Zorbam kitap kapağı

14. bölüm / 23

Zorbam

14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler

Vaveyla Yazarı: Nisalie <3

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 23Şu an: 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler

Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum.
Kapının yanındaki duvar tarafında Demir ile birlikte duruyordum öylece. Bir eli benim elimi tutuyordu. Bir eli de tavşanı sarmıştı.
Ağlamam durmuştu ama her an hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayabilirdim.
Çok masum gözüküyordu.
“Demir…”
Belki bir umut seslendim.
Belki bir umut gözlerini açıp “Efendim Deniz Kızı?” Der diye seslendim ama tık yoktu.
Ben düşüncelerimde boğulurken kapının kolu zorlandı. Aras’ın sesi duyuldu.
“Deniz! Deniz orada mısınız?”
“Evet, buradayız!”
“Kapıyı kırıyorum!” Dedikten hemen sonra kapı sallanacak şekilde itildi. Ama açılmadı.
“Dur bende yardım edeyim!” Kutay’ın sesiydi bu.
Tekrar sallandı kapı. Fakat açılmadı.
Üçüncü defada kapı duvara çarparak açıldı. Aras endişeli bir yüz ifadesi ile yanımıza çöktü. “Deniz! Tahminen ne kadar süredir baygın? Bilincini nasıl kaybetti? Kriz geçirdi mi-“ cümlesi Teoman’ın eline bakması ile kesildi. Hafif kan olmuş elini tutup küçük ama uzun bir öpücük kondurdu. Daha sonra ise işaret parmağını tutup hafif havaya kaldırdı. Gözleri dolmuştu.
“Bak. Parmak bende… Kaybolmayacaksın korkma tamam mı? Ben yanındayım izin vermem bir şey olmasına.”
Demir hafifçe dudaklarını araladı. Zar zor konuştu. “Abi…”
Abisini hissetmişti…
Aras kapıda duran Kutay ve kızlara baktı. “Kuti! Gel yardım et dışarı taşıyalım.”
Kutay ayaklarından, Aras da kollarından tutup bir şekilde kaldırdılar. Demir, Aras kollarından tutsa bile tavşanı bırakmamıştı. Sımsıkı tutuyordu. Onlar dışarı çıkarken bende masadaki eşyalarımı toplayıp çantamı omzuma taktım. Ezgi ve Leyla ile birlikte koridora çıktık. Sadece kütüphane değil, tüm okul karanlıkta kalmıştı. Elimde feneri açık telefonla korkmamaya çalışarak ilerlerken ayağıma bir şey takıldı. Yere eğilip aldığımda bunun bir çanta olduğunu gördüm.
Tabii ya!
Demir giderken çantasını almıştı ama geri geldiğinde çantası yoktu.
Çığlığımı duyunca ve elektrikler kesilince çantasını bırakıp yanıma koşmuştu…
Bayılırken bile beni düşünmüştü…
Cümleleri kulaklarımda yankılandı.
“Karanlıktan korkma ben buradayım bayılsam bile.”
“Korkma… Bu sefer bırakmıycam seni… Söz veriyorum.”

Teoman Akkaya’dan
Hafifçe gözlerimi araladığımda kırmızı tavan ile bakıştım. Odamdaydım.
En son ne olmuştu?
Başımı küçük bir açıyla çevirip yatağın öbür tarafına bakınca sırtüstü yatan abimi gördüm. Onu dürterek uyandırmak istedim ama elimin dolu olduğunu fark ettim.
Ne vardı elimde?
Tavşan.
Bu tavşan nereden gelmişti?
Kafamda taşlar birer birer yerine oturmaya başladı.
Karanlık.
Kapı kilitlenme sesi.
Bayılmam.
Deniz…
Bulut’u o vermişti bana. Eskiden en sevdiğim oyuncağımdı. Aynı zamanda bulamadığım tek oyuncağım.
Bulut’a son bir kez bakıp komidinin üzerine oturur pozisyonda koydum. Elimle abimin omzuna dokundum. “Abi… Uyan hadi. Okula geç kalıcaz bak.” Dedim uykulu boğuk bir ses ile.
Biraz sonra uyandı. “Noluyor oğlum?” Gözlerini tekrar kapatıp bana doğru döndü. “Okul saati yaklaşmış olsa Meryem abla uyandırmaya gelirdi. Yat zıbar hadi.” Geri uykuya dalacaktı ki kapının çalması ile gözlerini açtı.
“Uyanın artık Öztürk kardeşler! Leyla hazır, sizi bekliyor bak!”
Abim derin bir iç çekerek doğruldu. “Geliyoruz Meryem abla!”
Güldüm. “Kalk bakalım uykucu abım benim!” Duraksadım. “Ben buraya nasıl geldim?”
“Seni arabayla getirdik. Odana getirdiğimizde bilincin yarı açıktı. Hatırlıyor musun?”
Başımı iki yana salladım.
Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. “Sürprizi bozmayayım o zaman.”
“Ne sürprizi ya? Söyle hadi söyle.”
“Yatağa yatırınca bırakmadın Deniz’i. Az daha ona da burada yer yatağı ayarlamak zorunda kalıyorduk.”
“Ne?”

Flascback
Araba ile Akkaya villasına varmışlardı. Aras’la Kutay, Demir’i odasındaki yatağa bıraktı. Kızlar da peşinden gidiyordu.
“Kıyamam ya… Ne kadar da tatlı tatlı uyuyor.” Dedi Leyla Demir’e bakarak.
Deniz bakışlarını Demir’den çekmeden konuştu. “Oyuncak tavşanı da bırakmadı hiç.”
Aras üzgün gözlerle Teoman’ı izledi. “Ben almıştım ona o tavşanı…”
“Gerçekten mi?” Dedi Deniz.
“Evet. İlk harçlığım ile almıştım. Çok sevmişti. Bulut koymuştu ismini.”
Deniz bir şey demeden odadaki banyoya girip elinde ilk yardım çantasıyla geri çıktı. Yatağın kenarına oturdu. Pamuğa tentürdiyotu akıtıp Demir’in burnunun biraz altına bastırdı. Demir kaşlarını çattı, fakat uyanmadı. Pansuman bitince Deniz kalkacaktı ki Demir bileğinden tuttu.
“Gitme…”
Başı hafif yana düştü.
“Deniz Kızı…”
Deniz çaresizce diğerlerine baktı.
Aras gülümsedi. “Uyuyor şu anda. Derin uykuya dalsın gidersin.”
“Peki…”
.....
Aklıma gelmişti.
Elimi enseme götürdüm. “Şey ya… refleks olmuş. Sen zannetmişimdir.”
Sırıttı. “He anasını satayım, bana da hep Deniz kızı derdin zaten.”
“Abi sus ya!” Dedim duvara bakarak. Yanaklarımın kızardığını hissediyordum.
Abim güldü. “Tamam abim… sustum.”
Gözlerim büyüdü. Abime döndüm. “A-abim mi? Affettin mi beni?”
Gülümsedi. “Hiç küsmedim ki Demir… Kırıldım sadece.” dedi titreyen sesiyle. Hiçbir şey düşünmeden gülümseyerek sımsıkı sarıldım.
Abim beni affetmişti.
Elini sırtıma koydu. “Tamam lan it herif! Ağlatma ikimizide!”
Gülerek ondan ayrıldım. “Tamam tamam! Ben kahvaltıya iniyorum. Hadi bana paydos Aras Abım!” Abım kelimesini uzatarak söylemiştim. O kendine özel yaptığı mistik side eye bakışını atıp arkasındaki yastığı bana doğru fırlattı. Gülerek kaçtım. Odadan çıktığımda karşımda Leyla vardı.
“Hayırdır ikizim? Yüzünde güller açıyor?”
Leyla’yı kendime çekerek alnına uzun bir öpücük kondurdum. “İkizin olduk sonunda he! Bugün çok keyifliyim Leyloş, tutma beni gidip Serhat Amca’ma da sarılıcam!” Aşağı inerken Leyla’nın şaşkın sesini duydum.
“Aşkım bunu kafasına taş mı düştü? Hiç kendisi gibi davranmıyor da…”

Deniz Soysal’dan
Bugün okula erkenden gelmek istemiştim. Kimse yokken biraz resim çizer, kafa dinlerim diye düşünmüştüm.
Ancak hiç öyle olmadı.
Sakin adımlarla bahçeye girdim. Temizlikçiler ve birkaç öğretmen dışında neredeyse kimse yoktu. Banklarda ve çardaklarda oturan sayılı öğrencinin arasından bir kişi gözüme çarptı.
Ahmet.
Gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Onu okulun ilk günü dışında hiç görmemiştim. Asena diğerlerine söylerken duymuştum. Serserilere bulaşıp hastanelik olmuş.
Şimdi diyeceksiniz ki Asena bunu nereden biliyormuş?
Hepinizin merak ettiği soruyu cevaplayayım. Asena ve Ahmet kuzenmiş. Soyadları da bu yüzden aynıymış.
Ahmet gözünü benden ayırmadan bakarken önüme döndüm ve okulun içine girdim. Bir kat merdiven çıkıp resim atölyesine girdim. Rastgele bir resim çizmeye başladım.
Resmim yavaş yavaş şekil alırken fark ettiğim şeyle güldüm.
Teoman’ı- yani Demir’i çizmiştim.
Elinde tavşanı Bulut ile.
Resim çok sempatik duruyordu.

Gülümseyerek çizimime bakarken omzumun arkasından bir el uzandı ve defterimi aldı. Arkamı döndüğümde hiç beklemediğim biriyle karşılaştım.
Ahmet.
Elimden kaptığı resmi inceliyordu. “Bu herif mi cidden tercihin?” Dedi nefretle kağıda bakarken.
“Ne saçmalıyorsun sen ya? Defterimi ver!” Elimi uzatıp defterimi alacaktım ki boydan avantajlı olduğu için elini yukarı kaldırınca zıpladım fakat yine alamadım. Göz temasını kesmeden defteri atölyenin herhangi bir köşesine fırlattı. Kaşlarımı çatım defterimi almaya gidecekken bir anda kolumdan tutup beni arkamdaki sütun duvara yasladı.
“Ne yapıyorsun sen be? Çekil önümden!” Diye bağırdım.
Bu herif fazla kaşınıyordu!
Bir anda ellerimi başımın üstünde sabitleyip belimden tutunca yutkunup çırpındım. “Bırak beni piç herif! Bırak!”
O ise beni duymuyor gibiydi. Gözlerinin tek odağı dudağımdı.
“Bence ben o heriften daha yakışıklıyım. Ne dersin güzelim?”
Kahretsin!
“Bana bak senin bana güzelim diyen ağzını si-“ cümlemin yarıda kesilmesinin sebebi iyice dibime girmesiydi.
Yeri değil biliyorum ama first kiss’imi bu herifle harcamak istemediğim için susuyordum.
Tek kelime etsem beni öpecekti!
Dudaklarımı birbirine bastırınca sırıttı. “Ne oldu? İstemiyor musun beni?”
“Uzak dur benden.” Dedim sert bir sesle. “Bırak yoksa bağırırım.”
“Boşuna ses tellerini yorma güzelim, kat tamamen boş… Resmini çizdiğin beyaz atlı prensin seni kurtarmaya gelemez. Ayrıca alındım vallahi ben varken ona mı baktın?”
“Yahu sanane sanane! Sen kendi işine baksana! Arkadaşım o benim gerizekalı!”
“Aa hiç yakışıyor mu senin gibi birinin ağzına öyle laflar?”
Gözlerine sonsuz bir nefretle baktım. “Yakışıyor. Hatta en çok eski okulumda seni döverken kullandığım sevgi sözcükleri yakışı-“ bu sefer cümlemin kesilmesinin sebebi iğrenç dudaklarını boynuma bastırmasıydı. “Bırak beni! İmdat!” Avazım çıktığı kadar bağırsamda koridorun boş olduğunu kendisi söylemişti. Boynuma öpücükler kondururken ben çırpınarak yaşadığım çaresizlikle ağlıyordum.
“Bırak beni pislik! Bırak!”
Boynumu ısırıp belimdeki elini bacağıma koyunca hıçkıra hıçkıra ağlayarak gözlerimi yumdum. Eli eteğimin bitiş noktasına ulaştığında bir anda üzerimdeki ağırlığı gitti. Gözlerimi açtığımda Ahmet’i omzundan tutup kendisine çevirerek yumruk atan kişiyi görünce şok oldum.
Asena?
Yediği yumruk ile Ahmet yere düşünce Asena bu sefer de karnını teklemeye başladı. Bir yandan vururken bir yandan kaşlarını çatarak sövüyordu.
“Amına koduğumun iti! Ne yaptığını sanıyorsun sen? Senin ben soyunu sopunu sikerim pislik herif!”
Bir elim kalbimde bir elim ağzımda şaşkınlıkla ikisine bakıyordum. Gözlerimden hala yaşlar akıyordu. Asena, yerde acıdan kıvranan Ahmet’i dövmeyi bırakıp bana bakınca korkuyla bir adım geri gitmeye çalıştım fakat sırtımı duvara çarptım.
“İyi misin? Bir şey yaptı mı o puşt sana?”
Anlamadım?
Rüya mı görüyordum ben?
Başımı korkarak iki yana salladım. Asena’nın gözü boynuma ilişti. Lakosun yakasını tutup hafifçe aşağı indirerek boynumu ortaya çıkarttı. Başımı eğip baktığımda boynumun morardığını görüp hıçkırdım.
Asena ise dişlerini sıkarak “Orospu çocuğu…” diye mırıldandı. Sonra ise elini kıyafetimden çekip bana baktı.
“Tamam sıkıntı yok. Yanımda kapatıcı vardı. Kızlar tuvaletine gidelim hallederiz.”
Bugün afallamalara doyamıyordum. Hiçbir şey demeden başımı olumlu anlamda salladım. Yürüyerek Ahmet’in fırlattığı defterimi alıp çantama koydum ve Asena’nın peşinden yürümeye başladım.
Acaba o gelmese ne olurdu?
Herif bildiğin bana… her neyse.
Önce sınıfa gittik. Ben çantamı sırama bırakırken Asena da çantasından kapatıcısını alınca kızlar tuvaletine doğru ilerledik. Kapatıcıyı boynuma sürüp süngerle dağıtmaya başladı.
“Ahmet sana neden öyle yaptı? Önceden tanışıyor muydunuz?”
“Eski okulumda bana sarkınca dövmüştüm ve okuldan atılmıştım.”
Gururlanır gibi güldü. “Az bile yapmışsın. Kuzenim diye demiyorum ama fazla sinsi. Ve çapkın.” Sırıtışı soldu. “Tabi bu ona, sana bunu yapabilme hakkı vermiyor.”
“Sen… neden onu dövdün? Ve neden şu anda bana yardım ediyorsun?”
Derin bir nefes alıp gözlerini kaçırdı. “Prensip meselesi diyelim…”
“Ama bu prensip meselesinin bir sebebi olmalı.”
Kapatıcının kapağını kapatıp arkasını döndü. Omzunun üzerinden bana baktı. “Bence bunları çok kurcalama. Zararlı sen çıkarsın, baştan uyarayım.” Diyip gitti. Bir süre daha arkasından baktıktan sonra sınıfa gittim. Öğrenciler yavaş yavaş sınıflara doluşmaya başlamıştı. Bizimkilerin sınıf kapısının önünde merakla etrafa bakındıklarını gördüm. Demir bana bakınca bu mesafeden bile rahatladığını görebiliyordum.
Galiba beni arıyorlardı.
Hemen yanlarına gidip mutlu maskemi takındım. “Selam millet! Ne yapıyorsunuz bakalım?”
Leyla gülümseyerek bana baktı. “İyidir Denom senden naber?”
“İyi bende. Hadi kapının önünü kapamayalım sınıfa geçelim.”
Herkes yerine geçti. Demir bana gülümseyerek bakıyordu. “Dün için sağol Deniz Kızı.” Gülümsemesi soldu. “Ve özür dilerim.”
Tek kaşımı kaldırdım. “Ne için teşekkür ediyorsun, ne için özür diliyorsun?”
“Özür dilememin sebebi, Kutay ile ilgili saçmaladığım için. Teşekkür etmemin sebebi de verdiğin sözü tuttuğun için.”
Zihnimde cümlelerim canlandı.
“Elini tutayım mı? Evet elini tutayım, bayılsan bile bırakmıycam söz.”
“Teşekkür etmene gerek yok. Sende benim için girmiştin kütüphaneye. Her kimse beni kilitleyecekti, seni değil.”
Masumca omuz silkti. “Olsun. Kilitli kalacağımı bilsem bile gelirdim yanına.”
Kalbim hızlandı.
Senin için korkularımı karşıma alırım diyordu bana.
“Bak sana ne göstericem…” deyip resim defterimi çıkardım. İlk olarak Aras’la sarıldığı çizimimi gösterdim.
Gözleri parladı. “Deniz Kızı, bu… bu çok güzel olmuş!” Yan sıraya baktı. “Abi! Gelsene bi!”
Tüm ekip sıramızda toplanmıştı. Aras gülümsedi. “Tıpatıp aynı olmuşuz lan!” Dedi.
Kutay sırıttı. “Denoşum be! Yeteneğe bak!”
Sırıttım. “Utandırıyorsunuz beni ama!” Leyla ile Ezgi’nin olduğu üçümüzü çizdiğim sayfayı açtım.
Ezgi hemen telefonunu eline aldı. “Bunları privimde paylaşıcam! Arkadaşlar, görüyorsunuz bu kız saf yetenek!”
“Harika çizmişsin aşkım!” Dedi Leyla da.
En son da bu sabah çizdiğim tavşanlı çizimi açıp Demir’e baktım. “Bunu istiyorsan koparıp alabilirsin. Hediye gibi düşün.”
Demir önce kağıda baktı, sonra çocukça bir tebessüm ile bana. Bir anda kollarını açıp bana sımsıkı sarılmasını beklemiyordum. Yüzümde muhtemelen şok olmuş bir ifade vardı. Ellerim iki yanımda öylece duruyordu.
“Çok teşekkürler Deniz Kızı. Hayatımda aldığım en güzel hediye!”
Sevindiği şeyin resimini çizmem olmadığını biliyordum.
Sevindiği şey birinin onun içindeki çocuğu görmesiydi.
Aras’ın imalı öksürüğü ile gülerek benden ayrılıp elini tişörtünün yakasından içeri attı. Kolye gibi bir şeyi tutup çıkardı.
“Bunun dışında tabii. Merak etme abicim en güzel hediye madalyonum!”
Herkesin bahsettiği meşhur Öztürk kardeşler madalyonu. Bir tarafında Aras bir tarafında Demir yazıyordu madalyonda.
Elimi ağzıma götürerek güldüm. “Aras, kardeşini benden kıskanmış olamazsın!”
Aras bana o meşhur side eye bakışını attı. “Ne kıskanması? Neyse hadi ders başlayacak herkes yerlerine geçsin.” Diyip Demir’e bakmadan yerine yönelince Demir ile birbirimize bakıp tutmaya çalıştığımız kahkahayı serbest bıraktık.
“Ay gördün mü çizimimi kıskandı!”
“Gördüm gördüm! Bu arada… çizim sende kalsın Deniz Kızı. Defterinde daha güzel.” Dibime girdi. “Belki özlersen açar bakarsın.” Göz kırpıp geri çekildi.
“Peki, öyle olsun. Çizim bende kalsın ama görmek istediğin zaman bakarsın.”
…..
Öğle arası olmuştu. Herkes bir yerde takılıyordu. Ben yemeğimi geç bitirdiğim ve diğerlerini bekletmek istemediğim için onları önceden çardağa göndermiştim. Şimdi de onların yanına gidiyordum. Okul kapısından çıkıp bizimkileri görünce gülümsedim. Merdivenlere doğru bir adım atacaktım ki arkadan bir el ağzımı kapattı ve beni arkaya doğru sürükledi. Ben çırpınırken Demir sanki varlığımı hissetmiş gibi kafasını okul kapısına çevirince yüzündeki sırıtış soldu. En son gördüğüm şey bir şeyler söyleyerek ayağa fırlamasıydı.
“Çırpınmayı kes!”
Tahmin etmek zor olmadı değil mi?
Eda.
Ağzımı kapatıp beni sürükleyen kişi Eda’ydı. Öğrencilerin olmadığı koridorlardan geçip kızlar tuvaletine götürdüler beni. Götürdüler diyorum çünkü yanında Gizem de vardı.
Soyunma odasına girip kapıyı kilitleyince kollarımı bıraktılar. Kapıya doğru atıldım ama Gizem anında anahtarı cebine attı.
Asena şaşkın şaşkın diğer üçlüye bakıyordu. “Lan bahsettiğiniz eğlence bu muydu?”
Eda güldü. “Evet, bu kızdan daha iyi eğlence mi var?”
“Dur bekle! Bu olmaz.”
Bu sefer de Melis konuştu. “Niye Asenoş? Bu varoşa acıdın mı yoksa?”
“Hayır, sadece bugün olmaz!”
Bana ne yapacaklarını bilmiyordum ama Asena’nın bu tepkisine bakılırsa korkmam gerektiğini biliyordum.
Eda, “Bir şey olmaz…” diyip ensemdeki saçlarıma yapışınca çığlık attım.
“Bırakın beni!”
Kafamı eğerek beni klozete doğru götürdü. Kafamı içine sokmaya çalışıyordu ama ben direniyordum.
“Bırak! Bırak beni! İmdat!”
“Deniz!”
Demir’in sesiydi bu.
Asena telaşlı gözlerle bana bakıyordu. “Eda, dur! Bir bildiğim var ki diyorum dursana!”
“Deniz! Deniz neredesin?”
Kutay’ın da sesini duydum.
“B-buradayım!”
Eda elini saçımdan çekti. “Böyle olmayacak. Gizem, Suyu aç.”
Bu sefer de duşakabine fırlattı beni. Kabinin köşesinde yerde duruyordum. Gizem’in suyu açması ile Eda duş başlığını bana tutunca çığlık attım.
“Ç-çok soğuk dur lütfen!”
Kapının zorlandığını gördüm. Bizimkiler kapıyı kırmaya çalışıyordu.
Asena suyu kapatıp Eda’ya döndü. “Yeter bu kadar!”
Eda kaşlarını çatıp tekrardan saçımdan tutacaktı ki kapı gürültü ile açıldı. En başta erkekler arkada ise kızlar vardı.
Demir yanıma koşup kollarımdan tutarken Leyla ve Ezgi çatık kaşlarla kızlara bakıyordu.
“Yeter!” Dedi Leyla. “Sizin bu yaptıklarınız çok oldu artık! Siz kimsiniz de Deniz’e bunu yapma hakkını kendinizde buluyorsunuz?”
“Sanane be?” Dedi Melis atarlanarak.
Ezgi Eda’nın dibine girdi. “Bana bak çöpçatanların lideri! Bir daha sizi bu kızın yanınızda görürsem, hayatınızda bir dönüm noktası yaratırım!”
“Hadi ya, yaratsana varoş!” Dedi Eda.
Gizem arkada sırıtırken Melis güldü. “Bana bak çakma sarışın! Sen Deniz’i savunacağına başka şeylerle uğraşsana.” Gözleri sıklıkla Aras’a kayıyordu.
Bir dakika… Yoksa?
Leyla kaşlarını daha da çattı. “Ne demek istiyorsun be sen?”
“Diyorum ki…” bir adım ileri gitti. “Mesela sevgilinle uğraş. Bahse girerim sen başka konularla uğraşırken onu birkaç günde tavlayabilirim.”
Aras tam kaşlarını çatıp cevap verecekti ki Leyla’nın Melis’in saçına yapılması ile buna gerek kalmadığını anladı.
“Sen kim hakkında ne konuşuyorsun be yelloz! Bir daha Deniz’e bulaşırsan ya da sevgilime laf edersen seni öyle bir döverim ki… yedi estetik cerrahı gelse düzeltemez o sinsi yüzünü!”
Ezgi de aynı şekilde Eda’nın saçına yapışmıştı. Gizem Leyla’nın yanına doğru giderken Asena ifadesiz bir yüz ile bu kargaşayı izliyordu.
Benim gibi laf çatışmasını izleyen Demir bana doğru döndü. Yanıma çökmüştü.
“Deniz gel. Titriyorsun, çıkaralım seni buradan.”
Kutay da yanıma çöktü. “Hadi Denoş gel gidelim.”
“K-kavgayı ayırın…” diyebildim sadece.
Demir bir elini boynuma bir elini bacağıma atarak bir anda beni kucağına alınca şaşkın şaşkın ona bakmaya başladım. O ise Kutay’a bakıyordu. “Kutay, abi, siz kızları ayırın ben Deniz’i götürüyorum.” Bakışlarını bana çevirince önce dondu. Sonra da yutkundu. “Deniz… boynun…”
Hassiktir kapatıcı akmıştı!
Dudaklarımı araladım fakat konuşacak gücüm bile yoktu. O kadar halsiz hissediyordum ki daha fazla direnemeyip gözlerimi kapadım.
Son gördüğüm ve duyduğum şey Demir’in adımı bağırması ve Asena’nın sabır diler gibi elini alnına vurmasıydı.
Artık Eda’ya neden karşı çıktığını biliyordum.
Boynumdaki morluk ortaya çıkmıştı.
…..
Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda odamda olduğumu gördüm.
En son ne olmuştu?
Buraya nasıl gelmiştim?
Bir anda tüm olaylar zihnimde canlandı.
Soyunma odası.
Su.
Arkadaşlarım…
Kapı açıldı. İçeri annem girdi. “Uyandın mı kızım? İyi misin?” Yatağın kenarına oturdu.
“Bana ne oldu anne? En son okuldaydım ben?”
“Okulda birtakım şeyler yaşanmış. O kızlar… soyunma odasında ıslatmışlar seni.”
“Evet de… odama nasıl geldim?”
“Teoman getirdi seni. Daha doğrusu Demir.”
“Gerçekten mi?”
“Evet. Kız Deniz…”
Evet, annemin dedikodu modu açıldı.
Sırtımı yatak başlığına yaslayıp sırıttım. “Söyle annecim ne var aklında?”
“Ay bu Teo’yu görmen lazımdı bir telaşlı bir telaşlı… Islanmışsın ya hani. Elli kere ‘Nuray teyze çabuk değiştir kıyafetlerini üşümesin.’ Dedi! Kız siz bununla ne zaman bu kadar yakın oldunuz?”
“Şey… sana anlatmadığım birkaç olaylar var.”
“Ne olayı anlat bakayım?”
“Dün ben eve geç geldim ya hani. Onda Demir’le kütüphanede kilitli kalmıştık.”
Annem elini kalbine koydu. “Kız ben hangi birine şaşırayım? Çocuğa Demir demene mi yoksa kilitli kalmanıza mı? Dur bir dakika… kilitli kalma dedin değil mi? Kriz mi geçirdi?”
“Evet… anne çok kötü oldu. ‘Ben Teoman’ım özür dilerim’ falan dedi. Demir olduğunu ona unutturmak için…” cümlemin devamını getiremedim. ‘Demir olduğunu ona unutturmak için işkence etmişler’ diyemedim.
“Vah vah vah… Görüyon mu sen Şam şeytanlarını? Dolaba kapattıklarını biliyordum da… ceza vermek amaçlı yaptıklarını falan zannetmiştim.”
“Anne dayanamadım. Kalbim yumuşadı işte. Eskisi gibi kavgalı değiliz artık ama yine de bazı konularda hala güvenemiyorum ona.”
Annem beni kendine çekip saçlarımın tepesine minik bir buse kondurdu. “Benim güzel kalpli kızım… Hep böyle ol tamam mı? Saf olma ama empati kur.”
“Tamam anne…”
Odanın kapısı açıldı. Babamla Ali girdi içeri.
“Abla! Babam ailecek film gecesi yapacağımızı söyledi! Hadi salona gelin!”
Babama baktım. O da bana bakıyordu. “Biraz daha iyi misin kızım?”
“Evet baba iyiyim. Biraz hasta olurum belki ama çok da önemli değil.”
“Dikkat et bir daha kızım. Biz o kızları okuldan attırmak için elimizden geleni yapıyoruz ama sende tenha koridorlarda dolaşma tamam mı?”
“Tamam babacım. E hadi gelin film izlemeyecek miyiz?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

365okunma 16beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18