12. bölüm · Zorbam

12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi

Nisalie <3

Tamamen şoktaydım.
Ne hissediyordum?
Bilemiyordum.
Karşımda tanıdığım beş sima vardı.
Fakat emin değildim onlar olup olmadığından.
Oğuz hoca konuştu. “Kendinizi tanıtın çocuklar.”
En baştaki erkek konuştu. “Ben, Ahmet Sezer.”

Eski okulumdaki bana platonik çocuk.
Benim peşimden buraya gelmişti.
Bir dakika…
Sezer mi?
Kumral saçları dağınıktı. Kahve gözleri sınıftakilere bakıyordu. Yanında bir kız vardı. Siyah dalgalı saçlı ve mavi gözlü. Kendini tanıtma sırası ondaydı.
Gizem Kılıç.
“Merhaba ben Gizem Kılıç.”

Olamaz…
Bu nasıl mümkün olabilirdi?
Kelimelere dökemeyecek kadar garip hissediyordum.
Onun hemen yanındaki Kahve düz saçlı kahve gözlü kız…
Melis Kaya.
“Ben, Melis Kaya.”

Hemen yanında, kızıl saçlı yeşil gözlü olan kız.
Asena Sezer.
“Ben, Asena Sezer.”

Ve en sondaki.
Sarı dalgalı saçlı mavi gözlü kız.
En büyük kabusum.
Eda Atılgan.
“Ben de Eda Atılgan.”

Zaman durmuş gibi hissettim.
Dördü de buradaydı.
Bodrum’a gelmişlerdi.
Her an avazım çıktığı kadar çığlık atabilirdim ama burada o kadar insan varken bunu yapmam beni tanımalarına sebep olurdu.
İsmimi bilselerde soyismimi bilmemelilerdi.
“Çocuklar, bu hafta konuda biraz geri kaldık. O yüzden bu ders dersimi işlemem gerekiyor. Fakat merak etmeyin, öbür dersin sonlarına doğru tanışma etkinliğimiz olacak.”
Şansımı sikiyim!
Onlar boş buldukları yerlere yerleşince hızla ayağa kalkıp hocanın yanına gittim ve sessizce konuştum. “Hocam, biraz karnım ağrıyor da… revire gidebilir miyim?”
“Tabi gidebilirsin. İstersen aileni arayabilirim çok kötüysen.”
“Yok, teşekkürler.”
Kapıdan çıkarken Ezgi ve Leyla’nın anlamaz gözlerle bana baktığını gördüm. Kutay’ın ise ağlamasa bile gözleri kızarmıştı.
Geçmişimdeki o önemli dört ismi biliyordu.
Hocanın yanına gittiğini gördüm. Yanıma gelecekti. Fakat yalnız kalmak istediğim için hızla dışarı çıktım. Arkamdan seslendi fakat koşmaya devam ettim. Yangın merdiveninin kapısını açtım. En son kolumdan incitmeden tutunca dayanamayıp tutmaya çalıştığım gözyaşlarını bıraktım. O da beni kendine çekip sarıldı. Kafam göğsünde olduğu için gözyaşlarım formasını ıslatıyordu.
Şefkatli bir sesle konuştu. “İyi misin Denoş?”
İkimizde çöküp merdivenin basamağına oturduk.
“Değilim be Kuti… Onlarla yüzleşmeye hazır değilim. Hele ki karanlıktan yeni çıkmışken…”
“Sakin ol… Bir süre kim olduğunu bilmeseler de olur. Hem… ekipteki herkes senin için her şeyi yapar. Onlara da karşı gelirler. Eminim buna.”
“Diğer ders öğrenecekler. Nefretleri daha da büyüktür şimdi değil mi? Sonuçta benim yüzümden okuldan atıldılar ve paraları olmasa bu okula o sicille hayatta giremezlerdi… Bana bunu ödetmeye çalışacaklar…”
Kutay biraz daha sıkı sarılıp saçlarımın tepesine sıcak bir öpücük kondurdu. “Geçecek Denoş. Geçecek güzelim… Ben varken bırak sana bir şey yapmayı, on metre yakınından bile geçemez kimse.”
“Çok emin konuşuyorsun ve içten içe böyle olmayacağını biliyorsun ama sağol Kuti… Sen olmasan şimdi kriz geçiriyordum belkide.”
Bir öksürük sesi duymamla kafamı kaldırıp göz yaşlarımı sildim. Teoman kapının önünde duruyordu. Gözlerinde anlam veremediğim bir ifade vardı. Ne olduğunu anlamadım ama sırıtmıyordu. Huzursuz gibiydi. “Hoca size bakmamı istedi. Deniz’e bir şeyler olduğunu anladı herhalde.” Diyip gitti.
Sesi neden bu kadar üzgün gibiydi ki?

Teoman Akkaya’dan
Kapıdan çıkıp sınıfa geçtim. Yangın merdiveninin kapısını açtığım anda Kutay’ın Deniz’i öptüğünü görünce içimde bir şeyler kopmuştu sanki. Nedenini anlamadığım bir sebepten dolayı huzursuz olmuştum. Kutay Deniz’e neden ‘Güzelim’ demişti ki? Ama çok takmamak en iyisiydi.
“Noldu Teo? Deniz neredeydi?” Dedi Leyla.
“Ağlıyordu. Kutay da onu teselli ediyordu. Gelirler birazdan öğreniriz.”
“Niye ağlıyordu ki?”
“Ne bileyim ben Leylek? Hah, geldiler bak. Teneffüste sorarsın.”
Önce Deniz girdi içeri, sonra Kutay. İkisi de yerlerine geçti. Deniz’e döndüm.
“Deniz Kızı? Noldu ya gözlerin kızarmış? Ağladın mı sen yoksa?”
“Ne alaka ya? Hem seni ilgilendirmez.”
Tatlı olduğunu düşündüğüm bir ifade ile dudağımı büzdüm ve gözlerimi kırpıştırdım. “Küs müyüz?”
Bu halime dayanamamış olacak ki dudaklarını birbirine bastırıp kıkırdayarak göz devirdi. Sonra biraz daha ciddileşti. “Daha önce de dediğim gibi… Ne küsüz ne barışık.”
“Deniz ben gerçekten-“
Sözümü kesti. “Dinlemek istemiyorum Teoman. Lütfen her şeyi unutur musun? Birbirimizle konuşmayalım hatta gerek olmadıkça tanımıyormuş gibi yapalım.”
Gülümsedim. “Peki.”
Böyle bir tepki vereceğimi tahmin etmediği için gözlerini büyüttü. “Ne? Bu kadar çabuk mu değiştirdin kararını?”
“Hayır. Bu sözü sana Teoman Akkaya olarak veriyorum, Demir Öztürk olarak değil. Sen Teoman Akkaya’yı unut ve hiç hatırlama. Bunu bende istiyorum zaten. Ama Demir Öztürk’ü unutma.”
“Laf cambazlığı yapma.” Dedi önüne dönerek. “Bak… ben senin gibi, insanların kalbini kırmaktan zevk almam. Ama bunu söylemeye mecbur bıraktın.” Derin bir nefes aldı. Hala sırasına bakıyordu. “Ben senin hiçbir zaman Demir olabileceğini düşünmüyorum. Sen hep Teoman’sın. Teoman olarak büyümüşsün ve öyle devam ediyorsun yaşamaya. O yüzden… içinde hala bir Demir olsada Teoman tarafın ağırlık basıyor.”
Yutkundum.
Belki de haklıydı.
Ben Teoman’dım ve Demir olmayı haketmemiştim.
Başını çevirip bana baktı. “Teoman, sen Demir olamayacaksın. Bu çok bariz. Lütfen kendini kandırmayı bırak ve bana pişmanlığını, üzüntünü söyleme. Doğru olup olmadığını bilmiyorum çünkü.”
Tekrar önüne döndüğünde kendime binlerce kez küfrettim.
Yaptıklarımın hiçbir telafisi yoktu fakat hala aptal gibi telafi arıyordum işte.
Ama beni seven üç beş insanı da kendi ellerimle kaydedemezdim.
Hem… belki Deniz bile severdi beni.
Bu kadar aciz durumda olmam daha da üzülmem dışında hiçbir şeye yaramıyordu.
Yatacak yerin yok Hakan Akkaya. Sen beni böyle birine çevirdin ya… Ölünce bile huzur bulamayacaksın.
…..
Zil çalmıştı. Tüm ekip dışarı çıkıp artık bizim bir parçamız haline gelen çardağa oturduk.
Ezgi Deniz’e döndü. “Deniz, Kuti. Artık anlatacak mısınız ne olduğunu? Onlar kimdi? Yeni gelenleri görünce Deniz bir garip oldu. Kutay da isimlerini duyunca hemen arkasını dönüp Deniz’e baktı. Ne oluyor size?”
Aras da ekledi. “Evet, anlatın artık. Aramızda gizli saklı olmaz.”
Kutay gözlerini kaçırdı. “Olay benimle alakalı değil. O yüzden Deniz’in anlatması daha doğru olur. Tabi isterse.”
Deniz derin bir nefes aldı. Yavaş yavaş gözleri doluyordu. “Ben küçükken… çok zorbalanırdım. Ürkek, pısırık bir çocuktum.” Bir saniyeliğine bana baktı ama bakışlarını tekrar kucağında birleştirdiği ellerine dikti. “O karanlık odaya kapatıldıktan sonraki halim gibi…”
Gözlerimi yumdum. Diyecek hiçbir şeyim yoktu. Kendimi savunamıyordum. Sinirimle hareket edip yanlış yapmıştım.
Deniz devam etti. “O kızlar benim geçmişim…” Herkes ona anlamaz gözlerle bakıyordu. “Onlar beni ilkokuldayken çok zorbalardı.” Benim eskiden Deniz’e davrandığım gibi onlar da öyle davranıyordu diye mi böyleydi? Benim yaptıklarımı mı hatırlamıştı?
Sanmıyorum.
“O kızlar… bana sürekli zorbalık yapıyordu. Dalga geçtiler, karnımı tekmelediler…” Yine
bana baktı. “Ve başımdan aşağı buz gibi soğuk su kovası döktüler.”
Sesli şekilde içime çektiğim nefesin ciğerlerime dolmadığını hissettim. Hareket dahi edemedim. Aklıma Kutay’ın cümlesi geldi.
“Bilerek mi yapıyorsun lan!”
Ona geçmişte yaşadığı bir şeyi tekrar mı yaşatmıştım?
Ben sakinliğimi bozmamaya çalışıp nefesimi düzene sokmaya çalışırken Deniz devam etti. “Onlar… b-beni…” cümlesine devam edemiyordu.
Leyla elinden tuttu. “Denom… lütfen söyle. Söyle ki karşımızda nasıl bir bela olduğunu bilelim. Hem… ben sana inanıyorum. Anlatabilirsin sen. Onlar beni?”
“O-onlar beni karanlık bir odaya kapattılar!” Diyip hıçkırarak ağlamaya başlayınca kızlar ağzını kapatırken Aras yutkundu. Kutay başını eğdi. Ben ise donmuş kalmıştım.
Ne yapmışlardı?
Duyduklarıma inanmak istemiyordum. Bir değil iki defa onun travmalarını tetiklemiştim…
Deniz ağlarken Leyla ve Kutay onu teselli ediyordu. Ezgi ve Aras ise bana bakıyordu. Ezgi nefretle, Aras hayalkırıklığı ile…
Sol gözümden bir damla yaş süzülürken Ezgi ve Aras dışında kimse görmeden silip hızla ayağa kalktım. “Ben sınıfa gidiyorum.”
Hızlı adımlarla okula ilerledim. Erkekler tuvaletine girdiğimde gözümden yaşlar benden istemsiz şekilde dökülmeye başladı.
Ben ne yapmıştım…
Duvara yaslanıp yere çöktüm. Dizlerimi kendime çektim.
Deniz beni asla affetmeyecekti.
Ben kötü biriyim.
Onu karanlık odaya kapattım.
Demir olmayı hak etmiyorum.
Canavarım ben.
Düşüncelerim, abimin benim yanıma dizlerinin üstüne çöküp ellerimi tutmasıyla son buldu. Çok telaşlı bakıyordu. “Ne yapıyorsun Teoman? Çıldırdın mı sen!”
“N-ne oldu ya? Niye bağırıyorsun?”
“Hangi akılla ellerini yere sürtüyordun!”
Yutkunarak ellerime baktım. Parmaklarım kan olmuştu.
Farkında değildim.
“B-ben…” demeye kalmadan abim bana sımsıkı sarıldı. Bende ona sarıldım.
“Bir daha sakin böyle bir şey yapma… Sakın.”
“F-fark etmedim. Özür dilerim. Bir daha seni endişelendirmiycem.”
Benden ayrıldı. “Sen de bakayım bana. Niye böyle oldun? Biri yanlış bir şey mi söyledi? Söyle o sana uzanan çenesini kırıyı-“
Sözünü kestim. “Kimse bir şey yapmadı. Ben kendi kendime yapacağımı yaptım zaten.” Ayağa kalktım elimi uzattım. O da kalktı. “Beni merak etme. Sen git, ben birazdan gelirim sınıfa.”
“Olmaz yürü revire gidiyo-“
“Abi.” Dedim kesin bir ses tonuyla. Nefesini vererek başını salladı ve gitti.
Deniz’e kendimi bir şekilde affettirecektim.
Ne olursa olsun…

Deniz Soysal’dan
Teoman hızla masadan uzaklaşmıştı. Aras da birkaç dakika sonra peşinden gitti. Diğerleri yanımda oturup bana teselli veriyordu.
Leyla peçete uzatırken “Merak etme Denom, sana bir şey yapmaya çalışırlarsa hepimizi karşılarında bulurlar.” Dedi.
Ezgi uzanıp masanın üstündeki elimi tuttu. “Hem… belki değişmişlerdir. Çocuklardı sonuçta. Belki senden özür bile dilerler.”
Sinirlerimin bozulmasıyla güldüm. “Ezgişim normalde çok küfür kullanmam biliyorsun ama nah özür dilerler. Kızların ilkokuldaki grup ismi Cehennem Melekleri’ydi diyorum! Kalıbımı basarım ki değişmediler.”
Kutay araya girdi. “Değişmesinler! Yine de biz önünde barikat gibi dururken sana 10 metreden fazla yaklaşmazlar.”
‘Siz öyle sanın…’ diye geçirdim içimden. “Neyse ya, hadi sınıfa gidelim artık. Zil çalar birazdan.”
…..
Dersin son on dakikasına girmiştik. Herkes sırayla ismini ve soyismini söylüyordu. Yavaş yavaş bana geliyordu sıra.
“Kutay Çetinkaya.”
“Ezgi Yıldırım.”
“Teoman Akkaya.”
Ve sıra bana gelmişti…
Ben konuşmayınca Teoman dirseğiyle hafifçe dürttü. Derin bir nefes aldım.
“Deniz Soysal.”
Dördünün de bakışları değişti. Eda ile Asena, Gizem ile Melis yanyana oturuyorlardı. Önce birbirlerine sonra bana baktılar. Her hallerinden şok oldukları belliydi. Ben ise onlar yerine önümdeki Kutay’a bakıyordum.
Hocanın duymayacağı bir ses tonuyla konuştu. “Harikasın Denoş! Sakın güç bulmalarına izin verme.”
Zoraki bir tebessüm kondurdum dudaklarıma. Başımı olumlu anlamda salladım. “Tamam.”
Zil çaldı. Hemen kızlar tuvaletine doğru yürümeye başladım.
Yanlış seçim…
Ellerimi ıslatıp boynuma götürdüm. Ben girdikten biraz sonra kapı tekrar açıldı. İçeriye o dörtlü girdi. Hepsinin yüzünde bir sırıtma vardı.
Eda kollarını göğsünde birleştirdi. “Vay… vay… vay… Denizcik? Seni burada görmeyi beklemiyorduk açıkçası.”
Soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. Onların karşısında korkak durmamalıydım. “Bende beklemiyordum Eda. Kaderin oyunu işte…”
“Desene burada da eğlenecek birileri çıktı.” Bunu diyen Gizem’di.
Asena elini havaya kaldırıp tırnaklarına baktı. “Kendi adınıza konuşun kızlar. Bu kız sıktı artık. Tek yapacağı şey yavru kedi gibi bakarak ağlayıp durmak olacak.” Diğerlerine baktı. “Bize dişli bir rakip lazım.”
Tam o esnada kapı tekrar açıldı. Leyla ve Ezgi’yi görmemle tuttuğum nefesi sessiz bir şekilde verdim. Yanıma geldiler. “Birileri bizden bahsetti galiba Ezgi.”
Ezgi kollarını birleştirdi. “Aynen. Dişli rakip arıyorlarsa tam karşılarındayız.”
“Ooo…” diye mırıldandı Melis. “Arkadaş yapmışsın kendine Denizcik? Ama sana bir sır vereyim mi?” Birkaç adım yaklaştı. “Senin arkadaşların da, bu okul da seni bizden koruyamayacak. İntikamımızı alıcaz…” Göz kırptı ve gittiler. Onlar gidince dik tutmaya çalıştığım omuzlarımı düşürdüm. Leyla omzuma dokundu.
“Korkma Denom. Biz her zaman senin yanındayız. Hiçbir şey yapamazlar sana.”
“Umarım…” diye mırıldandım.
…..
Eve gelmiştim. Anneme olanları anlattığımda tek yapabildiği şey bana sıkı sıkı sarılmak oldu. Biraz dertleştik. Bana bir şey yapamayacaklarını söyledi ama buna içten içe kendisi de inanmıyordu.
Annem odadan çıktıktan sonra biraz ders çalıştım. Kitabı kapatırken gruptan bildirim geldi.
PRENSESLER VE ÖKÜZLER💅🏻🐂
Kıvırcık Barbiem🫶🏻: Nabersinizz
Kutii✌🏻: İyidir
Kutii✌🏻: Oturuyom öyle
Araskoo: Bizimle birlikte
Siz: Bizsiz yani
Siz: Ezgişim bunlar bizi dışlıyorrr
Kıvırcık Barbiem🫶🏻: Farkındayım Denom😔
Leyloşumm💗: E sizde gelinn
Kıvırcık Barbiem🫶🏻: Ay çok iyi olur
Siz: Hazırlanıp çıkıyorum hemenn
…..
Akkaya villasına varmıştım. Kapıyı Meryem abla açtım. “Merhaba Meryem ablişim!” Diyip sarıldım. “Önceki gelişimde tanıyamadım seni ya kusura bakma.”
“Ne kusuru canım, 13 yıl geçmiş aradan hatırlasan daha anormal olurdu zaten!” Diyip güldü.
Bende güldüm. “Neyse ben kızları bekletmeyeyim. Bir gün size de gelirim. Sizin eviniz nerede?”
“Bu evin hemen yanında. Biraz aşağıda kalıyor ama. Gelirsin bir gün.”
“Tamamdır!” Deyip içeri girdim. Herkes salonda oturuyordu. Annem herkese içecek getirmişti. Teoman’la göz teması kurmadan önüne limonatayı bıraktı.
Teoman sırıttı. “Nuray abla az bir göz teması mı kursak? Üzülüyorum bak.”
“Bence sen göz teması kurmanın derdine düşmek yerine gözlerini oyup sana yedirmediğime şükret Teoman’cım. Emin ol, Serhat bey olmasa bunu çoktan yapmıştım.”
“Biz barıştık Deniz Kızı’yla ama. Hiç bahsetmiyor mu ne kadar iyi anlaştığımızdan?”
Ellerimi göğsümde birleştirip kaşlarımı havaya kaldırarak onlara doğru yürüdüm. “Ben neden öyle bir şey hatırlamıyorum acaba?”
Dudağını büzüp omuz silkti. “Bilmem. Unutmuşsundur.”
Annem göz devirerek arkasını döndü. Yanağına bir öpücük kondurup koltuklardan birine oturdum.
“Sana da bir şeyler getireyim mi kızım?”
“Yok annecim benim canım çekerse mutfaktan alırım.”
“Peki.” Annem gitti. Grupla başbaşa kaldık.
“Eee?” Dedi Leyla. “Boş boş oturacak mıyız böyle?”
Ezgi katıldı. “Aynen ya. Bir şeyler yapalım!”
Aras hafifçe sırıttı. “Sizin enerjinize yetişemiyoruz maalesef kızlar.”
Ben de araya girdim. “Çünkü biz enerjiğiz! Size kalsa tüm gün otururuz.”
Teoman sırıttı. “Kendi adına konuş Deniz Kızı. Ben gayet eğlenceli bir insanımdır.”
“Ya ya. Senin eğlence anlayışın insanları zorbalamak.”
Ezgi oradan ağzına birkaç patlamış mısır attı. “Konuş be divam! Konuş da bazıları hadlerini bilsin!”
Teoman ofladı. “Aramıza karışmaz mısın Ezgi’cim?”
“Karışırım sanane?” Ağzına biraz daha patlamış mısır attı.
“Neyse ya, susun.” Dedim. “Leyloş haklı boş boş oturmayalım. Film falan izleyelim!”
Bir film açıp izlemeye başladık. Filmin sonunda herkes uyuyakalmıştı.
Gözlerimi ağlama sesi ile açtım. Uykumdan tam ayılamamışken etrafa bakındım.
Kim ağlıyordu?
Odada herkes uyumuş kalmıştı. Fakat Teoman yoktu. Kalkıp sesin geldiği yöne doğru gittim. Aşağıdan geliyordu.
“Teoman?”
Ağlama sesi.
“Teoman neredesin?”
Yine ağlama sesi.
Beni duymuyor muydu duymazdan mı geliyordu?
Merdivenleri indiğimde bir odanın karşısındaki duvara sırtını yaslamış dizlerini kendine çekmiş yerdeki Teoman’ı gördüm. Sadece odaya bakıyordu.
“Teoman?”
Bana dönmedi. Neden ağlıyordu ki?
Yanına çöküp elimi omzuna koyduğumda irkilerek kendini geri çekti. “D-Deniz?” Hızlıca gözyaşlarını sildi. “Duymamışım sesini.”
“Niye ağlıyordun?”
Cevap vermedi. Bakışlarını yine odaya çevirdi. Odanın içine baktığımda üzeri dolu raflar ve bir dolap gördüm. Teoman özellikle dolaba bakıyordu. “O dolapta ne var?”
Gidip kapağını açtım. İçi boştu. “Boş bu?”
Ayağa kalkıp başını iki yana salladı. “Ben çok şey görüyorum.” Diyip uzaklaştı.
Neden öyle demişti ki?