7. bölüm / 24
SÖZDE ABİSİ ;) Texting7.Bölüm
Bölümler 24Şu an: 7.Bölüm
- 1 1.Bölüm495 kelime
- 2 2.Bölüm649 kelime
- 3 3.Bölüm456 kelime
- 4 4.Bölüm891 kelime
- 5 5.Bölüm496 kelime
- 6 6.Bölüm1.735 kelime
- 7 7.Bölüm1.807 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.Bölüm710 kelime
- 9 9.Bölüm1.756 kelime
- 10 10.Bölüm659 kelime
- 11 11.Bölüm235 kelime
- 12 12.Bölüm1.340 kelime
- 13 13.Bölüm946 kelime
- 14 14.Bölüm1.379 kelime
- 15 15.Bölüm1.007 kelime
- 16 16.Bölüm204 kelime
- 17 17.Bölüm562 kelime
- 18 18.Bölüm565 kelime
- 19 19.Bölüm310 kelime
- 20 20.Bölüm949 kelime
- 21 21.Bölüm744 kelime
- 22 22.Bölüm630 kelime
- 23 23.Bölüm1.021 kelime
- 24 24.Bölüm865 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Öyle mutluydum ki yolda zıplayarak yürümemek için kendimi zor tutuyordum.
İki gündür yaşadığım o koca çöküşün sadece bir yanlış anlaşılmadan ibaret olması…
İçimdeki bütün yükü alıp götürmüştü.
Yanımda yürüyen Pelin ise ara ara bana imalı imalı bakıyordu.
En son evden çıkarken,
“Evde konuşacağız Duru.”
demişti.
Belli ki beni sorguya çekecekti.
Markete doğru yürürken hava bunaltıcı derecede sıcaktı.
Ama nedense bugün hiçbir şey moralimi bozamıyordu.
İçimde tarif edemediğim bir hafiflik vardı.
Markete girer girmez bir alışveriş arabası aldık.
Abim sağ olsun hesabıma güzel para atmıştı.
Abur cuburlar, cipsler, çikolatalar, içecekler…
Sepet kısa sürede dolmuştu.
Alışverişimizi tamamlayıp eve döndük.
Tam odama çıkacakken annemin sesi aşağıdan yankılandı.
“Duru! Pelin! Yemek hazır kızlar!”
Pelin bana dönüp kısık sesle,
“Akşam anlatacaksın.”
dedi.
Ben de sadece başımı salladım.
Gerçekten daha hiçbir şey anlatmamıştım.
Yemek masasına geçtiğimizde annem tabakları yerleştiriyordu.
Sessizce arkasına yaklaşıp beline sarıldım.
Yanağına bir öpücük kondurdum.
“Ellerine sağlık anne.”
Annem gülümseyerek başımı okşadı.
“Sağ ol kızım.”
Sonra yüzüme dikkatlice baktı.
“Nihayet yüzün gülüyor.”
Tam o sırada babam elinde salata kâsesiyle mutfaktan çıktı.
“Şükürler olsun ya!”
İkimize de bakıp gülümsedi.
“Ben kızımı özledim.”
“İki gündür evde dolaşan o kız kimdi öyle?”
“Ya baba…” dedim utanarak.
Pelin hemen araya girdi.
“Ben geldim, hemen toparlandı.”
Sonra göğsünü kabartıp gururla ekledi.
“Biz buna Pelin etkisi diyoruz.”
Hepimiz güldük.
O sırada Yalın da masaya geldi.
Sandalyeyi çekip otururken,
“Yok canım.” dedi.
“Dolaylı olarak benim sayemde.”
Pelin’in tam karşısındaki sandalyeye oturdu.
İçimden gülmemek için kendimi zor tuttum.
Manzarası Pelin olsun istiyordu resmen.
Akşam yemeğimizi uzun zamandır ilk kez bu kadar huzurlu geçirdik.
Yemekten sonra anneme bulaşıklarda yardım ettim.
Ardından aldığımız abur cuburları, şarap şişesini ve kadehleri alıp odama çıktık.
Pelin, her zamanki gibi kendi kadehine bol bol Sprite doldurdu.
“Ben şarabı böyle içebiliyorum.”
dedi.
Ben ise daha az koydum.
Yatağın üzerine geçip bağdaş kurduk.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonunda Pelin dayanamadı.
“Anlat.”
Derin bir nefes aldım.
Bir an duraksadım.
Her şeyi anlatsam mı?
Sonra kendi kendime güldüm.
“En yakın arkadaşımdan neyi saklayacağım ki?”
Ve…
Her şeyi anlattım.
Telefondan başlayıp…
Poyraz’ın evine kadar.
Hiçbir detayı atlamadım.
Ben sustuğumda Pelin’in ağzı resmen açık kalmıştı.
Bana inanamaz gözlerle baktı.
“Bir dakika…”
“Poyraz sana…”
‘Keşke hep kız çocuğu kalsaydın.’
“…dedi, öyle mi?”
Başımı salladım.
Pelin düşünceli bir ifadeyle tavana baktı.
“Sence ne demek istedi?”
Omuz silktim.
“Ben hep kötü tarafından düşündüm.”
“Kız çocuğu olsaydın da sana abi olarak kalabilseydim, demek istemiştir.”
Pelin başını iki yana salladı.
“Ya tam tersi ise?”
Kaşlarımı çattım.
“Nasıl yani?”
“Senin dediğine göre sen ensesindeki ellerini çekene kadar geri adım atmamış.”
“Üstelik seni süzmüş.”
“Belki de…”
Bir an durdu.
“İlk kez sana karşı hislerinin değiştiğini fark etti.”
Kalbim istemsizce hızlandı.
Pelin devam etti.
“Ve bu onu korkuttu.”
“Kız çocuğuyken her şey daha kolaydı.”
“Şimdi sen büyüdün.”
“Artık sana aynı gözle bakamıyor.”
“Belki de ‘Keşke hep kız çocuğu kalsaydın.’ derken bunu kastetti.”
Hiç böyle düşünmemiştim.
Bir süre sessiz kaldım.
“Aslında…”
“İki ihtimal de olabilir.”
“Belki de ikisi de değildir.”
“Bunu şu an bilemeyiz.”
Derin bir nefes verdim.
“Ama ben bundan sonra büyük adımlar atmayacağım.”
“Biraz da o farkına varsın.”
“Eğer gerçekten bir şey hissediyorsa…”
“Bu kez adımı o atsın.”
“Sonuçta zorla güzellik olmaz.”
“Ben elimden geleni yaptım.”
Pelin başını onaylarcasına salladı.
“Kesinlikle haklısın.”
Bir anda aklıma başka bir konu geldi.
“Sana bir şey soracağım.”
“Sor.”
“Sen abimden hoşlanıyorsun ya.”
“Ee…”
“Bence o da senden hoşlanıyor.”
Pelin daha ben cümlemi bitiremeden ellerini kaldırdı.
“Hiç o toplara girme.”
“Bana boş umut verme.”
Gülerek başımı salladım.
“Hayır gerçekten.”
“Bugün mutfakta sen bana ‘aşkım’ deyince…”
“Abimin suratını görmedin.”
“Beni görmediği için kendine söyledin sandı.”
“Sonra da…”
“‘Başkalarına deme.’ dedi.”
“Sence bunun başka açıklaması var mı?”
Pelin düşünmeye başladı.
Ben de fırsatı kaçırmadım.
“Salak.”
“Millete ilişki tavsiyesi veriyorsun.”
“İş kendine gelince hiçbir şey anlamıyorsun.”
Kahkahalar arasında koluma vurdu.
“Belki haklı olabilirsin.”
“Ama o zaman neden hiç belli etmiyor?”
“Bence…”
“Bence senden emin değil.”
“Sen de duygularını hiç belli etmiyorsun.”
Pelin sustu.
Galiba ilk defa bunu ciddi ciddi düşünüyordu.
Kız gecemiz tüm hızıyla devam etti.
Bir ara balkon kapısını açıp dışarı çıktık.
Yere oturduk.
Kadehlerimizi elimizde sallaya sallaya saçma sapan konulara gülüyorduk.
İkimiz de iyice sarhoş olmuştuk.
Pelin bir anda bana döndü.
Gözleri parlıyordu.
“Ben gidip Yalın’a sorsam mı?”
Kahkaha attım.
“Neyi?”
“Bugün neden ‘başkasına aşkım deme’ dediğini.”
Kadehimi havaya kaldırdım.
“Git sor kız!”
Hayatımda daha yanlış bir kişiden cesaret almış olamazdı.
Çünkü…
Ben de en az onun kadar sarhoştum.
“Gidiyorum!”
dedi bir anda ayağa kalkarak.
Gülerek odadan çıktı.
Arkasından bakıp kendi kendime güldüm.
Bu kız gerçekten kafayı yemişti.
Tam o sırada telefonumu açmayı unuttuğum aklıma geldi.
Komodinin üzerinden alıp güç tuşuna bastım.
Telefon açılır açılmaz peş peşe bildirimler düşmeye başladı.
Ve…
Gerçekten de…
Telefonum kapalıyken Poyraz bana mesaj atmıştı.
Merakıma yenilip mesajları tek tek açmaya başladım.
İlk mesajı görünce istemsizce gülümsedim.
Poyraz:Neden böyle yapıyorsun kızım?
Bir altındaki mesaja geçtim.
Poyraz:Mesajlar da gitmiyor. Beni engellediğini düşündüm ama profilin görünüyor.
Sonraki mesaj…
Poyraz:O gece arayıp bana küfür ettiğinden beri kafam allak bullak.
İstemsizce dudağımı ısırdım.
Gerçekten de adamı epey uğraştırmıştım.
Telefonu aşağı kaydırmaya devam ettim.
Poyraz:Küfürlere değil tabii… Onlara alışığım. ;)
Kahkaha atmama engel olamadım.
Tam Poyraz’dan beklenecek bir cevaptı.
Mesajlar ardı ardına devam ediyordu.
Poyraz:“Bir daha abisi değil, sadece abi olacaksın.” dedin.
Poyraz:“Önemli bir şey olmadıkça bana yazma.” dedin.
Boğazım düğümlendi.
O gece söylediğim her şeyi gerçekten ciddiye almıştı.
Poyraz:Zaten ben sana hep önemli bir şey olunca yazıyordum.
Poyraz:Önemsiz şeyler için yazan sendin.
İçim burkuldu.
Haklıydı…
Gerçekten de sebepsiz yere mesaj atan hep bendim.
Bir fotoğraf…
Bir şarkı…
Saçma bir video…
Canım sıkıldı diye…
Ne bulursam ona atardım.
Son mesajı açtım.
Poyraz:Şimdi artık yazmayacak mısın?
Parmağım ekranda öylece kaldı.
Devamında yine peş peşe mesajlar vardı.
Poyraz:Tamam… Ama ben alıştım.
Poyraz:Ben yine yazarım.
Kalbim istemsizce hızlandı.
Poyraz:Anlaşılan sana telefon üzerinden ulaşamayacağım.
Poyraz:Neyse… Seni bulduğum an konuşturacağım.
Ve son mesaj…
Poyraz:Bana neden böylesin, öğreneceğim.
İstemsizce sırıtıyordum.
Parmaklarım klavyenin üzerinde dolaştı.
Ben:Öğrendin Poyri.
Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.
Poyraz:Şimdi de Poyri mi oldum?
Kıkırdadım.
Şarabın etkisi yeniden kendini hissettiriyordu.
Parmaklarım yanlış tuşlara basıyordu.
Ben:Ben seğviyomusun.
Mesajı gönderdikten sonra kendi yazdığıma ben bile güldüm.
Poyraz’ın cevabı gecikmedi.
Poyraz:Kızım…
Sen yine sarhoşsun anlaşılan.
Doğru düzgün yazamıyorsun bile.
Telefonu elimde sallayıp kendi kendime mırıldandım.
“Mesaj yazamıyorsam…”
“…sesli mesaj atarım.”
Hiç düşünmeden kaydı başlattım.
“Bizde çare tükenmez Poyri.”
“Ben mesaj yazmayı beceremiyorsam sesli mesaj atarım.”
Gönder tuşuna bastım.
Birkaç saniye sonra telefondan Poyraz’ın sesi yükseldi.
“Bence sen hep sesli mesaj at.”
Gülümsedim.
Yeni bir kayıt açtım.
“Neden ki?”
Cevabı yine sesli geldi.
“Çünkü sesini duyunca nasıl olduğunu hemen anlıyorum.”
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi.
“Şu an da sarhoşsun…”
“…ama mutlusun.”
Dayanamadım.
Telefonu yüzüme yaklaştırıp uzun uzun kahkaha attım.
Başka hiçbir şey söylemeden gönderdim.
Birkaç saniye sonra Poyraz’ın sesi tekrar duyuldu.
“Bu kahkahadan sonra emin oldum.”
“Çok mutlusun.”
Gülmeye devam ederek yeni bir kayıt attım.
“Çok mutluyum yaaa!”
Karşı tarafta hafif bir sessizlik oldu.
Sonra Poyraz’ın sesi bu kez daha yumuşak geldi.
“O zaman…”
“…ben de mutluyum.”
Bir an sustum.
Kalbim, sanki o üç kelimeyi tekrar tekrar duyuyordu.
Ben de mutluyum…
İçimde kelebekler uçuşurken cesaretimi tamamen şaraptan alıp yeni bir ses kaydı gönderdim.
“Ya Poyraz…”
“Sen sesli mesaj atmasan mı acaba?”
Karşı taraftan hafif bir gülüş geldi.
“Neden?”
Kahkaha atarak cevap verdim.
“Sesin…”
Bir an durup kıkırdadım.
“Çok yakışıklı.”
“Dinledikçe etkileniyorum.”
Bu kez telefondan derin bir iç çekiş duyuldu.
Ardından Poyraz’ın hafif bezgin ama gülümseyen sesi geldi.
“Sen iyice kafayı bulmuşsun.”
“Bence artık uyusan.”
“Hem benim de içim rahat etse.”
Kollarımı göğsümde birleştirip sanki karşımdaymış gibi cevap verdim.
“Bir şartla.”
“Nedir şartın?”
“Görüntülü arayacağım.”
“Sen bana şarkı söyleyeceksin.”
“Ben de seni dinlerken uyuyacağım.”
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Poyraz gülerek konuştu.
“Seninle konuşarak iyi bir şey mi yapıyorum bilmiyorum.”
“Başıma bela mı aldım acaba…”.
Poyraz’ın sesli mesajını daha yeni dinlemiştim ki telefonum çalmaya başladı.
Poyraz görüntülü arıyordu.
İstemsizce gülümsedim.
Hiç düşünmeden kabul ettim.
“Poyrazz…” dememe kalmadan ekrandaki ifadesi değişti.
Bir an olduğu yerde dondu.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Ardından yüzünü başka tarafa çevirdi.
Siktir diye kendi kendine söylendi.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne oldu?”
Gözlerini hâlâ benden kaçırıyordu.
“Duru…”
Sesinde hem mahcubiyet hem de telaş vardı.
“Kamerayı biraz yukarı tutar mısın?”
Kaşlarımı çattım.
“Neden?”
“Bir baksana önce.”
Telefonun ekranına gözüm kaydı.
O an fark ettim.
Sıcaktan bunalmış, tişmtümü mıkarmıştım sadece dantelli siyah bir sütyenleydim. Kameranın açısı yüzünden kendimi hiç fark etmeden öylece açmıştım.
“Of ya…”
İstemsizce güldüm.
Telefonu hızla yüzüme doğru kaldırdım.
“Tamam.”
Poyraz derin bir nefes verdi.
“Şimdi oldu.”
Kahkaha attım.
“Bu kadar mı utandın?”
“Sen utanmıyorsun da ben utanıyorum.”
deyince daha çok güldüm.
Telefonu karşımdaki yastığa yaslayıp yan yattım.
Artık birbirimizi rahatça görebiliyorduk.
Bir süre sessizce birbirimize baktık.
İkimiz de konuşacak bir şey bulamıyorduk.
Aklıma birden sabahki konuşmamız geldi.
“Poyraz…”
“Hı?”
“Sence ben gerçekten kız çocuğu muymuşum?”
Bu soruyu duyunca bakışları bir anlığına değişti.
Yüzü ciddileşti.
Uzun uzun bana baktı.
Sonra gözlerini kaçırıp hafifçe gülümsedi.
“Yarın sabah bu soruyu yine sor.”
“Neden?”
“Çünkü şu an sarhoşsun.”
“Dürüst cevap veremem.”
Kollarımı bağladım.
“Kaçıyorsun.”
“Belki.”
Omuz silkti.
“Belki de seni yarın utandırmak istemiyorum.”
Dudaklarımı büzdüm.
“Yani pişman olacağım şeyler söylüyorum öyle mi? ”
“Kısmen.”
“Ne demek kısmen?”
“Yarın hatırlayınca kendine kızarsın.”
Gözlerimi devirdim.
“Yok ya…”
“Ben cesurum.”
Poyraz kahkaha attı.
“İşte en çok bunu yarın hatırlarsan utanacaksın.”
Yastığı alıp ekrana doğru salladım.
“Dalga geçiyorsun!”
“Biraz.”
İkimiz de gülmeye başladık.
O an içimde garip bir huzur vardı.
İki gün önce beni nefessiz bırakan o ağırlık sanki hiç yaşanmamış gibiydi.
Poyraz bir süre sessizce bana baktı.
Sonra yumuşak bir sesle konuştu.
“Hangi şarkıyı söylememi istersin?”
Omuz silktim.
“Bilmem.”
“İstediğini söyle.”
Başını salladı.
“Olur.”
“Ama bir şartım var.”
“Neymiş?”
“Gözlerini kapat.”
“Şarkı bitmeden de konuşmak yok.”
Kıkırdadım.
“Emredersin Poyri.”
“İşte bu daha iyi.”
dedi gülümseyerek.
Ben de gözlerimi kapattım.
Telefonun diğer ucundan derin bir nefes alışını duydum.
Ve birkaç saniye sonra söylemeye başladı
Telefonun diğer ucundan derin bir nefes alışını duydum.
Ardından yumuşacık sesi odanın içinde yankılanmaya başladı.
“Sen yokken ne gece ne de gündüz…”
“Her yer karanlık ve ıssız…”
Gözlerimi istemsizce kapattım.
Sanki söylediği şarkı bana değil de kalbime dokunuyordu.
“Ne ay var…”
“Ne tek bir yıldız…”
“Her yer karanlık ve ıssız…”
Göz kapaklarım iyice ağırlaşmıştı.
“Poyraz…”
diye mırıldandım.
“Hı?”
“Sesin…”
Bir an durup gülümsedim.
“Gerçekten çok güzel.”
Karşı taraftan kısa bir kahkaha geldi.
“Şarkıyı dinle sen.”
“Dinliyorum…”
dedim uykulu bir sesle.
“Susarsan daha güzel dinlersin.”
“Duyuyorum zaten…”
diye mırıldandım.
Poyraz hafifçe güldü.
Sonra kaldığı yerden söylemeye devam etti.
Şarkının sözlerini artık seçemiyordum.
Sadece sesi kulağımdaydı.
İnsanın içini huzurla dolduran, bütün düşüncelerini susturan bir sesti.
İlk defa…
Uzun zamandır ilk defa…
Kendimi bu kadar güvende hissediyordum.
“Uyudun mu?”
diye fısıldadı bir ara.
Cevap vermeye çalıştım.
Ama dudaklarımdan anlaşılmayan birkaç kelime döküldü.
Sanırım çoktan uykuya teslim oluyordum.
Poyraz bunu anlamış olacak ki sesi daha da yumuşadı.
“İyi geceler, Duru.”
“Yarın konuşuruz.”
Son duyduğum şey onun hafifçe gülümseyen sesiydi.
Telefon hâlâ açıktı.
Ben ise yanağımı yastığa biraz daha gömüp, yüzümde belli belirsiz bir tebessümle derin bir uykuya daldım.
Karşı tarafta Poyraz birkaç saniye daha ekrana baktı.
Başını iki yana sallayıp kendi kendine gülümsedi.
“Baş belası…”
diye mırıldandı.
Ama telefonu kapatmaya eli bir türlü gitmedi.
Benim gerçekten uyuduğumdan emin olana kadar sessizce bekledi.
Sonra usulca görüşmeyi sonlandırdı.
Bölüm etkileşimi
