13. bölüm / 26
Sessizliğin KomutanıSessizlikten Önce
Bölümler 26Şu an: Sessizlikten Önce
- 1 Tanıtım139 kelime
- 2 Kurt Timi2.173 kelime
- 3 Beklenmeyen Gerçekler2.519 kelime
- 4 İlk Görüşme2.287 kelime
- 5 Ön Yargılı Abiler2.312 kelime
- 6 Ateş Çemberi3.063 kelime
- 7 Görev Dönüşü2.355 kelime
- 8 Saldırı3.233 kelime
- 9 Pişmanlık3.461 kelime
- 10 Atan Bir Umut2.576 kelime
- 11 Uyanış1.677 kelime
- 12 Alıntııı!!377 kelime
- 13 Sessizlikten Önce1.963 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Hiçbir Şey Beni Durduramaz2.314 kelime
- 15 Bilinmeyen Ses1.715 kelime
- 16 Kırgın Sofra2.564 kelime
- 17 Kaderin Eşiğinde2.070 kelime
- 18 Kına Eğlencesi2.686 kelime
- 19 Kıskançlık2.234 kelime
- 20 Yabancı2.527 kelime
- 21 Bir Keçi Meselesi2.885 kelime
- 22 Mavi Gözler'in Ardında4.741 kelime
- 23 Kırılan Kardeşlik3.733 kelime
- 24 Bir Kapı'nın Eşiğinde2.553 kelime
- 25 Gülüşün Çok Güzel2.564 kelime
- 26 Sarılma ve Özür3.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Eylül'ün ağzından)
Sabah gözlerimi açtığımda odanın içi dün geceye göre daha aydınlıktı. Gece boyunca ara ara uyanmış, her seferinde pencerenin önünde ya da koltukta oturan Baran abiyi görmüştüm. Ne beni konuşmaya zorlamıştı ne de gereksiz sorular sormuştu. Bazen insanın yanında sadece susmayı bilen birinin olması bile yetiyordu.
Kapı hafifçe tıklandı. Doktor içeri girip rutin kontrolümü yaptı. Yaramı dikkatlice kontrol ettikten sonra dosyama birkaç not aldı. "İyileşmen beklediğimizden daha iyi gidiyor." dedi. "Bugün biraz daha hareket etmeye başlayabilirsin ama kendini zorlamak yok." Başımı hafifçe sallayınca gülümsedi. "Ziyaretçiler beş dakika kalabilir ama hastayı yormayın." diyerek odadan çıktı.
Doktorun çıkmasının ardından kapı yeniden açıldı. Karahanlı ailesi içeri girdi. Odanın havası bir anda değişmişti. Kimse ne söyleyeceğini bilmiyor gibiydi.
İlk konuşan Zeynep Hanım oldu. Yatağıma yaklaşırken gözleri doldu. "Bugün daha iyi görünüyorsun." dedi. Kısa bir bakış attım. "Doktor da öyle söyledi."
Sesimde ne sıcaklık vardı ne de öfke.
Sadece mesafe...
Mehmet Bey boğazını temizledi. "Kendini nasıl hissediyorsun kızım?"
"Daha iyiyim."
"Bir isteğin olursa..."
"Baran abi hallediyor."
Cümlem kısa ama yeterince açıktı. Mehmet Bey söyleyeceği diğer sözleri yuttu.
Mert hafifçe gülümsedi. "Doktor olarak söyleyebilirim ki toparlanman gayet iyi."
Bakışlarımı ona çevirdim. "Bu kez doktor olarak konuşman iyi."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Mert ne demek istediğimi anlamıştı.
Kerem yanıma geldi. Yüzünde günlerdir ilk kez rahatlamış bir ifade vardı. "Korkuttun bizi."
Ona istemsizce daha yumuşak baktım.
"Fark ettim."
"Bir daha yapma."
"Denerim."
Kerem hafifçe gülümsedi. "Bak, bu cevap hoşuma gitmedi."
Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"Ben de kusursuz değilim."
Kaan ortamı yumuşatmaya çalışarak, "Eski Eylül yavaş yavaş geri geliyor galiba. Laf sokmalar felan..." dedi ortamı yumuşatmaya çalışarak.
Başımı hafifçe iki yana salladım.
"Eski Eylül gitti." Fazlasıyla tolerans göstermiştim onlara.
Kimse cevap veremedi.
Aras derin bir nefes aldı. "Biz sadece iyi olmanı istiyoruz."
Gözlerimi ona çevirdim. Ve iğneleyici bir sesle konuştum.
"Buna kendiniz bile inanmadınız bence."
İlk kez söylediklerim odadaki herkesi susturmuştu.
Kapının yanında duran Yiğit'e göz ucuyla baktım. Hâlâ konuşmaya cesaret edemiyordu. Bir ara dudakları aralandı, sanki bir şey söyleyecekti ama vazgeçti.
Ben de ona ikinci kez bakmadım.
Sessizlik uzayınca Kerem ayağa kalktı. "Tamam, seni daha fazla yormayacağız. Ama öğleden sonra yine geleceğim."
"Gel."
Tek kelimelik cevabım bile onun yüzünü güldürmeye yetmişti.
Diğerleri de yavaş yavaş kapıya yöneldi. Çıkmadan hemen önce Zeynep Hanım arkasını dönüp bana baktı. Gözlerinde binlerce özür vardı.
Ben ise sadece başımı çevirip pencereye baktım.
Bazı kırgınlıklar, birkaç güzel cümleyle geçmiyordu. Hele ki sessizliği bir insanın omuzlarına yük olmuşsa... Affetmek istemek başka, affedebilmek bambaşka bir şeydi.
Kapı kapandıktan sonra odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Baran abi elindeki su şişesini bana uzattı. "Biraz su iç, boğazın rahatlar." dedi. Bardağı dikkatlice elime aldım. Birkaç yudum içtikten sonra başımı yastığa yasladım.
"Sağ ol."
"O kadar resmî konuşma."
Kocaman gülümsedim ona.
Baran abi başını iki yana sallayıp pencerenin önüne geçti. O sırada kapı yeniden çalındı.
İçeri Hakan, Selim ve Burak girdi. Burak daha kapıdan girerken, "Ne var ne yok hasta?" deyince istemsizce güldüm.
"İyiyim."
"Yok, bu cevap kabul değil." dedi Selim. "Yüzünde biraz daha renk var ama hâlâ eski surat ifaden yok."
"Eski surat ifadem mi vardı benim?"
Üçü aynı anda başını sallayınca kaşlarımı kaldırdım.
"Demek arkamdan böyle konuşuyordunuz."
Hakan gülerek, "Arkana gerek yok, yüzüne de söylüyoruz." dedi.
Başımı yastığa yaslayıp hafifçe iç çektim. "İnsan biraz hasta olunca kıymeti bilinir sanıyordum."
Burak hemen atıldı. "Tam tersi. İyileştiğini görünce yine takılmaya başladık."
"Ne kadar düşüncelisiniz."
"Her zaman."
Odanın içinde kısa süreli bir kahkaha yükseldi. Günler sonra ilk kez kendimi gerçekten rahat hissediyordum. Yanlarında ne söyleyeceğimi hesaplamak zorunda değildim. Olduğum gibi davranabiliyordum.
Selim komodinin üzerine bıraktığı poşeti göstererek, "Canın sıkılır diye birkaç kitap getirdik." dedi.
Kitaplara bakıp gülümsedim. "Hanginizin fikriydi?"
Burak omzunu silkti. "Bizim değil."
"Hakan'ın mı?"
"Yok."
"Selim'in?"
Üçü de aynı anda Baran'a baktı.
Başımı çevirip Baran'a baktım. Hafifçe gülümsüyordu.
"Sen miydin?"
"Boş boş tavana bakıp sıkılma diye."
Teşekkür etmek istedim ama kelime boğazıma düğümlendi. Sadece başımı hafifçe sallayabildim.
Burak bunu fark edince ortamı yine yumuşattı. "Bak, teşekkür bile edemiyor. Ağır hasta gerçekten."
Yastığı alıp ona fırlatacakmış gibi yaptım.
"Kendine gelince ilk seni döveceğim."
Burak sırıttı. "Tamam, eski Eylül dönmüş."
Hakan kollarını bağlayıp bana baktı. "Doktor birkaç gün daha dinleneceğini söyledi. Bu kez söz dinle."
"Deneyeceğim."
"Denemek değil, yapacaksın."
"Emredersiniz."
Selim gülerek başını iki yana salladı. "Şu inatçılığın hiç değişmiyor."
"Değişirse ben ben olmam."
Bir süre daha günlük şeylerden konuştuk. Hastaneden, timden, yapılan şakalardan... İlk defa konuşurken aklım yaşadıklarıma gitmiyordu.
Tam çıkacakları sırada Burak kapıya yönelip bana döndü. "Yarın yine geliriz."
"Beklerim."
Hakan gülümseyerek, "Ama bu sefer surat asmak yok."
"Söz vermiyorum."
"Zaten beklemiyorduk."
Üçü de gülerek odadan çıktı.
Kapı kapanınca odada yine sessizlik kaldı. Ama bu kez sessizlik ağır değildi.
İçimde ilk defa küçük de olsa bir umut vardı.
Belki her şey eskisi gibi olmayacaktı...
Ama yanımda, düştüğümde beni tutacak insanlar olduğunu bilmek, ayağa kalkmayı biraz daha kolaylaştırıyordu.
---
Baran sessizce sandalyede oturuyordu. Ben de pencerenin dışını izliyordum. Odanın içindeki huzur, günler sonra ilk kez üzerimdeki yükü biraz olsun hafifletmişti.
Tam o sırada Baran'ın telefonu çaldı.
Ekrana baktığı anda yüzündeki ifade ciddileşti.
"Komutan."
Telefonu açıp ayağa kalktı. "Emredin komutanım." dedikten sonra birkaç saniye sessizce dinledi. Ben de istemsizce ona bakıyordum.
"Anlaşıldı komutanım. En kısa sürede timle birlikte hareket ediyoruz."
Telefon kapandıktan sonra derin bir nefes verdi.
"Bir sorun mu var?" diye sordum.
Baran başını salladı. "Acil bir görev çıkmış."
İçimde kısa süreli bir huzursuzluk oluştu.
"Gitmeniz gerekiyor yani."
"Mecburuz."
Tam o sırada kapı açıldı. Hakan, Selim ve Burak içeri girdiler. Baran onlara dönüp, "Hazırlanın. Yarım saat içinde çıkıyoruz." dedi.
Üçünün de yüzündeki gülümseme kayboldu.
Hakan bana baktı. "Tam sen kendine gelmeye başlamışken..."
Burak iç geçirerek, "Şansımıza..." dedi.
Selim ise sessizce başını eğdi.
Baran tekrar bana döndü. "Seni yalnız bırakmak istemezdim."
Omuz silktim.
"Görev beklemez."
Baran hafifçe gülümsedi.
"İşte tanıdığım Eylül."
Ben de belli belirsiz gülümsedim.
"Merak etmeyin. Birkaç gün daha idare ederim."
Hakan elini cebine atıp, "Biz gelir gelmez ilk iş seni almaya geleceğiz." dedi.
"Önce görevi sağ salim bitirin."
Burak gülümseyerek, "Emredersiniz komutan."
Gözlerimi devirince odadaki hava biraz olsun yumuşadı.
Tam çıkacakları sırada Baran durdu.
"Karahanlı ailesine haber verdim. Biz dönene kadar burada onlar kalacak."
Gülümsemem yavaşça silindi.
Kısa bir sessizlik oldu.
"Anladım." demekle yetindim.
Baran bakışlarımdaki değişimi fark etmişti ama bir şey söylemedi. Çünkü ikimiz de bunun mecburiyetten olduğunu biliyorduk.
Birkaç dakika sonra Kurt Timi odadan ayrıldı.
Kapı kapandı.
Yaklaşık on dakika sonra yeniden açıldı.
İçeri Karahanlı ailesi girdi.
Derin bir nefes aldım.
Anlaşılan...
Asıl sınavım şimdi başlıyordu.
Mehmet Bey yatağımın yanına yaklaşarak, "Bu sabah seni daha iyi görmek bizi mutlu etti." dedi. Başımı hafifçe salladım. "Doktor da aynı şeyi söyledi." dedim. Mehmet Bey birkaç saniye sustu, ardından, "İnşallah en kısa zamanda ayağa kalkacaksın." deyince kısa bir nefes aldım. "Zaman ne gösterirse." demekle yetindim.
Zeynep Hanım elindeki poşeti komodinin üzerine bırakıp çekinerek, " Hastanenin karşısındanbir mağaza vardı. Oradan birkaç eşya aldım sana. Belki hastanede iyi hissedersin diye düşündüm." dedi. Göz ucuyla poşete baktım. "Teşekkür ederim." dedim. O, başka bir şey söylememi bekledi ama susmayı tercih ettim.
Sessizliği Kerem bozdu. Gülümseyerek yanıma yaklaşıp, "İyi görünüyorsun." dedi. Ona bakınca istemsizce yüzüm yumuşadı. "Pek sayılmaz ama dünden iyiyim." dedim. Kerem omzunu silkip, "O da bir gelişme." deyince hafifçe gülümsedim. "Sanırım."
Mert dosyama göz gezdirirken, "Kan sonuçların gayet güzel. Eğer böyle devam ederse birkaç güne taburcu olabilirsin." dedi. Başımı hafifçe salladım. "Anladım." demekle yetindim. Mert başka bir şey söyleyecek gibi oldu ama sessiz kalmayı tercih etti.
Aras pencereye yaslanıp, "Hastane canını sıkmıştır." dedi. Gözlerimi kısa bir an ona çevirdim. "İdare ediyorum." dedim. Ne gülümsedim ne de konuşmayı uzattım.
Kaan hafifçe tebessüm ederek, "Taburcu olunca ilk nereye gitmek istersin?" diye sordu. Birkaç saniye düşündüm. "Önce bir çıkayımda, sonra görevimin başına geçip dağlara gideceğim zaten." dedim. Sesim sakindi ama aramızdaki mesafeyi koruyacak kadar da soğuktu. Kaan başını sallayıp konuyu uzatmadı.
Kerem ise yanıma biraz daha yaklaşıp, "Canın bir şey çekiyor mu? Dışarıdan alıp gelebilirim." dedi. Ona baktığımda yüzüm istemsizce yumuşadı. "Şimdilik istemiyorum ama düşündüğün için sağ ol." dedim. Kerem gülümseyince ben de belli belirsiz karşılık verdim.
Kerem araya girip, "Merak etme, seni ilk biz kaçıracağız buradan." dedi. Ona bakıp gülümsedim. "Doktor izin verirse."
Hepimiz kısa da olsa güldük.
O an göz ucuyla Yiğit'e baktım.
Hâlâ kapının yanında duruyordu.
Diğerleri gibi rahat hareket edemiyor, sanki attığı her adımı düşünüyor gibiydi.
Birkaç saniye sonra yavaşça yanıma yaklaştı. Gözlerini benden kaçırarak, "Bir şeye ihtiyacın olursa..." dedi, "...haber vermen yeterli."
Yüzüne baktım.
"Sağ ol."
Sadece iki kelime...
Ne fazlası ne eksiği.
Yiğit başını hafifçe eğdi. "Tamam." diyebildi sadece.
Ardından kerem tekrar söze girdi. "Hastane yemeklerinden bıkmışsındır. Gidip sana hamburger alayım mı?" dedi. Ona dönüp, "Yok sağol şu an tek istediğim şey eve çıkmak." dedim. Kerem gülümseyerek, "O da yakındır." diye karşılık verdi.
Zeynep Hanım cesaretini toplayıp, "Eve geçtiğinde istersen birkaç gün bizde..." diye söze başlayınca sözünü kibar ama net bir şekilde kestim. "Daha o günü düşünmüyorum." dedim. Sesim yükselmemişti ama devam etmesine de izin vermemiştim.
Odadaki sessizlik yeniden ağırlaştı.
Mehmet Bey durumu toparlamak istercesine saate baktı. "Doktor seni yormayın demişti." dedi. Kerem bana dönüp, "Akşama yine uğrarım." deyince bu kez içten bir şekilde başımı salladım. "Beklerim."
Diğerlerine sadece kısa bir baş hareketiyle karşılık verdim.
Yiğit çıkmadan hemen önce bir an durdu. Bana bakacak gibi oldu ama vazgeçti. Sessizce kapıya yöneldi.
Kapı kapandığında derin bir nefes verdim.
İnsan bazen bağırarak değil...
Kelimelerini eksilterek mesafe koyuyordu.
Ben de tam olarak bunu yapıyordum. Kerem dışında herkese cevap veriyordum. Ama hiçbirine eskisi gibi yaklaşmıyordum. Çünkü bazı kırgınlıklar öfkeyle değil, sessizlikle yaşanıyordu:
---
Akşam yavaş yavaş hastanenin üzerine çökmüştü. Gün boyu koridorlarda eksik olmayan telaş yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı. Ara sıra duyulan ayak sesleri dışında hastane neredeyse tamamen sessizdi. Komutandan gelen acil emirle Baran abi, Hakan, Selim ve Burak vakit kaybetmeden hastaneden ayrılmıştı. Görevlerinin üzerinden saatler geçmişti. Önce Kurt Timi'nin yoğun çatışmanın ortasında kaldığı haberi gelmiş, ardından onlara destek olması için Yiğit'in komutasındaki yeni tim bölgeye sevk edilmişti. Yiğit gitmeden önce uğrayıp durumu bana da anlatmıştı. Amaçları Kurt Timi'ne ulaşmak, yeniden irtibat kurmak ve gerekirse onları güvenli bölgeye çıkarmaktı. Ben de gitmek istemiştim ama doktor izin vermemiş, herkes aynı fikirde olunca yapabileceğim tek şey beklemek olmuştu.
Doktorun ısrarı üzerine Mehmet Bey, Kerem, Mert, Kaan ve Aras istemeyerek de olsa hastaneden ayrılmış, refakatçi olarak yalnızca Zeynep Hanım kalmıştı. Zeynep Hanım, odanın köşesindeki koltukta yorgunluktan uyuyakalmıştı.
Ben ise tavana dalmış, olan biteni düşünüyordum.
İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı vardı.
Sanki kötü bir şey olacakmış gibi...
Tam o sırada komodinin üzerindeki telefon titreşti.
Ekranda askeriyeye ait kayıtlı bir numara görünüyordu.
Kaşlarımı çatarak telefonu elime aldım.
"Buyurun."
Karşı taraftan ciddi bir ses duyuldu.
"Yüzbaşı Eylül Karahanlı ile mi görüşüyorum?"
"Benim."
"Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz komutanım ancak acil bir durum var."
Kalbim istemsizce hızlandı.
"Dinliyorum."
Karşı taraftaki subay birkaç saniye sustu. Ardından sakin kalmaya çalışsa da sesindeki gerginlik hissediliyordu.
"Kurt Timi bugün gerçekleştirilen operasyonda yoğun ateş altında kaldı. Bölgeye destek amacıyla gönderilen ikinci tim de çatışmanın içinde kaldı."
Parmaklarım telefonun etrafında sıkıldı.
"Baran?"
"Maalesef tim komutanlarıyla sağlıklı bağlantı kuramıyoruz komutanım."
"Yiğit?"
"Destek timiyle de irtibat kesildi."
O an sanki odadaki bütün sesler bir anda sustu.
Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım.
"Son koordinat?"
Subay koordinat bilgilerini verdi.
Haritayı zihnimde canlandırmam yalnızca birkaç saniye sürdü.
O bölge...
Pusu kurmak için en elverişli noktalardan biriydi.
Derin bir nefes aldım.
"Arama-kurtarma başlatıldı mı?"
"Başlatıldı komutanım. Ancak bölgedeki yoğun çatışma nedeniyle ekipler ilerlemekte zorlanıyor."
Gözlerimi yavaşça kapattım.
İçimde büyüyen huzursuzluk artık yerini kesin bir korkuya bırakmıştı.
Telefonu kulağımdan yavaşça indirdim. Kalbim deli gibi atıyordu ama bunu belli lüksüm yoktu. Bu üniforma bana korkuyu yok etmeyi değil, korkuyla ayakta durmayı öğretmişti. İçimde büyüyen endişeyi bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldım. Tek dileğim vardı... Onlara çok geç kalınmamasıydı..
Lütfen... Geç kalmayın.
Telefon elimden kayıp yatağın üzerine düştü. Odanın içindeki sessizlik bu kez dayanılmazdı. İçimde tek bir düşünce vardı. Ne doktorun koyduğu yasaklar ne de hastane odası... Eğer onlara gerçekten bir şey olmuşsa, beni burada hiçbir güç tutamazdı.
Bölüm Sonu...
Nasıl buldunuz bölümü??
Sizce diğer bölümde n'olacak dersiniz?
Hep konuşmalar tekrar etmiş gibi oldu ama yazacak birşey bulamadım. Bununla idare edin canlarım. Araba dün biraz arıza verdiği için yola çıkamadık. Bugün yoldayız.
Bölüm etkileşimi
