5. bölüm / 23
Zorbam5. Bölüm: Karanlık
Bölümler 23Şu an: 5. Bölüm: Karanlık
- 1 1. Bölüm: Yeni Bir Hayat521 kelime
- 2 2. Bölüm: Okulun İlk Günü999 kelime
- 3 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası1.414 kelime
- 4 4. Bölüm: Geçmiş’in Gölgesi1.570 kelime
- 5 5. Bölüm: Karanlık5.073 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm: Dönüm Noktası2.635 kelime
- 7 7. Bölüm: 12 Numara ve Özür2.970 kelime
- 8 8. Bölüm: Sessiz Kalmak Zorunda Olmak2.528 kelime
- 9 9. Bölüm: Garip Sakinlik ve Liste3.187 kelime
- 10 10. Bölüm: Düzelmek2.646 kelime
- 11 11. Bölüm: Kısa Bir Mola2.817 kelime
- 12 12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi2.156 kelime
- 13 13. Bölüm: Bazı Yanlış Anlaşılmalar2.741 kelime
- 14 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler2.795 kelime
- 15 15. Bölüm: Koruma İçgüdüsü2.326 kelime
- 16 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı5.933 kelime
- 17 17. Bölüm: “Affettin Mi Deniz Kızı?” (SEZON FİNALİ)8.318 kelime
- 18 18. Bölüm: Başa Sar1.965 kelime
- 19 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?3.062 kelime
- 20 20. Bölüm: Nefret ve Aşk2.694 kelime
- 21 21. Bölüm: Maske2.895 kelime
- 22 22. Bölüm: Tekrar Karanlık3.284 kelime
- 23 23. Bölüm: Böyle Kahpedir Dünya4.474 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Deniz… Hadi uyan güzel kızım. Sabah oldu.”
Babamın yumuşak ve şefkat dolu sesiyle gözlerimi araladım. Ali’ye sarılarak uyuyordum. Onu uyandırmadan kollarının arasından çıkıp yataktan kalktım. “Üzerimi giyip geliyorum baba.”
“Kızım ben aslında istersen bugün okula gitme diyecektim.”
“Gerek yok babacım iyiyim ben. Hem bugün Kutay’ı görcem.”
“Peki kızım. Sen bilirsin.”
Hızlıca hazırlanıp evden çıktım. Okulun bahçesine adım atıp hızla merdivenleri çıkarak sınıfıma girdim. Tam Leyla’nın yanındaki sırama oturacakken bir eli omzumdan hissedince gördüğüm kişi ile mutluluktan çığlık atabilirdim. “Kuti?”
Onu tanımamı sağlayan şey gülümseyerek elinde salladığı bezbebekti. “Bir selam sabah yok mu?”
Hemen boynuna atladım.”Çok özlemişim oğlum seni!”
Ellerini belime koydu. “Bende seni be Denoş!”
Bu lakapları birbirimize biz takmıştık. Onunla olan anılardan hatırladığım az şeylerden biri lakaplarımızdı.
Gülerek ondan ayrıldım. “Annemin bir şeyler bildiğini biliyordum!”
Anlamaz bakışlarını bana çevirdi. “Ne gibi şeyler?”
“Seni nasıl tanıyacağım. Bak, dur bekle.” Hızla çantamı omzumdan çıkarıp fermuarını açtım ve içinden mavi büyük bir oyuncak araba çıkardım. Bu onun bendeki arabasıydı. “Belki işime yarar diye yanıma almıştım sabahleyin.” Kapının girişinden duyduğum sesle sinirlerim katsafaya arttı.
“Sence de Kuti o arabayla oynamak için biraz geç kalmadı mı Deniz Kızı? Hediyeni yanlış yaş grubundan seçmişsin.” Umursamazca omuz silkti. “Birkaç yıl sonra Kutay’ın çocukları oynar artık onunla.”
Elimdeki arabayı sıkarak ona döndüm. Kapının girişinde durmuş duvara yaslanarak bizi izliyordu. Bir anda yanımıza doğru yürümeye başladı. Kaşlarımı çattım.
“Sanane ya ne karışıyorsun? Ayrıca niye ona Kuti dedin?”
“E lakabı bu.”
Kızgın bakışlarla Kutay’a döndüm. “Onu bir tek ben söyleyebilirdim!”
Anlaşıldığı üzere bugün herkesten ve herşeyden çıkaracaktım hıncımı.
“Sen taşınınca bende senden bir anı burada kalsın istedim. O yüzden herkes Kutay yerine Kuti’yi kullanıyor.
“Bu mal niye kullanıyor?” Diyip başımla Teoman’ı gösterdim.
Teoman yalandan öksürdü. “Öhöm! Öhöm! Ben buradayım ve duyuyorum.”
Ters ters baktım. “Umrumda mı?”
“Kuti benim en yakın arkadaşım. Biz hep Aras, o ve ben takılıyoruz.”
“Kuti bula bula böyle bir arkadaş mı buldun ya? Kalmadı mı başka biri?”
Teoman’ın alaycı ifadesi bir anlığına kayboldu. Yüzündeki sırıtış soldu fakat hemen kendini toparlayıp sırıtmaya devam etti. “Sanane Deniz Kızı? Ama bir konuda haklısın Kutay yanlış bir arkadaş seçimi yapmış.”
“Sen bana ne demeye çalışıyorsun lan! Ben yanlış bir arkadaş seçimi miyim?”
Teoman’ın üzerine yürümeye başlayınca Kutay kolumdan tuttu. “Hop hop hop! Ne oluyor ya siz niye kavga ediyorsunuz?”
Leyla yanımıza yaklaştı. “Klasik Teo işte Kuti ya bilirsin. Deniz de asi bir kız olduğu için sessiz kalmıyor.”
Teoman’ın gözlerinden karanlık bir ifade geçti. “O daha zorbalık görmemiş… Ama merak etme Deniz Kızı. Gerçek halimi çok güzel öğreneceksin.”
Onun dediklerini gram takmamaya çalışıyordum ama yapamıyordum. Zorbalık benim geçmişimde hep vardı zaten. İstemsizce ürperdim. Burası biraz soğudu mu sanki?
Birkaç adım yaklaşıp aramızdaki mesafeyi kapattım. Ben onu görebilmek için yukarı bakarken o küçümser bir ifade ile aşağı doğru bakıyordu. Kendimden beklemediğim bir sakinlikte konuştum. “Elinden geleni ardına koyma küçük Akkaya.”
Kaşlarını kaldırdı. “Diyorsun?”
“Diyorum.”
“Peki.” Dedi. Gözleri bir saliseliğine dudaklarıma kaydı fakat geri gözlerime baktı. “Hodri meydan o zaman… Bakalım ilk kim boyun eğecek.”
Arkamı dönüp sırama oturdum.
“Denom Teo seni rahatsız mı ediyor?”
Gerçekten uzak bir şekilde güldüm. “Emin ol daha beterleriyle karşılaştım. Bugün buluşalım mı Leyla? Aklıma takılan çok soru var ve bunu senden duymak daha iyi olur.”
Konuyu hemen anlamış olmalı ki yutkunup başını olumlu anlamda salladı. “Peki. Bugün bizim evde buluşalım o zaman. Ezgi’yi de çağırırım üçümüz takılırız.”
“Olur.” Heyecanla Leyla’ya göz kırptım. “Övünmek gibi olsun. Çok güzel tatlı ve içecekler yaparım!”
“Bir gün seninkileri de yeriz de şimdi hiç zahmet edip yorulma. Evde cheescake vardı. Yanına da karpuzlu limonata yapar Meruşka!”
Merakla sordum. “Meruşka kim?”
“Meryem abla ya. Ona biz Meruşka diyoruz çünkü arkadaş gibiyiz bildiğin.”
“Hmm… anladım.”
Zaman çok hızlı geçmişti. Yemek arasında öğle yemeğini yedik ve dersimiz beden olduğu için beden salonuna indik. Üzerimde siyah bir tayt ve eflatun rengi bir büstiyer vardı.
Biz kızlar sahanın bir tarafında voleybol maçı yaparken sahanın öbür tarafında erkekler basketbol maçı yapıyordu. Kutay’la ben bir yandan maça odaklanıp bir yandan birbirimizi izliyorduk. Kutay kusursuz bir üçlük atınca alkışladım. “Bravo Kuti!”
“Bu sana geldi say Denoş!” Diyip göz kırpınca gülüp oyunuma odaklandım. Kızların yükseltmeye çalışıp yanlışlıkla arkaya doğru attığı topu maç çizgisinin dışına çıkıp kendimi yere atarak harika bir manşetle kurtardım.
Kutay’ın sesi geldi. “Kurtarışa bak be! Devam kızım!” Az önce onun yaptığı gibi bende ona göz kırpıp misilleme yapınca güldü. Biraz daha vakit geçti. İki maç da bitmişti. Leyla, ben ve Ezgi aramızda paylaşıyorduk. Tam topa dokunacaktım ki bir anda göğsüme sert bir şeyin çarpmasıyla yeri boyladım. O kadar sertti ki kaburgalarım kırıldı zannettim. Nefes alamıyordum. Ben yerde kıvranırken kızlar yanıma geldi.
“Aşkım iyi misin?”
“Denom revire gidelim mi?”
Nefesim düzene girince yavaşça yerden kalkıp bana çarpan şeye baktım.
Basket topu muydu o?
Aklıma gelen ilk isimle gözlerim karardı.
O şerefsiz bir gün gerçekten beni öldürecekti! Kalbimin olduğu yere basket topu atmak ne lan!
Bir hışımla ayağa kalktım ve kıkırdayan Teoman’a doğru yürümeye başladım. Aras ve Kutay yanında durup ‘Niye yaptın?’ Der gibi bakıyordu. Hızla yanına gidip göğsünden ittirmeye çalıştım fakat milim kıpırdamadı.
“Adi herif ne istiyorsun benden! Canıma garezin mi var!”
Tam ona sert bir yumruk atacaktım ki Kutay ve Aras beni kollarımdan tuttu.
“Bırakın beni dalayım şu herife de o ukala sırıtışının üzerinde bir beş parmak izi çıksın!”
“Denoş Allah aşkına uyma Teo’ya.”
Teoman hala gülüyordu. “Bırakın gelsin ya ne yapabilecek çok merak ettim.”
“Öyle mi? Tamam ya. Yapmıycam bir şey çekilin.”
Aras ve Kutay beni bırakınca arkamı döndüm. Büyük ihtimalle korkak gibi kaçtığımı zannettiler ama hayır. Ben korkak değilim! Asla da olmayacağım!
Korkaklıkla ilgili ciddi bir problemim vardı.
Hızla yürüyüp sahanın kenarındaki futbol topunu elime aldım ve birkaç metre uzakta tam karşısına geçtim.
“Ne o? Sende bana mı atacaksın? Bunun için basketbol topunu öneririm.”
Topu ayağımın dibine yerleştirip ona baktım. “Basketbol topu kullanırsam çocuğun olmaz.”
Afalladı. “Bir dakika ne-“ demeye kalmadan sert bir şutla topu bacak arasına attığımda bağırarak dizlerinin üzerine çöktü. Kızlar şok olmuş elleri ile ağzını kapatırken erkekler sanki onların da canı yanmış ya da acısını hissetmişler gibi yüzlerini buruşturdu.
Birkaç adım atıp ona doğru yaklaştım. Şu anda önümde diz çöküyor sayılırdı.
“Benimle uğraşan herkes eninde sonunda yanlış kişiye bulaştıklarını öğrenir. Daha doğrusu… öğretirim.” Başımı sağ omzuma yatırdım. “İster kibarlıkla…” bu sefer de sol omzuma doğru yatırdım. “İster zorla.” Bana öyle bir bakıyordu ki şimdiden başımın yandığını anlamıştım. Gözlerinde saf nefret ve kin vardı. Topa o kadar sert vurmuştum ki ayağa kalkamıyordu. Önümde diz çökmesinin hazzını yaşarken göz kırpıp arkamı döndüm ve uzaklaşmaya başladım. Arkamdan bağırışları gelse de umursamadım.
“Bunun bedelini ödeyeceksin Deniz! Sana bu okulu dar edicem! Siktir, ayağa kalkamıyorum!”
…..
Okul bitmişti. Eve gidip üzerime bol bir lila tişört ve siyah bir salaş şort geçirip villaya doğru yürümeye başladım. Büyük ihtimalle pijama partisi gibi bir şey yaparız diye rahat bir kombin yapmıştım. Beden salonunda olanlardan sonra o eve gitmek büyük aptallıktı ama söz ağızdan çıkmıştı bir kere.
Kapıyı çaldım. Kapı açıldığında Teoman’la karşılaşmayı beklemiyordum. O da beklemiyor olacak ki bir süre bir şey demedi. Daha sonra kaşlarını çatıp kapıyı yüzüme kapattı. Avuç içlerimle kapıya vurmaya başladım. “Adi pislik aç şu kapıyı! Senin nur yüzlü suratını görmeye gelmedim herhalde! Leyla ve Ezgi’yle buluşucaz!”
Kapının arkasından sesi geldi. “Banane? O topu oraya atmadan önce düşünecektin!”
Ellerimi dua eder gibi kaldırıp onun da duyması için bağırdım. “Daha beterlerini gör innşallahh!”
“Geri al o bedduanı kötü olur!”
“Almıyorum! Kapıyı aç da geç karşıma tekrar söyle!”
Kapı sertçe açılınca ona omuz atarak o engel olamadan hızla içeri girdim. O bana yetişmeden Leyla’nın odasına koştum. Tahmin ettiğim gibi Ezgi çoktan gelmişti.
“Hellooo!”
“Hoşgeldin Denom!” Dedi Leyla.
“Hoşbulduk. Ee? Var mı herhangi bir olay?
Leyla sırıttı. “Var var.”
“Neymiş bakalım?” Diye sordum merakla.
“Bizim bu kıvırcık barbie aşık olmuş!”
“Ya ne alakası var?” Diye hemen kendini savunmaya başladı Ezgi. “Yakışıklıymış dedim alt tarafı!”
Pembeleşen yanakları hiç öyle söylemiyordu ama!
“Yes bee!” Diye bağırdım. “Yeni enişte loading! Kimmiş bakalım bu şanslı kişi?”
Ezgi gözleriyle Leyla’ya ‘Sakın söyleme!’ Mesajı versede Leyla takmayıp gülümsedi. “Kutay!”
Kutay mı? Oha!
“Ezgişim! Gerçekten mi? Vallahi mükemmel seçim! Benim erkek bacımdan daha iyisini bulamazdın.”
Bir süre daha sohbet ettik. Ama artık meraktan patlama noktasına gelmiştim.
“Yahu bırakın şu makyaj markalarını, elbiselerinizi falan! Bugünün asıl konusu bu değil biliyorsunuz.”
Leyla yutkundu. Ezgi’ye de bahsetmiş olmalı ki o da gözlerini kaçırdı.
“Siz böyle yaptıkça daha çok merak ediyorum ben. Hadi lütfen anlatın. Teoman’ın ismi Demir’miş. Ama ikinci bir ismi yokmuş. 2 yıl önce de tüm Bodrum’u çalkalayacak kadar büyük bir olay olmuş. Bu kadarını annemden öğrendim gerisi sizden. Anlatın hadi ya dinliyorum.”
Leyla derin bir nefes alıp gözlerime baktı. “Bak şimdi… Büyük ihtimalle kafan allak bullak olacak o yüzden en anlaşılır şekilde anlatmaya çalışıcam. Bundan iki yıl öncesine kadar biz Teoman’la birbirimizi kardeş hatta ikiz zannediyorduk. Annemle babam… Şebnem ve Hakan Akkaya. Onlar bizi bu yalana inandırmıştı.”
“Meğer bunların hepsi yalandı.” Dedi Ezgi. “Teoman aslında ölmüştü.”
Beynimden vurulmuşa döndüm. “N-nasıl? Ama bunca zamandır gördüğüm kişi-“
“Demir.” Dedi Ezgi hızlıca. “Demir Öztürk.”
Öztürk.
Demir Öztürk.
Aras Öztürk.
Ne dolaplar dönüyor lan bu evde?
Leyla başını eğdi. “Bunu itiraf etmek benim için çok zor ama… annemle babam birer canavar. Onlar Demir’le Aras’ın ailesini öldürdüler.”
Ne?!
“Babam… onlar ailecek yola çıkmadan önce arabalarının frenlerini kesmiş… Onların babasının parasına sahip olabilmek için… Aras hastaneye kaldırılmış. Öldüğü sanılmış. Gözlerini morgda açtığında ailesinden kimseyi görememiş çünkü annesi ve babası ölmüş. Biricik kardeşi ise ailede bir tek onun kaldığı düşünüldüğü için evlatlık alınmış.” Başını kaldırınca gözlerinin dolduğunu gördüm. “Akkaya’lar tarafından.”
Ailesini öldürdükleri çocuğu evlatlık mı almışlardı? Annem haklıydı… Şeytan görse cehennemi o iki zebaniye devrederdi!
“Kaçıncı derece bir vicdansızlık bu?” Sesim adeta fısıltı gibi çıkıyordu.
Ezgi başını salladı. “Haklısın… Şebnem Akkaya’nın oğlu Teoman, yani Leyla’nın gerçek ikizi öldü. 2 yaşında suda boğulmuş. Onlarda hem vicdanlarını rahatlatmak için, hemde ölen oğullarının yerine bir başkasını koymak için Demir’i evlatlık alıp usulsüz yollardan ismini Teoman yapmışlar.”
Üçümüzün de gözleri dolmuştu. Benim bile. Hatta Leyla ağlamaya başlamıştı. Belkide gerçek bir ikizinin olmasını çok istemişti…
O devam edemeyeceği için Ezgi anlatmayı sürdürdü. “Serhat amca Hakan’ın arkadaşıydı. Aynı zamanda Demir’le Aras’ın babasının da. Şebnem’in alkollüyken ağzından kaçırdığı birkaç sözle bu işin peşine düşmüş. Aras’la Demir’in ailesinin ölümünün kaza olmadığını öğrenmiş. Daha sonra ise Teoman’ın öldüğünü, Demir’in onu yerine geçtiğini… Tabi Demir bunların hiçbirini hatırlamıyordu çünkü çocuğun aklını zehirlemişlerdi. Hakan ona binbir türlü psikolojik işkence uyguluyordu. Şebnem ise onu bir psikoloğa götürüyor, anılarının yavaş yavaş yok olmasına sebep açıyordu. Serhat amca Aras’ı İstanbul’dan Bodrum’a getirene kadar her şey normaldi. Teoman zorba biriydi. Ama bu kadar değildi. Dalga geçerdi, ama fiziksel şiddet özelliklede bir kıza asla yapmazdı. Hatta biliyor musun? Aras Bodrum’a kardeşini bulmak için ilk geldiği zamanlarda Hakan’ın Aras’ı övüp kendisini gömmesinin kıskançlığıyla Aras’ı bıçaklamıştı.”
Kendi abisini mi bıçaklamıştı bilmeden?
“İnanamıyorum… Peki sonra?”
“Serhat amca ilk başta kendisini gizleyerek Aras’a yardım ediyordu. Daha sonra kimliği açığa çıktı. Aras ondan kardeşi hakkında bilgi almaya çalışırken de Teoman yavaş yavaş her şeyi hatırlamaya başladı. Önce Akkaya’ların eski evinde çıkardığı yangını… Leyla’nın yangında zarar görüşü, kaza… Yavaş yavaş her şeyi hatırladı. Uzun bir süre okula gelmedi çünkü Hakan ona her şeyi unutturmaya çalışıyordu… Ama o direndi. Rol yaptı. Hiçbir şey hatırlamıyormuş gibi davrandı. Aras’a gitmeyi çok istedi. Ona ‘Demir benim abi’ demeyi çok istedi ama yapamadı. Çünkü Aras önceden ona ‘İyi ki benim kardeşim sen değilsin. Demir sen olsaydın arkama bakmadan dönüp giderdim.’ Tarzında şeyler söylemişti. Abisinin onu kabul etmeyeceğinden korktuğu için uzaktan kavuştu ona. Ama o tam kavuşamadan Hakan ve Şebnem bir plan yaptı. Sahte bir Demir getirdiler Aras’ın karşısına. Aras onu Demir sandığı için çok sevdi. Koruyup kolladı. Teoman bunları hep uzaktan izleyip kahroldu. Ama Aras Bodrum’dan gitmedi. Çünkü Leyla ile sevgiliydi. Benle, Barış’la, yetiştirme yurdundakilerle çok yakındı. Bizi bırakıp gidemedi. Akkaya’lar Aras’ın Demir’i bulduğunu düşünmesine rağmen gitmediğini görünce onu öldürmek istediler. Teoman getirilen kişinin gerçek Demir olmadığını Aras’a söyleyince sahte Demir de Aras’ın gerçek kardeşinin Teoman olduğunu söyledi. Hepimiz oradaydık. Şok olmuştuk… Aras da şok olmuştu. Bir tek Teoman kendindeydi. O kadar tedirgindi ki hepimizin ciğerleri mahvoldu. Ama ciğerimizi mahvetmek yerine parçalayan bir şey daha oldu.”
Leyla söze girdi. “B-babamın tuttuğu adam… Aras‘ın arkasındaydı. Hepimiz Teoman’a baktığımız için kimse farketmemişti. S-sadece… sadece Teoman farketti.”
Düşündüğüm şeyi yapmış olamazdı değil mi?
Leyla aklımı okumuş gibi başını olumlu anlamda sallayıp hıçkırdı. “Silahın önüne atladı…”
Elimi ağzıma götürdüm.
N-ne yaptı ne yaptı?
Gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. “Daha 16 yaşında bir çocuk… a-abisini korumak için bir silahın önüne atlayıp vuruldu mu?”
“Karnında bir dikiş izi var… O günden kalan bir anı… Bilincini kaybetmeden önce ne dedi biliyor musun?”
Bilmek istemiyordum…
“‘Sana söylersem… beni kabul etmeyip gidersin diye korktum… Bana söylemediğim için kızma. Kim benim gibi birini kardeşi olarak görür ki? A-annemle babamın yanına gidicem abi…’ “
Ezgi gözlerini silip devam ettirdi. “Aras çok ağladı. ‘Kardeşim bunca zaman burnumun dibindeymiş ama ben körmüşüm. Farketmemişim onun yardım çığlıklarını.’ dedi. Teoman iyileşti. Ama kısa bir süre durgunluktan sonra eskisinden daha kötü biri oldu. Şimdiki hali yani… Şebnem ve Hakan şu anda bir sürü suçtan hapiste. Çocuk kaçakçılığı, 2 defa cinayete teşebbüs, Kara para aklama, Dolandırıcılık… Aslında tüm bu zenginlik Aras’la Demir’in gerçek babasına ait olduğu için tüm para şu anda Serhat amca da. Onların üvey babasında yani.”
“Peki sen Leyla? Sen 18 yaşını yeni doldurdun. İki yıl boyunca ne yaptın?”
“Benim hazırda bir babam ve annem olduğu için kimse beni evlatlık alamazdı. İki yıl kız yetiştirme yurdunda kaldım. Ailemin ne kadar büyük bir şansı var ki 5 yaşından 17 yaşına kadar yetimhanelerde büyümesine sebep oldukları çocuk, kızlarının sevgilisi. Ayrıca ona yaşattıkları 12 yıllık yetimhane hayatını 2 yıl boyunca kızlarına yaşattılar. Karma döner dolaşır seni bulur…”
Kapı kırılırcasına sert bir şekilde açıldığında üçümüz de yerimizden fırladık. Arkamı döndüğümde gördüğüm kişiyle korku tüm bedenimi kapladı. Teoman yumruklarını sıkmış, yüksek sesle düzensiz bir şekilde nefes alıp veriyordu. Gözleri önce diğer kızlarda sonra da bana kaydı. Yüzümdeki gözyaşlarına ve dolu gözlerime baktı.
Nolur duymamış olsun. Nolur duymamış olsun…
“Evimden siktir git.”
Ne?
Beni evden mi kovuyordu?
Ayrıca çok kabaydı. Bir hanımefendiye küfür etti.
Şaşkın gözlerle ona bakıyordum. “Neden?”
“Duymadın mı? Evimden defol!”
“Teo…” Leyla tam konuşacaktı ki Teoman onu susturdu.
“Sen sus Leyla! Sıranı bekle sizinle de görüşücem!”
Bana döndü. “Çıksana kızım…” diyerek kolumdan tutup odanın dışına sürükledi. Kolumu o kadar sıkıyordu ki acıdan zaten dolu olan gözlerimden yaşlar akmaya başladı. “Bırak kolumu!” Diye haykırdım. Leyla ve Ezgi de yanıma gelip Teoman’ı benden çekmeye çalıştılar fakat kolumu bırakmak gibi bir niyeti yoktu. Merdivenleri zorla indirdikten sonra kolumu hışımla çektim. Sol elimi sağ koluma koydum. Gerçekten acıtmıştı. “Napıyorsun sen be? Kolumu acıttın!”
“Çık o zaman evimden!”
“Senin evine kalmadım.” Diyip kapıyı çarparak evden çıktım. Birkaç adım atıp derin derin nefes almak için durdum. Leyla ile Teoman’ın kavga sesleri dışarıya kadar geliyordu.
“Napıyorsun sen Teoman? Deniz’e böyle bir muamele gösteremezsin!”
“Gösteririm! Sen ne hakla bana sormadan ona her şeyi anlatıyorsun!”
“Yahu tüm Bodrum biliyor! İlla birinden öğrenecekti bende muhattabından öğrensin istedim!”
“Umrumda değil! O kıza bir şey anlatmayacaktın!”
Bir şeylerin kırılma sesi geldi. Ve Leyla’yla Ezgi’nin çığlığı.
“T-Teoman sakin ol…”
Kırılma sesleri devam etti.
“Acıyarak bakıyordu bana! Herkes gibi acıyarak bakıyordu!”
“Sana acıyarak bakmıyordu! Şaşkın bakıyordu!” Bu Ezgi’nin sesiydi.
Leyla tekrar konuştu. Sesi kısıktı. “Seni artık tanıyamıyorum Teoman… Ya da Demir mi demeliyim? Hangisini istersin?”
“Leyla sus benim asabımı daha fazla bozma!”
“Ne biçim bir insana dönüştün sen? Daha doğrusu ne zaman insanlıktan çıktın? Sana katlanmıyorum artık! Sanada! Zorbalıklarına da!”
Dahasını dinlemeyip hızla evden çıktım. Çantamdan çıkardığım kulaklıkları kulağıma takıp yürüyerek kulaklığımda çalan şarkıyı söylemeye başladım.
“Sahte dualarım her gece”
“Boşluğa dalmışım öylece”
“Kalbimi kor alev almış”
“Gel imdadıma sadece”
“Gözlerim ardını görmüyor”
“Her yanım ayrı bir bilmece”
“Şeytan aklına koymuş”
“Gel imdadıma sadece”
“Elleri kanlı, dinleri sanrı ve dolu yalanlar”
“Zalimler karşıya geçmiş gülüyorlar…”
“Bir koca halk nehirden denize nasıl ağlar?”
“Duysa ya Tanrı, çocuklar ölüyorlar…”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Ben ona acımamıştım. Üzülmüştüm. İkisi aynı şey değildi.
O daha birinin ona acıması ne demek görmemişti!
Yaşadığım olaylardan sonra okula geldiğimde diğer çocukların bana olan bakışlarındaki tek duygu acımaydı. Zaman o kadar kötüydü ki benim için üzülmemişlerdi bile. Bazıları gülüp dalga geçmiş, bazıları acıyarak bakmıştı. Ona nasıl baktıklarını bilemezdim. Ama ben ona acıyarak bakmamıştım.
Başkaları bana acıyarak bakarken ben nasıl kendi yaramın aynısını ona da açabilirim ki?
Bir yaram olduğunu bile yakınlarım dışında kimse bilmiyordu. Bilmemelilerdi de.
.....
“Ben çıkıyorum!”
“Güle güle babacım!”
Kapıda ayakkabılarımı giyerken annem yanıma geldi.
“Kızım suyunu unutmuşsu-“
Gözü bir an koluma kaydı. Kısa kollu okul lakosumdan kolumun büyük bir kısmı gözüküyordu. Annem bir anda kolumu tutup gözlerime baktı. Gözlerinde öfke vardı ama bana değilde bir başkasına gibiydi.
“Kim yaptı bunu sana?”
Neyden bahsettiğini anlamak için bakışlarımı koluma kaydırdığımda içimden Teoman’a binlerce küfürler yağdırdım.
Kolum mosmordu!
Üstelik parmak izleri vardı!
“K-kimse yapmadı. Bir yere vurmuşumdur.”
“Kızım, kolunda hangi şerefsiz ise parmaklarının izi çıkmış mosmor!”
“Bağırma anne babam duyacak!” Diye fısıldadım. Babam duysaydı arkadaşımın üvey çocuğu falan dinlemez önce villayı basar, sonra Teoman’ı hastanelik ederdi. O salak ukala yüzünden Serhat amcayla babamın arasının bozulmasını istemiyordum.
“Söyliycem tamam! Ama babama söyleme.”
“Söyle kızım artık hangi insanlıktan çıkmış varlık yaptı bunu sana.”
“Teoman.”
Gözlerini büyütüp bağırdı “Ne?!”
“Anne bağırma ya babam duyacak! Bak yakıştırıyordun ya ikimizi. Çok güzel yakışıyormuşuz gördün işte. Şu… 2 yıl önceki olayı Leyla anlatınca çıldırdı. Evden atmaya çalıştı. Sürüklerken de kolumu fazla sıktı işte.”
Annem bir anda ayakkabı dolabının üzerinde duran cüzdanını alıp ayağına topuklu terliklerini geçirdi. “Bende Nuray’sam eğer… o çocuğun kızımın kolunu sıkan elini kırarım!”
Kapıya yöneliyordu ki kolundan tuttum. “Anne tamam. Ben zaten onun kolunu kırmak için yanlış bir hareketini bekliyorum. Sen bir şey yapma. Olaylar karışır falan.”
“Karışsın! Konu benim kızımsa bırak olayları tüm dünya karışsın yine de umurum dışı. O hergele hesap verecek!”
İkna etmeye çalıştım ama dinlemedi. Morarmayan kolumu tutup beni de okula sürükledi peşinden. Annem gözleriyle bahçeyi tarayıp bayrak direğine yaslanıp Aras ve Kutay’la konuşan Teoman’ı görünce avını görmüş Aslan gibi öne atıldı.
“Teoman Akkaya!”
Elimle alnıma vurdum.
Şimdi herkes bize bakacak.
Annem beni kolumdan tutup onların yanına doğru götürmeye başladı.
“Anne bırak Allah aşkına ya dersime gidicem.”
“Sus Deniz! Önce o hergele hesap verecek!”
Teoman sırıttı. “Galiba o hergele benim Nuray teyze. Ama ben hesap verecek herhangi bir şey yapmadım.”
Annem kızgın bakışlarını Teoman’a dikti. “İnsanın kendini bilmesi ne kadar güzel bir şey. Ama hesap verecek bir şey yaptın!” Kolumu tutup Teoman’a gösterdi. Bense bu işkence ne zaman bitecek diye bekliyordum. Annem tekrar konuştu. “Bu var hesap vereceğin!”
Teoman şok olmuş gözlerle bir kolumdaki morluğa, bir de anneme bakıp bakıp duruyordu. “B-ben bir şey yapmadım.”
Ne?
Ne demek yapmadım?
“Çocuğum yalan söylemesene. Deniz’e bunu yapabilecek bir tek sen varsın o da seni söyledi!”
Teoman bana döndü. Yüzündeki öfke gözle görülemeyecek gibi değildi. Kaşlarını çattı. “Niye yalan söylüyorsun?”
İkinci bir şok geliyor… Ne!
Bende kaşlarımı çattım. “Ne diyorsun be? Salağa mı yatıyorsun? Sen yaptın işte.”
“Bana iftira atma. Ben durduk yere birinin canını yakmam. Hatırlamıyorum bile böyle bir şey.”
Arkamdan Leyla’nın sesi geldi. “Ama yaktın Teo. Kolundan tutup kapı dışarı atmaya çalıştın ya hani? Tabi Deniz’in kolunu sıktığını bile farketmemişsindir sen o esnada.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Aldın mı cevabını?”
“Özür bekliyorum.” Dedi annem kollarını birleştirirsen. “Kızımdan özür dileyeceksin.”
“Asla. Ben hayatımda sadece dört kişiden özür dilerim. Onlar arasında da Deniz yok.”
Aras müdahale etti. “Suçlu olduğun bir konuda özür dilemelisin kardeşim. Kızın canını yakmışsın.”
“Banane ya? O da evime sürekli girip girip çıkmasaymış!” Arkasını dönüp okula yürüdü.
Dilimi damağıma vurup ayıplarcasına bir ses çıkardım. Arkasından bakarken alaycı bir tonda Aras’a seslendim. “Cık cık cık! Hayırsız kardeş… Aras valla iyi dayanıyorsun bu çocuğa. Ben olsam çoktan abi tokadını yemişti şımarık şey.”
Aras güldü. “Öyle. Öyle ama kızamıyorsun da Deniz. Sen yıllarca kardeşine hasret kalsan kızabilir misin ona?”
Aklıma bir an Ali geldi. “Eğer kardeşim Ali olsaydı… kaşlarımı bile çatamazdım. Ama Teoman’dan bahsediyoruz.”
Kutay konuştu. “Onun yaşadıkları da kolay değil ki be Denoş…”
“Ama belki ona doğruyu yanlışı gösterseydiniz, yeri geldiğinde kızsaydınız şu an bu halde olmazdı. Her neyse, enerjimi daha fazla sömürmesine izin vermiycem. Hadi adiyos!
Kutay güldü. “Adiyos!”
Gülerek sınıfa girip Leyla’nın yanına oturdum.
“Napıyorsun sarışın bomba?”
“İyidir esmer güzeli senden naber?”
“İyi. İkizinle bir tık tartıştık ama.”
“Bir yerde de azarlanmayı hakediyor boşver.”
“Aynen.”
Üzerimde hissettiğim bakışlarla arkamı döndüm. Adını hatırlamadığım bir kız bana bakıyordu. Ben bakınca bakışlarını çekmeye çalıştı fakat çoktan o kin dolu bakışları görmüştüm. Leyla’ya döndüm. “Şu arkada oturan kız kim? Siyah saçlı olan?”
“Sıla o. İki yıldır sessiz takılıyor. Neden?”
“Bana bakıyordu ama normal bir bakış değildi.”
“Sıla ile eskiden yakın arkadaştık. Ezgi, o ve ben takılırdık. Ama şimdi gerçek yüzünü gördüğümüz için küsüz. Kendisi Teoman’ın ex’i. Ama bak Demir’in değil. Teoman’ın. Teoman Demir olduğunu bilmediği zamanlarda ayrılmışlardı zaten.”
“Galiba seni benden kıskanıyor eski arkadaş olduğunuz için. Çünkü ona bir kötülüğüm dokunmamasına rağmen kötü kötü baktı.”
“Ondandır herhalde. Sen çok takma. Bir şey yaparsa da bana söyle.”
“Peki.”
Zil çaldı herkes sınıfa girmeye başladı.
Oğuz hoca ellerinde kağıtlarla sınıfa girdi. Kağıtları herkese dağıtmaya başladı. “Günaydın çocuklar. Bu kağıtlar sizi yakından tanımak için. Herkes bunları doldurup masamın üzerine koyacak. Hadi bakalım. Dağıttıklarım doldurmaya başlasın.”
Klasik bir öğrenci tanıma kağıdıydı. İsim, soyisim, yaş, anne baba adı, hobiler gibi kısımları hızla yazıp sıradakine geçince duraksadım.
Herhangi bir hastalığın veya korkun var mı?
Derin bir nefes alıp ‘Niktofobi: Karanlık korkusu’ yazdım.
En aşağısı annem ve babamın meslekleri hakkındaydı. Anneme temizlikçi, babama kaptan yazdım. Kalemi yerine bıraktığım gibi sağ yanımdan ses geldi.
“Annenin mesleğine ne yazdın Deniz Kızı? Merak ettim.” Yüzündeki o sırıtış meraktan çok sinsilikti.
Aras hemen uyarır gibi boğazını temizledi. “Önüne dön kardeşim.”
“Merak ettim abi ya dur bir saniye.” Bana döndü. “Hadi söyle Deniz Kızı. Tüm sınıf duymak istiyordur belki.” Gözlerinden karanlık bir ifade geçti. “Annenin bizim evde hizmetçi olduğunu söylesene.”
Oğuz hoca seslendi. “Teoman! Arkadaşlarınla bu üslupla konuşamazsın lütfen daha kibar olmayı dene.”
Nefesim durdu. Şu anda sınıftakilere bakmaktan korkuyordum. Annemin yaptığı işlerden hiçbir zaman utanmamıştım. Aksine gurur duymuştum. Ben ve Ali için elinden geleni yapıyordu. Benim korktuğun şey insanların bakışlarıydı. Kafamı yavaşça sınıftakilere bakıp yutkundum.
Yine aynı bakışlar.
Yine acıyan bakışların hedefi bendim…
Teoman’a döndüğümde sırıtarak bana baktığını gördüm. ‘Sen bana acırsan bende seni acındırırım.’ Der gibi bakıyordu. Sinirden göğsüm hızla inip kalkıyordu. O an anladım ki o, canı yanınca can yakan bir zorbaydı.
Kötü haber Teoman Akkaya. Sinirlenince kimseyi gözüm görmez.
Bir hışımla ayağa kalkınca o da ne olacağını beklemek için ayağa kalktı. “Eee Deniz Kızı? Ne yapacaksın bakalı-“ Cümlesini bitiremeden yanağına çarpan tokadımla başı sağ omzuna düştü. Elim ağırdı. Öyle sert vurmuştum ki dudağının kenarı patlamış ve yanağı kızarmıştı. O da sinirlenmiş olmalı ki derin derin nefesler alıp yumruğunu sıkmaya başladı.
Benim sinirimin yanında onunki hiçbir şeydi.
“Hadi bakalım birazda senin kağıdın hakkında konuşalım Teoman Akkaya!” Yanlış bir şey söylemişim gibi dilimi ısırdım. “Yoksa Demir Öztürk mü demeliyim?”
Sinirli Deniz’le kimse tanışmak istemezdi. Hele yarası çok olan hiç.
“Bana bak…”
Hemen kağıdını elime aldım. Almaya çalışıyordu ama izin vermedim. “Bakalım bakalım… Milletin kağıdıyla dalga geçen Demir Öztürk kendi kağıdına ne yazmış? İsim ve Soyisim! Demir Öztürk!” Kafamı kağıttan çevirip ona küçümseyici bir bakış attım. “Sen kendini Aras gibi harika bir abinin kardeşi olarak görüyor musun lan? Bir de Demir Öztürk yazmış.”
“Uzatma ver şu kağıdı!”
“Anne ve baba adı boş! Travma veya herhangi bir korku sorusu!” Yazdığı cevaba bakmadan gülümseyerek ona döndüm. “Dur tahmin edeyim… Kleitrofobi. Yani kilitli kalma korkusu.”
Başımı tekrar kağıda çevirip sırıttım. “Tam on ikiden tespit!” Dudaklarımı üzülür gibi yaparak büzdüm. “Yazık. Sahte baban seni bir yerlere kapatıyordu değil mi? Kıyamam ben sana.”
“Deniz ver şunu dedim!” Diye bağırdı.
“Vermiyorum! Sıkıyorsa al!” Diye bağırdım bende. “Sen kendine bakmadan başkalarını yargılayamayacağını öğrenene kadar vermiyorum”
“Noldu? Annenin bizim evde hizmetçi olduğu zoruna mı gitti?”
“Hayır.” Dedim. Birkaç adım yaklaşıp dibine girdim. Neredeyse burnumuz birbirine değecek bir yakınlıktaylen gözlerine net ve kararlı şekilde baktım. “Çünkü en azından benim bir annem var.”
Sınıfta büyük bir sessizlik oldu.
Tüm fısıltılar kesildi.
Herkes nefesini tutmuştu.
Teoman’ın ne yapacağını merak ediyordu.
Cümlelerimi, özellikle de son cümleyi, sonrasında yaşayacağım pişmanlığı düşünmeden söylemiştim.
Böyleydim işte.
Sinirliyken benliğimi yitiriyordum. Kendim dahil herkese zarar veriyordum. Fakat şu anda o pişmanlığın zerresi yoktu içimde.
Nefeslerimiz birbirine çarpışıyordu. Teoman o kadar çaresiz bakıyordu ki. Onu ilk defa böyle görüyordum. Birden sol gözünden bir damla yaş düşüp yere damladı. Sınıftaki herkes tekrar fısıldaşmaya başladı. Ben ise istediğimi aldığım için sırıttım. Ama bu sırıtış sadece zafer sırıtışıydı. Gerçek değildi. Çünkü şu anda sırıtamayacak kadar sinirliydim. Hızla sınıftan çıktım.
Koridorda yürürken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Aklım daha yeni başıma geliyordu.
Çok mu ileri gitmiştim acaba?
Hayır! O da çok ileri gitti!
Ama onu ölen annesinden vurmak adice bir hareketti…
O herkesin sana acıyarak bakmasına sebep oldu! Sen korkak değilsin! Sana acıyarak bakmamalılar!
Kafamda iki ses savaş veriyordu adeta. İkilemde kaldığım zaman hep olurdu bu.
“Deniz!”
Duyduğum sesle adımlarım durdu. Gözlerim doldu. Aras arkamdaydı. Şimdi ben onun yüzüne nasıl bakacaktım? Teoman’ın annesi onun da annesiydi.
Yavaş yavaş arkamı döndüm. “E-efendim?”
Yanıma ulaştı. “Bu kadarına gerek var mıydı?” Hayal kırıklığı sesine yansıyordu.
“Aras. B-ben özür dilerim. Sinirlenince kendimi kaybediyorum. Ciddi anlamda kaybediyorum. Bildiğin ağzımdan çıkanları sanki ben değilde başka biri söylüyor, davranışlarımı sanki ben değilde başkası yapıyor. Senin annen hakkında-“
“Sorun yok. Sinirlenince gözünün hiçbir şey görememesi çok normal. Bahçeye çıkalım mı biraz?”
Başımı olumlu anlamda salladım. Bahçeye çıkıp bir banka oturduk. “Sen nasıl çıktın dersten?”
“Revire diye.”
“Nasıl?” Bakışlarım yanağına kaydı. “Senin yanağın niye kızarmış?”
“Orası biraz karışık. Teoman senin peşinden gitmeye çalışınca onu durdurmak istedim. Ama yumruk atıp uzaklaşmaya kalkıştı.”
“Dışarı çıkmadı ama?”
“İkna ettim bir şekilde.”
“Nasıl?”
“Kulağına ‘Annem seni böyle görseydi çok utanırdı.’ Diye fısıldadım. Sinirle kalktığı yere geri oturdu.”
“Aras ben tekrardan özü-“
“Eskiden bana mesaj yollayan kişinin yani notubırakanadam lakaplı kişinin peşinden iz sürerken Çiy Burger diye bir mekanda işe başlamıştım. Orası Serhat amcanın mekanı.”
“Bunu bana niye anlatıyorsun?”
“Sabret öğreneceksin.” Diyip anlatmaya devam etti. “Bana Hakan Akkaya yüzünden Demir’in öldüğünü söylediler. Ama ben yine de çalışmaya devam ettim. O zamanlar da tüm Bodrum benim hakkımda konuşuyordu neredeyse. Teoman Akkaya’ya takip olan tek kişi diye. Bizim okuldaki birkaç kız ve birkaç erkek bir masada oturuyorlardı. Garson olarak yanlarına gittiğimde beni tanıdılar. Kızlar beni övmeye başlayınca Teoman’a rakip olmam hakkında falan erkekler sinirlendi. Yemeklerini getirip arkamı döndüğümde saçma sapan konuştular. Yok ‘Süt çocuğu senin kimsen yok mu?’ Falan filan… ama beni bunlarda beni yıldırmadı. Sabrım ne zaman taştı biliyor musun? ‘Senin hiç kardeşin falan da mı yok?’ Dediklerinde.
“Allah’ın mankafaları ya. Asıl kendileri süt çocuğu be. Daha gelişimlerini tamamlayamamış, ergen kalmışlar.”
“Peki ben ne yaptım dersin?”
“Lütfen o gevşeğin suratını masaya çarptığını söyle.”
Sırıttı. “Getirdiğim patates kızartmalarını elimle alıp ağzına tıkıştırdım.”
Omzuna vurdum. “Helal be! Senden de bu beklenirdi.”
“Bir seferinde ne oldu biliyor musun?”
“Ne oldu?”
“Teoman daha Demir olduğunu öğrenmeden önceydi. Beni bıçakladıktan bir iki gün sonra. Bir anda bana bir mesaj geldi. ‘Kardeşini sana vericem’ diye. Onda da Serhat amcanın bana kendini belli etmeden verdiği bir tuşlu telefon vardı. Bana mesajları oradan atıyordu. Ama onun da şarjı bitmişti. Kendi telefonumdan öyle bir mesaj gelince inandım. Konum gelince hatta hareket halindeki bir arabadan atladım. Gittiğimde orada Teoman vardı. Önce ‘Seni çok özledim’ falan dedi. Sonra anılarımızdan falan bahsetti. Ona inanıp sıkı sıkı sarıldım. Ama it herif rol yapıyormuş.”
Afalladım. “Nasıl ya? Ama Teoman gerçekten senin kardeşin?”
Güldü. “Ama o zaman bundan haberi yoktu.”
Bende güldüm. “Olayın trajikomikliğine baksana ya. ‘Ben Demir’im’ diye seni kandırmaya çalışıyor. Halbuki gerçekten Demir.”
“Evet. Ben rol yaptığını öğrenince de yumruk yumruğa kavgaya girdik. Tabi önemli bir detayı unutmamak lazım, gerizekalı beni kandırmak için seçe seçe inşaatı seçmiş, en yüksek katta boşluğun yanında duruyordu. En son öyle bir yumruk attım ki tutmasaydım düşecekti. Ayakları boşlukta sallanıyordu yani o derece diyim sana.”
“Oha. Peki… benim bu anlattıklarından ne çıkarmam gerekiyor.”
“İnsan’ın damarına basılınca, zaafından vurulunca gözünün nasıl döndüğünü.”
Şimdi anlamıştım. Bana ‘Kendini suçlama. Herkes öyle.’ Demeye çalışıyordu. Gülümseyerek omzuna dokundum. “Teşekkür ederim enişte. Bana kızmadığın ve kendimi suçlamama engel olduğun için.”
Sırıttı. “Önemli değil baldız.”
Zil çaldı. İlk ders bitmişti. Şu anda 20 dakikalık kahvaltı arası vardı. Aç olmadığım için herkes -1. Kata yani yemekhaneye inerken biz Aras’la dertleşmeye başladık. Yaşadığı zorlukları anlattı. Geçtekten Teoman’ın tam aksine aşırı olgun biriydi. Kafalarımız da uyuştuğu için Aras’ı sevmiştim.
Kardeşinin aksine.
Gözüm merdivenlerden hışımla inen kişiye takılınca mırıldandım. “İti an, çomağı hazırla derlermiş…”
Yanıma gelip hemen kolumdan tutup okula doğru götürmeye başladı.
“Napıyorsun ya? Çuval mıyım ben ikide bir beni sürükleyip duruyorsun? Bırak!”
“Çok konuşma.” Bağırmamıştı ama sesindeki karanlık içimin ürpermesine sebep oldu.
“Teo bırak kızı konuşalım.”
“Konuşacak bir şey yok abi. Yani seninle yok. Ben şimdi Deniz’i alıyorum. Konuşup yanına geri iade ederim.”
Beni okulun içine çekerken bağırıyordum. “Kıyafet miyim lan ben iade edeceksin beni!”
Bir anda kolumu bırakıp beni hafifçe duvara itti. Duvarla arasında kalmıştım. O kadar sinirliydi ki boynundaki damarlar görünüyordu. Çenesi seğirdi. Sesli sesli aldığı nefesleri yüzüme değiyordu. “Sus Deniz yoksa daha kötü olacak…”
Ben bu karanlık sesi hiç sevmemiştim. “Daha kötü derken? Kötü bir şey yapacaksında daha kötüsünü yapmamak için mi uğraşıyorsun yani? Ne konuşacaksak burada konuşalım sonra gidicem ben.”
Dudağının köşesi tehlikeli şekilde kıvrıldı. “Konuşacağımızı kim söyledi?” Tekrardan kolumdan tutup götürmeye başladı.
“Ne yani abine yalan mı söyledin?”
“Doğruyu söyleseydim hayatta izin vermezdi benimle gelmene.”
“Doğrusu ne? Teoman beni çıldırtma! Nereye götürüyorsun beni cevap ver!”
“Gidince görürsün…”
Beni merdivenlerden aşağı indirmeye başladı. Saydığıma göre -3. Karttaydık şu anda. Bir anda bu kattaki tek kapıyı açınca dondum kaldım.
İçerisi zifiri karanlıktı.
Geçmişimdeki oda aklıma gelince tırnaklarımı avuç içlerime bastırmaya başlayıp yutkundum. Halimi gören Teoman gülmeye başladı.
“Ne oldu Deniz Kızı? Bir korktun sanki?” Keyfi yerine geldiği için bana Deniz Kızı demişti.
Sen kimseden korkmazsın!
“B-ben hiçbir şeyden korkmam bir kere.” Ses tonum tam tersini söylüyordu.
Teoman’ın yüzündeki gülümseme soldu. “İyi. Sonsuza kadar burada kalmak seni korkutmaz o zaman.” Diyip bir anda beni içeri itti.
O kadar sert itmişti ki yere kapaklandım. Dizlerim ve dirseklerim yere sürtününce inledim. Hemen kapıyı kapatıp kilitleyince odaya tek gelen ışık da gitmişti. Korkuyla avuçlarımla kapıya vurdum.
“T-Teoman aç kapıyı! Teoman aç kapıyı!”
“Sınıfta ne demiştin Deniz Kızı? Heh! Kleitrofobi. Kleitrofobiye karşılık Niktofobi. Hadi bakalım!”
“Aç kapıyı diyorum sana aç kapıyı!” Artık ağlamaya başlamıştım.
Eğlenen sesini duydum. “Korkuyor musun yoksa sen?”
Normalde olsa asla demezdim ama şu anda asla yapmam dediklerimi yapıyordum. “K-korkuyorum! Lütfen a-aç kapıyı korkuyorum! Teoman lütfen!”
“Az önce yüzüme nefretini kusuyordun. Ne oldu? Şimdi sen mi acınacak haldesin? Ben mi?”
“Ö-özür dilerim! Yalvarıyorum aç kapıyı nefes alamıyorum!” Yalan değildi. Şu anda gerçekten nefes almakta zorluk çekiyordum. Beynimde sesler duymaya çoktan başlamıştım bile.
“Korkak! Korkak! Korkak!”
“K-korkuyorum… Aç kapıyı yalvarıyorum aç…” Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. “Söz bir daha bulaşmıycam…”
“Umrumda değil. Kal orada da aklın başına gelsin.”
Uzaklaşan adım sesleri duyunca bir süre çığlık çığlığa bağırdım. Daha sonra ise pes edip kapıya vurmayı bırakıp sırtımı kapıya sürterek yere çöktüm.
Her yer çok karanlıktı…
Dizlerimi kendime çekerek kollarımı sardım. Başımı dizlerime koyduğumda acıyla daha fazla ağlamaya başladım. Dizlerimin ve dirseklerimin kanadığını şimdi fark ediyordum.
“Y-yardım edin! Biri yardım etsin!”
Ama nafileydi. Kimse sesimi duymuyordu.
Eskideki gibi..
Acıya aldanmayıp kafamı tekrar dizlerime koydum. Saçlarım ağlayan yüzümü saklıyordu.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ama dizlerim ve dirseklerimdeki kanama artmıştı. Ama asıl yara kalbimde olduğu için acı hissetmiyordum…
Kimse yoktu.
Kimse gelmiyordu.
Kimse beni buradan çıkarmıyordu.
Kimse beni geçmişimden kurtarmıyordu…
Bölüm etkileşimi
