3. bölüm / 23
Zorbam3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası
Bölümler 23Şu an: 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası
- 1 1. Bölüm: Yeni Bir Hayat521 kelime
- 2 2. Bölüm: Okulun İlk Günü999 kelime
- 3 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası1.414 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm: Geçmiş’in Gölgesi1.570 kelime
- 5 5. Bölüm: Karanlık5.073 kelime
- 6 6. Bölüm: Dönüm Noktası2.635 kelime
- 7 7. Bölüm: 12 Numara ve Özür2.970 kelime
- 8 8. Bölüm: Sessiz Kalmak Zorunda Olmak2.528 kelime
- 9 9. Bölüm: Garip Sakinlik ve Liste3.187 kelime
- 10 10. Bölüm: Düzelmek2.646 kelime
- 11 11. Bölüm: Kısa Bir Mola2.817 kelime
- 12 12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi2.156 kelime
- 13 13. Bölüm: Bazı Yanlış Anlaşılmalar2.741 kelime
- 14 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler2.795 kelime
- 15 15. Bölüm: Koruma İçgüdüsü2.326 kelime
- 16 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı5.933 kelime
- 17 17. Bölüm: “Affettin Mi Deniz Kızı?” (SEZON FİNALİ)8.318 kelime
- 18 18. Bölüm: Başa Sar1.965 kelime
- 19 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?3.062 kelime
- 20 20. Bölüm: Nefret ve Aşk2.694 kelime
- 21 21. Bölüm: Maske2.895 kelime
- 22 22. Bölüm: Tekrar Karanlık3.284 kelime
- 23 23. Bölüm: Böyle Kahpedir Dünya4.474 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Deniz?”
Bu sınıftaki ukala çocuktu. Şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Ne işi vardı burada? “Burada ne işin var?” Diye sordum onunla aynı şaşkınlığı yaşarken.
“Asıl senin evimde ne işin var?”
Doğru mu duydum?
Patronumuz bu ukalanın bir yakını mıydı?
“Nasıl ya?”
“Basbaya. Burası benim evim.”
Hemen kendimi toparladım. “Anneme yardıma geldim ben.”
Yüzündeki şaşkınlık yerini o bilindik sırıtışına bıraktı. “Haa… Sen yeni hizmetçimizin kızısın.”
“Hizmetçi değil. Temizlikçi.”
“Ne farkeder? İkisi de aynı şey.”
“Değil.”
“Peki. Öyle olsun ufaklık. Hadi sen işine bak.”
Elimdeki toz bezini omzuma doğru götürüp ona vuracakmış gibi yaptım. “Bak bana bir daha ufaklık dersen çok pis dalarım sana! Hem ayrıca… senin adın neydi? Annemin patronunun evinde kalıyorsun ya hani.”
Sırıtarak elini uzattı. “Teoman ben. Teoman Akkaya.”
Uzattığı ele ters bakışlar atarak elini sıkmayacağımı belirtince elini geri çekti. Ama bozulmuş gibiydi. “Tamam. Hadi uzaklaş da işimi yapayım.”
Gözlerinde şeytani bir parıltı oluştu. “Peki.” Arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Ben gideceğini sanarken o, ayakkabılarını çıkarmadan salondaki beyaz ikili koltuğa uzanıp iki elini ensesinde birleştirdi.
“Ne yapıyorsun sen? O koltuk beyaz! Mahvettin ayakkabılarınla!”
“Hizmetçi değil misin temizlersin. Bana bir kahve getirsene ya dilim damağım kurudu. İki şekerli.”
“Kölen mi var senin karşında?”
“Getirmezsen patronunuza söylerim.”
“Getiriyorum Allah’ın belası getiriyorum!”
Ayaklarımı yere vurarak mutfağa gittim. “Meryem abla bir tane kahve yapar mısın? Teoman beyimiz istedi de.”
Meryem abla güldü. “Teoman öyledir biraz. Nasıl desem…”
Cümlesini ben tamamladım. “Ukala, gıcık, kibirli ve sinir bozucu.”
“Biraz. Evin yerinde duramayan tek kişisi.”
Bir süre sonra kahveyi alıp mutfaktan çıktım. Salona giderken düşünce seline dalmıştım.
İçine fare zehri atmak için hala geç değildi.
İç sesime kulak asmayıp salona gittim ve gördüklerimle kan beynime sıçradı.
Sık sık küfür eden biri değilim ama şerefsiz herif salonun düzenine sıçmıştı!
Yastıklar yerde, halı yamulmuş, konsolun üzerindeki biblolar ters dönmüş…
Büyük bir sinirle kahveyi sehpaya koydum ve ayakkabılarının altını koltuğa sürten şerefsize döndüm. “Allah’ın belası herif! Ne istedin salondan?”
“Görevin bu değil mi? Düzeltirsin.”
“Benim görevim senin paşa keyfin ne isterse onu yapmak değil!” Konsolda duran cam silme spreyini alıp yüzüne sıkmaya başladım. “Azıcık temizliyim seni pis herif!”
Ellerini yüzünün önünde tutarak yüzüne sprey gelmesini engellemeye çalışıyordu. “Kızım bir dur ya! Mahvettin tişörtümü!”
Durdum. “Bir daha bana bulaşma. Yoksa bununla yetinmem seni boğarım.”
“Çok iddialısın küçük hanım.”
“Öyleyim deve bey!”
“Boyumun uzunluğuna iltifat ettiğini düşünerek susuyorum. Kahvemi uzat bana yetişemiyorum.”
O emir kipi kullanan ağzını…
“Kahve hemen yanında nasıl uzanamıyorsun?”
“Uzanamıyorum işte ver şunu.”
Sabır dileyerek kahveyi uzattım. “Al.” Tatlı tatlı gülümsedim. “Afiyet zıkkım olsun Akkaya bey.”
Yattığı yerde dikleşip kahveyi aldı. “İçine zehir koymadın inşallah.”
İçimden ne kadar geçtiğini bir bilsen…
“Yok ya ne zehri koyucam…” Fincana dudaklarını değdirip tam bir yudum almıştı ki dudağımın köşesi kıvrıldı. “Tükürmüştüm.”
İçtiği kahveyi dudaklarından püskürterek çıkarıp öksürmeye başladı. “Ciddi misin?”
“Öyle bir şey yapar mıyım sence? Sadece minik bir şaka. Gönül rahatlığıyla zıkkımlan kahveni.”
“Öyle mi?”
“Öyle.”
“Peki.” Bu ‘Peki’ pek hayra alamet değil dememe kalmadan kahveyi bir anda koltuğa ve yere döktü.
“Pardon ya. Elimden kaydı. Neyse, sen temizlersin artık ufaklık.”
Eğer amacı beni çıldırtmaksa başarmıştı. Fakat bunu hiç yansıtmayıp sakince sordum. “Temizliyim öyle mi?”
“Evet. Bak kirlenmiş her yer.”
Yavaş adımlarla tekli koltuğa gidip üzerindeki yastığı elime aldım. “Peki. Temizleyelim bakalım…” Öfkeyle yattığı koltuğa çıkıp yastığı kafasına bastırıp bağırmaya başladım.
“Ben sana demedim mi lan bir daha bana ufaklık dersen seni boğarım diye? Gebertiyim mi şimdi seni burada?”
Ben bağırırken o kollarımdan tutmuş beni üzerinden itmeye çalışıyordu. Yastıktan dolayı sesi boğuk çıkıyordu fakat ‘deli,manyak,napıyorsun” gibi sözlerini duyuyordum. Aslında onu boğmuyordum. Sadece yastıkla kafasının etrafını sarmıştım. Nefesini engelleyecek bir şey yapmıyordum.
“Zıvanadan çıkardın lan beni! Sakin sakin işimi yapmama izin verseydin ölür müydün? Bir daha bana bulaşırsan patronumun yakını falan dinlemem senin belanı si-“
“Demir! İt herif yine mi tişörtümü giydi- Ne oluyor lan burada? Kıyamet mi kopuyor?”
Duyduğum sesle kafamı kaldırıp bizim sınıftaki Aras denilen çocukla göz göze geldim. Teoman dikkatimin dağılmasını fırsat bilip yastığı aşağı doğru indirdi. Saçı başı dağılmıştı. “Abi gözünü seveyim yardım et öldürecek bu manyak beni.”
“Abi mi?” Teoman’ın üzerinden kalmadan şaşkınca Aras’a bakıyordum. O esnada şok olacağım bir olay daha yaşandı.
Merdivenlerden inen Leyla mıydı?
Merdivenden inip Aras’ın yanına geçti.
“Noluyor aşkım ya? Ne bu gürültü?”
Küçük dilimi yutmak üzereydim. “Aşkım mı?”
Leyla kafasını çevirip bana bakınca gözleri büyüdü. “Deniz? Ne işin var burada? Ve… Teoman’ın üzerinde?”
“Arkadaşın beni boğuyordu ikizim.”
Ayağa kalkıp Leyla’ya döndüm. “İkizim mi? Biri bana burada olanları anlatabilir mi acaba? Siz tüm sınıf aynı eve mi yerleştiniz? Başka çıkacak mı birileri? Ezgi! Barış!”
Aras cevap verdi. “Hayır sadece biz üçümüz varız. Benim anlamadığım sen nasıl buradasın?”
“Ben anneme yardım etmek için gelmiştim. Ama… şimdi sen Teoman’ın abisiysen… Leyla ile Teoman ikizse… siz kardeş oluyorsunuz? Nasıl sevgilisiniz?”
Beynim error vermeye başlamıştı.
Bu evde ne oluyor?
Leyla kafamın karıştığını anlayınca olaya müdahale etti. “Teo benim ikizim değil. Aras’ın kardeşi. Aras’la ben de sevgiliyiz.”
“Demir kim peki?” Aras aşağı inerken Demir diye birine seslenmişti.
Aras tam ağzını açacaktı ki arkamdan Teoman’ın sinirli sesini duydum. “Sanane ya kimse kim. Sen evi temizlemeye devam etsene.”
“Bana bulaşmasaydın öyle yapacaktım zaten!”
“Deniz!” Annemin sesi aramızdaki kavgaya son verdi. “Kızım patronum seninle tanışmak istiyor. Hadi gel.”
“Geliyorum.”
Merdivenlerden çıkıp bir çalışma odasına girdiğimizde Aras, Leyla ve Teoman da peşimizden geliyordu. Odada kırklı yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim gülümseyen bir adam vardı. “Merhaba Deniz. Beni çok merak ettiğini duydum. O yüzden yüzyüze tanışıp konuşmak istedim.” Elini uzattı. “Serhat Yalçın ben.”
Uzattığı eli gülümseyerek sıktım. “Memnun oldum Serhat Bey. Bende Deniz Soysal. Zaten biliyorsunuzdur. Sizinle tanışmayı istediğim doğru. Bana ve aileme çok yardımınız dokundu bunun için teşekkür ederim.”
“Önemli değil. Babanla eskiden tanışmışlığımız vardı. Bende size yardımım dokunsun istedim. Odanı beğenmişsindir umarım.”
“Evet, tam hayalimdeki gibi. Teşekkürler Serhat Bey.”
“Bana istersen Serhat abi veya Serhat amca diyebilirsin. Nasıl rahat hissedersen.”
“Peki Serhat amca.”
Serhat amca diğerlerine döndü. “Çocuklar Deniz’le el sıkışıp tanışın lütfen.”
İlk başta Aras geldi yanıma. Elini uzattı. “Aras Öztürk.” Elini sıkıp gülümsedim.
Leyla ile de el sıkıştık. “Leyla Akkaya.”
Gözüm bir saliseliğine Teoman’a kaydı. Onun da soyadı Akkaya’ydı. Ama Leyla ikiz olmadıklarını söylemişti. Aras’la Teoman da kardeşti ama soyadları farklıydı. Serhat amcanın soyadını hiç demiyorum bile. Onunki hepsinden farklıydı.
El sıkışma sırası Teoman’a geldiğinde hoşnutsuz bakışlarla “Biz tanıştık zaten.” Dedi. O şakacı tavrı tamamen gitmişti. Az önce Demir konusu açıldığında da böyle olmuştu. Demir neredeydi peki? Burada bu aileden sadece dört kişi vardı.
Soru dolu bakışlarımı Serhat amcaya yönelttim. “Bir şey sorabilir miyim?”
“Sor tabi.”
“Hepinizin soyadı neden farklı? Bir de… Aras aşağıda Demir diye birine sesleniyordu. O nerede?”
Kimse ağzını açmadan Teoman konuştu. “Kızım sen hiç duracağın yeri bilmez misin? Sanane dedim ya aşağıda. Ne bu sendeki merak?”
“Ben sana sormadım. Serhat amcaya sordum.”
Gözlerime son bir kez bakıp odadan çıktı.
Serhat amca bana döndü. “Bir ara anlatırım. Uzun hikaye.”
“Peki.”
“Gençler benim halletmem gereken birkaç dosyam var. Siz aşağı inip takılın ben akşam yemeğinde gelirim.”
Ben de mi kalacaktım akşam yemeğine?
Serhat amca içimden geçenleri okumuş gibi gülümsedi. “Dediğim gibi. Babanla bir geçmişimiz var. O yüzden sizin aile bu gece yemeğe davetli. Babana da haber verdim oda gelecek.”
“Anladım, teşekkürler.”
Üçümüzde çalışma odasından çıktık. Aras ve Leyla dördümüze mutfakta bir şeyler hazırlarken biraz hava almak istedim. Bahçeye çıkıp havuzun kenarında dururken birden iki güçlü kolun beni ittirmesiyle çığlık atarak havuza düştüm. Başımı sudan çıkardığımda duyduğum kahkaha sesleriyle sinir tüm bedenimi kaplamıştı. Ukala herif itmişti beni havuza.
Nedense hiç şaşırmadım!
Yüzüme yapışan perçemlerimi önümden hırsla çekerek havuzun başında kahkahalar atan şahısa baktım.
“Adi şey! Ya kenarda olmasaydım? Geberticek miydin beni?”
“Abartma Deniz! Minik bir şaka yaptım sana sadece!”
Hala gülüyordu! “Sen bana misilleme mi yapıyorsun!”
“Evet. Hem bak aklıma çok dahiane bir şey geldi. Şimdi senin ismin Deniz ya… sudayken boğulmazdın çünkü suda Deniz Kızı’na benziyorsun! Hatta bundan sonra sana Deniz Kızı diyeceğim!”
“Hahaha! Aman ne komik!”
“Gel bari çıkmana yardım edeyim.” Diyerek elini uzatınca hemen elini tutmaya çalıştım ama elini havaya kaldırdı.
“Bak bakalım oradan gerizekalıya mı benziyorum? Ben sana elimi uzatınca sen beni suya çekeceksin. Mükemmel senaryo Deniz Kızı- Lan!
Bir anda suya düşmesiyle şaşkınlıkla ona bakıyordum. Onu ben çekmemiştim. Kafamı çevirip az önceki yerine bakınca sırıtan Aras’ı gördüm. “İntikamın alınmıştır…”
Ben katıla katıla gülerken Teoman sudan çıkıp Aras’a ters bakışlar atıyordu. “Oldu mu şimdi bu? Üzerimdeki senin tişörtün yalnız.”
Aras tam cevap verecekken o da bizim yanımızda kendini bulunca onu iten Leyla’ya bakıp kahkahalarım daha da büyüdü. Hemen Aras’ın ardından kendisi de atladı.
Aras Teoman’a döndü. “İt herif senin yüzünden kabak yine benim başıma patladı. Deniz’i suya attın diye seni de atayım dedim, domino taşları gibi sırayla havuzu boyladık lan!”
Aras gülüşünü saklamak için kaşlarını çatmaya çalışırken üçümüz de katıla katıla gülüyorduk.
Bu ekiple baya kaliteli vakit geçireceğiz gibiydi.
Bölüm etkileşimi
