13. bölüm / 24
SÖZDE ABİSİ ;) Texting13.Bölüm
Bölümler 24Şu an: 13.Bölüm
- 1 1.Bölüm495 kelime
- 2 2.Bölüm649 kelime
- 3 3.Bölüm456 kelime
- 4 4.Bölüm891 kelime
- 5 5.Bölüm496 kelime
- 6 6.Bölüm1.735 kelime
- 7 7.Bölüm1.807 kelime
- 8 8.Bölüm710 kelime
- 9 9.Bölüm1.756 kelime
- 10 10.Bölüm659 kelime
- 11 11.Bölüm235 kelime
- 12 12.Bölüm1.340 kelime
- 13 13.Bölüm946 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14.Bölüm1.379 kelime
- 15 15.Bölüm1.007 kelime
- 16 16.Bölüm204 kelime
- 17 17.Bölüm562 kelime
- 18 18.Bölüm565 kelime
- 19 19.Bölüm310 kelime
- 20 20.Bölüm949 kelime
- 21 21.Bölüm744 kelime
- 22 22.Bölüm630 kelime
- 23 23.Bölüm1.021 kelime
- 24 24.Bölüm865 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Sana ne lan, sana ne!" diye bağırdığında, daha fazla orada kalamadım.Adımlarımı doğrudan Deniz’in yanına yönelttim. Poyraz’ın öfkeden kararan gözlerinin önünde, hiç tereddüt etmeden Deniz’in elini tuttum. "Kavga etmeyin," dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. Ardından bakışlarımı Poyraz’a çevirdim. Gözlerinde alaycı, ne olduğunu anlamaya çalışan bir ifade vardı. İçimde kırılan o cam kırıklarının acısıyla, gözlerinin tam içine bakarak fısıldadım: "Değmez..."Çünkü kendimi çok kötü hissetmiştim. Poyraz, yaptığı hiçbir şeyin arkasında durmuyordu. Sözde abimdi ama tavırları bambaşkaydı.Deniz, parmaklarımın arasındaki eline bakıp hafifçe gülümsedi. Poyraz ise gördüğü bu manzarayla adeta dumura uğramıştı; gözleri şaşkınlıkla irileşti. Deniz, boşta kalan elinin işaret parmağıyla Poyraz’ın göğsünü hafifçe ittirdi ve o sakin ama iğneleyici sesiyle konuştu:"Davranışlarının arkasında durmazsan, daha çok böyle başkalarının yanında görürsün onu."Beni de peşinden sürükleyerek halı sahaya doğru yürümeye başladı. Poyraz arkamızda bir heykel gibi kalakalmıştı. Halı sahanın girişine gelmeden hemen önce Deniz’i durdurdum. Burası kuytu, kimsenin olmadığı bir köşeydi. Tutmaya çalıştığım yaşlar o an firar etti, yanaklarımdan aşağı süzülmeye başladı bile.Deniz durdu, bana döndü ve parmak uçlarıyla gözyaşlarımı usulca sildi. Bakışlarında derin bir şefkat vardı. "Sen ona aşıksın, değil mi?" diye sordu.Sessizce başımı salladım."Üzme kendini, değmez," dedi saçlarımı hafifçe okşayarak. "Hem o da seni seviyor bence. Sadece... o abilik maskesini yüzünden çıkarmaya çok korkuyor."Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırıp Deniz’e baktım. "Sen... Sen bana yürümüyor muydun ya?"Deniz hafifçe güldü, gözlerini benden kaçırıp uzaklara baktı. "Ben seni ilk gördüğümde, Poyraz’a olan bakışlarını fark etmiştim zaten. Hem..." duraksadı, yüzünde buruk bir tebessüm belirdi. "Senin hemen arkanda oturan bir kız var ya... O da beni abisi gibi görüyor. Bizimki aynı hikaye anlayacağın. İkimizin de aynı dertten muzdarip çıkacağını hiç tahmin etmezdim."O an, içinde bulunduğumuz durumun absürtlüğüyle fena bir kahkaha patlattım. Ağlarken gülmek tam da bana göreydi zaten! Benimle birlikte Deniz de gülmeye başladı. Tam o sırada yanımızdan Poyraz geçti. Gözlerinde derin bir hüzün ve kırgınlık vardı ama hiç kusura bakmasın, böyle olmasını tamamen kendisi istemişti."Tamam o zaman," dedim yaşlı gözlerimin altından gülümseyerek. Elimi ona uzattım. "Dostuz?""Dostuz," dedi Deniz ve elimi sıkıca kavradı."O zaman..." dedim muzip bir fısıltıyla, "Bugün ikisini de deli gibi kıskandırıyoruz! Arkadaki o kızı da bana bırak, bende o iş."Deniz’in gözleri parladı. "Çok teşekkür ederim," dedi minnetle.Birlikte sahaya döndük. Maç başlamak üzereydi, Deniz ısınarak sahaya geçti. Gözlerim tribünleri aradı ama abim ve Pelin hâlâ ortalıkta yoktu.Maçın ilk düdüğü çaldı, bizimkiler sahada koşturmaya başladı ama abimler hâlâ kayıptı. Yaklaşık iki dakika sonra nihayet göründüler. Pelin’in yanakları yine alev alevdi, domates gibi kızarmıştı. Zaten ne zaman abimle yalnız kalsa böyle olurdu şapşik arkadaşım. Yanıma gelip oturduğunda yüzümdeki kocaman sırıtışı gördü."Sakın," dedi hemen parmağını sallayarak, "Sakın tek bir soru bile sorma!"O sırada top Deniz’in ayağındaydı. Pelin’in eline hafifçe dokunup ona göz kırptım. Beni anında anlamıştı; oyunumuza ortak olacaktı. Arkamı döndüm ve Deniz’in bahsettiği o kıza baktım. Gerçekten de çok tatlı, çok güzel bir kızdı."Pelin," dedim sesimi arkadaki kızın duyabileceği bir tonda ayarlayarak. "Deniz de çok yakışıklı değil mi ya? Sanki bana yürüyor gibi..."Üzerimde delici bakışların toplandığını hissettiğim an, doğru yolda olduğumu anladım. Pelin hemen pası aldı ve rolüne girdi: "Ne yürümesi kızım, bildiğin koşuyor çocuk sana! Hem bence çok da yakışıyorsunuz.""Bilmem ki..." dedim iç geçirerek. "Bana sanki başkasından hoşlanıyor gibi geldi.""Neden ki?" diye sordu Pelin, meraklı gözlerle."Az önce konuşurken gözleri sürekli daldı gitti. Mutsuz gibiydi. Sanki benim yerimde orada bir başkasının olmasını ister gibiydi... Ama tabii benim kuruntum da olabilir," dedim ve konuyu orada kestirip attım. İşlem tamamlanmıştı, arkadaki kızın yüz ifadesini hayal bile edebiliyordur.Biz maçı izlemeye döndüğümüz sırada abim muhteşem bir gol attı! Pelin heyecanla yerinden fırlayıp alkışlamaya başladı. Abim, bizim olduğumuz tarafa doğru koşup Pelin’e baktı ve göz kırptı.Şapşikler... Bu aşamaya ne ara geldiniz be? Galiba Pelin cidden yengem oluyordu!Abim Pelin’e son bir kez gülümseyip sahaya döndü. Pelin’in mutluluğu adeta gözlerinden okunuyordu.Maç bitmişti ve kazanan bizim mahallenin takımı olmuştu. Bu turnuvanın kuralı gereği, kazanan takım hariç diğer tüm mahalle takımları halı sahanın parasını ortak ödüyordu. Karşı takımın yüzünden düşen bin parçaydı.Herkes yavaş yavaş sahadan çıkarken Poyraz’ı gördüm. Bize doğru adımlıyordu. Tam o sırada yanından geçen sarışın bir kız, fırsat bu fırsat diyerek Poyraz’ın üzerine doğru koştu ve kollarını boynuna doladı."Attığın goller efsaneydi yakışıklı!" dedi cilveli bir sesle.O an beynime kan sıçradı. İçimdeki tüm nefret ve kıskançlık dalgasıyla, sert adımlarla oraya doğru yürüdüm."Kızım, geri bas!" diye gürledim.Poyraz, kollarının arasındaki kızla birlikte bana döndü. Gözlerinde yine o sinir bozucu, alaycı bakış vardı. Ama beni hiç tanımamıştı. Ben onun gibi duygularından kaçan, korkak biri değildim.Kız şaşkınlıkla bana bakarken, hiç düşünmeden Poyraz’ın elini kavradım, parmaklarımı parmaklarının arasına geçirdim. Kıza dik dik bakarak, "Sevgilisiyim canım, uza şimdi!" dedim.Poyraz’ın yüzündeki o alaycı ifade anında silindi, yerini şok bir şaşkınlığa bıraktı. Ağzını açıp tek bir kelime bile edemedi. Kız ise durumun ciddiyetini anlayıp kem küm etti: "Çok pardon, bilmiyordum..."Kız tam yanımızdan sıyrılıp giderken, elinin hafifçe Poyraz’ın cebine doğru gittiğini fark ettim. Poyraz hâlâ şokta olduğu için durumun farkında bile değildi, gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Kız uzaklaşır uzaklaşmaz elimi Poyraz’ın cebine sokup içindeki şeyi çektim.Küçük, katlanmış bir kağıt parçasıydı. Açtığımda üzerinde bir telefon numarası yazıyordu. Sevgilisi olduğunu bile bile yapılan bu hareket bardağı taşıran son damla olmuştu. Gurursuz orospu!"Sen kiminle oynuyorsun ya?" diye mırıldanıp hızla kızın peşinden koştum.Arkasından yetiştiğim gibi saçlarını kavrayıp geriye doğru çektim. "Sen ne çeşit bir insansın be? Gurursuz!" diye bağırdım.Kız acıyla çığlık attı. "Saçımı bırak! Bırak canım acıyor!""Çok mu istiyorsun bu numarayı?" dedim saçını biraz daha sarsarak. "Bir daha insanların sevgilisine asılma, bu da sana ders olsun!" diyerek kızı sertçe ileriye doğru ittim.Halı sahadaki herkes şaşkınlıktan donakalmıştı. Poyraz ne ara yanıma geldi anlamadım bile. "Ne yapıyorsun sen?" diyerek arkamdan dolandı ve beni tek bir hamlede kucağına aldı. Ben debelenip kıza doğru bağırmaya devam ederken, Poyraz beni hızla o kalabalığın ve kızın uzağına taşımaya başladı.
Hani biz kıskandırıcaktık Duru düştüğümüz hale bak;)
Bi sonraki bölüm halısahadaki yalın ve pelinin sahnelerini okuyucaz birazdan o bölümde gelicek😻 yorum atmayı ve beğenmeyi unutmayın💖
Bölüm etkileşimi
