyin bakalım, bugün ne yapacağız?”
Ezgi heyecanla bana baktı. “Tatile gideceğiz! Buraların yakınlarında yeni bir plaj keşfettik!”
Kutay öne doğru eğildi. “Bir dakika bir dakika. Bizim niye bundan haberimiz yok?”
Ezgi “Artık var.” Deyince kahkahayı patlattım. Diğerleri de güldü. Biraz daha konuştuktan sonra Demir geldi. “Kahvaltıyı hazırladım. Siz beceremezsiniz diye masaya da yerleştirdim. Tek eksik kahvaltı yapacak insan. O yüzden hadi kalkın!”
Hepimiz ona komik bakıyorduk.
“Ne oldu ya niye öyle güler gibi bakıyorsunuz?”
Ayağa kalkıp tam önüne geldim burnuna dokunup çikolatayı sildim.
“Galiba birileri mutfakta bizi beklemeden çikolata gömmüş!” Dedim gülerek.
Gözleri gülüşümdeydi. Gülümseyerek dudaklarıma bakıyordu. “Hıhı.” Diye onaylar bir mırıltı çıkardı.
Aras’ın sırıtıp imalı imalı baktığını görünce masaya doğru ilerledim.
Bir kuş sütü eksikti.
“Eline sağlık.” Diyerek yemeye başladım.
…..
Alışverişe çıkıp birkaç parça kıyafet almıştık çünkü kızlar olarak giyecek hiçbir şeyimiz yoktu.
Daha sonra yazlığa dönüp üzerimizi giyinmiştik. Biz kızlar süslenip püslenirken erkekler yayılan videoyu sildirmeye çalışıyordu.
“Kızlar sizce mayo mu giysem bikini mi ya?” Dedim ikisine bakarak.
Leyla atladı. “Bence hepimiz pişti olalım! En sevdiğimiz renkte bir bikini giyelim ama böyle süslü püslü falan olsun, sade olmasın!”
Ezgi Leyla’nın dolabının kapağını açtı. Herkes birinin dolabına yerleştirmişti kıyafetlerini. Kutay Aras’ın dolabına, Ezgi Leyla’nın, bende Demir’in.
Dolabı biraz kurcalayıp bir bikini çıkardı. “Bunu giyeyim mi sizce?”
“Ay aşkım bu tam Leyla’nın bahsettiği gibi!” Dedim.
“Ayy evet! Bunu giy bence. Bakın bende…”
Leyla biraz dolabını karıştırıp bir bikini çıkardı. “Bunu giyeceğim.”
Ezgi ellerini çırptı. “Ay Leyla bu tam senin vibe’ın!”
“Aynen öyle!” Dedim bende. “Neyse, siz bunları giyin, üzerinize de kıyafet geçirin, bende kendi dolabımdan getiricem.” Deyip odadan çıktım.
Dolabı kurcalayıp bir bikini seçip yan odaya gittim. Leyla üzerine pembe oversize tişört ve pembe salaş şort giymişti. Ezgi ise aynısının sarısından.
Bizim favori renge sadıklık sorgulanamazdı.
“Bakın! Bende bunu seçtim! Farkındayım sade ama en süslüsü buydu vallahi. Fiyongu miyongu var en azından.”
Leyla gözlerini büyüttü. “Oha Deniz! Bunu pembesinden hemen bana alıyorsun!”
Gülüp bende giyindim.
Tabiki bende onların giydiklerinin açık mavisini giymiştim.
Plaj çantamızı da hazırlayıp aşağı indik.
Aras kafasını koltuk başlığına yaslamış asker gibi durarak uyuyordu. Kutay reels kaydırıyordu. Demir de bize arkası dönük biriyle konuşuyordu.
“Amca ben bir şey yapmadım ki bu sefer ama ya. Ne yapsaydım yani o şerefsizin Deniz’i götürmesine izin mi verseydim? Orası bir tık doğaçlamaydı ya planda düşmek yoktu. Ya şu yeğenine bir iyilik yap be tek başıma sildiremiyorum. Cansın be amcam! Hadi tamam kapatıyorum ben plaja gidicez, her şey yolunda, eksiğimiz yok, param da yeteri kadar var. Sen sormadan cevaplayayım dedim hepsini. Hadi, adios!”
Telefonu kapatıp arkasını dönünce bizi gördü. “Siz ne ara geldiniz ya?”
Kutay da bize döndü. “Aa geldiniz mi?”
Güldüm. “Kuti salak mısın? Beş saattir kapıda bekliyoruz hadi Demir’in arkası dönüktü sen nasıl görmedin?”
“Denoş beni biliyorsun elimde telefon olduğunda dünyadan soyutlanıyorum.”
“Bilmez miyim?” Demir’e baktım. “E Aras uyuyor nasıl gidicez?”
Rahat bir tavırla pencereden uzaklaşıp bize doğru geldi. “Sıkıntı değil uyandırım şimdi.” Aras’ın uyuduğu koltuğun yanından geçerken Aras’ın ayağına vurdu. “Kalk lan sabah oldu sabah!” Diyip ilerledi.
Aras irkilerek uyandı. Kaşlarını çatarak Demir’in arkasına tekme attı. “Bu nasıl uyandırma lan gavur uyandırır gibi!”
“Abi götüme niye vuruyorsun ya?”
Bu sefer Aras değil de Kutay öksürdü. “Kardeşim, kızların yanında küfür etmiyoruz diye kaç kere konuştuk tut şu ağzını be!”
“Kaçtı işte. Hadi gidelim! Ev çok sıkıcı.”
Biraz arabada yolculuk yaptıktan sonra plaja varmıştık. Şezlong tutup yerleştik. Erkekler deniz şortunun üzerine tişört geçirdikleri için Aras’la Kutay tişörtlerini çıkardı.
Aras’ı süzen Leyla’nın çenesini hafifçe yukarı itip kıkırdadım. “Kapa ağzını kapa! Sinek kaçacak! Aynı şekilde sende Ezgişim!”
Neyseki erkekler şezlongun öbür tarafında durduğu için sessiz konuşursak bizi duymazlardı.
Demir bir anda üzerindeki tişörtü eteklerinden tutup sıyırınca üçüncü defa aynı manzarayla gözgöze geldim.
Merhaba Demir’in sevgili baklavaları.
Leyla güldü. “Bize diyene bak hele!”
Ezgi de güldü. “Katılıyorum!”
“Ay çok saçmalıyorsunuz kızlar ya! Neyse hadi biz de hazırlanalım.”
Üzerimizde sadece bikini ile kaldığımızda Aras yanımıza geldi. Yüzünde gülümseme vardı ama pekte hayra alamet bir gülümseme değildi. Elini Leyla’nın beline koyup kendime çekti. “Leyla’m?”
Leyla oyunbaz bir ifadeyle gülümseyip Aras’a baktı. “Efendim aşkım?”
“Yavrum bu ne?”
“Ne ne?”
“Sen benim katil olmamı mı istiyorsun güzelim? Çünkü sana bakan herkesi yaşatacağımı hiç zannetmiyorum.”
Leyla gülümseyip parmak ucuna çıkarak Aras’ın yanağına öpücük kondurdu. “Bir şey olmaz aşkım. Sana gerek kalmadan ben hallederim zaten” Diyip suya doğru ilerledi. Aras da peşinden gitti. Kutay Ezgi’ye baktı. “Sarı delisi kız, hadi bizde gidelim.”
“Tamamdır!”
Ezgi ve Kutay da denize doğru gitti. Bir tek Demir’le ben kalmıştık. Fakat ben ona bakmıyordum.
Çünkü beni utandıracağını biliyordum!
“Deniz Kızı!” Dedi neşeli bir sesle. Ona doğru döndüm. Vücudumu süzüyordu. “İşte şimdi tam bir Deniz Kızı oldun!”
“Biz baya uyumlu olmuşuz he! Ateş ve Su gibi.”
Onun şortu da kırmızıydı.
“Haklısın.”
Gözlerim karnına kayınca gülümsemem soldu.
Bir iz vardı.
Eğik bir çizgi şeklinde.
Vurulduğu gün oluşan…
Nereye baktığımı anlamış olacak ki duraksadı. “Önemli bir şey değil bu.” Dedi beni rahatlatmaya çalışarak. “Denize girerken gözüküyor sadece. Hadi gel diğerlerinin yanına gidelim.”
Üzülmeyeyim diye konuyu geçirmişti ama içimdeki burukluk geçmemişti. Peşinden gittim. Herkes suya alışmıştı. Ben ise donuyordum.
Sağolsun Demir kafamdan tutup beni batırdığı için artık bende alışmıştım!
“Ay Leyla dur! Hahahah!”
“Su buz gibiymiş lan!”
“Aras aşkım! Sırtına alıp suya atsana beni!”
“Demir! Demir dur yapm- Gerizekalı boğacak mısın beni?”
“Ihahahhah! Korkma Aras Abım benim! Sen dokuz canlısın!”
“Ya bu hep böyle şebek mi?
“Sadece eğleniyorum Deniz Kızı.”
Hepimiz çok eğleniyorduk. Top satın alıp su voleybolu bile oynamıştık. Fakat ben yüzme bilmediğim için suyun belime kadar geldiği yerde duruyordum. Kıyıya en yakın bendim.
Zaman geçince güneş yavaş yavaş batmaya başladı. Leyla üşüdüğü için Aras’la beraber şezlonglara gitti. Kutay da Ezgi’nin üşüdüğünü düşünüp Leyla ve Aras’ın yanına gitti.
Tabi bunu Ezgi’yi kucaklayarak yapmıştı.
Yavaş yavaş uzaklaşırlarken Ezgi’nin şok olmuş ve utanmış ifadesine bakıp gülümsedim.
Fena yakışıyorlardı!
Bir anda ayaklarımın yerden kesilmesiyle ağzımdan küçük bir çığlık kaçtı.
Demir de beni kucaklamıştı!
Bir eli ensemde bir eli dizimin arkasındaydı.
Çırpındım. “Ne yapıyorsun Demir? İndir beni.”
“Nope, Deniz Kızı. Bugün seninle biraz eğleneceğiz.”
“Ne eğlenmesi?”
“Baktım hep sığ yerlerde takılıyorsun. Bari dedim uzun boylu biri seni derinlere götürsün.”
“Yahu bir dur be adam! Bir dur be! Götünde kurt mu var senin?”
Ayıplar gibi dilini damağına vurdu. “Cık cık cık! Hiç yakışıyor mu senin gibi hanımefendi bir Deniz Kızına bu laflar?”
Yalandan kaşlarımı çattım “Sus be! Sen insanda hanımefendilik mi bırakırsın?”
Güldü. “Öyle bir özelliğim vardır huyum kurusun!”
Bende dayanamayıp güldüm.
İnsanı hem deli ederdi hemde gülmekten yerlere yatırırdı.
Demir Öztürk’ü tam olarak çözememiştim.
Konuşurken farketmemiştim ama bu herif beni baya derine getirmişti. Su onun neredeyse omzuna kadar geliyordu.
Ben de ayaktayken onun omzuna kadar geliyordum!
Tek kaşımı kaldırdım. “Hayata bu kadar yüksekten bakmak nasıl bir duygu Demir’ciğim?”
“Valla… çok iyi. Gördüğün üzere minik insanlara yardım ediyorum.” Deyince dudağımı ısırarak ensesine şaplağı indirdim.
“Ah! Tamam Deniz Kızı ya, bir şey demedik.” Boynunu sağa yatırdı. “Elin de ne ağırmış ya.”
“Hak ettin!”
“Hmm…” diyip yüzüme yaklaştı. “Öyle mi?”
“Öyle!”
“Farkındaysan şu anda neredeyse boyunu aşan yerlerdeyiz… İstersem seni burada bırakıp gidebilirim.”
“Yapamazsın.”
“Nedenmiş o?”
Yalandan tatlı tatlı gülümseyip gözlerimi kırpıştırdım. “Çünkü bana kıyamazsın.”
Yüzündeki alaycı ifade yerini anlam veremediğim sıcak bir ifadeye bıraktı. Hafif gülümsedi. “Doğru, kıyamam… Ama, bu seni cezalandırmayacağım anlamına gelmiyor Deniz Kızı.”
“Ne cezası ya?” Diye sızlandım.
“Bu bez parçasını giyme cezası. Kaç kişi sana yandan yandan bakıyor biliyor musun? Hepsinin gözlerini oymamak için kendimi zor tuttum.”
Tek kaşımı kaldırdım. “Peki bu seni ne ilgilendiriyor?”
“Arkadaşın olarak seni koruma gibi bir görevim var. Ayrıca ben sevdiklerime karşı korumacı bir insanım. Ahmet gibi insanlar az mı zannediyorsun?”
Gülümsedim. “Hayır ama… sen beni korursun. Değil mi?”
O da gülümsedi. “Korurum tabii. Dünyadaki herkesten korurum gerekirse.”
“Sen beni herkesten korusan ne yazar? En büyük tehlike şu anda bana bakıyor zaten!”
Yalandan kaşlarını çattı. “Nefesini tut Deniz Kızı.”
Ne yapacağını anladığım için bende kaşlarımı çattım. Nefesimi tutmadan hızlıca tek bir cümle söyledim. “Ben yüzme bilmiyorum!”
Cümlem bittiği an kendimi suda buldum. İlk birkaç saniye bir şey olmadı ama ayağımı yere basmaya çalıştığımda olmayınca tam çırpınacaktım ki bir çift el beni belimden yukarı doğru çekti.
Şu anda Demir’e yapışık duruyordum. Telaşla bana baktı. “Bu şimdi mi söylenir?”
Ayağım yere değmeyince yaşadığım paniği hatırlayıp bacaklarımı beline dolayıp ellerimi omzuna koydum.
“M-manyak! Beni öldürüyordun!” Dedim nefes nefese.
“Ya söyleseydin atar mıydım hiç? Su yuttun mu?”
“Yok…”
“Bende boyundan dolayı gelmiyorsun sanıyordum… Sen nasıl Deniz Kızı’sın Deniz Kızları yüzme bilmez mi?”
Omzuna vurdum. “He gerizekalı! Boyumdan dolayı gelmiyordum! Ayrıca bilmiyorum işte.”
Kaşlarını büktü. “Ama Deniz Kızı-“
“Sus, konuşmak istemiyorum soluklanıcam.” Diyip kafamı göğsüne yasladım. Yaşadığım adrenalinden dolayı hızlı hızlı nefes alıp veriyordum.
Omuzları gerildi. Hızlı çarpan kalbinin sesini duyuyordum. “Hem benimle konuşmayıp hemde bana yaslanıyorsun Deniz Kızı?”
Kafamı kaldırdım. “Nereye yaslanmamı bekliyorsun Demir? İki dakika sus nefesim düzene girsin.”
Bir süre hiç konuşmadık. Nefesim normale dönünce tekrar kafamı kaldırıp ona baktım. “Yeter bu kadar suda kaldığımız. Hadi diğerlerinin yanına gidelim.”
“Niye ya iyiydi böyle?” Dedi belimdeki ellerini sıkılaştırarak.
“Kaç saattir sudayız ondan olabilir mi? H-hadi gidelim.” Kekelememin sebebi bana olan bakışlarıydı.
Yiyecek gibi bakıyordu.
Gözlerinin tüm odağı sudan dolayı ıslanmış olan dudaklarımdı. “Biraz daha kalalım…”
Birden kafasını yaklaştırmaya başlayınca kalbim hızlandı. Yanaklarımın kızardığına emindim. Gözlerimi dudaklarından ayırmadan yutkunup kendi dudaklarını hafifçe araladı. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Burunlarımız birbirine değiyordu. Duyulan tek şey denizin dalgaları ve birbirimizinkine karışan soluklarımızdı.
Gözlerini kapatıp daha da yaklaştı. Kafasını aşağı yukarı yaparak dudaklarını dudağıma sürtünce nefes alamadığımı hissettim.
Beni nasıl baştan çıkaracağını iyi biliyordu.
Ama hayır.
Beni öpmemeliydi.
Ona daha tam anlamıyla güvenemiyordum.
Bir kez hata yapan bir daha yapardı.
Tam beni öpecekken kafamı sağ omzuma doğru çevirdim.
Yanağımı öpmüştü.
Gözlerimi yumdum. Yanağımdan öptüğünde bile böyle değişik hissediyorsam dudağımdan öperse kalp krizi geçirebilirdim.
“Beni kıyıya götür.” Dedim kısık ama net bir sesle.
“P-peki.”
Kıyıya vardık.
Leyla bize baktı. “Ay neredesiniz ya? Hepimiz üzerimizi giydik sizi bekliyoruz akşam olacak.”
“Giyiniriz şimdi.” Dedim. “Yemeği kim yapacak?”
Kutay cevap verdi. “Mutfağın içinden geçmemek için restorana gideceğiz buradan.”
Güldüm. “En doğru karar.”
…..
Restoranda yemek yiyip eve gelmiş ve uyumuştuk. Tabi ben koltukta uyumuştum. Sabah kalkıp kahvaltıyı hazırladım.
Bir süre sonra Kutay uyandı.
“Oo… Kuti? Hayırdır neden erkencisin?”
“Denoş ya ilk defa erken uyumuşum var ya çok huzurluyum.”
Sırıttım. “Ay artık kimin neyin sayesindeyse…”
Bakışlarını kaçırdı. “Ne alaka ya? Ezgi’yle bir alakası yok.”
Kahkahayı bastım. “Ben isim vermemiştim! Yakalandın Kuti!”
“Ulan Deno… Gel buraya!”
Gülerek beni kovalamaya başlayınca bende kaçtım. Büyük yemek masasının etrafında koşuyorduk. Birden kapıdan Aras girdi. Bir eliyle gözünü ovuştururken bize kendine özgü mistik side eye bakışını atıyordu.
“Sabah sabah bu ne enerji lan? Evi inletiyorsunuz söyleyeyim herkesi uyandıracaksınız.”
“Tamam kanka sen git uyu dikkat ederiz biz.”
Aras kapıdan çıktığı anda Kutay dikkatimin dağılmasını fırsat bilip beni belimden yakaladı ve koltuğa sırtüstü düşürdü. Belimi gıdıklamaya başlayınca kahkahayla karışık çığlıklar atmaya başladım.
“Kuti yapma! Ağğ Kuti tikim var biliyorsun ya gıcık!”
Durdu. “Bir daha Ezgi hakkında imada bulunacak mısın?”
Sırıttım. “Eve- ya Kuti yapma hahaha!”
Bir süre sonra beni gıdıklamaya bıraktı.
“Bence bu ders sana yeterlidir Denoş!”
“Gıcıksın gıcık!”
Gözlerini kapatarak gülümsedi. “İltifatın için teşekkürler tatlım.”
Gülmeye başladım.
“Hadi ya gel bari bir işin ucundan tut! Yani artık diyetteki birine vermek için salata mı hazırlarsın, detoks suyu mu yaparsın orasını bilmem. Tavsiyemi de verdiğine göre hadi ben kaçar!” Göz kırpıp tezgaha doğru gittim.
Domates doğruyordum ama aklım asla burada değildi.
Dün ve önceki günlerde yaşananlar aklımdan çıkmıyordu.
Kapının önünde, kafede, denizde…
Aramızdaki tehlikeli çekimin farkındaydım.
İşte o yüzden ondan uzak durmalıydım.
Çünkü aramızdaki şeyin aşk olmadığına emindim.
Yani umarım…
Düşüncelere dalmamla parmağımda bir acı hissettim. “Ahh!” Bıçağı elimden bırakarak parmağımı tuttum.
Parmağımı kesmiştim.
Bir de işaret parmağım!
“Deniz!”
Kutay elindeki maydanozları tezgaha koyup yanıma fırladı. Elimi kaldırıp parmağıma baktı.
“Tamam tamam, sorun yok. Çok derin değil ama küçük bir şey de değil. Bekle yarabandı getireyim.”
Salondan çıktı sonra tekrar geldi. İkimizde koltuğa oturduk Pansuman yapıp yarabandını sardı.
“Ah be kızım! Neden dikkat etmiyorsun?”
“Dalmışım ya. Farketmemişim…”
“Şşt… bana bak bakayım. Sen normalde hiç hata yapmazsın yemek yaparken. Ne takıldı aklına?”
Başımı eğdim. “Hiç… önemsiz bir şey…”
“Denoşum halının desenlerine değil yüzüme bak.”
Yüzüne döndüm.
“Bana her şeyi anlatabilirsin bunu sende biliyorsun. Belki bir yardımım dokunur hem.”
“Peki o zaman… Sana bir şey sorucam.”
“Yolla gelsin.”
“Aşık olan insan… böyle sevdiği kişiyle şakalaşır mı? Yani ne bileyim böyle üzerine titrer mi? Onu öpmek ister mi? En önemlisi ciddi mi olur şebek mi?”
Sırıttı. “Ooo… Sen bizim TeoDemir’den bahsediyorsun!”
“Kısık sesle konuş mal!”
“Tamam tamam. Sen Demir’in senden hoşlanmasından mı şüphe ediyorsun?”
“Yani… öyle bir şey. Dün bir olay oldu…”
“Ne olayı?”
“Bak anlatırım ama ağzını açmadan bile dalga geçersen boğarım seni Kuti!”
“Tamamdır! Tamamdır! Dökül bakalım ne oldu?”
“Siz gidince… Demir beni kucağına aldı.”
“Ne?!”
“Ya bir dur da anlatayım!”
“Devamı da var yani?”
“Kutay Çetinkaya!” Ben sinirlenince insanlara tam ismi ile seslenirdim.
“Sustum kraliçem.”
“Neyse işte… yüzme bilmediğimi bilmiyordu. Beni derine götürdü bir anda bıraktı. Son anda yüzme bilmediğimi söyleyince geri çekti ama beni. ‘Su yuttun mu?’ ‘İyi misin?’ ‘Bilseydim yapmazdım.’ Falan… Üzerime titredi telaşlandı yani. Daha sonra… şey…”
“Geliyor bir bomba.”
“Beni öpmeye çalıştı ama ben başımı yana çevirince yanağımı öptü.”
“Ne?! Oha! Bizim Demir? Seni? Bir kızı? Öpmek istedi? Sikseler inanmam!”
“Düzgün konuş lan!” Dedim utancımı gizlemeye çalışmak için kaşlarımı çatarak.
“Denoşum…”
“Hı?”
“Bizim civciv sana sırılsıklam aşık olmuş!”
“Harbi mi?”
“Evet! Bizim bildiğimiz Demir böyle değil çünkü. Leyla’ya bile bu kadar ilgi göstermez. Ben şimdi sana yenge mi diyeceğim Denoşdan devam mı? Ya da Demir’e enişte diyeyim! E sonuçta hisler tek taraflı değil!”
“Zıkkımın kökünü de Kutay zıkkımın kökünü!”
“This is Nuray’s daughter!”
“Ben Demir’in beni sevdiğini düşünmüyorum. Ayrıca ona aşık da değilim!”
“Yalanların arkasına saklanıyorsun.”
“Bir kere hata yapan tekrar yapar.”
“Her zaman öyle olmuyor.”
“Aşk ne onu bile bilmiyordur o Hırt.”
“Sırrrrılsıklam aşık! Senin gibi!”
Arkamdaki yastığı alıp dudağımı ısırarak Kutay’ın kafasına geçirdim.
“Sen kimin tarafındasın ya?”
“Ben tarafsızım. Gerçekleri söylüyorum.”
“Ben Demir’in beni sevdiğini düşünmüyorum ama.”
“Neden?”
“Çünkü… çünkü…”
“Çünkü geçmişi unutamıyorsun.”
Sustum çünkü haklıydı.
“Denoş… Demir’i en iyi ben tanırım. Sen gittikten hemen sonra tanıştım neredeyse. Onun Teoman olduğunu zannederken hatta ona kendisini unutturmaya çalıştıkları zamanda bile yanındaydım. Çocukluk arkadaşıyız birbirimizin. O yüzden sana sadece şunu söyleyebilirim, o sana aşık.”
“Emin olmam lazım. Aklında bir fikir var mı?”
“Dur bekle düşüneyim…”
Biraz daldıktan sonra parmağını şıkatıp işaret parmağını bana doğru çevirdi. “Buldum!”
Heyecanla yerimde dikleştim. “Ne buldun?”
“Seven kişi ne hisseder?”
“Ne hisseder?”
“Sahip olma duygusu. Yani, sevdiği kişi bir tek kendisine gülsün, bir tek kendisinin yanında rahatça davransın ister. Yani…”
“Yani?”
“Seven insan ne yapar?”
“Ne yapar? Kuti söyle artık ya!”
“Kıskanır akıllım kıskanır!”
“Eee? Ben bir şey anlamadı-“
Kafamda ampul yandı.
Demir beni kıskanıyor mu kıskanmıyor mu onu öğrenecektik.
“Ulan Kuti! Bu zeka fazla oğlum sana!” Dedim ellerimi boynuna dolayıp sarıldım.
“Denoş anlamadım, şimdi sen övdün mü sövdün mü?”
“Övdüm övdüm best erkek bacım! Ama bir sıkıntı var.”
“Neymiş o?”
“Biz bu çocuğu nasıl kıskandıracağız? Yani birini ayarlasan biz dışarı çıkınca yanıma gelip numaramı istese falan?”
Hayır anlamında dilini damağına vurdu. “Cık! Benim daha iyi bir fikrim var.”
“Neymiş o bakalım?”
“Sahte sevgili ayarlıycaz sana.”
“Oha! Çok mantıklı! Peki kim olabilir?”
Bir süre düşündük. İkimizin de aklına aynı anda gelmiş olmalı ki aynı anda birbirimize döndük.
Kutay alaycı bir gülümsemeyle bana baktı. Bende sırıtarak ona baktım.
Bluetoothlanmıştık.
“Senden iyi partner mi bulunur be?” Dedim coşkulu bir sesle. Güldü.
Tam o esnada Leyla kapıdan içeri girdi. “Ooo! Sabah neşeniz hayrolsun! Nedir bu kadar neşelendiğiniz şey?”
Hemen role girip bakışlarımı kaçırdım. “H-hiç. Kuti’yle konuşuyorduk öyle. Her zamanki şeyler.”
Kutay da hemen role girip sırıttı. “Her zamanki şeyler?”
Dirseğimle kolunu dürttüm.
Diğerleri de geldi salona.
Leyla hafif kaşlarını çattı. “Sizde bir şeyler var ama hadi hayırlısı.”
Aras oturduğu tekli koltuğa yayılarak bize döndü. “Umarım sabahın köründe uyanıp boş boş oturmak yerine kahvaltı hazırlamışsınızdır.”
Demir hemen yanıma oturdu. “Valla çok acıktım. Kurt gibi açım yemek hazır değilse sizi yiyebilirim!”
Kutay sırıttı. “Sen kurt değilsin civcivsin civciv!”
“Sende koalasın o zaman len! Tipe bak tam koala!”
“Ben kabulleniyorum. Ayrıca köleniz mi var Öztürk paşaları? Kalkın kendiniz yapın yemeğinizi. Valla ufak bir aksilik çıktığından dolayı sadece Ezgi’nin yemeği hazır.”
Ezgi heyecanla gözlerini büyüttü. “Diyet yemeği mi hazırladın bana?”
“Valla bende kendimden bu performansı beklemiyordum ama yemek yapabiliyormuşum.”
Demir bize döndü. “Küçük aksilikler demiştiniz. Ne aksiliği?”
Dudaklarımı büzerek elimi kaldırıp yarabandını gösterdim.
Leyla elimi tutup baktı. “Geçmiş olsun aşkım ya. Daldın herhalde.”
Kıkırdayan Kutay’ı duyunca dirseğimi karın boşluğuna geçirdim.
İki büklüm oldu. “Ah! Denoş napıyon ya?”
“İki dakika sus Kuti!”
Hiç sesi çıkmayan Demir’e döndüm. Endişeli gözlerle elime bakıyordu. Elimi tutup hafifçe yara bandını açtı.
“Deniz bu çok derin! Pansuman falan yaptınız değil mi?”
“Abartma Demir ya o kadar da derin değil. Yani… belki birazcık. Neyse ya boşver düzelir zamanla. Hadi kahvaltıyı hazırlayalım.”
“Sen hazırlayamazsın.”
Kaşlarımı çattım. “Neden ya? Kötü mü yapıyorum?”
“Hayır, bu elle yapmana izin vermiyorum.”
Oflayarak masaya oturdum. Bir süre sonra ekiptekiler -zor şartlar altında- kahvaltıyı hazırladı.
“Kuti şu böreği uzatır mısın?”
Böreği alıp tabağıma koydu. “Al aşkım.”
İçtiğim kahve boğazımda kalınca öksürmeye başladım. Fakat tek öksüren ben değildim. Ezgi ve Demir’in de yedikleri boğzalarına kaçmıştı.
“Ne?” Dedi Aras şaşkın bir ifadeyle kaşlarını hafif çatarak.
Gözlerimi kaçırdım. “Kuti söylemiycektik ya?”
“Vallahi ağzımdan kaçtı.”
Herkes bir bana bir Kutay’a bakıyordu. Leyla birden bağırdı.
“Siz sevgili misiniz?”
“Şey… Kuti sabah imâsında bulunmuştu aslında.” Dedim sesimi utangaç çıkarmaya çalışarak. Bakışlarımı kaldırınca Ezgi’yle göz göze geldim.
Hassiktir!
Koca bir hassiktir!
Plandan ona bahsetmemiştim!
Yutkundum. Ezgi hiç sinirli bakmıyordu. Çoktan enişteci deyip saçıma yapışması gerekiyordu. Ama o sadece üzgün gözlerle bana ve Kutay’a bakıyordu.
Yavaşça masadan kalktı. Sesinin titrememesi için çaba sarfediyor gibiydi. “Tebrik ederim. Ben çok doydum size afiyet olsun.” Deyip odasına doğru ilerledi.
Kutay’a baktım. O da bana gözlerini büyüterek bakıyordu.
İkimizde bunu hesaba katmamıştık!
Şoktan donmuş üç kişiye döndüm. “Aslında utandığım için söylemeyecektik ama…” dedim.
Aras soğuk bir ifade ile başını salladı. “Tebrikler ikinize de. Bende çok doydum odama gidiyorum.” O da kalktı.
Leyla zoraki bir şekilde gülümsedi. “Bende Aras’ın yanına gideyim bari. İkinizi de tebrik ederim.” O da kalktı.
Nefesimi tutarak Demir’e baktım.
Ağzından çıkan tek bir kelime, gözlerinden okunan tek bir duygu her şeyi belirleyecekti.
“Sen bir şey demeyecek misin Demir?”
Şu an çok kötü biri gibi gözüktüğümün farkındaydım. Bana aşık değilse bile gururu kırılmıştır ve kahretsin ki ben bunu düşünememiştim.
Kafasını bana doğru çevirdi ama gözlerime bakmıyordu. Sanki bakarsa kendine hakim olamayacak gibi… Yüzünden de hiçbir şey anlaşılmıyordu.
“Tebrik ederim ikinizide.”
Sesi niye bu kadar normal çıkmıştı?
Kalkıp kapıya doğru yürüdü. Salondan çıkınca Kutay’a döndüm.
İkimizde aynı anda tek bir şey söyledik.
“Sıçtık!”
Durumumuzu anlatan tek kelime buydu.
Ne istediğimize ulaşabilmiştik ne de kırılan kaplerin sesini tahmin edebilmiştik.
Belki de artık herkes bizden nefret edecekti.
Tam anlamıyla bocalamıştık…
Bölüm etkileşimi
