7. bölüm / 26
Sessizliğin KomutanıGörev Dönüşü
Bölümler 26Şu an: Görev Dönüşü
- 1 Tanıtım139 kelime
- 2 Kurt Timi2.173 kelime
- 3 Beklenmeyen Gerçekler2.519 kelime
- 4 İlk Görüşme2.287 kelime
- 5 Ön Yargılı Abiler2.312 kelime
- 6 Ateş Çemberi3.063 kelime
- 7 Görev Dönüşü2.355 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Saldırı3.233 kelime
- 9 Pişmanlık3.461 kelime
- 10 Atan Bir Umut2.576 kelime
- 11 Uyanış1.677 kelime
- 12 Alıntııı!!377 kelime
- 13 Sessizlikten Önce1.963 kelime
- 14 Hiçbir Şey Beni Durduramaz2.314 kelime
- 15 Bilinmeyen Ses1.715 kelime
- 16 Kırgın Sofra2.564 kelime
- 17 Kaderin Eşiğinde2.070 kelime
- 18 Kına Eğlencesi2.686 kelime
- 19 Kıskançlık2.234 kelime
- 20 Yabancı2.527 kelime
- 21 Bir Keçi Meselesi2.885 kelime
- 22 Mavi Gözler'in Ardında4.741 kelime
- 23 Kırılan Kardeşlik3.733 kelime
- 24 Bir Kapı'nın Eşiğinde2.553 kelime
- 25 Gülüşün Çok Güzel2.564 kelime
- 26 Sarılma ve Özür3.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Medya:Buraya bir adet Baran ve Eylül bırakıyorum... Ve bölüme geçebiliriz
Ağır makineli tüfeğin sesi dağın her yamacında yankılanırken Kurt Timi bulunduğu kayalıkların arkasında disiplinini bozmadan mevzisini koruyordu. Mermiler kayalara çarpıp kıvılcımlar çıkarıyor, kopan taş parçaları havada savruluyordu. Karşı taraftaki silahlı grup mağaranın önünü bırakmamak için yoğun ateş açıyor, Eylül ise siper aldığı kayanın ardından bütün alanı dikkatle izliyordu. Gözleri sürekli hareket hâlindeydi. Dışarıdaki grupların hangi kayaları kullandığını, hangi noktalardan ateş ettiklerini ve geri çekilme güzergâhlarını tek tek hafızasına kazıyordu.
Baran kısa süreli bir baskı ateşi açıp tekrar siperine çekildi. "Komutanım, sağ taraftaki grup geri çekiliyor." dedi. Eylül dürbününü indirip sakin bir sesle, "Takip etmeyin. Geri çekilmelerine izin verin." diye karşılık verdi. Hakan da aynı anda sol taraftaki kayalıkları kontrol ederek, "İki kişi daha mağaraya girdi." dedi. Eylül başını hafifçe salladı. "Güzel... Plan istediğimiz gibi ilerliyor."
Tam o sırada mağaranın üst kısmındaki kayalıklardan peş peşe mermiler yağmaya başladı. Selim kayanın arkasına çekilirken, "Komutanım! Üst tarafta yeni bir grup var." diye seslendi. Eylül hiç vakit kaybetmeden el işareti verdi. "Hakan, üst hattı baskıla. Baran, sağ kanadı bırakma. Burak, benimle gel." Emir verildiği anda herkes görevini yerine getirmeye başladı. Kurt Timi tek bir vücut gibi hareket ediyor, kimse diğerinin önüne geçmeye çalışmıyordu.
Eylül ile Burak kayaların arasından hızla mevzi değiştirerek mağaraya biraz daha yaklaştılar. Burak ilerlerken gözünü yerden ayırmıyor, olası tuzakları kontrol ediyordu. Bir anda elini kaldırıp dur işareti verdi. "Komutanım, önümüzde kablo." dedi. Eylül diz çökerek toprağı inceledi. İnce bir misina hattı iki kayanın arasına ustalıkla gizlenmişti. "Patlayıcı düzeneği..." diye mırıldandı. Burak çantasından aparatlarını çıkarıp dikkatlice çalışmaya başladı. Yaklaşık bir dakika sonra derin bir nefes alarak, "Temiz." dedi.
Tam yeniden ilerleyecekleri sırada mağaranın girişinden yaklaşık yirmi kişilik silahlı bir grup dışarı çıktı. Rastgele ateş açarak Kurt Timi'ni bulunduğu yerden çıkarmaya çalışıyorlardı. Mermiler kayaların üzerine çarpıyor, vadi yeniden silah sesleriyle doluyordu.
Eylül silahını omzuna yasladı ve soğukkanlı bir şekilde, "Hakan, sol taraftaki büyük kayanın arkası. Baran, sağdan çıkan grubu baskıla. Selim, kimse arkadan dolaşmasın. Burak, benimle ilerle." dedi.
"Emredersiniz komutanım!"
Dört farklı noktadan açılan kontrollü ateş sayesinde mağaranın önündeki grup ilerleyemedi. Kafalarını kaldırdıkları anda mermiler hemen önlerindeki kayalara isabet ediyor, yeniden siper almak zorunda kalıyorlardı. Düşman sayıca çok fazlaydı ancak Kurt Timi'nin koordinasyonu onların avantajını azaltıyordu.
Baran bir kayanın ardından iki kısa atış yaptı. Sağ taraftaki grup tekrar mağaranın girişine doğru çekildi. Gülümseyerek, "Komutanım, içeriye sıkışıyorlar." dedi.
Eylül gözünü hedeften ayırmadan, "Devam edin. Kimse düzenini bozmasın." diye karşılık verdi.
Dakikalar süren çatışmanın ardından mağaranın dışındaki savunma hattı büyük ölçüde çözülmeye başlamıştı. Dışarıda kalan silahlı kişiler de birer birer mağaranın içine çekiliyordu. Ancak tam o sırada mağaranın girişinin sol tarafındaki yüksek kayalığın arkasından daha önce fark edilmeyen yeni bir grup ortaya çıktı.
Hakan sert bir sesle, "Komutanım! Sol üstte en az on beş kişi!" diye bağırdı.
Eylül başını kaldırıp o yöne baktı. Dudaklarını ince bir çizgi hâline getirdi.
"Demek son kozlarını oynuyorlar..."
Silahını daha sıkı kavradı ve elini kaldırarak mağaraya doğru bir işaret yaptı.
Mağaranın girişine birkaç metre kala Eylül eliyle dur işareti verdi. Gözlerini hem mağaranın ağzına hem de çevredeki kayalıklara gezdirdikten sonra kısa ama net bir ses tonuyla, "Plan değişmiyor. Baran, kuzey hattını al. Hakan, güney tarafına geç. Hiç kimse mağaradan çıkamayacak, dışarıdan da içeri kimse giremeyecek. Kaçmaya çalışan olursa geri püskürtün. Burak, Selim... Siz benimle geliyorsunuz." dedi. Kimse soru sormadı. Baran ile Hakan saniyeler içinde iki farklı noktaya dağılıp mağaranın çevresini kontrol altına alırken Eylül, Burak ve Selim karanlık koridora doğru ilerledi.
Mağaranın içi dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Nemli taş duvarların arasından ilerlerken jeneratörlerin uğultusu duyuluyor, tavandan damlayan su sesleri silah seslerine karışıyordu. Birkaç metre ilerlediklerinde sağ taraftaki odacıklardan yeniden ateş açıldı. Eylül anında diz çökerek karşılık verdi. Burak ve Selim de iki yana açılıp kontrollü şekilde ilerledi. Dar koridorda birkaç dakika süren çatışmanın ardından içerideki direniş kırıldı. Tam Eylül ayağa kalkıp ilerleyeceği sırada duvarın arkasından çıkan adamın sıktığı mermi sol kolunu sıyırarak geçti. Üniformasının kolu hızla kana bulandı. Eylül kurşunu sıkan teröristi etkisiz hale getirirken Selim refleksle ona döndü. "Komutanım, kolunuz..." dedi. Eylül yarasına sadece bir an baktı, cebinden çıkardığı sargıyı tek eliyle hızla sararken, "Çizik. Göreve devam." diyerek yürümeyi sürdürdü.
Koridorun sonunda geniş bir operasyon odasıyla karşılaştılar. Masaların üzerinde açık dizüstü bilgisayarlar, haritalar, şifreli telsizler ve klasörler vardı. Duvar boyunca asılmış büyük bölge haritalarında çeşitli noktalar işaretlenmişti. Eylül etrafı dikkatlice inceledi ve sakin bir sesle, "Mağarayı patlatmadan önce buradaki her şey alınacak. Bilgisayarlar, hard diskler, telefonlar, belgeler... İstihbarat değeri olabilecek hiçbir şey burada kalmayacak." dedi. Burak korumalı çantaları açıp bilgisayarları sökmeye başlarken Selim klasörleri tek tek kontrol ediyor, önemli evrakları delil torbalarına yerleştiriyordu.
Tam o sırada Baran'ın sesi telsizden duyuldu. "Komutanım, kuzey tarafta hareketlilik var. Yaklaşık on kişi mağaraya ulaşmaya çalışıyor." Eylül hiç telaşlanmadan, "Teması kesme. İçeri girmelerine izin verme." dedi. Ardından Hakan'ın sesi geldi. "Güney hattı temiz ama uzaktan takviye geliyor gibi." Eylül kısa bir an düşündü. "Olduğunuz yeri bırakmayın. Beş dakika daha kazandırın, çıkıyoruz."
Burak son bilgisayarı da çantasına koyarken mağaranın arka bölümünde çelik bir kapı fark etti. Kapıyı açtığında içeride mühürlü kasalar, uydu telefonları ve harici veri depoları vardı. "Komutanım, sanırım asıl arşiv burası." dedi. Eylül içeri girip göz gezdirdi. "Hepsini alın. Bu operasyonun en değerli kısmı bunlar." Selim kasadaki evrakları toplarken Burak veri depolarını dikkatlice söküp korumalı çantalara yerleştirdi.
Belgelerin tamamı alındıktan sonra Eylül mağaranın taşıyıcı kolonlarını gösterdi. "Şimdi sıra son aşamada." dedi. Burak çantasından patlayıcıları çıkarıp kolonlara yerleştirmeye başladı. Selim zamanlayıcıları hazırlarken Eylül de giriş yönünü kontrol etti. Bu sırada Baran yeniden telsize geçti. "Komutanım, baskıyı sürdürüyoruz ama daha fazla beklersek sayıları artacak." Eylül son patlayıcının da yerleştirildiğini görünce başını salladı. "Tamam. Hepiniz geri çekilin. Mağaradan çıkıyoruz."
Üçlü hızla mağaradan dışarı çıktı. Hakan ve Baran onları koruyarak güvenli noktaya çekildi.
Burak uzaktan kumandayı Eylül'e uzattı. Eylül çökecek mağaraya son kez baktı. Omzundaki çantada ele geçirilen belgeler ve dijital materyaller duruyordu. Parmaklarını kumandanın üzerine koyduktan sonra gözlerini Baran'a çevirdi. " Taradınız değil mi çevreyi? Bir tane bile şerefsiz kaçmayacak" diye sordu. Baran çevreyi son kez dürbünüyle kontrol edip kendinden emin bir ifadeyle, "Evet komutanım. Hakan'la çevreyi tamamen taradık. Kaçan yok. Hepsi patlamadan etkilenecek mesafede. Dışarıdan yaklaşan da kalmadı." dedi. Eylül bu kez başını hafifçe salladı. "Güzel... O zaman bitirelim." diyerek başparmağını düğmeye bastı.
Eylül çöken kayalıkları birkaç saniye izledi. Alevler gözbebeklerine yansıyor mavi gözlerinde bir yangın başlatıyordu.
Patlamanın ardından yükselen toz bulutu yavaş yavaş dağılırken Kurt Timi birkaç dakika daha bölgede bekledi. Hakan ve Selim çevrede son kontrollerini yaparken Burak ele geçirilen istihbarat çantalarını tekrar gözden geçiriyor, hiçbir materyalin geride kalmadığından emin oluyordu. Eylül ise çöken mağaraya son kez baktıktan sonra sakin bir sesle, "Tamamdır, bölge temiz. Araca dönüyoruz." dedi.
Beşli dar patikadan aşağı doğru yürümeye başladı. Eylül her zamanki gibi en önde ilerliyordu. Sol kolunu normal şekilde kullanmaya çalışsa da üniformasının kol kısmındaki kurumuş kan lekesi dikkat çekmeye başlamıştı. Kurşun sadece kolunu sıyırmıştı; ciddi bir yarası yoktu ama üniforması kana bulanmıştı.
Baran'ın bakışları bir anda Eylül'ün koluna takıldı. Kaşları anında çatıldı ve adımlarını hızlandırarak yanına geldi. "Eylül..." dedi sert bir sesle. "Koluna ne oldu?"
Eylül yürümeyi bırakmadan kısa bir bakış attı.
"Bir şey yok abi. Kurşun sıyırdı geçti."
Baran olduğu yerde durdu.
"Bir şey yok mu?" diye çıkıştı. "Sen kurşunu kalbine yesen bile birşey yok dersin. Ayrıca operasyon boyunca kulaklığın açıktı. Niye tek kelime etmedin? Neden haber vermedin bana?"
Eylül omuz silkti.
"Çünkü duracak bir durumda değildik."
Baran'ın sesi daha da sertleşti.
"Buna sen karar veremezsin! Ya o sıyrık sandığından daha kötü olsaydı? Ya hareket kabiliyetini etkileseydi? Sen timin komutanısın, kendini de korumak zorundasın."
Eylül bu kez dönüp Baran'a baktı.
"Abi..." dedi sakin ama kendinden emin bir sesle. "O an görev yarım kalamazdı. Bir çizik için herkesin dikkatini dağıtamazdım."
Baran başını iki yana salladı.
"Yine aynı inat. Hep önce görev, sonra kendin."
Eylül hafifçe gülümsedi.
"Bu timi sen de tanıyorsun. Haber verseydim hepiniz bana odaklanacaktınız. Ben de bunu istemedim."
Baran derin bir nefes verdi. Birkaç saniye sustu, sonra daha sakin ama sitem dolu bir sesle, "Bir daha böyle bir şey olursa önce bana haber vereceksin. Anlaştık mı?" dedi.
Eylül hafifçe gülerek, "Tamam abi... Söz." diye karşılık verdi.
Baran da istemeden gülümsedi.
"İyi. Çünkü seni revire kendi elimle götüreceğim."
Eylül kaşını kaldırdı.
"Emredersiniz komutanım."
Arkadan yürüyen Hakan gülümseyerek Burak'a eğildi.
"Komutanı azarlayabilen tek kişi Baran abi o da yine iş başında."
Burak hafifçe güldü.
"Abi kontenjanı sadece Baran'a ait."
Eylül bunu duyunca arkasına bakmadan, "İkinizi de duyuyorum." dedi.
Herkes kısa bir kahkaha attı. Operasyon başarıyla tamamlanmıştı.
---
Yaklaşık 3 saatlik yolculuğun ardından araç karargâhın bahçesine girdi. Motor durur durmaz Eylül emniyet kemerini çözüp inmek istedi. Daha kapıyı yeni açmıştı ki Baran onun sol kolundaki kurumuş kan lekesine tekrar baktı ve sert bir sesle, "Revire." dedi.
Eylül umursamaz bir tavırla aracın kapısını kapattı. "Gerek yok abi. Sadece sıyrık."
Baran kaşlarını çattı. Kızar bir tonda Eylüle söylenmeye başladı.
"Gerek yok mu? Operasyon boyunca tek kelime etmedin, şimdi de revire gitmeyeceğini mi söylüyorsun."
Eylül yürümeye başlayınca Baran kolundan hafifçe tuttu.
"Gel."
"Abi..."
"İnat etme abim."
"Valla iyiyim abi sal beni ya."
"Onu doktor söyleyecek, sen değil."
Eylül derin bir nefes verdi. Baran'ın bu konuda geri adım atmayacağını biliyordu. Hafifçe gülümseyerek, "Tamam tamam... Bırak kolumu, kendim geliyorum." dedi.
Baran ancak o zaman kolunu bıraktı.
"Akıllı uslu ol. Biraz abi sözü dinle." Dedi Baran ayıplar tonda.
Eylül başını iki yana salladı.
"Şu hâline bak..."
İkili yan yana revire doğru yürürken Hakan, Burak ve Selim birkaç adım geriden onları izliyordu.
Baran'ın Eylül'ün peşini bir an bile bırakmamasını gören Selim hafifçe gülümseyip, "Komutanımın tek zayıf noktası galiba Baran abi." dedi. Burak alçak sesle, "O da zayıf nokta değil, sözünü dinlediği tek kişi." diye karşılık verdi. Hakan ise gülümseyerek, "Abi olunca rütbe falan işlemiyor demek ki." dedi.
Eylül konuşulanları duymasına rağmen arkasını dönmeden, "Siz üçünüz çok konuşuyorsunuz." deyince üçü de kısa bir kahkaha attı. Baran ise hafifçe sırıtıp başını iki yana sallayarak, "Kesin sesinizi de şu inatçı komutanı revire sokalım." diyerek kapıyı açtı.
Doktor pansuman masasını hazırlarken Eylül sandalyeye oturdu. Kolundaki geçici sargıyı dikkatlice çözüp yarayı kontrol etti.
Kurşun kolu sadece yüzeysel olarak sıyırmıştı. Yarayı temizleyip yeniden pansuman yaptıktan sonra, "Şanslıymışsınız komutanım. Dikiş gerektirecek bir durum yok ama pansumanı aksatmayın. Birkaç gün kolunuzu gereksiz zorlamayın." dedi. Eylül kolunu hafifçe hareket ettirip, "Göreve engel olur mu?" diye sordu. Doktor gülümseyerek, "Hayır." cevabını verdi. Eylül ayağa kalkarken Baran hâlâ memnun görünmüyordu. "Bir dahaki sefere bana haber vereceksin." dedi. Eylül de hafifçe gülerek, "Tamam abi, söz." diye karşılık verdi.
Revirden çıktıktan sonra beşli doğruca harekât merkezine geçti. Eylül, operasyon sırasında ele geçirilen dizüstü bilgisayarları, harici diskleri, şifreli telsizleri, haritaları ve klasörleri Albay'ın masasına bıraktı. Albay belgeleri tek tek incelerken memnuniyetle başını salladı. "Sadece mağarayı imha etmekle kalmamış, örgütün önemli istihbaratını da ele geçirmişsiniz. İstihbarat birimi bunları inceleyince yeni hedeflere ulaşacağız. Başarılı bir operasyondu." dedi. Eylül selam vererek, "Görevimiz komutanım." diye karşılık verdi. Albay timin tamamına bakıp, "Hepinizi tebrik ediyorum. Bugünlük serbestsiniz." dedi.
Harekât merkezinden çıktıktan sonra Eylül odasına uğradı. Sol kolundaki pansuman temizdi ancak kamuflajının kol kısmındaki kurumuş kan görüntüsü rahatsız ediciydi. Dolabını açıp temiz kıyafetlerini çıkardı. Kanlı kamuflaj üstünü çıkarıp yerine siyah, sıfır kollu dar bir atlet giydi. Kolundaki beyaz sargı atletin altında kalıyor, dışarıdan bakıldığında neredeyse fark edilmiyordu. Aynaya kısa bir bakış attıktan sonra odadan çıktı.
Koridorda duvara yaslanmış bekleyen Baran onu görünce, "Sonunda." dedi. Eylül hafifçe gülümsedi. "Kanlı üniformayla eve gitmek istemedim." Baran başını salladı. "İyi yapmışsın. Hadi, yürüyelim."
İkili karargâhtan çıkıp mahalleye doğru yürümeye başladı. Operasyonun gerginliği yavaş yavaş üzerlerinden atılırken Baran bir anda yol kenarındaki marketi gösterdi. "Evde kahve bitmiş. İki dakikada alıp çıkacağım." dedi. Eylül başını sallayıp, "Tamam abi. Ben yavaş yürürüm, sen yetişirsin." diye karşılık verdi.
Baran marketin cam kapısından içeri girerken Eylül ellerini ceketinin ceplerine koyup ağır adımlarla yürümeye devam etti. Operasyonun yorgunluğu yeni yeni üzerine çökmeye başlamıştı. Sol kolundaki sıyrık hafif hafif sızlıyor olsa da bunu önemsemiyordu. Mahalle her zamanki gibi sakindi.
Ta ki birkaç sokak ileriden yükselen öfkeli sesler sessizliği bozana kadar. "Kaçacak yerin yok dedik sana!" diye bağıran bir sesin ardından sert bir yumruk sesi duyuldu. Sonra bir başkası, "Bitirin şunu!" diye bağırdı. Eylül'ün adımları bir anda durdu. Başını sesin geldiği dar ara sokağa çevirdi, birkaç saniye dinledi. Bağırışlar devam ediyordu. Derin bir nefes alıp kendi kendine, "Kesin başları belaya girmiş..." diye mırıldandı ve hiç düşünmeden ara sokağa yöneldi.
Sokağın köşesini döndüğü anda karşısındaki manzara kaşlarının sertçe çatılmasına neden oldu. Yaklaşık altı yedi kişilik bir grup genç, yerdeki tek bir kişiyi acımasızca darbediyordu. Yumruklar peş peşe savruluyor, tekmeler havada uçuşuyordu. Yerdeki genç kendini korumaya çalışıyor ama sayıca üstün olan grubun arasında iyice sıkışıyordu.
Eylül birkaç adım daha yaklaştığında yerdeki kişinin yüzünü seçebildi. Kerem'di. Gözleri bir anlığına büyüse de bunu belli etmedi. Tam o sırada içlerinden biri Kerem'i yakasından tutup ayağa kaldırırken öfkeyle, "Bugün bu iş bitecek!" diye bağırdı.
Eylül buz gibi bir sesle, "Yeter." dedi. Sesindeki soğukluk bir anlığına sokağı sustursa da grubun içinden biri arkasını bile dönmeden, "Defol git, seni ilgilendirmez." diye karşılık verdi. Eylül hiç duraksamadan birkaç adım daha yaklaştı. Bakışları tek tek hepsinin üzerinde dolaştıktan sonra aynı soğuklukla, "Sana ikinci kez söylemeyeceğim." dedi. Bu kez grubun tamamı dönüp ona baktı. En önde duran iri yapılı çocuk Eylül'ü baştan aşağı süzüp alaycı bir ifadeyle, "Ne oldu? Kahraman mı olacaksın?" diye sordu.
Eylül tek kelime etmedi. Sadece ceketinin fermuarını yavaşça açtı, ceketi omuzlarından çıkarıp yol kenarındaki korkuluğun üzerine bıraktı.
Siyah sıfır kollu atletiyle dimdik dururken yüzündeki ifade hâlâ aynıydı; sert, soğuk ve ifadesiz... İçlerinden biri arkadaşına dönüp küçümseyerek, "Şu kıza bak sen..." diye güldü. Eylül başını hafifçe yana eğip gözlerini onlardan ayırmadan, "Son kez söylüyorum... Çekilin." dedi. Grubun lideri bu kez kahkaha atarak, "Çekilmezsek ne olacak?" diye sordu.
Eylül kısa bir an Kerem'e baktı. Kerem aldığı darbeler yüzünden güçlükle ayakta duruyordu. Sonra yeniden karşısındakilere döndü ve tek kelimeyle, "Sonuçlarına katlanırsınız." dedi.
Sözleri biter bitmez içlerinden biri öfkeyle üzerine atıldı. Yumruğunu savurduğu anda Eylül tek hamlede bileğini yakalayıp dengesini bozdu. Çocuk ne olduğunu anlayamadan sırtüstü yere düştü.
Bunu gören ikinci kişi bağırarak saldırdı ancak Eylül bu kez yana çekilip dirseğiyle göğsüne kontrollü bir darbe indirdi. Çocuk nefesi kesilmiş şekilde geriye sendeledi. Birkaç saniye içinde grubun tamamı Eylül'ün etrafını sardı. Ama Eylül hepsini ustaca hallediyordu.
Tam o sırada en arkada duran genç cebinden parlak bir bıçak çıkardı. Kerem'in gözleri bir anda büyüdü. "Abla bıçak dikkat et!" diye bağırdı. Eylül başını çevirdiği anda bıçaklı genç tüm hızıyla Kerem'e doğru atıldı.
~6. Bölüm sonu~
Güzel gidiyormuyuz sizce!??
Veee bölüm sonu sizce nasıldı güzel olmuş mu?
Peki sizce diğer bölümde ne olacak ?
Bölüm etkileşimi
