10. bölüm / 24
SÖZDE ABİSİ ;) Texting10.Bölüm
Bölümler 24Şu an: 10.Bölüm
- 1 1.Bölüm495 kelime
- 2 2.Bölüm649 kelime
- 3 3.Bölüm456 kelime
- 4 4.Bölüm891 kelime
- 5 5.Bölüm496 kelime
- 6 6.Bölüm1.735 kelime
- 7 7.Bölüm1.807 kelime
- 8 8.Bölüm710 kelime
- 9 9.Bölüm1.756 kelime
- 10 10.Bölüm659 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.Bölüm235 kelime
- 12 12.Bölüm1.340 kelime
- 13 13.Bölüm946 kelime
- 14 14.Bölüm1.379 kelime
- 15 15.Bölüm1.007 kelime
- 16 16.Bölüm204 kelime
- 17 17.Bölüm562 kelime
- 18 18.Bölüm565 kelime
- 19 19.Bölüm310 kelime
- 20 20.Bölüm949 kelime
- 21 21.Bölüm744 kelime
- 22 22.Bölüm630 kelime
- 23 23.Bölüm1.021 kelime
- 24 24.Bölüm865 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mutfaktaki yerime, tam karşısına oturdum. Poyraz, gözlerinde o her zamanki alaycı, meydan okuyan bakışlarla doğrudan bana bakıyordu. Gözlerindeki o küçümseyici ifadeyi silmek için can atıyordum."Çayın soğumuştur, tazeleyeyim," dedim, sesimi olabildiğince sıradan tutmaya çalışarak.Önündeki bardağı alıp tezgaha yöneldim. Çayı doldururken kalbimin ritmi çoktan hızlanmıştı bile. Bardağı masaya, tam önüne bırakmak için arkasından eğildim. O an, mutfaktaki kimsenin fark edemeyeceği kadar kısa ve tehlikeli bir saniyede, dudaklarımı boynundaki sıcak tenine bastırdım. Küçük, sıcak ve iz bırakan bir öpücük...Sadece ikimizin bildiği, ikimizin hissettiği bir sır.Geri çekildiğimde gözlerindeki şaşkınlığı ve o anlık kontrol kaybını gördüm. Buna cesaret edebileceğimi asla düşünmemişti. Ama bu daha başlangıçtı. Kulağına doğru eğilip nefesimi tenine bıraktım:"Poyraz... Beni hafife alıyorsun."Geri çekilip sandalyeme oturduğumda, bakışları hala üzerimdeydi. Yutkunduğunu, boğazındaki o belirgin hareketten görebiliyordum. Bakışlarını benden kaçırıp abime çevirdi. Abim ise dünyadan habersiz, Pelin’i izliyordu. Tam bir salak aşık.
"Ben gidiyorum Yalın. Akşam görüşürüz zaten," dedi Poyraz, sesindeki o hafif pürüzü gizlemeye çalışarak.Hemen araya girdim. "Akşam ne var abi?"Abim kafasını Pelin'den kaldırıp bana döndü. "Halısaha maçı var kızım, karşı mahalleyle."Zihnimde şimdiden tilkiler dönmeye, yeni planlar kurulmaya başlamıştı bile. "Ben de izlemeye gelebilir miyim?" diye sordum, gözlerimi masumca kırpıştırarak.Abim önce duraksadı. "Hadi oradan, o kadar erkeğin içinde ne işin var?""Ama..." dedim sesimi bükerek, "abimin o muhteşem gollerini kaçıracak mıyım yani? Hem Pelin de gelir, seni izler."Bu kozu oynadığımda abimin hayır deme şansı kalmamıştı. Yüzü gevşedi. "Tamam gelin madem, ama uslu durun. Zaten başkaları da olur izleyen, sorun olmaz."Zaferle gülümsedim. Poyraz’ın yüz kaslarının kasıldığını, öfkeden çenesini sıktığını görebiliyordum. Orada olmam fikri onu deli etmeye yetmişti."Bence gelmesinler," dedi Poyraz, sesini sert tutmaya çalışarak.Abim hemen lafa girdi: "Sana ne lan? Ben kabul ettim işte, benim kardeşim."Abime havadan bir öpücük attım, o da bana karşılık verdi. Gözlerimi Poyraz’a diktim. "Evet Poyraz abisi... Benim tek bir abim var," dedim, her kelimenin üzerine basa basa.Poyraz’ın gözlerinde şimşekler çaktı. "Tamam, ben kaçtım," diyerek ayaklandı.Ben de hemen sandalyemi geri ittim. "Ben de bir lavaboya gideyim. Amacım lavabo falan değildi; avımın peşinden gidiyordum. Koridora adım attığımda, ayak seslerimden arkasında olduğumu anlamış gibi durdu ve bana döndü. Aramızdaki o gergin hava koridorun dar duvarları arasında daha da sıkışmıştı."Neden böyle davranıyorsun?" diye sordu, sesi kısıktı ama hesap sorar gibiydi.Ona doğru ağır adımlarla yürürken sırıttım. "Asıl sen neden böyle davranıyorsun, Poyraz?"Yaklaştıkça geriye doğru bir adım attı. Benden kaçabileceğini sanıyorsa büyük yanılıyordu. Sırtı arkasındaki duvara yaslandığında kaçacak yeri kalmamıştı. Kollarını göğsünde birleştirip bana üstten bir bakış attı. "Konuş," dedi."Konuşmayı tercih etmiyorum," diye fısıldadım.Aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırladım. Ne yapacağımı anlamaya çalışan o şaşkın gözleri yüzümde geziniyordu. Parmak uçlarımda hafifçe yükseldim, kollarımı yavaşça boynuna doladım. Dudaklarımız arasındaki mesafe o kadar azdı ki, her nefes alışında dudakları dudaklarıma sürtünüyordu. Bakışlarının sürekli dudaklarıma kaydığını, nefesinin sıklaştığını hissettim. Neredeyse öpüşecektik...Tam o sınırda, kısık sesli bir kahkaha atıp kendimi geriye çektim."Surat ifadeni görmeliydin, abisi," dedim, alay edercesine.Güç Dengesi DeğişiyorBu kelime bardaktaki son damlayı taşırmıştı. Gitmeme izin vermedi. Ani bir hareketle beni bileğimden tuttuğu gibi kendiyle duvar arasına sıkıştırdı. Sırtım sert duvarla onun sıcak, yapılı gövdesi arasında kaldı.Nefesim boğazımda tıkandı.Büyük elini belime yerleştirdi. Tişörtümün üzerinden bile parmaklarının sıcaklığı tenimi yakmaya yetmişti. Dokunduğu yer adeta alev alıyordu. Vücudunu vücuduma tamamen yasladı, aramızda değil bir adım, bir nefeslik mesafe bile kalmamıştı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki gözlerindeki o karanlık arzuyu net bir şekilde görebiliyordum.Gözümün önüne düşen bir saç telini, diğer elinin parmak uçlarıyla yavaşça, tenime dokundurarak kulağımın arkasına itti. Dokunuşu tüy gibi hafif ama yakıcıydı.Eğildi, dudakları kulağımın hemen altında, az önce onu öptüğüm yere fısıldadı:"Kollarımın arasında ne halde olduğunun farkında mısın, ufaklık?"Sesi o kadar derinden ve pürüzlü gelmişti ki, kalbimin göğüs kafesimi dövdüğüne yemin edebilirdim.Beni o sıcaklığın içinde tamamen savunmasız bıraktıktan sonra, aniden geri çekildi. Üzerimdeki gölgesi kalktığında üşüdüğümü hissettim. Gözlerimin içine son kez tehlikeli bir şekilde baktı."Bir daha abine bulaşma... Abim," dedi ve arkasını dönüp evden çıktı.Sokak kapısı kapandığında sırtımı duvara yaslamış, derin nefesler alıyordum. Resmen bu raundu kaybetmiştim. Ama yenilmiş olmak bile umurumda değildi. Aramızda abi-kardeş ilişkisi falan yoktu; o ne kadar "abim" diye diretirse diretsin, bunu artık kendisi de çok iyi biliyordu.Ve akşamki halı sahada, ona asıl oyunu henüz başlatmadığımı gösterecektim.
Bölüm etkileşimi
