Saldırı

Vaveyla Yazarı: geceolanyazar 56

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: Saldırı

Parlayan bıçak Kerem'in göğsüne doğru hızla inerken Eylül düşünmeden araya girdi. Sol eliyle saldırganın kolunu yana itip bıçağın yönünü değiştirdi, sağ eliyle bileğine uyguladığı kısa bir baskıyla bıçağı elinden düşürmesini sağladı. Metal sesi ara sokakta yankılanırken bıçak birkaç metre öteye savruldu. Eylül ayağının ucuyla bıçağı daha da uzağa gönderdi ve gözünü karşısındaki gençlerden ayırmadan, "Kerem, geri çekil." dedi. Kerem nefes nefese birkaç adım geriye giderken yaşadığı şoku hâlâ atlatamamıştı.

Bunu fırsat bilen diğer altı genç aynı anda üzerlerine yürüdü.

"Şimdi yakalayın şunu!"

İlk genç yumruğunu savurur savurmaz Eylül, bıçaklı adamın kolunu sertçe iterek dengesini bozdu. Aynı anda yana dönüp gelen yumruktan sıyrıldı ve attığı tekmeyle saldırganı birkaç adım geriye gönderdi.

İkinci genç omzundan yakalamaya çalışınca Eylül hızla kolunu kurtardı, sert bir yumrukla dengesini bozdu. Genç sendeleyip arkadaşına çarpınca ikisi birden yere kapaklandı.

"Etrafını sarın!" diye bağırdı içlerinden biri.

Bir anda dört farklı yönden üzerlerine geldiler.

Eylül, Kerem'i arkasında tutarak geri çekildi. Sağından gelen saldırıyı savuşturup rakibini omzuyla iterken, solundan yaklaşanı ayağıyla dengesini bozarak yere düşürdü. Üçüncü genç tam yaklaşmışken dönerek attığı tekmeyle onu da geriye savurdu.

"Bu kız normal değil!" diye bağırdı gençlerden biri.

Öfkelenen bıçaklı saldırgan yeniden ayağa kalktı. Bu kez arkadaşlarını umursamadan doğrudan Kerem'e yöneldi.

"Bu çocukla daha işimiz bitmedi!"

Eylül tek hamle de gencin önünü kesti. Saldırganın bileğini yakalayıp yönünü değiştirdi. Bıçak boşa savrulurken adam dengesini kaybetti. Fakat bu sırada iki genç birden Eylül'e arkadan yüklenince kısa süreliğine sıkıştı.
İçlerinden biri alayla, "Ne oldu? Az önce çok rahattın!" dedi.

Eylül cevap vermedi. Arkadakinin hiç beklemediği bir anda Eylül kafasını arkaya atıp sert bir şekilde yüzüne vurdu. ve kendisini tutanlardan kurtuldu. Ardından döndü ve peş peşe attığı iki isabetli darbeyle ikisini de geri çekilmek zorunda bıraktı.

Yerdeki gençlerden biri öfkeyle ayağa kalkıp yeniden hamle yapmak istedi. Eylül bu kez doğrudan saldırmadı. Sessizce bir adım öne çıktı, gözlerinin içine bakarak "Yeter. Daha fazla uzatmayın." dedi. Sakin ama gereğinden fazla sert çıkan sesi, birkaç dakika önceki kavgacı tavırlarının yerini kararsızlığa bıraktırmıştı. İçlerinden biri arkadaşına dönüp kısık sesle, "Boşuna uğraşıyoruz." dedi. Ancak bıçağı düşüren genç pes etmeye niyetli değildi. Dişlerini sıkarak yeniden Eylül'e doğru yürüdü. Bu kez Eylül onun bileğini yakalayıp kolunu kısa bir hareketle büküp acıyla eğilmesini sağlayınca hemen bıraktı ve iki adım geri çekildi.

"Size zarar vermek istemiyorum." dedi ciddi bir ifadeyle. "Ama devam ederseniz kendinizi hastanede bulursunuz." Zaten sabahtandır zor tutuyordu kendini. Yani 18-19 yaşındalar diye bu kadar tolerans gösteriyordu. Yoksa çoktan hepsinin kemiği kırılmıştı.

Tam o sırada ara sokağın başından tanıdık bir ses duyuldu.

"Eylül!"

Baran, elindeki market poşetlerini yere bırakıp koşarak yanlarına geldi. Önce Kerem'in yüzündeki morlukları, ardından yerde duran bıçağı ve nefes nefese kalan gençleri gördü. Eylül'e dönüp hafifçe kaşını kaldırarak, "İki dakika markete girdim, yine olay çıkarmışsın." dedi.

Eylül omuz silkti.

"Bu sefer gerçekten ben başlatmadım abi."

Baran kısa bir nefes verip telefonunu çıkardı. Polisi arayarak adresi bildirdi ve, "Bıçaklı saldırı var. Ekip gönderin." dedi. Telefonu kapattıktan sonra gençlere sert bir bakış attı. Polis sirenlerinin sesi yaklaşırken hiçbiri artık kıpırdamaya cesaret edemiyordu.

Polis ekipleri geldiğinde gençlerden biri yerinden kaçmak için hareketlendi ama Eylül'le göz göze gelince korkup hareketi kesti.

Polis ekipleri saldırganları kelepçeleyip araçlara bindirirken mahalledeki sessizlik yavaş yavaş geri dönmeye başlamıştı. Bir tane polis yere düşen bıçağı delil torbasına koyarken iki polis memuru Kerem'in ifadesini aldı. Kerem yaşadığı şoku henüz atlatamamış olsa da olan biteni tek tek anlattı. Memurlardan biri son notlarını aldıktan sonra başını kaldırıp Eylül'e baktı. "Müdahaleniz olmasaydı sonuç çok daha ağır olabilirdi. Duyarlılığınız için teşekkür ederiz." dedi. Eylül sadece kısa bir baş hareketiyle karşılık verdi. "Görevimi yaptım." demekle yetindi. Polisler işlemlerini tamamlayıp araçlara binerken sokakta artık sadece Eylül, Baran ve Kerem kalmıştı.

Kerem birkaç saniye boyunca Eylül'e sessizce baktı. Az önce yaşananlar gözünün önünden tekrar tekrar geçiyordu. Karşısındaki genç kadın, kendisinden sayıca fazla kişiyi neredeyse hiç zorlanmadan durdurmuş, üstelik kimseyi ağır yaralamamıştı. Dayanamayıp merakla, "Abla... Bir şey sorabilir miyim?" dedi.

Eylül başını hafifçe çevirip, "Sor." diye karşılık verdi.

Kerem hâlâ şaşkınlığını gizleyemiyordu. "Nasıl... Nasıl bu kadar iyi dövüşebiliyorsun? Az önce dört kişi aynı anda üstüne geldi. Hiç paniklemedin. Yaptığın her hareket sanki önceden hesaplanmış gibiydi." dedi.

Eylül birkaç saniye sustu. Bakışlarını kısa süreliğine boş sokağa çevirdi. Sonra sakin bir sesle, "Yıllarca disiplinli eğitim aldım." dedi.

Kerem merakla, "Ne eğitimi?" diye sormaya hazırlanırken Eylül hafifçe gülümsedi ve konuşmanın devamını getirmedi. "Boş ver. Önemli olan bugün sana bir şey olmaması." diyerek konuyu kapattı.

Kerem merak ettiği soruya cevap alamamasına rağmen başını salladı. İçindeki merak daha da büyümüştü. "Her ne yaptıysan... İyi ki yapmışsın abla." dedi içtenlikle.

Eylül sadece kısa bir tebessüm etti.

Bir an sessizlik oldu. Sonra Kerem bir adım atıp Eylül'e sarıldı. Bu kez hareketi daha sakindi; yaşadığı korkunun ardından duyduğu minneti anlatmanın başka yolunu bulamamıştı. "Çok teşekkür ederim abla..." dedi sesi titreyerek. "Gerçekten son anda yetiştin." Eylül kısa süre ne yapacağını bilemedi. Böyle duygusal anlara alışık değildi. Sonra elini Kerem'in omzuna koyup hafifçe sıktı. "Geçti artık." dedi sakin bir sesle. "Bundan sonrasını düşün."

Baran ikisini izlerken gülümsemekten kendini alamadı. "Tamam, teşekkür faslı bittiyse artık seni eve bırakalım." dedi. Kerem başını salladı. "Bizimkiler beni merak etmiştir." Baran yerde bıraktığı market poşetlerini alırken, "Merak etmekte haklılar." diye karşılık verdi. "Bu hâlini görünce önce büyük bir panik yaşayacaklar."

Üçlü mahalle boyunca yan yana yürümeye başladı. Yol boyunca Kerem ara ara Eylül'e bakıyor ama konuşmaya çekiniyordu. Sonunda merakına yenildi. "Abla..." dedi. "Demin... O kadar kişiye karşı hiç korkmadın mı?" Eylül gözlerini önündeki yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi. "Korku olur." dedi. "Önemli olan o korkunun seni yönetmesine izin vermemek." Kerem hayranlıkla başını salladı. "Bunu yapabilmek kolay değildir." Eylül ise konuşmayı uzatmadı. "Alışınca oluyor."

Yaklaşık on dakika sonra Karahanlı Konağı'nın büyük demir kapısı karşılarında belirdi. Konağın önünde her zamanki gibi sessizlik hâkimdi. Kerem derin bir nefes aldı. "Hazırım." dedi ama sesindeki tedirginlik saklanacak gibi değildi. Baran omzuna hafifçe dokundu. "Merak etme. Eve sağ salim döndün, gerisi hallolur." Eylül ise kapıya bakarken içini tarif edemediği garip bir his kapladı. Bunun nedenini kendisi bile bilmiyordu.

Kerem zile bastı.

İçeriden yaklaşan ayak sesleri duyulurken kapının kolu yavaşça aşağı indi.

Karahanlı Konağı'nın büyük demir kapısı ağır ağır açıldı. Kapının eşiğinde duran Yiğit, önce karşısında duran Barana ve Eylül'e gelişigüzel baktı. Ancak gözleri Kerem'in yüzüne iliştiği anda olduğu yerde donup kaldı. Kardeşinin dudağı patlamış, yanağı morarmış, kıyafetleri toz içinde kalmıştı. Bir saniye bile kaybetmeden merdivenleri iki basamak birden inerek Kerem'in yanına koştu. Titreyen elleriyle Kerem'in omuzlarını tuttu. "Kerem... Ne oldu oğlum? Kim yaptı bunu?" diye telaşla sorarken sesi öfkeden çatallaşmıştı.

Kerem daha ağzını açamadan Yiğit'in bakışları yavaşça Eylül'e kaydı. Eylül, her zamanki gibi dimdik duruyor, yüzünde en ufak bir ifade taşımıyordu. Yiğit, Kerem'i arkasına alıp Eylül'e doğru birkaç sert adım attı. "Sen yaptın..." dedi dişlerini sıkarak. "Kardeşimi bu hâle sen getirdin."

Eylül'ün kaşları çatıldı. Böyle bir suçlamayı beklemiyordu. Sesi buz gibiydi. "Bilmediğin bir olay hakkında bu kadar emin konuşma. Ben neden zarar vereyim Kerem'e."

Yiğit alaycı bir şekilde güldü. "Emin olmam için başka ne görmem gerekiyor? Kardeşim senin yanında, bu halde."

Eylül'ün bakışları sertleşti. "Önce kardeşini dinle."

"Hayır!" diye bağırdı Yiğit. "Önce sen hesap vereceksin."

Baran daha fazla sessiz kalamadı. Bir adım öne çıkarak çatık kaşla ve sert bir sesle, "Bir sus da çocuk neler olduğunu anlatsın." dedi. Yiğit ilk kez dikkatlice Baran'a baktı. Tanımıyordu. Sert bir sesle, "Sen de kimsin?" diye sordu. Sonra Eylül'ü göstererek "Bunu altına alanlardan mısın? Yoksa sen de onunla birlik olup kardeşimi bu hale mi getirdiniz?" Sona doğru sesi sertleşmişti Yiğit'in.

Baran'ın çenesi kasıldı. "Seni varya bir si..." diyerek öfkeyle Yiğit'e doğru yürümeye başladı.

Sözünü tamamlayamadan Eylül kolunu uzatıp Baran'ın önüne geçti. Gözlerini ondan ayırmadan, "Abi..." dedi sadece Baran'ın duyacağı kadar kısık ama net bir sesle. Bu tek kelime Baran'ın durmasına yetmişti.

Yiğit ise bunu yanlış yorumladı. Dudak büktü. "Ne oldu? Konuşacak cesaretiniz mi kalmadı?"

Bu söz Eylül'ün sabrını taşıran son damla oldu. Sabahtan beri sırf Kerem daha fazla korkmasın diye zor sabretmişti zaten.

Bir adım öne çıktı. Yiğit tam yeniden konuşacakken Eylül'ün yumruğu büyük bir hızla çenesine isabet etti.

Tok ses bahçede yankılandı.

Yiğit geriye doğru sendeledi, dengesini kaybederek yere düştü.

Herkes donup kalmıştı.

O sırada içeriden telaşlı ayak sesleri duyuldu. Zeynep Hanım koşarak kapıya çıktı. Oğlunu yerde görünce çığlık attı. "Yiğit!" diyerek yanına çöktü, elleri titreyerek yüzünü tuttu. "İyi misin oğlum? Ne oldu sana?"

Arkasından Mert , Kaan ve Aras da bahçeye fırladı. Mert şaşkınlıkla yerdeki Yiğit'e, sonra Eylül'e baktı. Ne olduğunu anlamaya çalışarak "Burada neler oluyor!" dedi ama o sırada gözleri Kerem'e değdi. Aras öfkeyle Eylül'ün üzerine yürüdü. "Sen kimsin de ağabeyime vuruyorsun?" diye bağırdı. Kaan da Keremin yanına gitmiş ciddi birşeyi var mı diye onu kontrol ediyordu.

Bahçedeki gerginlik bir anda yeniden yükseldi. Baran refleksle Eylül'ün yanına geçti. İki taraf karşı karşıya gelirken sesler birbirine karışmıştı. Zeynep Hanım hâlâ Yiğit'i ayağa kaldırmaya çalışıyor, Mert ne olduğunu anlamaya uğraşıyor, Aras öfkeyle Eylül'ün üstüne yürüyor, Yiğit ise çenesini tutarak doğrulmaya çalışıyordu.

Tam herkes aynı anda konuşurken Kerem yüksek sesle, "Yeter!" diye bağırdı.

Bahçe bir anda sessizliğe büründü.

Kerem öne çıktı, Eylül'ün yanına geçti ve kararlı bir sesle, "Eylül ablaya kimse suç atmasın." dedi. Karahanlı ailesi Kerem'in ağzından abla lafını duyunca şaşkınlıkla Kerem'e bakakaldı. Kerem ise gözleri tek tek ailesinin üzerinde dolaştı. "Beni bu hâle getiren o değil. Tam tersine... Eğer o yetişmeseydi, şu an belki de burada karşınızda duramayacaktım."

Bu sözlerle birlikte bahçedeki öfke yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı. Yiğit, Eylül'e bakarken gözlerinde ki öfkenin yerini yavaşça merak almıştı ama gözlerinde ki şüphe hala yerindeydi. Tam o sırada konağın girişinden Mehmet Karahanlı'nın tok sesi duyuldu.

"Yeter!" dedi sertçe. "Bu kavga bahçede devam etmeyecek. Hepiniz içeri giriyorsunuz. Herkes sırayla konuşacak, gerçek neyse şimdi öğreneceğiz."

Kimse itiraz edemedi. Ancak Eylül ile Yiğit'in gözleri bir an olsun birbirinden ayrılmadı. İkisi de geri adım atmıyordu.

Herkes konağa girerken Eylül de hiçbir şey söylemeden dimdik duruşunu bozmadan yürüyordu. Baran sessizce onun yanında yürürken Kerem derin bir nefes aldı ve ailesinin peşinden konağa girdi.

Zeynep Hanım titreyen elleriyle Kerem'in moraran yanağına dokunuyor, gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. Sonunda sessizliği bozup, "Kerem, oğlum... Şimdi bana en başından anlat. Sana bunları kim yaptı?" diye sordu. Kerem derin bir nefes aldı, gözleri kısa bir an Eylül'e kaydıktan sonra ailesine döndü. "Beni bu hâle Eylül abla getirmedi." dedi.

Kerem devam etti. "Marketten çıkmıştım. Bir grup önüme çıktı. Önce tartıştılar, sonra üzerime yürüdüler. Kaçmaya çalıştım ama bırakmadılar. Beni dövmeye başladılar. O sırada Eylül abla geldi. Sonra içlerinden biri bıçak çıkardı..." O anı hatırlayınca sesi titredi. Birkaç saniye sustuktan sonra yeniden konuştu. "Tam bana saplayacaktı ki Eylül abla hiç düşünmeden araya girdi. Beni onların elinden kurtardı. Sonra Baran abi geldi, polisi aradı. Polis de gelip hepsini aldı."

Zeynep Hanım oğluna sıkıca sarılırken gözlerinden yaşlar süzülüyor, Mert, Kaan ve Aras duyduklarını sessizce değerlendirmeye çalışıyordu. Mehmet Karahanlı ise tek kelime etmeden Eylül'e dikkatle bakıyordu.

Eylül bütün bu anlatılanlar boyunca sessizliğini korudu. Ne araya girip kendini savundu ne de yapılanları anlatmaya çalıştı. Sadece sakin bir ifadeyle ayakta duruyor, bakışlarını odadakiler üzerinde gezdiriyordu. Fakat Yiğit'in aklındaki şüphe dağılmıyordu. Kerem'in anlattıkları doğru olsa bile bazı parçalar hâlâ yerine oturmuyordu.

Tam o sırada Yiğit'in gözü Baran'ın hafifçe açılan ceketinin altındaki silah kabzasına takıldı. Kaşları istemsizce çatıldı. Ardından bakışlarını Eylül'e çevirdi. Kolundaki beyaz sargının kenarında kurumuş kan belli oluyordu. Eylül onun bakışlarının neye takıldığını anlayınca koluna baktı. Yarası kavga anında kanamış olmalı ki sargı hafiften kan olmuştu. Yiğit birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ikisini de süzdü. Sonra yavaşça ayağa kalktı. "Hayır..." diye mırıldandı. "Bu anlattıkları tek başına hiçbir şeyi açıklamıyor."

Herkes şaşkınlıkla Yiğit'e dönerken o ağır adımlarla Eylül ile Baran'ın karşısına geldi. Gözlerini ikisinden ayırmadan, "Kardeşimi kurtarmış olabilirsiniz." dedi. "Ama normal insanlar böyle dövüşemez. Normal insanlar belinde silahla dolaşmaz. Kurşun yarasını vücudun da böyle taşımaz. Siz gerçekten kimsiniz?" Yiğit anlamıştı o yaranın kurşun yarası olduğunu. Salonda yeniden gerginlik yükselirken Baran konuşmak için ağzını açtı ancak Yiğit bu kez beklemedi. Elini beline götürüp silahını çekti. Silahın namlusu doğruca Eylül ile Baran'a çevrilmişti. Zeynep Hanım panikle, "Yiğit, ne yapıyorsun?" diye bağırırken Mert de, "Lan, indir şu silahı!" diyerek ayağa fırladı. Mehmet Bey de, "Yiğit indir silahı." Diyerek Yiğiti sertçe uyardı.

Yiğit'in parmağı hâlâ tetikteydi. Sert bakışlarını Eylül'den ayırmadan, "Son kez soruyorum." dedi. "Siz kimsiniz? Bu eve neden geldiniz? Gerçek kimliğinizi söyleyin." Baran içgüdüsel olarak Eylül'ün önüne geçmek istedi ancak Eylül yaralı koluna aldırmadan eliyle onu durdurdu. Gözlerini Yiğit'in gözlerinden ayırmadan, sakin ama keskin bir sesle, "Dur abi." dedi.

Salondaki herkes nefesini tutmuştu. Eylül yavaşça ceketinin iç cebine uzandı. Yiğit silahı biraz daha sıkı kavrarken odadaki gerginlik elle tutulacak kadar ağırlaşmıştı. Eylül cebinden siyah deri kimliğini çıkardı, ağır hareketlerle orta sehpanın üzerine bıraktı. Kimliğin ahşaba çarpmasıyla çıkan tok ses salondaki sessizliği böldü. Eylül en ufak bir korku belirtisi göstermeden Yiğit'e baktı ve "Kim olduğumu gerçekten öğrenmek istiyorsan..." dedi. Kısa bir duraksamanın ardından, "Al o kimliği aç. Ondan sonra elindeki silahı bana doğrultup doğrultamayacağına yine sen karar ver." dedi. Salondaki herkesin bakışları artık masanın üzerindeki o siyah kimlikteydi.

Salondaki sessizlik ağırlaşmıştı. Yiğit, sehpanın üzerindeki siyah deri kimliği yavaşça eline aldı. Gözleri satırlarda dolaşırken yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. Bir kez daha okudu. Sonra tekrar... Elleri istemsizce gevşedi. Silahı hâlâ elindeydi ama artık namlusu yere doğru bakıyordu.

Eylül gözlerini ondan ayırmadan sakin bir sesle, "Az önce silah doğrulttuğun kişi Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapan Yüzbaşı Eylül. Yanımdaki ise Üsteğmen Baran. Kimliğimizi baştan söylemedik çünkü yürüttüğümüz görev buna izin vermiyordu." dedi.

Salondaki herkes donup kalmıştı. Mert şaşkınlıkla, "Asker..." diye mırıldanırken Aras duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Kaan da şaşkınca Eylül'e bakıyordu. Zeynep Hanım ise hem Kerem'e sarılıyor hem de gözlerini Eylül'den ayıramıyordu.

Mehmet Karahanlı derin bir nefes verdi. Başını hafifçe öne eğerek, "Demek bu yüzden..." dedi. Ardından Eylül'e bakıp, "Kızım... Eğer biraz önce sana haksızlık ettiysek kusurumuza bakma. Biz sadece ailemizi korumaya çalışıyoruz." diye ekledi. Eylül'ün içi acıdı. Oysaki Eylül de onların ailesindendi . Belki beraber yaşamadılar ama yine de Eylül de onların çocuğu ve kardeşiydi.

Eylül yine de içindekileri dışına vurmadan sert ve ifadesiz bir şekilde konuşmaya başladı. "Sizi anlıyorum Mehmet Bey." dedi. Ardından devam etti. "Ama yine de hakkında bir şey bilmediğiniz biri hakkında fazla sert ve acımasız davranıyorsunuz." Son söylediklerini Yiğite bakarak söylemişti.

Fakat Yiğit'in aklındaki sorular bitmemişti. Kimliği kapatıp masaya bıraktı. Silahını tamamen indirmese de sesi artık öfkeden çok sorgulayıcıydı. "Asker olmanız tamam..." dedi. " Ama Kerem'e saldıranlar kimdi? Sizin peşinizdekilerden birileri miydi yoksa herhangi birileri mi?"
Bu soru salondaki herkesi susturdu.

Baran konuşmaya hazırlanırken Eylül hafifçe elini kaldırıp onu durdurdu. Sakinliğini hiç bozmadan, "Bugün burada bulunmamızın tek nedeni kardeşini korumaktı. Eğer geç kalsaydık, Kerem şu an bu salonda olmayabilirdi. Yani anlayacağın olayın bizimle alakası yoktu."

Yiğit'in yüzündeki sert ifade ilk kez kırıldı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Elindeki silahı yavaşça emniyete alıp beline koydu. Gözlerini kaçırarak, "Ben..." dedi ama cümlesini tamamlayamadı.

Mehmet Karahanlı oğlunun omzuna hafifçe dokundu. "Yiğit..." dedi alçak sesle. "Bazen insan öfkesiyle yanlış karar verir."

Yiğit başını eğdi. Eylül'e bakmasa da sesi bu kez çok daha sakindi. "Eğer sana haksızlık ettiysem..." diye başladı.

Tam o anda konağın dışından peş peşe gelen fren sesleri bütün konuşmaları böldü.

Baran ile Eylül aynı anda birbirlerine baktılar. İkisinin de yüzündeki ifade bir anda değişmişti.

Eylül tek kelime söyledi.

"Siper alın."

Sözü biter bitmez konağın ön cephesindeki camlar otomatik silah ateşiyle parçalandı. Kurşunlar duvarlara saplanırken salonda büyük bir panik başladı. Mehmet Karahanlı yüksek sesle, "Herkes korunaklı yere!" diye bağırıp çekmecede ki iki silahtan birini kendine aldı birini de Yiğite attı. Yiğit silahı havada kapıp Eylül'ün emirlerini dinlemeye başladı. Eylül saniyeler içinde bulunduğu noktayı değiştirip saldırının yönünü analiz etmeye başladı. Birkaç saniye önce hakkındaki gerçeği öğrenmeye çalışan aile, şimdi onun verdiği emirlerle hayatta kalmaya çalışıyordu.

Kurşunların camları parçalamasıyla birlikte konağın içi bir anda karıştı. Mehmet Karahanlı hiç vakit kaybetmeden yüksek sesle, "Zeynep! Kerem'i al, iç koridora geç! Mert, Aras ve Kaanı da yanına al ve orada bekleyin, annenizi yalnız bırakmayın!" diye bağırdı. Aile hızla geri çekilirken Eylül çoktan pencerenin yanına çömelmiş, dışarıdaki hareketliliği izlemeye başlamıştı.

Silah sesleri kesilmiyordu.

Eylül yalnızca birkaç saniye baktıktan sonra, "Ön bahçedeler. Bir kısmı sağ taraftan dolaşıyor. Bizi içeride tutmaya çalışıyorlar." dedi.

Baran silahını çekerek yanına geçti.

"Komutanım?"

Eylül gözünü dışarıdan ayırmadan, "Baran, sağ tarafı tut. Arka bahçeye geçmelerine izin verme. Ben ön cepheyi alıyorum." dedi.

"Emredersiniz komutanım."

Yiğit sessizce silahını kontrol etti. Birkaç dakika önce yaşanan gerginlikten eser kalmamıştı. Artık karşısındaki kişinin görev başındaki bir yüzbaşı olduğunun farkındaydı. Hiçbir şey söylemeden salonun sol tarafındaki kolona geçti ve Eylül'ün gösterdiği hattı kapattı.

Mehmet Karahanlı bunu görünce kısa bir an Eylül'e baktı. Az önce sorguladığı genç kadın, şimdi tek bir kelimeyi bile boşa harcamadan konağın savunmasını yönetiyordu.

Tam o sırada dış kapının önünde gölgeler belirdi.

Eylül alçak bir sesle, "Temas..." dedi.

Kapı zorlanır zorlanmaz ilk saldırgan içeri girmeye çalıştı. Yiğit ateş ederek adamı geri çekilmeye zorladı. Aynı anda Eylül pencerenin önünden yaklaşan ikinci saldırganı isabetli bir atışla siper almaya mecbur bıraktı.

Baran sağ taraftan gelen hareketliliği fark edip, "Komutanım, iki kişi sağdan dolaşıyor." dedi.

Eylül hiç düşünmeden, "Onları bahçede tut. Eve yaklaşmalarına izin verme." diye karşılık verdi.

"Anlaşıldı komutanım."

Baran hızla bulunduğu yerden ayrılırken Eylül telefonunu çıkardı. Tek tuşla Burak'ı aradı.

"Burak."

"Komutanım."

"Canlı konumu gönderiyorum. Konağa silahlı saldırı var. Kuzey ve doğu hattını kapatın. Kaçmalarına izin vermeyin."

"On dakika değil komutanım, üç dakika."

"Bekliyorum."

Telefon kapanır kapanmaz Eylül yeniden mevzisine geçti.

Yiğit, Eylül'ün verdiği emirlerin ne kadar kısa ama net olduğunu fark ediyordu. Kimseye aynı emri iki kez vermiyor, herkes ne yapacağını tek cümlede anlıyordu. İtiraz etmek yerine bulunduğu hattı korumaya devam etti.

Yaklaşık 3-4 dakika sonra konağın önünde lastik sesleri yankılanınca Eylül perde aralığından kısa bir bakış attı. Konağın önüne tek araç yanaşmıştı. Araçtan hızla inen Burak, Hakan ve Selim çevreyi kontrol ederek bahçeye dağıldılar. Eylül telefonunu çıkarıp Burak'ı tekrar aradı. Karşı taraf açar açmaz, "Burak, ön kapıyı siz alın. Sağ taraftan dolaşmaya çalışanlar var, dikkatli olun. Aile içeride." dedi. Burak hiç vakit kaybetmeden, "Anlaşıldı komutanım, onları bahçeden çıkarmayacağız." diye karşılık verdi ve telefonu kapattı.

Eylül başını hafifçe salladı. "Baran, girişi tut. İçeriye kimseyi yaklaştırma."

"Emredersiniz komutanım."

Kapı açıldığı anda dört taraftan silah sesleri yükseldi. Burak, Hakan ve Selim hiç vakit kaybetmeden saldırganlara karşılık verdi. Kurşun sesleri konağın bahçesinde yankılanırken Yiğit de Eylül'ün yanında mevzi aldı. Artık konuşmuyor, sadece önündeki hedefe odaklanıyordu.

Mehmet Karahanlı içeriden seslendi. "Sakın tedbiri elden bırakmayın!" Ardından ailesine dönerek, "Hiç kimse dışarı çıkmasın." dedi. Zeynep Hanım, Kerem'i yanına çekip dua ederken Mert, Kaan ve Aras da kapının arkasında bekliyordu. Onlarında normalde ruhsatlı silahı vardı ama şuan yanlarında değildi. Başlarına böyle bişey geleceğini tahmin etmemişlerdi.

Bahçedeki çatışma kısa ama yoğundu. Burak iki saldırganı peş peşe vururken, Hakan sol taraftan yaklaşan bir kişiyi etkisiz hâle getirdi. Selim ise arka taraftan kaçmaya çalışan son saldırganlardan birini yere serdi.

Eylül bulunduğu yerden çevreyi kontrol ediyor, gerektiği yerde kısa talimatlar veriyordu. Baran da onun gösterdiği açıları kapatıyor, konağa yaklaşmaya çalışanları tek tek indiriyordu.

Bir süre sonra silah sesleri azaldı.

İki üç saldırgan daha etkisiz hale geldikten sonra çatışma sona ermişti. Hakan ve Selim sağ kalan saldırganları tek tek kontrol altına alırken Baran bahçeye saçılan silahları topluyordu. Mehmet Karahanlı da konağın kapısında duruyor, olup biteni sessizce izliyordu. Herkes artık saldırının bittiğini düşünüyordu.

Eylül ise hâlâ tetikteydi. Gözleri bahçeyi yavaşça tararken yerde hareketsiz yatan saldırganlardan birinin elinin usulca kıpırdadığını fark etti. Adam belli etmemeye çalışarak belindeki tabancaya uzanıyordu. Eylül'in bakışları bir anda sertleşti. Hiç vakit kaybetmeden silahını kaldırdı ve tetiğe bastı. Fakat beklediği patlama sesi yerine yalnızca kuru bir "çıt" sesi duyuldu. Bir anlığına silahına baktı. Şarjör boştu. Çatışmanın son anlarında fark etmeden son mermisini de kullanmıştı.

O küçücük saniyelik boşluk saldırgan için yeterli oldu. Adam tabancasını çekip doğruca birkaç metre ilerisinde sırtı kendisine dönük duran Yiğit'e doğrulttu. Yiğit, Burak'la konuştuğu için arkasındaki tehlikenin farkında değildi.

Eylül düşünmedi bile. Elindeki boş silahı yere bırakıp bütün gücüyle Yiğit'e doğru koştu.

Saldırganın parmağı tetiğe bastı.

Pat!

7. Bölümün de sonuna geldikkk
Nasıl olmuş sizceee??
Eksik yer ver mı?? Ya da bir hatam varsa yorumlara yazım lütfen
Seviliyorsunuz😍
Bu bölümden pek emin olamadım ama içime sinmedi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

177okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18