19. bölüm / 23
Zorbam19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?
Bölümler 23Şu an: 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?
- 1 1. Bölüm: Yeni Bir Hayat521 kelime
- 2 2. Bölüm: Okulun İlk Günü999 kelime
- 3 3. Bölüm: Şaka ve Soyadı Karmaşası1.414 kelime
- 4 4. Bölüm: Geçmiş’in Gölgesi1.570 kelime
- 5 5. Bölüm: Karanlık5.073 kelime
- 6 6. Bölüm: Dönüm Noktası2.635 kelime
- 7 7. Bölüm: 12 Numara ve Özür2.970 kelime
- 8 8. Bölüm: Sessiz Kalmak Zorunda Olmak2.528 kelime
- 9 9. Bölüm: Garip Sakinlik ve Liste3.187 kelime
- 10 10. Bölüm: Düzelmek2.646 kelime
- 11 11. Bölüm: Kısa Bir Mola2.817 kelime
- 12 12. Bölüm: Geçmiş ve Şimdi2.156 kelime
- 13 13. Bölüm: Bazı Yanlış Anlaşılmalar2.741 kelime
- 14 14. Bölüm: Resim Atölyesinde Düşen Maskeler2.795 kelime
- 15 15. Bölüm: Koruma İçgüdüsü2.326 kelime
- 16 16: Bölüm Sahte Ama Kırıcı5.933 kelime
- 17 17. Bölüm: “Affettin Mi Deniz Kızı?” (SEZON FİNALİ)8.318 kelime
- 18 18. Bölüm: Başa Sar1.965 kelime
- 19 19. Bölüm: Bırakman Doğru Mu?3.062 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. Bölüm: Nefret ve Aşk2.694 kelime
- 21 21. Bölüm: Maske2.895 kelime
- 22 22. Bölüm: Tekrar Karanlık3.284 kelime
- 23 23. Bölüm: Böyle Kahpedir Dünya4.474 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Geçmiş (İki Ay Önce)
Hayat çok acımasızdı.
Ona aşık olduğumu onu kaybetme korkusuyla yüzleşince mi anlamalıydım?
En büyük hatam, en büyük pişmanlığım buydu.
Ona geç kalmamdı.
Hastane koridorunda yerde oturmuş öylece boşluğa bakıyordum.
Boşluk…
O uyanmadıkça başı sonu belli olmayan bir boşlukta kalacaktım ben.
Beni gerçek dünyaya tek getirebilecek şey onun iyi olduğunu görmem, sesini duymamdı.
Hıçkıra hıçkıra ağlamıyordum belki.
Gözyaşları yanaklarımdan sessizce süzülüyordu.
Ama bu acı çekmediğim anlamına gelmiyordu.
İçimde kopan fırtınaları kim bilebilirdi ki?
Telefonumun çalmasıyla uzanıp yan yana duran iki sırt çantasından kendiminkini aldım. İçini açıp telefonumu aldım.
‘Leyloşumm💗’ arıyor.
Ellerim titreyerek aramayı cevaplayıp telefonu kulağıma götürdüm.
“Alo? Denom? Demir’i aradım ama telefonu kapalı galiba. Vardınız mı eve? Ne zaman gelir?”
Hıçkırdım. Cevap veremedim.
İkizi gibi gördüğü kişinin durumunu nasıl söyleyebilirdim ki?
“Deniz… İ-iyi misin? Ağlıyor musun sen?”
“L-Leyla…”
Şimdi gerçekten telaşlanmıştı. “Deniz bir şey mi oldu? Neden sesin kötü geliyor?”
Arkadan Aras’ın sesini duydum. “Ne oldu? Bir sorun mu var Leyla?”
“Bilmiyorum Deniz konuşmuyor ama ağlıyor galiba sesi çok kötü.”
“Hoparlöre al Leyla’cım.” Serhat amcaydı bunu diyen.
“B-ben…” şiddetli şekilde ağlamaya başladım. “Ben çok özür dilerim… Her şey benim yüzümden oldu…”
Ezgi’nin telaşlı sesi geldi. “Deniz, aşkım, anlat bize ne olduğunu bilelim ki yardım edelim.”
“H-hastaneye gelin… Konumu atıyorum…”
“Deniz noluyor ne hastanesi-“ telefonu Leyla’nın yüzüne kapattım.
Konumu atıp bir süre öylece durdum.
Ama artık patlama noktasına gelmiştim.
Daha fazla dayanamayıp bağırarak ağlamaya başladım.
“NEDEN YA NEDEN! NEDEN! NEDEN!”
Elimi yere vurmaya başladım.
Dayanamıyordum artık.
Benim yüzümden bu haldeydi.
Şu ana kadar yaşaması bile mucizeyken nasıl sakin kalkabilirdim ki?
“NEDEN BU KADAR GEÇ KALDIM SANA? NEDEN BİR SARILMAYI ÇOK GÖRDÜM? SANA BİR ŞEY OLURSA NE YAPICAM BEN SÖYLESENE NE YAPICAM!”
Ellerimi yumruk yapıp kafamın iki yanına geçirmeye başladım.
“ALLAH BENİM BELAMI VERSİN! ALLAH BENİM BİN BELAMI VERSİN! SANA BİR ŞEY OLURSA ALLAH BENİM-“
Bileklerimi tutan elle sımsıkı yumduğumu bile farketmediğim gözlerimi açtım.
Aras dizlerinin üstüne çökmüş şok içerisinde bana bakıyordu.
“Deniz iyi misin? Vurma kendine. Neden ağlıyorsun?”
Buyurun önden…
Kardeşine yeni kavuşmuş bir abiye söyle şimdi kardeşinin kemikleri kırılana kadar demir sopalarla dövülüp bıçaklandığını…
Hemde benim yüzünden…
Hiçbir şey demeden yüzüne baktım sadece.
“Deniz… korkutuyorsun beni…”
Arkasına baktığımda bizim grubu ve Serhat amcayı gördüm. Annem, babam ve Ali de buradaydı.
Benim sesim öyle kötü çıkınca herkese haber vermişlerdi.
Durumun ciddiyetini tekrar kavradığımda tekrar ağlamaya başladım.
Ya bu kadar kişi ‘Başınız sağolsun’ lafını duymak için buraya toplandıysa?
“A-Aras… Aras abi…”
Ona abi dememle yutkundu.
Şu anda bana destek çıkacak, abilik ablalık yapacak birine ihtiyacım olduğunu anlamıştı.
“Söyle Deniz…”
“Abi… Benim yüzümden… B-benim yüzümden Demir içeride…”
Gözleri doldu. Ama olgun tavrını bırakmamaya çalıştı. “Neden? Neden Demir içeride abicim?”
“A-Ahmet… bıçakladı onu…”
Bıçaklandı.
Ağzımdan çıkan tek bir kelime ile ortamdaki tüm oksijen kesilmişti.
Kimse nefes alamıyordu artık.
Serhat amca dizlerinde güç bulamamış olacak ki tam yere çökecekken Ezgi ve Kutay onu kollarından tutup kendileri ile birlikte hastane koltuğuna oturttu. İkisi de ağlıyordu.
Leyla, gözleri yaşlı şok olmuş bir ifadeyle elini ağzına götürerek koltuğa çöktü.
Herkes dünyadan soyutlanmış gibiydi.
Bir kişi hariç.
Aras.
Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu.
Sadece bana bakıyordu.
“Deniz… Emin misin? Demir güçlüdür Ahmet’i yener ki… Sen bizi kandırıyorsun değil mi? Bak hiç komik değil ama.”
Başımı çaresizce iki yana salladım. “Doğruyu söylüyorum…” dedim fısıltı tonunda çıkan bir sesle. “Allah kahretsin ki yalan söylemiyorum…”
O da hemen yanıma çöktü. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Elini yakasından içeri sokup madalyonunu dışarı çıkardı. Sımsıkı sıktı. “Demir…”
Daha fazla dayanamayıp ağlayarak ona sımsıkı sarıldım. Başımı göğsüne gömdüm. “Beni korumaya çalıştı… Ahmet’le birlikte altı kişilerdi… B-bana vuracaklardı… demir sopayla… Kendini bana siper etti… A-Ahmet dayanamadı… Ben onun kolunu tutunca…” devamını getiremeyip yutkundum. “Çok dövdüler abi çok dövdüler… Kalk üzerimden dedim, bir şey olacaksa bana olsun dedim… dinlemedi…”
Aras da bana sarıldı. “Deniz… Demir’i en iyi sen tanıyorsun. Güçlüdür o. Dayanır…”
“K-kalbi durdu…”
Bir anda herkes nefesini tutup bana baktı.
“A-ama geri atmaya başladı… Cılızda olsa… Ben ona sarılınca…”
“Y-yani kardeşimin hayatını kurtardın…”
“Hayır… Hayır ben Demir’in hayatını kurtarmadım hayatını mahvettim… Tabi…”
Tabi bir hayatı olursa.
“Devam ettirme o cümleyi. Ben inanıyorum. Demir iyi olacak. Senin sayende…”
…..
Ne kadar zaman olmuştu bilmiyorum.
Ama güneş yeni yeni doğuyordu.
O kadar uzun sürmüştü ki ameliyat…
Sanki saatler, asırlarmış gibi gelmişti.
Hiçbirimizin gözüne tek bir damla uyku girmemişti.
Bize hala bir haber vermiyorlardı.
Herkes sessiz sessiz otururken Leyla bir anda ayağa fırlayıp ağlayarak ameliyathanenin kapısına vurmaya başladı. “Doktor! Doktor yok mu? Kardeşimden haber verin bana! Niye bir şey söylemiyorsunuz ya niye! Açın şu kapıyı kardeşimi görücem!”
Yerden kalkıp kollarını etkisiz bırakacak şekilde arkasından sarıldım.
“Leyla… lütfen dur…”
“Nasıl durayım Deniz nasıl durayım kardeşim içeride benim! Doktorların hiçbiri gelip de tek kelime söylemiyor durumu ciddi mi iyi mi kötü mü bir bok bilmiyoruz! Benden durmamı nasıl beklersin?”
“Leyla hepimiz çok kötüyüz nolur… Doktorlara zorluk çıkarmayalım. Ameliyat daha çabuk bitsin…”
Yere çöktü. Bende onunla birlikte çöktüm. “Ben kardeşimi 2 yaşındayken kaybettim zaten!” Başını iki yana salladı. “Demir’i de kaybedemem… O bana yıllarca kardeş oldu… Gerçek benliğini hatırladığında bile ikizim oldu o benim! Onu da kaybedemem…”
Hepimiz çok üzgündük.
Hepimiz acı çekiyorduk.
Fakat hepimiz farklı konularla.
Serhat amca kardeşi dediği adamın emanetini koruyamadığı için,
Ezgi ve Kutay arkadaşlarından biri yaşam mücadelesi verdiği, diğerleri acı çektiği için,
Leyla kardeşini kaybetme duygusunu ve korkusunu tekrar yaşadığı için,
Aras daha iki yıl önce kavuştuğu kardeşini bu kadar çabuk kaybetmek istemediği için,
Ben ise sevdiğim adama bir sarılmayı, bir öpmeyi, bir aşk itirafını çok gördüğüm için acı çekiyorduk.
Ameliyathanenin kapısı açılıp içeriden bir doktor çıkınca herkes ayağa fırladı.
“Demir Öztürk’in yakınları siz misiniz?”
Aras hızla doktorun karşısına geçti. “Ben abisiyim! Kardeşim iyi mi doktor bey?”
“Ameliyat başarılı geçti. Hastanemize geldiğinde çok kan kaybetmişti. Yalan söyleyemiycem, ameliyattan sağ çıkamayacağını düşünmüştük ama genç hastamız oldukça dirençli çıktı. Gerekli kanı stoklardan temin ettik. Bıçak yarasını da kapattık. Fakat asıl problem bu değil. Kendisi şu anda iyi. Ama bir süre kendisine çok dikkat etmesi gerekiyor. Aldığı darbelerden dolayı geldiğinde iç kanama geçiriyordu. Aynı zamanda kaburgasında da çatlaklar var.”
Yutkundum.
Onu öptüğüm an geldi aklıma.
“A-ağzından kan geliyordu… O iç kanamadan dolayı mıydı?”
“Evet. Ama merak etmeyin şu anda iyi. Tek yapması gereken istirahat etmek. Birazdan normal odaya alıcaz fakat uyanana kadar kimse odaya girmemeli. Geçmiş olsun.”
8 Saat Sonra
Demir’i çoktan normal odaya almışlardı.
Fakat daha uyanmamıştı.
Hepimiz umutla odasının önünde bekliyorduk.
Öğlen olmuştu.
Ne zaman uyanacaktı acaba?
Odasının camının alt yarısı buzlu cam üst yarısı normal cam olduğu için gözümü dahi kırpmadan ona bakıyordum.
Yüzü sararmış, dudakları kurumuştu.
O kadar solgun duruyordu ki yüzü, o ukala sırıtışını tekrar yüzüne geçirsin, şebek şebek hareketler yapsın diye dünyaları verebilirdim.
Altında kareli beyaz gri hastane altı vardı. Karnında sargı bezi olduğu için hastane kıyafetinin üstü koltukta katlı şekilde duruyordu.
Her yerinde moraran darbe izleri vardı…
“Benim yüzümden…” diye mırıldandım sayamadığım kadar tekrardan söyleyerek.
Bugün o kadar çok bu iki kelimeyi kullanmıştım ki diğerleri ‘Senin yüzünden değil’ demekten dillerinde tüy bitmişti.
Kutay yanıma geldi. Omzuma elini koyup kendine çekerek sarıldı. “Senin yüzünden değil Denoşum… Burada bir suçlu arayacaksan tek suçlu Ahmet.”
“Hayır… Ben olmasaydım bunlar Demir’in başına gelmezdi. Kabul et Kuti, ben olmasaydım şu anda bu hastane koridorunda böyle beklemek zorunda kalmazdınız…”
Aras yanıma geldi. O da öbür yanımdan bana sarıldı. “Yine de iyi ki varsın Deniz… Her şeye rağmen iyi ki varsın. Sen de benim kardeşim sayılırsın.”
Gülümseyerek omzuna vurdum. “İki abi dedik diye hemen büyüklük taslama Aras bey! Aramızda sadece bir yaş var!”
Sırıttı. “Kardeş dememi istemiyor musun?”
“İstemiyorum Aras Abım!”
Kutay kıkırdadı. “Demir’in yanında kala kala ona çekmiş. Git gide sevgilime benziyorum afitap!” Diye şarkı sözü mırıldandı.
“Tamam o zaman Deniz… Bundan sonra sana kardeşim yerine yenge diycem.”
Kulaklarıma kadar kızardım. Arkada Ezgi ve Leyla da kıkırdarken Serhat amca imali bir ifadeyle gülümsüyordu.
“Desene bir gelinim daha oldu!”
“A-ay! S-siz ne diyorsunuz yahu? Ben? Sevgili? Yenge? Gelin? Hayatta olmaz! Arkadaşız biz!”
Leyla sırıttı. “Tabi tabi. Gözümüzün önünde yanağından öptün! Ben arkadaşız markadaşız anlamam!”
“Ne zaman öptüm ya? Atmayın!”
Ezgi şaşkın bir ifadeyle baktı. “Nasıl yani? Sarhoş olduğun günü hatırlamıyor musun?”
“Hayır. En son hatırladığım şey bardağı kafaya diktiğimdi.”
Hüzünlü gözlerle cama baktım. “Bir de Demir’in sözleri…”
Kutay tekrar sarıldı. “O sözleri kırıldığı için söylemişti. Bizim Demir canı yanınca can yakan cinsten sende biliyorsun.”
Aras da sarıldı. “Evet Deniz, Demir o gün ne söyledi bilmiyorum ama takma kafana. Kardeşimi tanıyorum. Üzüleceğin bir şey söylemişse köpek gibi pişmandır.”
Gözümden bir damla yaş süzüldü. “Pişmandı zaten. Benden özür diledi, kendini affettirmeye çalıştı ama…”
“Ama ne?” Dedi Aras merakla.
“Ben onu dinlemek istemedim… O sokakta olacakları bilseydim ben ona kötü davranır mıydım ki? Asla. Koşar sarılırdım ona.”
Bir damla yaş daha süzüldü yanağımdan. “Benim ona bir kerecik sarılmamı çok istiyordu… Ama ben ne yaptım? Bir sarılmayı ona çok gördüm!”
Kaşlarımı çatıp gözyaşlarımı silmek için yüzümü kapattım. “Çok kötü davrandım ona… Dinlemedim… Keşke dinleseydim…”
Kutay neşemi yerine getirmek için gülümsedi. “Merak etme Deniz… Demir iyileşinceye bol bol sarılırsın ona. Bol bol dinlersin. Hatta biliyor musun? Demir sevdiklerinin yanında çok konuşur. Geveze birine dönüşür. Onu dinlemek için bol bol vaktin olacak!”
Gülümsedim. “Umarım…”
O an bir şey oldu.
Demir’in olduğu tarafta bir hareketlilik görüp başımı cama çevirdim.
Önce işaret parmağı oynadı.
Daha sonra yavaş yavaş gözlerini yarısına kadar açtı.
Etrafa bakındı.
Nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Uyandı!” Diye bağırınca herkes cama döndü. “Uyandı! Doktor yok mu? Biri Demir’i kontrol etsin uyandı!”
Kapı kapalı olduğu için sesim odaya gitmiyordu.
Ama Demir odayı incelemeyi bitirince bakışları direkt beni buldu.
Bana sarılan Kutay ve Aras’a bakıp yorgun bir şekilde gülümsedi.
En yakınlarının beni yalnız bırakmadığına seviniyordu.
Bir elimi cama koyup alnımı cama yasladım. “Çok şükür… çok şükür uyandın Demir…”
Odaya bir doktor girdi. Demir’le kısa bir konuşma yapıp muayene etti. Daha sonra hastane yatağını hafif dikleştirip odadan çıktı.
“Demir bey gayet iyi. Yaklaşık bir veya bir buçuk aya kaburgasındaki çatlakların iyileşeceğini tahmin ediyoruz. İlaçlarını düzenli içmesi, sağlığına dikkat etmesi ve çok hareket etmemesi lazım. İsterseniz içeri girip onu görebilirsiniz. Geçmiş olsun.”
Doktor yanımızdan uzaklaşınca daha fazla dayanamayıp hızla kapıyı açtım. Yatağın yanına hızlı adımlarla yürüdüm.
“D-Deniz K-kızı…”
Yeni uyandığı için sesi pürüzlü geliyordu.
Hiçbir şey demeden ellerimi boynuna dolamamla donup kaldı.
Bir elimle ensesindeki saçları okşarken kafamı boynuna gömüp kokusunu sesli şekilde içime çektim. “Özür dilerim… Çok… çok özür dilerim…”
Ben pişmanlığımı dile getirirken o beni hiç duymuyor gibiydi.
“Bana sarıldın…” diye mırıldandı.
“Evet… evet sarıldım. Geç kalmayacağım bir daha. Ufak şeyleri çok görmeyeceğim.”
“Deniz Kızı…” kollarıyla belimi sımsıkı sardı. “Sarıldın bana…”
Şaşkınlığını yiyeyim senin…
“Daha çok sarılıcam merak etme.”
Diğerleri de içeriye girmişti. Bize bakıp gülümsediler.
Demir’in yüzünü göremiyordum ama mutlu olduğunu biliyordum.
Ondan ayrılınca bu sefer Aras sarıldı.
“Yavaş abi ya kemiklerim kırıldı!”
Aras sarılmayı bırakmadan sadece kollarını gevşeterek sırıttı. “Sen ne ara büyüdün de elin kızına laf etmeyip abine laf ediyon lan?”
Yine yanaklarım kızardı. Demir’in de benden farkı yoktu.
“Abi ne diyorsun Allah aşkına?”
“Bilmem. Ben bir şey demiyorum. Belki siz bir şey söylemek istersiniz bize.”
Herkesin neyden bahsettiğini biliyordum. Ama bilmemezlikten geldim.
“Aa doğru. Bak unutmuşum onu.”
Demir bana anlamaz gözlerle bakarken ellerim belimde yanına yaklaşıp omzuna bir tane geçirdim. “Allah’ın cezası manyak! Kahramanlık yapıcam diye canından oluyordun salak herif! Değdi mi üzerime atlamana?” Kaşlarımı çatıp bağırınca herkes bu tepkimi garipsedi.
“Ah… Ne vuruyorsun kızım ya. Ölüm döşeğinden yeni kalkmışım ben az yavaş mı olsan?”
Gözlerim doldu. “Sen bir daha ölüm kelimesini ağzına al bak nasıl daha sert vuruyorum!” Hızlıca tekrardan sarılıp sırtını okşadım. “Aptal herif… Ödümü koparttın…” Gözyaşlarım omzuna düşüyordu. Kafamı kaldırıp baş parmağıyla yaşlarımı sildi.
“Şşş… sakin ol… İyiyim ben. Vallahi iyiyim Deniz Kızı ya turp gibiyim! Demir Öztürk öyle birkaç darbeyle yıkılacak adam değil! Ağlama tamam mı? Ben çok iyiyim.”
“Yemin et.” Dedim çocuksu bir edayla. “Gerçekten iyi misin?”
“Şimdi yalan söylemiyim karnım birazcık-“
Yanağımdan süzülen bir damla yaş onun eline düşünce panikleyip hızlıca konuşmaya başladı. “Kırk kişiyle tek başıma dövüşürüm o kadar iyiyim.”
Kızaran burnuma rağmen gülünce herkes tekrardan garip garip bakmaya başladılar. Ben ise katıla katıla gülüyordum. “Allah’ım sinirlerim bozuldu!”
Demir gülümsedi. “Yaşadıklarımız normal şeyler değil ki. Normal sinirlerinin bozulması. Kuti sen Deniz’i dışarı çıkart az hava alsın kız.”
Kutay gelip Demir’e sarıldı. “Tamamdır kardeşim. Sen merak etme. Yeng- aman Deniz bana emanet. Geçmiş olsun sanada.”
…..
Dalgın dalgın Demir’in kaldığı odanın önüne geldim.
Kapıyı açtığımda Demir’i ayakta hastane gömleğini giymeye çalışırken görünce kafamdaki tüm düşünceler sustu.
“Demir!” İrkildi. “Napıyorsun sen? Neden ayağa kalktın?”
“Ödümü koparttın Deniz Kızı ya… Gömleği giyeyim dedim de… çok hareket edemiyorum.”
“Ya sen salak mısın? Söylesen ben giydirirdim…”
Gömleği elinden alıp arkasından geçirerek omuzlarına bıraktım.
Üzerini giydirmek için ona o kadar yaklaşmıştım ki nefeslerimiz birbirine karışıyordu.
O kadar anlamlı bakıyordu ki içimdeki pişmanlık duygusu kalbime oturdu.
Göz temasını keserek kollarını giydirdim. Tam düğmelerini ilikleyecekken belimden tutup bir anda beni kendine çekmesiyle ellerim yakasında dondu.
Yapma bunu Demir. Her şeyi zorlaştırıyorsun…
Kulağıma eğilip boğuk bir sesle fısıldadı. “Daha ne kadar benden kaçacaksın Deniz Kızı?”
İkinci defa anlamazlıktan geldim. “Kaçmıyorum ki. Buradayım.” Gömleğinin önünü kapattım.
“Sen benim neyden bahsettiğimi biliyorsun.”
“Demir neyden bahsediyorsun? Bak, bir daha yanından ayrılmıycam. Senden kaçmıycam. Ne olursa olsun seni dinlemeye çalışıcam.” Elimi yanağına koydum. “Elimden geldiğince bunu yapıcam… Gerçekten.”
Kafasını hafif sola yatırıp başını avcuma yasladı. Bahsettiği konuyu ona unutturabilmiştim. “Söz mü Deniz Kızı?”
Yutkundum. “Söz.”
Bir Hafta Sonra
Sahil kenarında durmuş, kollarım göğsümde denizi izliyordum. Rüzgar saçlarımı uçuşturuyordu. Üzerimde bugünün yasını temsil eden simsiyah bir elbise vardı.
Neyin yası diye soracak olursanız…
Benim yasım.
Bugün Deniz Soysal ölüyordu.
Daha doğrusu…
Deniz Kızı ölüyordu.
Deniz Soysal da peşinden geliyordu.
“Deniz Kızı?”
Demir’in sesini duymamla derin bir nefes alıp soluma baktım.
“Bu havada buluşmak isteyecek kadar önemli ne olabilir?”
“Sonunda geldin Teoman ya.” Dedim soğuk bir ifadeyle.
Yutkundu. “Deniz noluyor?” Paniklemişti.
“Bir şey olduğu yok.”
“Öyleyse neden bana ismimle seslenmedin?”
“Dilim sürçmüş. Boşver sen şimdi bunları. Birkaç şey söyleyip gidicem zaten.”
Tam karşıma geçip konuştu. “Ne söyleyeceksin?”
Hadi Deniz.
“Ben arkadaşlığımıza mesafe koymak istiyorum.”
Söylemiştim.
Sonunda söylemiştim.
Göz bebekleri titreşti. “N-ne? Deniz sen ne diyorsun?”
“Duydun işte. Birbirimize zarar veriyoruz. Bunu göremeyecek kadar kör olamazsın öyle değil mi?”
“S-saçmalama Deniz. Niye böyle şeyler söylüyorsun anlamıyorum. Şaka mı bu? Şakaysa hiç komik değil baştan söyleyeyim.
“Şaka yapmıyorum. Hatta hiç olmadığım kadar ciddiyim.”
“Deniz Kızı…”
“Ha bir de Deniz Kızı demeni de istemiyorum.”
“Ne oluyor Deniz? Biri benim hakkımda kötü bir şey mi söyledi? Bir haftadır soğuk yapıyorsun bir şey mi var diyorum yok diyorsun. Biri bir şey dediyse söyle ben sana gerçeğini söylerim.”
“Bunu nereden çıkardın?”
“Başka bir açıklaması yok çünkü. Hiçbir problem yoktu. Bir anda niye böyle yapıyorsun?”
Onu çok kırdığımın farkındayım.
Zaten kırılıp üzülmesi gerekiyordu.
“Allah Allah… İstemiyorum Teoman. Kimse bir şey demedi bana. İstemiyorum.”
“Deniz yapma. Kim ne dedi söyle.”
“Kimse bir şey demedi. Yan yana geldiğimizde başımıza hep bir şey geliyor görmüyor musun? Seninle arkadaş kalmak istemiyorum.”
“Deniz… Ben abimle senin sayende toparlandım. Yapma bunu…”
Bir anda dizlerinin üstüne çökmesiyle dondum kaldım. İki elimi kavradı. Gözleri dolmuştu.
Bir arkadaşa göre fazla mı tepki veriyordu?
“Deniz… Sen benim içimdeki Demir’i tekrar gün yüzüne çıkardın…” gözlerinden yaşlar düşmeye başladı.
“Teoman ayağa kalk.” Dedim paniğimi sesime yansıtmamaya çalışarak.
Karnında yarası varken ve kaburgalarında çatlaklar varken nasıl böyle tehlikeli hareketler yapardı?
Duymazlıktan gelip kafasını ellerime yasladı. “Şimdi sen gidersen… İçimdeki Demir de gider seninle birlikte.”
Gözyaşları elimi ıslatırken beyaz tişörtündeki kırmızılığı görünce elimi hızla çekip birkaç adım geri gittim.
Nokta kadar bir kırmızı insanın canını bu kadar yakabilir miydi?
“Kalk şuradan artık!” Dedim telaşımı öfkeyle gizlerken. “Sırf aramızdaki bağları koparmayayım diye hayatını riske atıyorsun!”
Yine dinlemedi beni.
“Ben senin için hayatımı bir defa riske attım zaten Deniz. Yine atarım. Ama sen gitme…”
Arkamı döndüm. Hiçbir şey demeden hızlı adımlarla yürümeye başladım. Bir an önce buradan uzaklaşmak istiyordum.
“DENİZ!”
Arkamdan bağırması ile durdum. Yavaşça omzumun üzerinden arkama baktım. Hala aynı yerdeydi. Ama daha çok ağlıyordu.
“GİTME DENİZ! GİTME!”
Önüme dönüp duymazlıktan gelerek yürümeye başladım.
“SEN GİDERSEN ÖLÜRÜM! DEMİR ÖLÜR!”
Ne kadar tutmaya çalışsamda gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü.
Hayır.
Ağlamamalıyım.
Böyle olması en doğrusuydu.
Kendime hak verir gibi başımı olumlu anlamda salladım ama birkaç saniye sonra duraksadım.
Belki de değildi…
Demir Öztürk’ten
Hızlı adımlarla sahil kenarından uzaklaşırken ben sadece arkasından ağlayarak bakıyordum.
Karnım çok ağrıyordu.
Kaburgalarım da öyle.
Ama hiçbiri kalbimdeki ağrı kadar değildi.
Onu çok seviyordum.
Kendimin bile tahmin edemeyeceği kadar.
Ona söyleyecektim aslında.
O sokakta bir anda kalbi ağrımasaydı söyleyecektim.
Biz ayrılırken hep kalp ağrısı vardı.
Neden?
Kim ne dedi Deniz Kızıma?
Nasıl kötülediler beni?
“Teoman!”
Yanımdan bir kızın sesini duydum. Ama bu ses Deniz’e ait değildi.
Kafamı sağa çevirdiğimde Eda’yı gördüm.
Yanıma çöküp panikle elini tişörtüme koydu.
“Karnın kanıyor. Yara mı aldın?”
Ona bakmayı bırakıp önüne döndüm ve Deniz’in az önce gittiği yöne baktım.
Gözyaşlarım hala yanaklarımdan süzülürken ben hiçbir tepki vermiyordum. Adeta sarhoş gibiydim.
“Evet… Yara aldım…”
Fiziksel bir yaradan bahsetmiyordum.
“Gel hastaneye gidelim! Çok kanıyor.”
Kolumdan tuttu ama kalkmadım. Bakışlarım hala boşluktaydı. “I ı… Deniz Kızı gelir belki. Burada bekliycem ben.”
“Az önce her şeyi gördüm… Deniz seni bıraktı Teoman. Bir daha gelmeyecek.”
Bu kadar acımasız olmak zorunda mıydı?
Deniz kızım gelecekti.
Gelip sarılacaktı bana.
Yalan söylediğini, birinin dolduruşuna geldiğini itiraf edecekti.
“Gelecek…” diye mırıldandım. “Gelecek ben bekleyeyim burada.”
Küçük bir çocuk gibiydim. Çaresiz hissettiğimde hep böyle olurdu. Kütüphanede kilitli kalıncaki gibi. Kendim bile inanmadığım şeylere tutunurdum.
“Deniz Kızı beni bırakmaz ki… Yapmaz öyle şey.”
“Yaptı işte Teoman! O kız çok kötü biri. Sen benim ve diğerlerinin kötü olduğunu düşünüyorsun ama o kız hepimize taş çıkartır! Hadi gel hastaneye gidelim kötü durumdasın.”
Karnımdaki ağrı giderek artıyordu. Vücudum uyuşmuş gibi hissediyordum.
Hiçbir şey demeden bir umutla ileriye baktım.
Kafamda şarkı sözleri çalıyordu.
“Gel geride bırak kötü anılarını”
“Sarılıp tekrar hisset bana”
“Sen sevgiye inan, yeni anılarını”
“Düşün, söylemez hisler yalan”
“Söyle, umutlar yine soldu mu?”
“Sarhoşken verilen sözler gibi kaybolduk mu?”
Aklıma Deniz’in sarhoş hali geldi.
Çok tatlıydı.
Yanaklarına sulu sulu öpücükler kondurasım gelmişti o gün.
“Sarı kafa banaaa aaaşık! Sarı kafa banaaa aaaşık!”
Ağlamayı bırakmıştım. Üzerime nedenini bilmediğim bir şekilde yoğun bir yorgunluk çökmüştü.
“Boş konuşma sarı kafa! Dün olanları unutmadım bilesin!”
“Sarı kafa…”
“Hee sarı kafa. Beğenemedin mi?”
“Yoo. Çok beğendim. Arada de bunu bana.”
O gün bana öyle hitap edince aklıma önceki gece olanlar gelmişti.
Şarkı sözleri hala zihnimde yankılanıyordu.
“Söyle, gerçekten seven oldu mu?”
Olmadı.
Deniz Kızı sevmedi beni.
“Ellerimi sımsıkı tutarken bırakman doğru mu?”
Benden vazgeçmesin diye diz çökmüştüm önünde.
Ben hayatım boyunca kendi isteğimle sadece Hakan Akkaya’nın önünde diz çökmüştüm.
Şimdi bir de Deniz…
Ellerini tutmuştum.
Ama o ellerini çekmiş, geri gitmişti.
Doğru muydu?
Ellerimi, kalbimdeki yerini, beni…
Bırakması doğru muydu?
Söyle Deniz Kızı.
Bırakman Doğru Mu?
Göz kapaklarım gittikçe ağırlaşıyordu.
Daha fazla dayanamayıp gözlerimi kapattım.
Yere yığılırken biri kafamı tuttu.
“Teoman!”
Aklımda sadece Deniz vardı.
Onun dışındaki her şeyden soyutlanmıştım.
“Demir Öztürk öyle birkaç darbeyle yıkılacak adam değil!”
Sol gözümden akan tek damla yaşı hissettim.
Demir Öztürk yıkılmıştı.
Darbelerin en büyüğünü sevdiği kız vurmuştu…
Bölüm etkileşimi
