4. bölüm / 26
Sessizliğin Komutanıİlk Görüşme
Bölümler 26Şu an: İlk Görüşme
- 1 Tanıtım139 kelime
- 2 Kurt Timi2.173 kelime
- 3 Beklenmeyen Gerçekler2.519 kelime
- 4 İlk Görüşme2.287 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Ön Yargılı Abiler2.312 kelime
- 6 Ateş Çemberi3.063 kelime
- 7 Görev Dönüşü2.355 kelime
- 8 Saldırı3.233 kelime
- 9 Pişmanlık3.461 kelime
- 10 Atan Bir Umut2.576 kelime
- 11 Uyanış1.677 kelime
- 12 Alıntııı!!377 kelime
- 13 Sessizlikten Önce1.963 kelime
- 14 Hiçbir Şey Beni Durduramaz2.314 kelime
- 15 Bilinmeyen Ses1.715 kelime
- 16 Kırgın Sofra2.564 kelime
- 17 Kaderin Eşiğinde2.070 kelime
- 18 Kına Eğlencesi2.686 kelime
- 19 Kıskançlık2.234 kelime
- 20 Yabancı2.527 kelime
- 21 Bir Keçi Meselesi2.885 kelime
- 22 Mavi Gözler'in Ardında4.741 kelime
- 23 Kırılan Kardeşlik3.733 kelime
- 24 Bir Kapı'nın Eşiğinde2.553 kelime
- 25 Gülüşün Çok Güzel2.564 kelime
- 26 Sarılma ve Özür3.044 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Medya: Eylül ve Karahanlı ailesi
Eylül odasındaki masanın başında sessizce oturuyor, bilgisayar ekranındaki aile fotoğrafına dalıp gidiyordu. İki gündür böyleydi bilgisayarında hep o ailenin fotoğrafı vardı. Birkaç dakika önce aynı fotoğrafa defalarca bakmış, her yüzü tek tek incelemişti. Yirmi sekiz yıl boyunca varlığından habersiz olduğu insanlar şimdi ekranın diğer tarafındaydı. İçlerinden bazıları daha telefonda onu istemediklerini açıkça söylemişti. Buna rağmen bilgisayarı kapatamıyor, sanki fotoğrafa biraz daha bakarsa eksik kalan yılları anlayabilecekmiş gibi hissediyordu.
Kapı iki kez tıklatıldı. "Komutanım, müsait misiniz?" diyen Baran'ın sesi duyulunca Eylül ekranı kapatmadan, "Gel." dedi. Baran içeri girer girmez onun yüzüne baktı. "Hâlâ düşünüyorsun." deyince Eylül hafifçe gülümsedi. "Belli oluyor mu?" diye sordu. Baran sandalyeyi çekip oturdu. "Seni çocukluğundan beri tanıyorum. Sen sessiz kaldığında kafanın içinde fırtına kopuyor demektir."
Baran birkaç saniye sustu. "Ne hissediyorsun?" Eylül derin bir nefes verdi. "Bilmiyorum. Onlar benim ailem olabilir ama ben onlar için yabancıyım."
Tam o sırada telefon çalmaya başladı. Ekrandaki numara tanıdık değildi ama Eylül bunun kim olduğunu tahmin etmişti. Birkaç saniye bekledikten sonra telefonu açtı. "Alo?" dedi. Karşı taraftan çekingen bir kadın sesi geldi. "Merhaba... Ben Zeynep hatırladın umarım." Eylül kısa bir sessizlikten sonra, "Merhaba Zeynep Hanım hatırladım." diye karşılık verdi. Kadın sesi titreyerek, "Rahatsız etmiyorumdur inşallah." dedi. Eylül pencereye yönelip, "Hayır, buyurun." diye cevap verdi.
Telefonun diğer ucundaki kadın birkaç saniye konuşamadı. Sonunda, "Dünden beri seni düşünüyorum. Seni görmek istiyorum Eylül. Mecbur değilsin ama eğer kabul edersen tanışmayı çok isterim." dedi. Eylül gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Bunun ikimiz için de kolay olmayacağını biliyorsunuz." deyince kadın hüzünlü bir sesle, "Biliyorum. Ben de ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Sadece seni bir kez görebilmeyi istiyorum." diye karşılık verdi.
Eylül cevap vermeden önce Baran'a baktı. Baran hiçbir şey söylemedi, sadece kararın tamamen ona ait olduğunu belli eden küçük bir baş hareketi yaptı. Eylül yeniden telefona döndü. "Tamam." dedi. "Ama bunun sadece bir tanışma olduğunu bilmenizi isterim." Karşı taraftan derin bir nefes sesi duyuldu. "Elbette. Seni hiçbir şeye zorlamayacağım. Adresi sana gönderiyorum."
Telefon kapanınca odada kısa bir sessizlik oluştu. Baran, "Ne dedi?" diye sorunca Eylül telefonu masaya bıraktı. "Görüşmeyi kabul ettiğim için çok sevindi." dedi. Baran hafifçe gülümsedi. "Bence doğru karar verdin görüşmeyi kabul ederek." Eylül omuz silkti. "Doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Ama yıllardır cevabını aradığım soruların karşısından kaçmak istemiyorum."
Birkaç saniye sonra telefona konum düştü. Eylül haritayı açınca adresin şehir merkezine yakın büyük bir konağı gösterdiğini gördü. Ekrana birkaç saniye baktıktan sonra telefonu kapattı. "Bugün izinliyim." dedi. "Birazdan oraya gideceğim."
Baran ayağa kalktı. "Tek başına gitmene izin vermem." deyince Eylül kaşlarını kaldırdı. "Baran..." Baran onun sözünü keserek, "İçeri sen girersin, ben girmem. Ama seni oraya yalnız göndermem. Yetimhanede de böyleydi, şimdi de böyle." dedi. Eylül istemsizce gülümsedi. "Bazen gerçekten inatçısın." Baran da gülerek, "Bunu senden öğrendim." diye karşılık verdi.
Eylül dolabını açıp sivil kıyafetlerini çıkardı. Bugün ilk kez, ne bir tim komutanı ne de bir asker olarak hareket edecekti. Sadece yıllardır adını bile bilmediği insanlarla tanışmaya giden Eylül olacaktı.
---
Yaklaşık kırk dakika sonra Baran'ın kullandığı araç, Hakkâri'nin dışındaki büyük konağın önünde durdu. Yüksek taş duvarlar ve demir kapı, içeride yaşayan ailenin yıllardır aynı düzen içinde yaşadığını hissettiriyordu. Eylül birkaç saniye konağa baktı. Baran motoru durdurup ona döndü. "Hâlâ vazgeçebilirsin." dedi. Eylül gözlerini kapıdan ayırmadan, "Hayatım boyunca cevabını bilmediğim bir sorudan şimdi kaçamam." diye karşılık verdi. Baran başını salladı. "Tamam. Ben burada beklerim. Ne kadar sürerse sürsün." Eylül küçük bir tebessümle, "Teşekkür ederim." dedi ve araçtan indi.
Kapıya doğru yürürken kalbinin normalden daha hızlı attığını hissediyordu. Parmaklarını zile uzatmadan önce derin bir nefes aldı ve zile bastı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Karşısında kırklı yaşlarında bir kadın duruyordu. Kadının gözleri Eylül'ü gördüğü anda doldu. Dudakları titredi. "Eylül..." diyebildi sadece. Eylül kibar ama mesafeli bir tavırla, "Merhaba Zeynep Hanım." dedi. Zeynep gözyaşlarını silmeye çalışarak, "Hoş geldin." diye karşılık verdi ve kenara çekildi. "İçeri geçebilirsin."
Eylül ağır adımlarla konağın içine girdi. Geniş salon oldukça sessizdi. Duvarlarda büyük aile fotoğrafları, madalyalar ve eski askerî çerçeveler asılıydı. Salondaki koltuklarda birkaç kişi oturuyordu. İçeri girdiğini görünce hepsi aynı anda ona döndü. Ortamda öyle bir sessizlik oluştu ki saatin tik takları bile duyuluyordu.
İlk ayağa kalkan, ellili yaşlarının sonunda, sert bakışlı bir adam oldu. Eylül onun Mehmet Karahan olduğunu baktığı resimlerden anladı. Adam birkaç saniye boyunca onu dikkatlice süzdü, ardından kısa bir baş hareketiyle, "Hoş geldin." dedi. Eylül aynı resmiyetle, "Merhaba Mehmet Bey." diye karşılık verdi.
Tam o sırada koltukta oturan uzun boylu bir adam ayağa kalktı. Üzerindeki sivil kıyafetlere rağmen asker duruşu belliydi. Soğuk bir ifadeyle, "Demek geldin." dedi. Eylül gözlerini ona çevirdi. "Evet." diye cevap verdi. Adam kollarını göğsünde birleştirerek, "Ben Yiğit." dedi. Ses tonunda ne sıcaklık ne de samimiyet vardı. Bayağı bir soğuk ve sertti.
Yanındaki adam hafifçe gülümser gibi yapıp, "Ben Kaan." dedi. Ardından ekledi: "Açık konuşacağım. Gelmeni beklemiyordum."
Eylül sakinliğini koruyarak, "Gelmemi istemediğinizi telefonda söylemiştiniz." dedi.
Kaan omuz silkti. "Fikrim değişmedi."
Salondaki hava daha da gerildi.
Bu kez köşede oturan Aras ayağa kalktı. Sert bakışlarını Eylül'den ayırmadan, "Bizim için hâlâ yabancısın." dedi. "Bir DNA sonucu her şeyi değiştirmez."
Eylül aynı sakin tavrıyla, "Ben de zaten hiçbir şeyin bir anda değişmesini beklemiyorum." diye karşılık verdi.
Tam ortam yeniden sessizliğe gömülmüşken başka bir adam ayağa kalktı. Diğerlerinden daha yumuşak bir ifadeye sahipti. Eylül'e yaklaşarak hafifçe gülümsedi. "Ben Mert." dedi. "Uzun bir yol gelmişsin. En azından oturup bir şeyler içmeden gitme."
Eylül ilk kez salondaki biriyle konuşurken kendini biraz daha rahat hissetti. "Teşekkür ederim." dedi.
Mert'in bu tavrı Yiğit'in hoşuna gitmedi. Kardeşine dönüp, "Bu kadar çabuk yumuşama hemen." dedi. "Daha hiçbir şey bilmiyoruz."
Mert sakinliğini bozmadan, "Bildiğimiz tek şey, burada bulunmasının kendi seçimi olmadığı." diye karşılık verdi.
Yiğit cevap vermedi ama yüzündeki sert ifade değişmedi.
Zeynep sessizliği bozmak istercesine, "Herkes otursun." dedi. "Ayakta konuşarak bu gerginlik bitmez."
Eylül, gösterilen tekli koltuğa oturdu. Diğerleri de yerlerine geçti. Masanın üzerindeki çaylar çoktan hazırlanmıştı ama kimsenin çaya uzandığı yoktu. Herkes birbirini süzüyor, ilk sözü kimin söyleyeceğini bekliyordu. Salondaki sessizlik, yaklaşan konuşmanın hiç de kolay geçmeyeceğinin habercisiydi.
---
Salondaki sessizlik dakikalarca sürdü. Masanın üzerindeki çaylardan yükselen buhar yavaş yavaş kaybolurken kimse ilk sözü söylemeye cesaret edemiyordu. Eylül, karşısında oturan insanları tek tek inceliyor, onlar da aynı şekilde onu süzüyordu. Sonunda sessizliği Mehmet bozdu. "Gelmeyi kabul ettiğin için teşekkür ederim." dedi. Eylül başını hafifçe salladı. "Sadece bazı sorularımın cevabını öğrenmek istedim." diye karşılık verdi.
Yiğit koltuğunda geriye yaslanıp kollarını bağladı. "Bizim de cevap beklediğimiz sorular var." dedi. Eylül gözlerini ona çevirdi. "Sorabilirsiniz." Yiğit kısa bir nefes aldı. "Önce şunu bilmeni istiyorum; sana karşı bu tavrımızın sebebi sen değilsin." Kaan hafifçe gülümseyip, "En azından tamamen sen değilsin." diye ekledi.
Eylül kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsunuz?" diye sorunca Aras başını öne eğdi. "Yaklaşık bir yıl önce başka bir kız çıktı." dedi. "Elinde belgeler vardı, DNA sonucunu bile göstermişti. Kendisinin yıllar önce kaybolan kızımız olduğunu söyledi." Zeynep'in gözleri doldu. "O gün... Hiç düşünmeden ona inandım." diye fısıldadı.
Mert derin bir nefes alarak söze girdi. "Aylarca bizimle yaşadı. Aynı sofraya oturdu, aynı evde kaldı. Ona gerçekten ailemiz gibi davrandık." Mehmet'in yüzü sertleşti. "Sonra her şeyin yalan olduğu ortaya çıktı." dedi. "DNA sonuçlarıyla oynanmıştı. Amacı para ve mirastı."
Ama Eylül bunun altında daha farklı şeyler olduğunu hissetti. O kız muhtemelen bu aileye birşeyler yapmıştı. Sadece para almaya gelmiş olamaz.
Salondaki hava bir anda ağırlaştı. Zeynep gözyaşlarını silerken, "O gittikten sonra bu ev uzun süre toparlanamadı." dedi. "Kimse birbirine güvenemez oldu." Yiğit sert bir sesle, "Bu yüzden sana karşı temkinliyiz." diye ekledi. "Bir kez kandırıldık. Aynı şeyi ikinci kez yaşamaya niyetimiz yok."
Eylül bütün konuşmayı sessizce dinledi. Yüzünde ne kırgınlık ne de öfke vardı. Birkaç saniye sonra sakin bir sesle, "Bunu bana açıklamak zorunda değildiniz." dedi. Yiğit hemen, "Bilmeni istedik." diye karşılık verdi. "Çünkü seni neden sorguladığımızı anlamanı istiyoruz."
Eylül hafifçe başını salladı. "Anlıyorum." dedi. "Ben olsam belki ben de aynı şekilde davranırdım." Bu cevap salondaki herkesi şaşırttı. Kaan beklediği gibi bir tepki alamayınca, "Yani alınmadın?" diye sordu. Eylül ona bakıp, "Hayır. Güven kazanılır, istenmez." diye cevap verdi.
Bu söz üzerine salonda kısa bir sessizlik oluştu. Mert'in yüzünde ilk kez belli belirsiz bir tebessüm oluşurken Zeynep, Eylül'e biraz daha umutla baktı. Yiğit ise hâlâ aynı sert ifadeyle oturuyor, karşısındaki genç kadını çözmeye çalışıyordu.
Tam o sırada konağın kapısı açıldı. İçeri üniversite çantası omzunda genç bir delikanlı girdi.
Kapının önünde şaşkınlıkla duran Kerem, salondaki yabancı kadına birkaç saniye baktı. Omzundaki çantayı yere bırakırken, "Ben bir şeyi mi kaçırdım?" diye sordu. Zeynep ayağa kalkıp derin bir nefes aldı. "Kerem... Bu Eylül." dedi. Kerem önce annesine, sonra Eylül'e baktı. "Yani..." diye mırıldandı. Mehmet sözü tamamladı. "DNA sonucunda kardeşiniz olduğu ortaya çıkan kız." Kerem duyduklarını sindirmeye çalışırken yavaşça Eylül'ün karşısındaki koltuğa oturdu. "Merhaba." dedi. Eylül de aynı sakinlikle, "Merhaba." diye karşılık verdi.
Kerem'in şaşkınlığı henüz geçmemişti. "Açıkçası böyle bir karşılaşma beklemiyordum." deyince Eylül hafifçe omuz silkti. "Ben de beklemiyordum." dedi. Kısa bir sessizlik oluştu. Sessizliği bozan yine Yiğit oldu. Kollarını göğsünde birleştirerek, "Madem tanıştık, birkaç şey daha öğrenelim." dedi. Eylül gözlerini ona çevirdi. "Sorabilirsiniz."
Yiğit hiç çekinmeden, "Ne iş yapıyorsun?" diye sordu. Eylül mesleğini açıklayamayacağını bildiği için kısa bir duraksamanın ardından, "Temizlik görevlisiyim." dedi. Bu cevapla birlikte Kaan alaycı bir gülümsemeyle arkasına yaslandı. "İlginç..." diye mırıldandı. Aras ise küçümseyen bir ifadeyle, "Biz dosyana ulaşamayınca farklı şeyler düşünmüştük." dedi. Eylül çay bardağını masaya bırakıp sakin bir sesle, "Düşünmeniz doğal." diye karşılık verdi.
Yiğit gözlerini ondan ayırmadan, "Doğal mı? Kusura bakma ama bir yıl önce de biri çıkıp 'Ben sizin kızınızım.' dedi. Meğer her şey yalanmış." deyince salondaki hava yeniden ağırlaştı. Zeynep üzgün bir ifadeyle başını öne eğdi. Eylül ise hiçbir tepki vermedi. "Yaşadıklarınızı biliyorum." dedi. "Bu yüzden bana güvenmemenizi de anlayabiliyorum."
Bu sakin cevap Yiğit'in beklediği bir tepki değildi. Kaşlarını çatarak, "Sinirlenmiyor musun?" diye sordu. Eylül gözlerinin içine bakarak, "Neden sinirleneyim? Güven zor kazanılır." dedi. Aras dudak büktü. "En azından bunu biliyorsun." diye laf sokunca Mert dayanamayıp, "Aras, yeter artık." dedi. Aras omuz silkti. "Gerçeği söylüyorum."
Kerem konuşulanları sessizce dinliyordu. Bir süre sonra Eylül'e dönerek, "Hakkâri'de yalnız mı yaşıyorsun?" diye sordu. Eylül başını salladı. "Evet." Kerem merakla, "Hiç ailen olduğunu düşündüğün oldu mu?" deyince Eylül kısa bir süre sustu. "Çocukken çok düşündüm." dedi. "Sonra beklemekten vazgeçtim."
Bu cümle Zeynep'in gözlerini yeniden doldurdu. Dudakları titreyerek, "Keşke seni daha önce bulabilseydik." dedi. Eylül ona nazik ama mesafeli bir ifadeyle baktı. "Geçmiş değişmiyor Zeynep Hanım." diye cevap verdi. "Kimsenin suçu olduğunu düşünmüyorum."
Tam o sırada Yiğit ayağa kalktı. "Bence bugünlük bu kadar yeter." dedi. "Herkesin bu duruma alışması zaman alacak." Eylül de ayağa kalkarak, "Ben de zaten uzun kalmayı düşünmüyordum." dedi. Ceketini eline alırken Zeynep telaşla, "Tekrar gelir misin?" diye sordu. Eylül birkaç saniye düşündü. "Uygun olursam gelirim." diye karşılık verdi.
Kapıya doğru yürürken Kerem sessizce arkasından baktı. Diğer ağabeylerinin aksine onun kafasında önyargılardan çok cevaplanmamış sorular vardı. Yiğit, Kaan ve Aras ise hâlâ Eylül'ün anlattıklarına inanmıyor, bu sessiz ve soğukkanlı kadının gerçekten kim olduğunu çözmeye çalışıyordu. Eylül ise konağın kapısından çıkarken kimseyi kendine inandırmaya çalışmamıştı; çünkü bazı gerçeklerin sözlerle değil, zamanla ortaya çıkacağını biliyordu.
---
Üssün alarm sireni gece yarısını birkaç dakika geçmişken çalmaya başladı. Koridorda yankılanan sesle birlikte askerler odalarından çıkarken Eylül de montunu omzuna geçirip hızla harekât odasına girdi. Masanın üzerindeki haritada kırmızıyla işaretlenmiş nokta dikkat çekiyordu. Baran haritaya bakarken komutan kısa ve net konuştu: "İki sivil öğretmen kaçırıldı. Yerleri tespit edildi. Önceliğimiz rehineleri sağ salim çıkarmak."
Eylül dosyayı eline alıp birkaç saniye inceledi. "Tim hazır mı?" diye sorunca Hakan, "Hazır komutanım." dedi. Burak silahını kontrol ederken, "Yirmi dakika içinde hareket ederiz." diye ekledi. Eylül başını salladı. "Bu operasyonda tek bir rehineye bile zarar gelmeyecek. Ateş emri sadece mecbur kalındığında."
Kısa süre sonra zırhlı araçlar üs kapısından çıkıp karanlık dağ yollarına girdi. Araçta kimse konuşmuyordu. Sadece motor sesi ve teçhizatların birbirine çarpması duyuluyordu. Baran, Eylül'e dönüp alçak sesle, "İçimde kötü bir his var." dedi. Eylül gözünü gece görüş dürbününden ayırmadan, "Hislerle değil, planla hareket edeceğiz." diye karşılık verdi.
Yaklaşık kırk dakika sonra tim hedef bölgeye ulaştı. Issız bir taş evin çevresi sessizdi. Eylül el işaretiyle timi ikiye ayırdı. Hakan ve Selim arka taraftan ilerlerken Burak, Baran ve Eylül ön cepheye yöneldi. Tam kapıya yaklaşacakları sırada içeriden boğuk bir kadın çığlığı duyuldu.
Eylül vakit kaybetmedi. "Giriyoruz!" diye fısıldadı.
Kapı tek hamlede kırıldı. İçerideki silahlı kişiler ne olduğunu anlamadan çatışma başladı. Burak sağ taraftaki saldırganı etkisiz hâle getirirken Selim arka odaya yöneldi. Eylül ise bağlanmış iki rehineyi görünce yüksek sesle, "Korkmayın! Biz askeriz!" dedi.
Tam o sırada üst kattan ateş açıldı. Kurşunlardan biri duvarı parçalarken Baran, "Komutanım, yukarıdalar!" diye bağırdı. Eylül hiç düşünmeden merdivenlere yöneldi. İkinci kata çıktığında elinde silah bulunan bir saldırgan, rehin alınan öğretmenlerden birini önüne siper etmişti.
Eylül silahını doğrulttu ama ateş etmedi. Soğukkanlı bir sesle, "Silahını bırak. Çıkışın kalmadı." dedi.
Adam bağırarak öğretmenin başına silahı dayadı.
O an saniyeler bile uzamış gibiydi.
Eylül derin bir nefes aldı, adamın kısa bir anlık dikkat dağınıklığını yakaladı ve tek atış yaptı. Saldırgan yere yığılırken öğretmen korkuyla dizlerinin üzerine çöktü.
"İyi misiniz?" diye soran Eylül, kadının ellerindeki bağı çözdü. Kadın ağlayarak sadece başını sallayabildi.
Alt kattan Baran'ın sesi yükseldi. "Komutanım! Bölge temiz!"
Eylül telsizine uzanıp, "İki rehine sağ. Tüm tim dışarı çıksın." dedi.
Birkaç dakika sonra ambulanslar olay yerine ulaştı. Sağlık görevlileri öğretmenleri kontrol altına alırken yaşlı öğretmenlerden biri Eylül'ün elini tuttu. Gözleri dolmuştu. "Kızım..." dedi titreyen sesiyle. "Bizi kurtardın."
Eylül ciddi bir sesle konuştu. "Görevimiz. Artık güvendesiniz."
Operasyon başarıyla tamamlandıktan sonra tim üsse döndü. Eylül odasına girer girmez yeleğini çıkardı, masasının üzerine bıraktı ve sonunda saatlerdir kapalı olan telefonunu açtı.
Telefon birkaç saniye içinde art arda titreşmeye başladı.
Bir...
İki...
Beş...
Sekiz...
Toplam on üç cevapsız arama vardı.
Hepsi aynı kişidendi.
Zeynep Karahan...
Eylül ekrana birkaç saniye sessizce baktı. Şaşırmadan da edemedi. Neden bu kadar aramıştı ki. Ardından derin bir nefes alıp numaranın üzerine dokundu. Telefon çalmaya başlarken odanın içindeki sessizlik, biraz sonra duyacağı sesle bozulacaktı.
~3.bölüm sonu~
Birde ben Eylülü şiddet yanlısı biri olarak yazmak istemiyorum. Öz ailesine biraz daha anlayışlı, yumuşak davranacak Eylül. Zaten herşey anlaşıldığında öz ailesi fazlasıyla pişman olacak dedikleri için.
Eğer bir eksik veya hatam varsa söyleyebilirsiniz. İlk kitabım eksikleri, hataları çok olabilir.
Bölüm etkileşimi
