6. bölüm / 24
SÖZDE ABİSİ ;) Texting6.Bölüm
Bölümler 24Şu an: 6.Bölüm
- 1 1.Bölüm495 kelime
- 2 2.Bölüm649 kelime
- 3 3.Bölüm456 kelime
- 4 4.Bölüm891 kelime
- 5 5.Bölüm496 kelime
- 6 6.Bölüm1.735 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.Bölüm1.807 kelime
- 8 8.Bölüm710 kelime
- 9 9.Bölüm1.756 kelime
- 10 10.Bölüm659 kelime
- 11 11.Bölüm235 kelime
- 12 12.Bölüm1.340 kelime
- 13 13.Bölüm946 kelime
- 14 14.Bölüm1.379 kelime
- 15 15.Bölüm1.007 kelime
- 16 16.Bölüm204 kelime
- 17 17.Bölüm562 kelime
- 18 18.Bölüm565 kelime
- 19 19.Bölüm310 kelime
- 20 20.Bölüm949 kelime
- 21 21.Bölüm744 kelime
- 22 22.Bölüm630 kelime
- 23 23.Bölüm1.021 kelime
- 24 24.Bölüm865 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fotoğraf pelin ve duru gibi
İyi okumalar bacılarım değerimi bilin yarın değil bugün yazdım tek korkum diğer kurgumun aksaması şuan yarınıda ona ayırıyım bari diğer kurgumda çok iyi bacılarım okuyun okutturun
Telefonumu kapatıp bir kenara bırakmıştım. O an bana telefon değil, sadece laptopum yetiyordu.
Akşama kadar, hatta sabaha karşıya kadar film ve dizi izledim.
Yeri geldi ağladım…
Yeri geldi kahkaha attım.
Sanki biraz daha iyiydim.
Belki de değildim.
Sadece kendimi başka hayatlara hapsetmiştim.
Dizi izlemek böyle bir şeydi işte.
Kendi hayatından kaçıp başkasının hikâyesinde kayboluyordun. Onların dertleriyle uğraşırken kendi acını birkaç saatliğine unutabiliyordun.
Belki de fazla dramatize ediyordum.
Çünkü ben…
Poyraz’dan önce böyle biri değildim.
Üç yıl önceki Duru’ya biri gelip,
“Bir erkek için ağlayacaksın.”
deseydi…
Yerlere yatıp gülerdi.
“Ben salak mıyım? Bir erkek için ağlayacağım? Erkek dediğin salak varlıklar.” der, dalga geçip gönderirdi.
Ama şimdiki hâlim…
İçler acısıydı.
Öğlene doğru tam derin bir uykuya dalmışken bir anda üzerimde bir ağırlık hissettim.
Ödüm koptu.
İrkilerek gözlerimi açtığımda Pelin’i gördüm.
Üstüme resmen atlamıştı.
“Salak kız!” diye bağırdım. “Kalp krizi geçiriyordum! İnsan böyle mi uyandırılır?”
Pelin kahkaha attı.
“Instagram’da gördüğün her şeye inanma be kadın.”
Üstümden kalkıp yatağın kenarına oturdu.
“Düşük ihtimal de olsa tıbbi olarak mümkün.” diye homurdandım.
Bu sefer daha da çok güldü.
Sonra yüzü ciddileşti.
“Ne bu hâlin?”
Elini yanağıma koydu.
“Gözlerin şişmiş kızım.”
“Sen neden beni aramıyorsun? Salak mısın? Telefonuna da ulaşamadım zaten. Yalın arayıp senin kötü olduğunu söylemese haberim bile olmayacaktı.”
Dün geceyi hatırlayınca başımı eğdim.
“Dün akşam telefonumu kapattım.”
“Hımm…”
Kollarını bağladı.
“Tamam.”
Kararlı bir ifadeyle bana baktı.
“Anlaşılan bizim acilen bir kız gecesine ihtiyacımız var.”
İlk defa içten gülümsedim.
“Var.”
“Bu gece sizdeyim.”
Bu bizim için yeni bir şey değildi.
Canımız ne zaman sıkkın olsa ya o bana gelirdi ya ben ona.
Saatlerce film izler, dedikodu yapar, saçma videolara gülerdik.
Hiçbir şey konuşmasak bile birbirimize iyi gelirdik.
Bir anda bana sarıldı.
Bu kez her zamanki cıvıklığı yoktu.
Sıkıca sarılırken saçlarımı okşadı.
“Nedenini bilmiyorum…” dedi sessizce.
“Ama eminim seni ağlatan hiçbir şey gözyaşlarına değmiyordur.”
İçim yine burkuldu.
Annem, babam…
Abim…
Hepsi benimle ilgilenmişti.
Ama insanın her şeyi anlatabildiği bir dostu olması bambaşka bir histi.
Hiç çekinmeden içini dökebilmek…
Yargılanmadan dinlenmek…
Sanırım Yalın da bunu bildiği için Pelin’e haber vermişti.
Pelin bir anda benden uzaklaştı.
“Haydi!”
Parmağını bana doğrulttu.
“Emrediyorum. Banyoya gidiyorsun.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Yüzünü yıkıyorsun, dişlerini fırçalıyorsun, kendine geliyorsun.”
Sonra kocaman gülümsedi.
“Ardından markete gidiyoruz.”
“Neden?”
“Abur cubur alacağız.”
Bir saniye durdu.
“Bir de şarap.”
Kaşlarım havaya kalktı.
“Sen içmeyi sevmezsin ki.”
“Doğru.”
Omuz silkti.
“Ama şarap pek de fena değilmiş.”
Sonra göz kırptı.
“Hem içine biraz Sprite katınca sana eşlik ederim bu gece.”
Kıkırdadım.
Bir anda cesaretimi toplayıp kulağına eğildim.
“Bak…” dedim fısıldayarak.
“Bu gece cesaretlenip abimin odasını basma.”
Anında gözlerini devirdi.
“Sen izin vermezsin ki kendimi rezil etmeme.”
Omuzlarımı kaldırdım.
“Belli olmaz.”
Sonra gülerek ekledim.
“Söz ağızdan bir kere çıkar o şarap içilecek.”
Pelin bana yastık fırlatırken kahkahalar atıyordu.
Ben de gülümseyerek banyoya girdim.
İşte bu yüzden…
Bu kız bana gerçekten iyi geliyordu.
Bence bu dünyada herkesin bir Pelin’i olmalıydı.
Yüzümü yıkadım.
Dişlerimi fırçaladım.
Saçlarımı topladım.
Kendime biraz olsun çeki düzen verdim.
Banyodan çıktığımda Pelin odadaki salıncakta oturmuş telefonuyla ilgileniyordu.
O an telefonumu özlediğimi fark ettim.
Refleksle yatağın üzerindeki telefona yöneldim.
Tam elime alacakken…
“Pelin bir anda bağırdı.
“Sakın!”
Şaşkınlıkla ona döndüm.
“Neden?”
Telefonu işaret etti.
“Önce bana her şeyi anlatacaksın.”
“Sonra da o telefonu açacaksın.”
Kaşlarımı çattım.
“Niye?”
“Çünkü doğru kararı vermen gerekiyor.”
Bana dikkatlice baktı.
“Dün gece telefonunu kapattıysan bunun bir sebebi vardır.”
Haklıydı.
Asıl sebep…
Belki Poyraz yazar diye sürekli telefonu kontrol etmekti.
Her bildirimde kalbimin hızlanmasıydı.
Onu aklımdan çıkaramıyor olmamdı.
Pelin derin bir nefes aldı.
“Ben aşağıdayım.”
“Üzerini değiştir, gel.”
“Annenle baban çıkmış.”
“Pazara gideceklermiş.”
Başımı salladım.
“Abim evde mi?”
“Yok.”
O an ağzımdan düşünmeden döküldü.
“O zaman kesin Poyraz abinin yanındadır.”
Pelin’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Donup kaldı.
“Bir dakika…”
Kaşlarını çattı.
“Sen benim yanımda ona hiç ‘Poyraz abi’ demezsin.”
Kalbim tekledi.
Pelin gözlerini kısmış bana bakıyordu.
“Sanırım bu sefer gerçekten büyük bir şey olmuş.”
Bir süre sessiz kaldı.
“Tamam.”
“Sonra konuşacağız.”
Bunu söyleyip odadan çıktı.
Ben ise dolabımın kapağını açıp kıyafetlerime baktım.
Bugün canım ne kadar acırsa acısın…
Dolabımın kapağını açıp kıyafetlerimin arasında kısa bir süre gezindim.
Sonunda beyaz şort eteğimi ve sarı askılı bluzumu çıkardım.
Yazın böyle giyinmeyi seviyordum.
Ne yaşarsam yaşayım…
Canım ne kadar acırsa acısın…
Bunu dışarıya yansıtmayı hiç sevmezdim.
Aynanın karşısına geçtim.
Önce güneş kremimi sürdüm.
Kirpiklerimi kıvırıp rimel sürdüm.
Yanaklarıma hafif bir allık…
Son olarak da vazgeçilmez dudak kombinimi yaptım.
Aynadaki kıza birkaç saniye baktım.
Dışarıdan bakınca gayet iyiydi.
Kimse gözlerinin dün gece ağlamaktan şiştiğini anlayamazdı.
Derin bir nefes alıp odadan çıktım.
Salona baktım.
Pelin yoktu.
Demek ki mutfaktaydı.
Mutfağın kapısı açıktı.
İçeri girdiğimde ise hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaştım.
Abim eve gelmişti.
Pelin üst raftaki tabaklara uzanmaya çalışıyordu ama boyu yetmiyordu.
Tam o sırada Yalın uzanıp tabakları almak istemişti.
İkisi de aynı anda hareket edince aralarındaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı.
Pelin şaşkınlıkla başını kaldırınca yönü tamamen abime dönmüş oldu.
Yalın da elindeki tabakları tutarken öylece kalakaldı.
Bir an…
Sadece birbirlerine bakıyorlardı.
Ben ise mutfağın girişinde dikilmiş onları izliyordum.
Şaka mı bu?
Kalbimde anlamsız bir sevinç oluştu.
Resmen onları shipliyordum.
Pelin’in yanakları saniyeler içinde kıpkırmızı olmuştu.
Yalın da sanki yeni fark etmiş gibi birkaç adım geri çekildi.
“Affedersin…” dedi hafifçe boğazını temizleyerek.
“Fazla yakınlaşmışım.”
İçimden kocaman bir sırıtış yükseldi.
Kesinlikle bir şeyler vardı.
Ya da…
Ben olmasını çok istiyordum.
Tam o sırada Pelin beni fark etti.
Yüzüne her zamanki neşeli gülümsemesi yerleşti.
“Kahvaltı hazır aşkım!”
“Gel, oturalım.”
Yalın beni o ana kadar fark etmemişti.
Ama “aşkım” kelimesini duyunca şaşkınlıkla Pelin’e döndü.
“…Aşkım mı?”
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
Pelin gayet doğal bir ifadeyle omuz silkti.
“Neden bu kadar şaşırdın?”
“Ben Duru’ya hep aşkım diyorum.”
Abim o an beni fark etti.
Bakışlarını benden Pelin’e çevirdi.
Sonra hafifçe kaşlarını çattı.
“Bence biraz garip.”
“Arkadaşına aşkım demen…”
Pelin hiç düşünmeden cevap verdi.
“Başka kime diyeceğim?”
Yalın birkaç saniye sustu.
Sonra istemsizce gülümsedi.
“Doğru söylüyorsun.”
Bir an durdu.
“Başkalarına deme yeter.”
İçimde çığlık atan biri vardı.
Allah’ım…
Bu resmen kıskançlıktı!
Kesinlikle abim Pelin’den hoşlanıyordu.
Ama benim saf Pelin’im…
Büyük ihtimalle bunun farkında bile değildi.
Zaten duygularını kolay kolay belli eden biri değildi.
Kesin anlamıyordu.
Bir ara onu ciddi ciddi sorguya çekecektim.
Masaya oturdum.
Pelin tabakları önümüze yerleştirdi.
Birlikte kahvaltı yapmaya başladık.
Kısa süre sonra aklıma hesabımdaki para geldi.
“Abi…”
Yalın başını kaldırdı.
“Bana biraz para atsana.”
“Hesabımdaki para bitmiş.”
Hiç düşünmeden telefonunu eline aldı.
“Tabii.”
“Birazdan gönderirim.”
Gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”
Kahvaltıyı bitirince sandalyesinden ilk kalkan Pelin oldu.
“Hadi.”
“Markete gidelim.”
Ben de ayağa kalktım.
“Tamam.”
Kapıyı açıp birlikte apartmandan çıktık.
Merdivenlerden aşağı inerken aklımız tamamen alacağımız abur cuburlardaydı.
Akşam güzel geçecek gibi görünüyordu.
En azından birkaç saatliğine de olsa…
Kafamı dağıtabilecektim.
Tam evden çıkarken karşı dairenin kapısı açıldı.
Poyraz…
Göz göze geldik.
Bakışları önce bana, sonra yanımdaki Pelin’e kaydı.
“Pelin,” dedi sakin bir sesle. “Biraz beklesen olur mu?”
Pelin önce bana baktı, sonra başını salladı.
“Tamam.”
Ne olduğunu anlamadan Poyraz bir anda bileğimden tuttu.
“Po… Poyraz abi!”
Beni kendi evine doğru çekti.
Kapıyı arkamızdan kapattı.
Sonra sırtını kapıya yasladı.
Sanki kaçmama engel olmak ister gibiydi.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne yapıyorsun sen? Salak mısın?”
“Salak değilim.”
Bakışlarını gözlerimden ayırmadan konuştu.
“Bana neden böyle davrandığını anlatmadan hiçbir yere gitmiyorsun.”
İçimden derin bir nefes verdim.
Artık kaçmanın bir anlamı yoktu.
Bir bahane uyduramazdım.
“Tamam…” dedim.
“Pes.”
Yüzüne küçücük bir gülümseme yayıldı.
“Söyle.”
Bakışlarımı yere indirdim.
“Ben…”
Kelimeler boğazımda düğümlendi.
“Ben senden benden gizlediğin bir şey olduğunu düşündüm.”
Kaşlarını çattı.
“Nasıl yani?”
“Yok öyle bir şey.”
“Var.”
“Yok.”
“Var.”
“Yok.”
Çocuk gibi inatlaşmaya başlamıştık.
Sonunda kollarımı iki yana açtım.
“Tamam!”
“Yoksa söyle.”
Derin bir nefes aldım.
“Ben seni aradığım gece…”
“…telefonunu bir kadın açtı.”
Bakışları ciddileşti.
“Kadın bana…”
‘Poyraz benimle canım. Şu an çok meşgulüz. Çok yanlış bir zamanda aradın.’ dedi.”
Yutkundum.
“Sonra arkadan senin sesin geldi.”
‘Hadi eve geçelim artık…’
“Cümlenin devamını duyamadan telefon kapandı.”
Sessizlik oldu.
“Neden…” dedim kısık bir sesle.
“Neden sevgilin olduğunu söylemedin?”
Poyraz bana öyle bir baktı ki…
Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu.
“Sen…”
Bir an durdu.
“Sen niye buna bu kadar kırıldın?”
Sorusu kalbime saplandı.
Başımı başka yöne çevirdim.
“Aslında o gün çok şey oldu.”
“Anlatamam.”
“Sonra sen de böyle yapınca…”
Omuzlarım düştü.
“Kırıldım.”
“Çünkü sen bana sürekli soru sorma hakkına sahipken…”
“…kendin susuyorsun.”
Poyraz birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra…
Gülmeye başladı.
Kaşlarımı çattım.
“Neye gülüyorsun?”
“Her şeyi yanlış anlamışsın.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Bizim Eren’i biliyorsun.”
“Yine saçma sapan bir ortama gitmişti.”
“Ben de Yalın’la onu almaya gittim.”
“Telefonumu masada unutmuşum.”
“Kalabalığı görünce de…”
‘Hadi eve geçelim artık Yalın.’ dedim.”
Gözlerini gözlerime dikti.
“Sen cümlenin sonunu duymamışsın.”
Telefonun kapandığını hatırlayınca başımı salladım.
“İstersen Yalın’a da sor.”
“Hayır.”
Hiç düşünmeden cevap verdim.
“Sana güveniyorum.”
“Neden yalan söyleyesin ki?”
Sonra kaşlarımı çattım.
“Ama bence Eren’i bir daha öyle yerlere götürmeyin.”
“O salak kız da saçma sapan konuştu.”
Tam rahatlayacakken aklıma bir şey geldi.
“Bir dakika…”
Poyraz bana baktı.
“Ben telefonda adını söylemedim.”
“O kadın senin Poyraz olduğunu nereden biliyordu?”
Ensesini kaşıdı.
“Hatırlıyor musun?”
“Eskiden bir hafta çıktığım Nihal vardı.”
Yüzüm istemsizce ekşidi.
“Senin hiç sevmediğin.”
“İşte…”
“O da oradaydı.”
“Telefonumu görünce muhtemelen o açtı.”
“Zaten onu görünce daha da kalmak istemedim.”
O an içimde günlerdir taşıdığım ağırlık bir anda hafiflemişti.
Hepsi…
Sadece bir yanlış anlaşılmaydı.
İstemsizce gülümsedim.
Demek…
Poyraz’ı yeniden “Poyraz abim” yapabilecek kadar büyük bir yanlış anlamaymış.
Tam çıkacakken arkamdan sesi geldi.
“Kız çocuğu.”
Olduğum yerde durdum.
Arkamı döndüm.
“Ne dedin?”
“Kız çocuğu.”
Sinirle gülümsedim.
Yavaş adımlarla ona doğru yürüdüm.
Aramızdaki mesafe iyice kapanınca iki elimi ensesinde birleştirdim.
Biraz daha yaklaştım.
Nefesim kulağına değecek kadar…
Fısıldadım.
“Bir bak bakalım…”
“Sence ben bir kız çocuğu gibi mi görünüyorum?”
Poyraz’ın nefesi bir anlığına kesildi.
Boğazının hareket ettiğini gördüm.
Yutkundu.
Bakışları istemsizce yüzümden omuzlarıma, oradan tekrar gözlerime döndü.
Bir kez daha yutkundu.
Ben geri geri yürümeye başladım.
O da düşünmeden peşimden geldi.
Tam o sırada ellerimi ensesinden çektim.
Bakışlarını hâlâ üzerimden ayırmıyordu.
Kısık bir sesle konuştu.
“Keşke…”
Derin bir nefes aldı.
“…hep kız çocuğu kalsaydın.”
Bu sefer yutkunan bendim.
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki…
Kendi sesini duyacak sanıyordum.
Sinirimi gizlemek ister gibi hafifçe gülümsedim.
“Sanırım…”
“…bundan sonra abisi olamayacaksın.”
Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz kapıya yöneldim.
Kapıyı ondan önce açıp hızla dışarı çıktım.
Apartman boşluğuna adım attığım anda derin bir nefes verdim.
Resmen nefesimi tutmuşum.
İlk defa böyle bir şey yapmıştım.
Hem utanmış…
Hem de garip bir şekilde cesaretim hoşuma gitmişti.
Aşağıda beni bekleyen Pelin’i görünce istemsizce gülümsedim.
Anlaşılan…
Bu akşam dertleşme gecesi değil…
Eğlenme gecesi olacaktı.
Chat gpt iyiki var yazmak sıkıntı değil saatlerce yazarımda noktalama işaretleri kelime düzenleri zor oluyo chat gpt sevgimi sorgulamayın
Bölüm etkileşimi
